Ayetlerdeki Konulan Şöyle Sıralayabiliriz;
Lider Ve Zengin Takımından Ayrılmanın Emredilmesi Ve Davetin Gizliliği
Kıyamet Günü Tabiat Kanunlarının Değişmesi
Kur'andaki Sırası :
73
Nüzul Sırası : 4
Ayet Sayısı : 20
İndiği Dönem : Mekke
Bu
sürede Peygamber (si, geceleyin kalkmaya, Kur'an
okumaya, kendisine vahyedile-cek
olan (ayetlere) hazırlanmaya çağrılmış; inkarcı lider ve zengin takımının
tutumları karşısında desteklenmiş ve müşriklere hücum edilmiştir. Firavn'ın Musa lal'ya karşı tavrı
ve Allah'ın O'nu cezalandırmasına, uyarma ve hatırlatma tarzında işaret
edilmiş; gece kıyamı ve îeheccüdün yoğunluğunun hafifleîilmesine de temas edilmiştir. Bu hafifletmenin
olduğu son ayet Medenî olup önceki kısmı ile ilişkisinden (ötürü) bu sûreye
katılmıştır. Nüzul sırası yönünden üçüncü sûre olarak tertip edilmesi, ilk
dokuz ayetin yalnız başına, üçüncü toplu nazil olan ayetler gurubunda olduğunu
belirten rivayet sebebiyledir Ne var ki bu rivayet ve sûrenin bu sebeple
sıralandığı fikri tartışma götürür ki, daha sonra bunun açıklaması gelecektir. [1]
Rahman ve Rahim
Allah'ın Adıyla
1-Ey
örtüsüne bürünen[2].
2- Geceleyin
kalk, yalnız gecenin birazında (uyu).
3- Gecenin
yarısında (kalk) yahut biraz eksilt
4- Veya bunu
arttır ve ağır acır Kur'an oku'[3].
5- Doğrusu
biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
6-Gerçekten
gece kalkmak[4] daha oturaklı'[5] ve
söz bakımından daha etkilidir[6]'.
7- Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın
şeyler'[7]
vardır.
8- Rabbinin
adını an ve bütün gönlünle O'na yöne![8]'.
9-(O)
doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka tanrı yoktur. Yalnız O'nu vekil tut.
Bu ayetlerde,
Peygamber (s)'e gecenin büyük bir bölümünü teheccud,
huşu', ibadeî ve Kur'an
okumak için ayırması emredilmiştir. Çünkü kalbin
(meşguliyetten) boşaltılması, nefis ve zihnin temizlenmesi, sözde doğruluk;
gündüzden daha çok geceleyin sağlanabilir. Zira gündüz birçok uğraş vardır.
Aynı şekilde (Peygambere), daha sonra verilecek olan Önemli görev ve ağır yüke
hazırlanması, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'ı vekil ve mutemet/dayanak
kabul etmesi emredilmiştir.
Bazı rivayetlerde[9] bu
ayetlerin Kur'an ;ın ilk
nazil olan bölümü olduğu söylenilmek-tedir. Ayrıca
bazılarında [10]kendisine vahiy ilk kez
indikten sonra. Peygamber (s)'in Hini mağarasından döndüğü ve kalbi şiddetle
çarparken ailesine, "beni örtünüz (zemmilûnî)"
dediği zaman indiği belirtilmiştir. Ayetlerin içeriği ikinci rivayeti daha çok
kuvvetlendirmektedir ki, müfessirlerin çoğunluğu bu görüştedir. Hal böyle
olunca rivayetler bu ayetlerin yalnız başına indiğini göstermektedir. Çünkü müleakip ayetler bazı tablo ve olayları ihtiva etmiştir ki,
bunların ancak Kur'an'dan bir kısım ayetlerin
inmesinden ve Peygamber (s)'in de risalet yolunda az
im s anmayacak kadar bir mesafe katelmesinden sonra
meydana gelmesi uygun olabilir. Bu duruma göre sûre, bahsedilen sebepten ötürü
nüzul yönünden üçüncü sûre olarak tertip edilmiş oluyor.
