SÂF SURESİ
Nurlu
Medine'de inmiştir. OndÖrt âyettir. Allahü Teâlâ âyet-i celilesinde şöyle buyuruyor:
"Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsi)
Allah'ı tesbîh (ve tenzih) etmektedir. O, galib-i mutlaktır. Yegâne hüküm ve hikmet sahibidir."
Geçmiş
sûrelerde bu hususlarda açıklama yapmıştık. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ey îman edenler, yapmayacağınız şeyi niçin
söylersiniz? Yapamayacağınızı söylemeniz, en şiddetli bir buğz
(u çekmesi) bakımından, Allah katında büyüdü"
İbn-i Abbas (r.a)1 nın
bildirdiğine göre, bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzulü
şöyledir: "Biz Allah katında amellerin en sevimlisi ve üstünü hangisi
bilebilsek onu yapardık?!" demeye başladı bâzı kişiler. Bunun üzerine Uhûd Savaşına katılmaları gerekti. Katıldılar da. Ancak
sonuna kadar cihâdı sürdürmediler. Allah onlan
imtihandan geçirdi. Çünkü bu savaşta RasûluIIah (sav)1
ı birkaç sahabî ile yalnız bırakıp bozguna
uğramışlardı. Âhiretlerine vefalı olamadılar. Allah
bunu ayıplıyor...
Mealinden
anlaşıldığı gibi "yapmadıklanm söylemek,
bilhassa nasihat edenlere uyarıdır. Halka öğüt verip kendileri tutmayanlar buna
dâhildir.
(Cüz:
26 Ayet: 4-5} S&f Sûresi 203
Şöyle
ki: Vaiz efendinin gönlünü akrep manevî bakımdan sokmuştur. Gönlü günahlarla
yaralıdır. Bunu bilmez ve görmez. Fakat halka o tür işleri yapmaktan uzak
durun, diye konuşur.
Veya
yanan bir muma benzer; kendi biter ama etrafı aydınlatır. İlmiyle âmil olmayan,
söylediğinin tersini yapan âlimler buna benzer. Bunda anlayana çok ders vardır.
Yüce
Allah şöyle buyurdu:
"Şüphesiz ki Allah, kendi yolunda, birbirine
kenetlenmiş bir bina gibi, saf (lar) bağlayarak
çarpışanları sever."
Allah'ın
sevdiği kavim, düşman karşısında "kale gibi" saf tutanlardır. Hiçbir
boşluk bulamazsın. Zarar ulaşmaz. Allahü Teâlâ mü'minlerin düşman
karşısında saf tutuşlarını "kale, duvar gibi" benzetişiyle bizlere
bildirmiştir. Birbiriyle ittifaklarının tam, ihtilâflarının hiç olmadığı için
böyle benzetmiştir. Allah yolunda ideal olan saf düzenine bîr ilahî mesajdır.
Olması gereken budur. Bir rivayete göre bu âyet-i kerîme Ensâr
hakkında özellikle mûte muharebesinde sancaktar olan
"Abdullah bin Revâhâ" içindir. O, öleceği
günde komutandı. Dedi ki: "Ey mücâhitler! Size Rabbiniz savaşırsanız
cennet müjdeliyor. Siz buna koşuyordunuz. N'oîdu size
de gevşediniz?" dedi ve yürüdü. Peşinden de onlar ilerlediler. Kendisi
öldürüldü (şehîd oldu). İşte bunda bu olaya da işaret
vardır. Tabiî böyle yiğitçe çarpışınca Allah katında da makbul olur.
Yüce
Allah, şöyle buyurdu:
"Hani Musa, kavmine: 'Ey kavmim, benim, size
hakîkaten Allah'ın peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin beni
cezalandırıyorsunuz?' demişti. İşte onlar (Haktan) sapıp egrildikleri
zaman Allah da onların kalplerini dönderdl. Allah fâsıklar güruhuna hidâyet etmez.
Hz. Musa
kâfir olan kavmine: "Beni niçin incitiyorsunuz? Beni yalanlıyorsunuz? Siz
de İyi biliyorsunuz ki ben Peygamberim. Size gönderildim," dedi. Onlar
gerçekten batıla meylettiler. Hak yoldan çıktılar. Yüce Allah
204 (Cüz: 26 Âyet: 6) Sâf Sûrcsil
onların
gönüllerini hidâyet yolundan dönderdi. Onları
hüsranda kılıp o yahudilik üzere sâbit-kadem kıldı. O
yalancıları Allahü Teâlâ İslama kavuşturmaz. Onların Hakka ulaşmak için ayn bir gayretleri de yoktur.
