Kuşkusuz bu hidayetin üzerinde yine sınırı olmayan başka bir hidayet
bulunur.
Kul Rabbinden korktukça başka bir hidayete yükselir. O kulun
takvası
her defasında arttıkça, hidayeti de artar. Takvadan bir hazzı kaybettiği
zaman, hidayette de o ölçüde azalma baş gösterir. Kendisi her defasında takvaya
girdi mi hidayeti de ziyadeleşir. Hidayeti de her arttıkça takvası da artar.
Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz
şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca
size, Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir. Allah o kitapla
rızasına uygun hareket edenleri selâmet yollarına iletir. Onları izniyle
karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder."
(Maide,
15-16),
"Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı
ve (ey Muhammed,) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu
da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat
senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini
kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir."
(Şura, 13),
"Hiç
şüphesiz iman edip salih ameller işleyenleri, imanlarından dolayı Rableri
hidayete erdirir. Naîm cennetlerinde altlarından ırmaklar akar durur."
(Yunus,
9)
* İman ile onlara hidayet verdi. Kendileri iman ettiği zaman
bir hidayete daha onları ulaştırdı. Bunun benzeri de şu âyet-i kerimedir:
"Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih
ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından
da daha hayırlıdır." (Meryem, 56),
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten
sakınırsanız, O, size bir furkan verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi
bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir." (Enfal, 29)
Hakla bâtılın arasını ayıracakları nur da kendilerine verilen
Furkan'dandır. Hakkı yerine getirerek ve bâtılın belini kırarak, sahip oldukları
zafer ve izzet de Furkan'dandır. İşte Kur'an bununla tefsir edildi.
Allahu Teâlâ
şöyle buyurdu:
"Şüphesiz bunda Allah'a şükreden (hakka gönül veren) her kul için
bir ibret vardır." (Sebe, 9),
"Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı kul
için elbette ibretler vardır." (Sebe, 19)
Lokman, İbrahim, Sebe ve Şûra
sûrelerinde olduğu gibi...
Aşikar şahit olunan âyetlerde haber verildiğine göre; bu
âyetlerden ancak sabredenler ve şükredenler fayda görürler. Tıpkı Kur'an'ın
imanî konularıyla alakalı âyetlerinden ancak takvalıların, korkanların ve O'na
yakın olanların fayda gördükleri gibi. Her kimin maksadı, O'nun rızasına tâbi
olmak ise, O'nun bu âyetlerinden ancak Rabbinden korkan kimseler öğüt alırlar.
Allah'ın (c.c.) buyurduğu gibi:
"Tâ, Hâ, Ey Muhammed! Kur'an'ı
sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik. Ancak Allah'tan korkan kimse için bir
öğüt olarak (indirdik.)" (Taha, 1-3)
Ve kıyamet hakkında şöyle
buyurduğu gibi:
"Sen ancak
ondan korkacak olanları uyarıcısın."
(Naziat, 45)
Bu âyetlere iman etmeyene, onları ummayanlara, onlardan
dolayı korkmayanlara gelince, kuşkusuz açıkça şahit olunan âyetler olsun,
Kur'anî âyetler olsun hiçbiri o kimseye fayda vermez. İşte bundan dolayı Allahu
Teâlâ, Hud sûresinde, Peygamberleri yalanlayan ümmetlerin akıbetlerini
zikrettiği üzere, onlara dünyada iken bir alçalmışlığın vurulduğunu haber
vermiştir. Ondan sonra şöyle buyurmuştur:
"Buna karşılık, kavminin ileri gelen
kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak
görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin
arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz.
Aksine sizi yalancılar sanıyoruz." (Hud, 27)
Bu âyetiyle, peygamberleri yalanlayan kimselere verdiği
akıbette, âhiret azabından korkanlar için bir ibretin olduğunu haber vermiştir.
Âhirete inanmayan ve âhiret azabından korkmayanlara gelince; bunlara herhangi
bir ibret yoktur. Kendileri bunu duyduklarında:
"Hayır, şer, nimetler,
felaketler, mutluluk ve hüsran zaman içinde yok olup gitmez. Belki bazı felekî
etkenlere ve insanî güçlere dönüşürler." derler.
Muhakkak ki sabır ve şükür sebebiyle, kişi âyetlerden fayda
görmektedir. Çünkü iman, sabır ve şükür üzerine bina olmuştur. Yarısı sabır
yarısı da şükürdür. İşte kulun sabır ve şükrüne göre imanı kuvvet kazanır. Aynı
zamanda O'nun âyetleriyle ancak Allah'a (c.c.) ve âyetlerine iman etmiş kimse
fayda görür. Kişide iman, ancak sabır ve şükrün bulunmasıyla tamam olur.