Hal böyle iken, bu
ayetler ile müteakip ayetler arasında insicam, (sûre sonlarındaki) kafiye
uyumu, sonraki ayetlerin öncekilere atfedilmesi, ayrıca (bütün bu ayetlerde) inkarcıların
tavırlarının anlatımı, Peygamber (s)'in desteklemesi yer almıştır ki, bu durum
ilk ayetlerin, sonrakilerden ayrı nazil olmadığını; içerisinde
"destekleme" ve "hazırlama" olan bir giriş bölümü olarak
geldiğini gösterebilir. Bu (tez) doğru olduğu zaman, ayetlerin ilk önce nazil
olduğu görüşü, sonra da sûrenin bu şekilde sıralanışı doğru görünmemektedir.
Her halükârda ayellcr çok erken dönemde inenlerdendir ve bu duruma göre:
gece kalkma, o vakitte Kur'an okuma ve Allah'a
yönelme konularındaki ayetlerde yer alan emirler birinci derecede Peygamber
(s)'e has idi, denilmesi doğru olmaktadır. Bir bakıma müfrcı
muhatap (2. tekil şahıs) /.amiri bunun ipucudur. Peygamber (s)'in, cmrcdildiğİ .şeyleri en güzel suretle yerine gelirmiş
olması gerekir ki. hu durumu kesintisi/ olarak nakledilen rivayetler onaya
koymuştur[11].
Oysa. dikkatli bir
gözlemci/okuyucu, bu ayetlerde; Peygamber (s)'in ruhî hayalı ve ibadet
yaşantısından bir sayfayı; O'nun Allah için yalnızlığa ve çoğunlukla gecenin sükûnetine
kendisini verdiğini okur; O'nun nefsinin temizliğine ve ruh kuvvetine temas
eder. Özellikle Peygamber olarak gönderilişinden önceki hu gibi yalnız kalma (halvel) ve ruhî itikâfları hatırlayınca (bu daha da
belirginleşir) ki. IIz. Aişe'den
nakledilen bir Ruhari hadisinde (Peygamber) hakkında
şu ifadeler geçmekledir: "Sonra O'na yalnızlık
sevdirildi, Hira mağarasında yalnız kalır ve sayılı
gecelerde orada ibadet ederdi[12].
Rivayet edildiğine
göre[13] Peygamber
(s)'in ilk sahabileri. bu hususta derhal Pcyganı-ber'c uymuşlar, hatla
gece kıyamı ve namazda durmaktan onların ayakları şişmişti. Bıı
onların güçlerini, imanlarını ve nefislerinin safiyetini arttvnyordu.
İlk
kez geldiğinden ötürü buradaki ayetlerin sonuncusu (<). ayeil
büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu ayetlerde, halkı Allah'tan başka evliya, şefaalçi ve yardımcılar edinen, neredeyse halkın
kendilerini Allah'ın dışında Rabb'ler edinecekleri
lider takımının böbürlendiği (islikbâr) bir muhitte:
Allah'ın tekliği ve rubûbiyelinin kapsayıcı olduğu i-lan edilmiş; sadece O'nu vekil ve dayanak kabul etmeye
çağrıda bulunulmuştur, Bu ayet böylece şirke. Allah'tan başka varlıklara
kulluğa, yakarmaya ve yönelmeye karşı vurulan ilk Ktır'ani
darbe; sadece Allah'ın Rabbhğınm evrensel olduğunun
ilk anlatımıdır. Bu (tevlıid) İslam'ın esası ve
mesajının özüdür. [14]
Kur'an kelimesi, burada ilk defa geçmiştir. Bu kelime
"okuma: karadc" kelimesinin mastarıdır.