Yüce
Allah Hz. tsa (a.s)'dan
şöylece haber verdi:
"Meryem oğlu İsâ da bir zaman (şöyle) demişti:
Ey İsrâU-oğulları, ben size Allah'ın peygamberiyim.
Benden evvelki Tevrâtı tastik
edici, benden sonra gelecek bir peygamberi de -ki adı Ah-med'tlr.-müjdeieyici olarak (gönderildim). Fakat o, kendilerine açık
açık burhanları getirince: 'bu apaçık bir büyüdür,'
dediler."
Meryem
oğlu îsâ İsrail oğullarına: "Gerçekten ben size peygamber gönderildim.
Sizi İslama çağırıyorum. Benim size Allah'tan aldığım
bir kitabı (incili) getirdiğimi de iyi bilin. O önce gelen Tevrata
mutabıktır, uygundur. Allah'ın birliğine o kitap yol göstermektedir.
Onun
bir kısım ahkâmı şöyledir: İyiliği emredendir. Kötülükleri yasak* layandır Mü'minlere cennet ve cemâlullah vaadidir. Kâfirlere de cehennem azabı vaîdidir. İbâdetlere rağbet edenler Allah'ın manevî
civarında mutluluğa nail olacaklardır. Fakat kâfirlerin, isyancıların ise
bundan mahrum olacağını o hükümler açıklar. Ben size, benden sonra gelecek,
adının da Ahmed olduğunu bildirdiğim bir peygamberden
bahsediyorum. Onu size müjdeliyorum. Bütün peygamberlerin efendisidir.
Alemlerin Rab-binin sevgilisidir. Mutluluk ve talihli olmak onundur. Ona inanan
ebedî mutluluğa erer. Bunlar onun emirlerine itaat ederler." îsâ (a.s)
nice açık açık delillerle o İsrâiloğullanna
geldi. Yapmaktan âciz kaldıkları mûtSiZtelerle getdi. Meselâ ölüleri diriltmek gibi. Sağırları işittirmek
gibi. Körlerin gözlerinin açılması gibi. Alaca hastalığı olanların
kurtarılmaları v.s, gibi. Bütün bunları yalanladılar. Bir de "bu apaçık
bir büyücüdür!" dediler.
Ashabdan Halid bin Sağdan (r.a) şöyle dedi: "— Ya Rasûlallah! Biraz kendinizden
bahsetseniz!"
—"Ben
atam İbrahim'in duasıyım. Kardeşim îsanın müjdesiyim. Annemin hayırlar getiren
rüyâsıyım. O bana hâmile iken onun sırtından bir nûr çıktı. Tâ Şam'a, Basraya oraların köşklerine, saraylarına kadar o nûr
ulaştı, aydınlattı." dedi. Yüce Allah şöyle buyurdu:
{Cüz:
26 Âyet: 1) Saf Sûresil
205
"Kendisi İslama davet
edilip duruken, Allah'a karşı yalan uydurandan daha
zâlim kimdir? Allah zâlimler güruhunu muvaffak etmez."
O
kimseler ki, bir takım yalanlar uydurup Allah'a, Onun peygamberlerine,
kitaplarına aykırı sözler söyleyerek çok zâlim bir duruma düşüyorlar. Bunlar bu
kitapda; din-İ İslâm'ı, son peygamber Muhammed
(s.a.v) olduğunu müjdelediğini İnkar ederek "en zâlim" bir vaziyete
düşüyorlar. Böyle olanları Allah esirgeyip hidâyet yoluna eriştirmez."