- Nitekim
şükrün başı tevhiddir.
- Sabrın başı da hevaya davetiye çıkaran kimsenin icabetini
terk etmektir.
Şayet bu kimse müşrik ve hevasına tâbi olmuş bir kimseyse
sabreden ve şükreden olamaz. Buna ek olarak, âyetlerden bir fayda da görmez ve
bunda imanı da tesir etmez.
* İkincisi; bu da kendisini dalalete sokacak fücur, kibir ve
yalanın iktiza edilmesidir. Kur'an'da bu konu hakkında âyetler çoktur. Şu
âyetlerde buyrulduğu gibi:
"Muhakkak ki Allah bir sivrisineği hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman
edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabblerindendir. Ama küfre saplananlar:
"Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını
şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak fasıkları
şaşırtır. Onlar ki, söz verip anlaştıktan sonra Allah'a verdikleri sözü
bozarlar. Allah'ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık
bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara
uğrayanlar onlardır." (Bakara,
26-27),
"Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, âhirette de sağlam bir söz
üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar."
(İbrahim,
27),
"O hâlde, siz niçin münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah
onları kazandıktan günah yüzünden terslerine döndürdüğü hâlde Allah'ın
saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için
bir çıkış yolu bulamazsın." (Nisa, 88),
"(Yahudiler, Peygamberimize karşı alaylı
bir ifade ile) "Bizim kalblerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları
kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirler."
(Bakara,
88),
"Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman
etmedikleri gibi, gene iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör
ve şaşkın bırakırız." (En'am,
110)
Haber verdiğine göre; kendilerine iman geldiği zaman ondan
yüz çevirdikleri için Allahu Teâlâ onlara ceza vermiştir. Şüphesiz kendileri
imanı bildiler ve (bile bile) ondan yüz çevirdiler. Allahu Teâlâ da bundan
dolayı içlerini ve gözlerini (imana girmemek üzere) çevirdi ve kendileriyle
imanlarının arasına girdi. Şu âyette buyrulduğu gibi:
"Ey iman edenler!
Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resule
icabet edin." (Enfal, 26)
İçinde kendilerine hayat olacak
olana, Allah ve Resûl'üne davet ettikleri zaman onlara icabet etmelerini emir
buyurmuştur. Sonra icabetten yüz çevirmekten ve Allah'ın (c.c.) kendileriyle
kalplerinin arasına girmesine sebep olan icabeti geciktirmelerinden kendilerini
sakındırmıştır. Şöyle buyurmuştur:
"Onlar eğrilince,
Allah da kalblerini eğriltti. Allah fasıkları doğru yola iletmez."
(Saf, 5),
"Hayır hayır, öyle değil. Aksine onlann kazandığı günahlar
kalplerinin üzerine pas olmuştur." (Mutaffifin, 14)
Yüce Allah'ın bildirdiğine göre; kesbettikleri şeyler
kalplerinin üzerini örtüvermiştir. Kalpleriyle, O'nun âyetlerine iman arasına
girmişlerdir. Bunun üzerine onlar da "Öncekilerin masalları" deyiverdiler.
Münafıklar hakkında:
"Allah'ı unuttular da, Allah da onlan
unuttu. Gerçekten de münafıklar hep fâsık kimselerdir."
(Tevbe, 67) diye
buyurmuştur.
Allah'ı unuttukları için ceza olarak O da onları unutmuştur. Onlara
hidayeti ve rahmeti hatırlatmaz. Haber verdiğine göre; kendilerine nefislerini
unutturmuştur. Böylece onlar kendi nefislerinin kemali hakkında faydalı ilim ve salih amel yani hidayet ve hak dini talep etmediler. Bunları kendilerine
unutturmuştur. Onlara bunların sevgisini, marifetini ve bunlara karşı hırslı
olmalarını da unutturmuştur. Sırf Allah'ı unuttukları için bu cezayı hak
ettiler. Onlar hakkında şöyle buyurmuştur:
"(Ey Muhammed!) Onlardan seni
dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim
verilen kimselere alay yoluyla: "O demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte onlar
Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve
heveslerine uyarlar. Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidayetlerini
artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir."
(Muhammed,
16-17)
Bu âyetiyle onlar hakkında hevaya uymak ve bunun meyvesi ve
gereksinimi olan dalalet arasını cem etmiştir. Tıpkı hidayette olanlar hakkında
takva ile hidayetin arasını cem ettiği gibi.
|