Aynı zamanda okunmuş- (şey)'" anlamına da yelmekledir. Bununla birlikle bu
kelime. Peygamber (s) ve raşid halifeler döneminden
beri mushal m içindeki ayetlerin hülünü
için ö/.cl isim olmuştur. Aynı zamanda Kur'an'ın tamamlanmasından önce de nazil olan Kur'an bölümlerine bu ad veriliyordu, ki. şu ayetler bu
gerçeği göstermekledir:
"Bu Kur'an. Isiailhğıdları'na,
kemlilerinin ayrılığa düştükleri şeylerin bir robunu anlatıyor." (Nem!
27176)
Bu Kur'an
bana. onunla sizi o (onun) ulaştığı herkesi uyarmam için va/iYolinıdıt "
(En am 6119)
"Tâ f/â. Bil bu Kur'an' ı sana güçlük çekesiı:
diye indirmedik" (Taha 2011)
"Ramazan avı ki.
insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlısı birbirinden ayırdcdip açıklayıcı olarak Kur'an
o ayda indirilmiştir..." (Bakara 21185i
Bunun yanışını "Kur'an" kelimesi, kafirlerin inkarcı tutum ve
tartışmaları ile onlara verilen cevapların anlatımı dışında; davetin ilkeleri
ve bu ilkeleri destekleyen hükümleri ihtiva eden bölümler anlamına da
gelmektedir ki. şu ayetler bunun delilidir:
"Biz Kur'an'dan mü' minlere şifa ve
rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama hu, zalimlerin ziyanım arttırmaktan başka
bir katkıda bulunmaz." (İsra 17IH2)
"Onlara acık açık
ayetlerimiz okunıhığu zaman, bizimle buluşmayı umnıayahlar: "Bundan başka bir Kur'an
getir veya bunu değiştir." derler. De ki: "O'nıı
kendi tara-fımndan değiştiremem. Ben sadece hana valıyolitnana uyanın. Şayet ben Rabhime
karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkanın. De ki: "Eğer Allah
dileseydi. onu size hiv okumazdım ve onu size hiç
bildirmezdi. Ben ondan önce aranızda bir Umur boyu kalmıştım, düşünmüyor
musunuz.'" (Yunus 10/15-16)
"İnkar edenler: Kur'an O'na bir defada indirilmeli değil ıtriydi; dediler.
Biz senin kalbini sağlamlaştırmak için onu böyle ve ağır ağır
okuduk. " (l-'urkan 25132 i
"İnkar edenler
dediler ki: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, (okunurken) onun
hakkında gürültü edin." (l-'ussilet 41126)
"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indırseydik.
Allah korkusundan onu. ba.ş eğmiş, çatlamış görürdün.
Bu misalleri, düşünsünler dive insanlara
veriyoruz." (llaşr 59121)
"(Bu ) Rabhleıinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa nkanp güç/ü ye övgüye layık (Allah)' m yoluna iletmen için
sana indirdiğimiz bir ki laptır." (İbrahim 1411}
Yunus. 15-16: Hırkan.
23: Fııssilet. 26 ve kafirlerin Kur'an'a
ilişkin sözlerini anlatan bunlar gibi birçok ayetle açıkça görüldüğü gibi
(kulluğa) daveli. sirk koştukları varlıklara hücumu,
düşüncelerinin aşağılanmasını, gelenek ve inançlarına muhalefet edilmesini;
ayrıca (Kur'an'da) yer alan ve bidat kabul edip, odak
nokialannı ve çıkarlarını tehdit eden bir unsur
olarak gördükleri sosyal, beşeri, ekonomik, ve ahlâki ilkeleri kastediyorlardı.
Her halükârda bu kelime ile kastettikleri anlamın içerisine onların sözleri ve
bu sözlere verilen cevaplar girmemektedir. Bunlar Kur'an'ın
Vlekkî bölümünün büyük bir kısmını teşkil etmişiir. Aynı şekilde açıkça görüldüğü üzere: Enam. l():
Bakara. 185: İsra, 82: Maşr.
21: İbrahim. 1 ve birçok benzer avene (Kur'an
kelimesi) bu anlama gelmiştir.
îşle
surelerin giriş bölümü Peygamber (s)"c nida ile başlamıştır ki. bu busu-.