Bu
âyetlerin hepsi şuna da işaret ediyor:
—Bir
kimse halkı Allah yoluna davet etse fakat söylediğini kendi tutmasa o, Allah
katında ulu düşman tutulmuşlardan olur. Onlar o kimseyi "mürşid" sayacak olsalar çok tehlikelidir. Ve fakat
"gerçek mürşid" olsalar o kimseler de Hz. îsâ ve Hz. Musa gibi onlara nasîhatçıdırlar. Buna rağmen bu öğütçülere uymayanlar
zâlimlerden, fasıklardan olurlar. Müslüman olduğu
halde, şeriata aykırı da birşey emretmediği halde,
onu inkâr edenlerin "neûzûbillah" (Allah'a
sığınırız) son nefeslerini îmanla vermemelerinden korkulur... İmansız giderler.
Bundan Allah'a sığınırız.
Yüce
Allah şöyle buyurdu:
"Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmeye
yelteniyorlar. Halbuki Allah, kendi nurunu (bizzat) tamamlayıcıdır. Kâfirler
hoş görmemeler de"
Zâlimler
dilleriyle Allah'ın dinini bâtıl kılmak isterler. Ağızlarından ulu-orta sözler
çıkar. Dinin aleyhine konuşurlar-yazarlar. Bizzat Allah'ın gücü kendi varlığını
ve birliğini, dininin hak olduğunu elbette ispatlayacaktır. Yahudiler ve
Hıristiyanlar bunu hoş görmeseler de, gerçek böyledir.
Bunların
bizatihi ne güçleri var ki İslâm'ın nurunu söndürebilecekler-dir. Bilâkis kendileri mahvolur. Bunlar dinle alay etmek
İsterler. Halleri şuna benzer: Yerden yukarı, göğe çıkıp 6 nuru söndürmek. Bu
nasıl muhal (gerçek-dışı) ise, bâtıl sözlerle Hak dini mahvedelim demeleri de
öyle
(Cüz:
26 Âyet: 9-10-11) Sâf Sûresi! 206
ham
hayaldir. Gerçekleşemez. AJlah nurunu bizzat
tamamlayandır. Yüce Allah şöyle buyurdu:
"O, peygamberini hidâyet ve hak din ile
gönderendir. Çünkü o, bunu diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır. Müşriklerin
hoşuna gitmese de."
Yâni
O Allah der ki: Rasûlünü hidâyetle ve Kelime-i
Tevhidi aşikâra kılmak için gönderdi. Bütün dinler üzerine İslâmi
üstün tutmayı diledi. Kesinlikle bu böyle olacaktır. Müşrikler bunu pek tabii
hoş görmeyeceklerdir.,. Bunlar, şimdi hepsi gerçekleşmiştir. Hiçbir din yoktur
ki İslâm onlara galip olmamış olsun. İslâmı yaşayan
ve yaşatan tarihte "Asr-ı Saadet Dört Halife
Dönemi gibi ve Osmanlı yükselme devri gibi"
nice İslâm milletleri diğerlerini kahretmişlerdir. Onları cizye alarak
hüsrana uğratmışlardır.
Yüce
Allah şöyle buyurdu:
"Ey iman edenler, -sizi elem verici bir azaptan
kurtaracak-bir ticâret (yolunu) göstereyim mi size?"
Allahü Teâlâ bu kullarının âhirette
ebedî kalıcı ticârete önem vermeye itibar etmediklerini biliyor. Bu manevî
ticâreti çoğunluğu terkettiler. Fâni ticâretle daha
çok meşgul oldular. Ömür sermâyesini çarçur ettiler. Bunlar özellikle acıyıp
tam bîr İnayetle onları uyardı ve buyurdu! Ey imanlılar, size çok kâr getirecek
bir ticâret göstereyim mi? Bunda azap yok, pişmanlık yok^Bu ticârette kazanmak
için doğru sözlü olunuz. Terazide eksik-artık tartmayın. Kimseyi aldatmayın.
Müslümanlara hüsnüzân ediniz. Yoksa "elîm"
(yakıcı) azaba duçar olursunuz. Bunu unutmayınız!
Yüce
Allah bu azabdan kurtarıcı şeyi haber vererek şöyle
buyurdu:
207 Sâf Sûresit (Cüz:
26 Âyet: 12-13)
"Allah'a ve peygamberine İman (da sebat) eder,
mallarınızla, canlarınızla da Alan yolunda çarpışırsınız. Bu, sizin İçin, eğer
bilirseniz, çok hayırlıdır."
O
azaptan sizi ancak şu tutumunuz kurtarır:
1-
îman ettiğiniz Allah'a ve Rasûlüne bütün
benliklerinizle sarsılmaz bir îmanla inanınız...
Tartışma
konulannı Kitaba ve Sünnete göre halledin.
Günah
işlemekten özellikle sakının. Takva bundadır.
Zekât
vererek, Haccederek, infâk yaparak nefse muhalefet ediniz. Namaz kılıp oruç
tutunuz.
Bütün
bunlarla Allah size Cennet vaadedendir. Buna,
itikadınız tam ise yüce Allah şöyle buyurdu:
"(Böyle yaparsanız) O, sizin günâhlarınızı yarlığar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetler/indeki çok güzel saraylara sokar. İşte bu en
büyük kurtuluş (saadet) tir."
O Âhiret ticâretinin aslı şu ki: Rabbîniz tevbe
edince-şirkin dışında-gü-nahlarınızı
bağışlar. O bahçelerde, ağaçların altında, köşklerin içinde ebedî kalacaksınız.
Oradaki nimetleri insan hayali bu dünyada canlandıramaz. Bütün bunlar, yüce
Allah'ın bu insanlara sonsuz mutluluklar, tam kârlı ticâretler ve İhsanlarıdır.
Yüce
Allah şöyle buyurdu:
"(Sizin için) seveceğiniz diğer (âcil bir
nimet) daha (var ki o da) Allah'tan nusret ve yakın
fetih (dir). (Habîbİnı) sen
mü'müılere (bu fethi) müjdele"
O
cennetteki binbir çeşit nimetler, bol sevaplar,
günahlardan arınmış-lık lûtuflan
yanında bir de dünyada seveceğiniz "Allah'ın yardımını görmek" de
Onun nîmetlerindendir. Düşmanlarınıza karşı galip olmanız da
(Cüz;
26 Âyet: 14) Saf Sûresil 208
Onun
ihsanlanndandır. Âhiretteki
muradımızın gerçekleşmesi de dünyâda cihâd emrine
yapışarak ilâhî yardım ve fethi celbetmemiz, üzerimize
çek-memizdir.
Yâ
Muhammed! O mü'minleri sununla müjdele ki îmanları
üzerine sabit olsunlar. Cihat etsinler. Bu vaadlerimizi
yerine kesinlikle getiririz. Bizim sözümüzden döneceğimiz bile düşünülemez.
Yüce
Allah şöyle buyurdu:
"Ey îman edenler, Allah'ın yardımcıları olunuz.
Nitekim Meryem oğlu îsâ (da) havarilerine "Allah'a (yönelerek) benim
yardımcılarını kim (olacak)?" demiş. Havariler de "Allah'ın
yardımcıları biziz" (diye) söylemişlerdi, İşte İsrâiloğullarından
bir zümre (ona) îman etmiş, bir zümre de küfürde kalmıştı. Nihayet biz, o îman
edenleri düşmanlarına karşı destekledik de bu suretle galip (olarak)
çıktılar."
Ey
mü'minler! Siz Allah rızası için Onun dinine yardımcı
oldunuz. O peygamberine de yardım ettiniz. Nitekim îsâ (a.s)1 in
Havarileri de Hak dine yardımcı olmuşlardı. O "kim benim
yardımcılarım?" demişti. Bir kısmi: "Biz senin yardımcınız. Allah'ın
yardımı bizimledir. Hak dinini en üstte tutmaya, batılları aşağıya indirmeye
(Hak dinin emrine sokmaya) yardımcılarız. Bunlara "Havâriyyûn"
denilmesinin sebebi (bembeyaz) olmaları dola-vısryladır.
Günahlardan da temizlenmişlerdi. Kepekten, esmerlikten ak ekmeğe de (havârî)
denir. İşte bu vasıftakiler Hz. îsaya iman ettiler.
Bir kısmı da inanmadılar. İman edenlere nûsret-yardım
ettik. Onları güçlü kıldık, îman getirmeyenlere yardımımız, hüccetimizle galip
kıldık. Onlar ise hüsrana uğradılar. Allah'ın sünnetullahı
budur; Hakka inanan, Hakkı tutan, dinine yardımcı olan kimseleri İki cihanda
saadet kapısını ona açıverir. Dün-ya-âhiret muratlarına kolayca erişirler. İhsanı, fazlı
sonsuzdur. Sınırlanamaz.