Kuran nazmının sûre başlarındaki üslup ve özelliklerinden biridir, demek doğru
olur. [15]
10-Onlarm
dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl[16]
11- Beni ve o nimet sahibi[17]
yalanlayıcıları yalnız bırak ve onlara biraz mühlet ver.
12- Doğrusu bizim yanımızda bukağılar[18] ve cehen-nem[19] var.
13- Boğazı tırmalayan[20] bir
yiyecek ve acı veren bir a-zab var.
14- O gün
yer ve dağlar sarsılır ve dağlar kum[21]
yığınlar[22] olur.
l-AlIah'in
nimetlerinden yararlandığı halde tutumlarından ar duymayan zengin mütref takımının yalanlaması/inkarı karşısında Peygamber
(s) desteklenmiş; onlardan ayrılması emredilmiştir. (Allah) onlara karşı
gerekeni yapacaktır.
2-Diğer bîr
emir, Peyganıber'in onlardan yumuşak bir biçimde ayrılması
hakkındadır.
3-Kıyamet
günü karşılaşacakları boyunduruk, bukağı, azap, ateş; acılığı ve kötülüğünden
ötürü boğazda düğümlenen (kötü) yiyecek ile bu adamlar tehdit edilmiştir.
4- Bu günün korkunçluğu anlatılmıştır. Öyle ki (ahiret gününde) yer ve dağlar sarsılacak, dağlar eriyen
kum tepleri gibi olacaktır.
Bu ayetlerin nüzul
sebebini belirten bir rivayete ulaşamadık. İlk cümlelerin anlattığına göre
lider ve miitref takımı Peygamber (s) hakkında
birtakım sözleri dolaştırıyoriar-mış.
Ayetler bu yüzden Peygamber'in desteklenmesi, kafirlerin sert biçimde
uyarılması ve tehdit edilmesini ihtiva etmiştir. Daha Önceki ayetlerin
sonuncusu (dokuzuncu ayet) Peygamber (s)'dcn Allah'ı
vekil tutmasını istedikten sonraki bu ayetlerin atıf harfi (vav)
ile başlaması önceki ve sonraki ayet gurupları arasında kelam/söz ilişkisi
olduğuna ipucu olabilir, kafiye uyumunun da ipucu olması mümkündür.
Zengin, lider ve mülrcf takımının söz sahipleri (kafirler) olarak
anlatılması; Alak ve Kalem sûrelerinin
anlattıklarının tekrarı ve daha önce söylediğimiz şu hususun tekididir; Daha
ilk adımlarından itibaren Peygamber (s) bu sınıfın engelleyici ve yalanlayıcı
tutumları ile karşılaştı. Çünkü bu adamlar Peygamber'in davet ve hareketinde
kendi o-dak nokta ve çıkarlarına karşı bir tehlike
gördüler. Bu durum da kendisiyle onlar arasında ilk dönemden itibaren
çatışmanın alevlenmesine yol açü.
Sonra onların bu
tavırları, Allah'ın Peygambere karşı Bedirde zafer bahşetmesine dek ve daha
sonra devam etmiştir.
Ayetlerde,
özellikle belirli bir kişinin tavrına işaret eden bir bilgi yoktur.. Aynı durum
önce geçen iki sûre içinde geçerlidir. Başka bir deyişle; buradaki hücum Ö'na karşı takındıkları engelleme ve yalanlama tavrı sebebiye inkarcı zengin ve mütref
takımını kapsayıcı özelliktedir. Bu tesbit, onlardan
yeni bir hareketin meydana geldiği ve bu yüzden tenzilin hikmetinin bu
ayetleri inzal etmeyi gerekli görmesine engel değildir. [23]
İnkarcılardan
ayrılmanın emrediimesi onları sürekli kendi
hallerinde bırakmak anlamına gelemez. Çünkü bu, davette devamlılığı gerektiren
Rasûl (s)'ün risalctinin
tabiatına uygun bir şey değildir. Bize öyle geliyor ki bu emirde, daha
başlangıçtan itibaren direndiği şiddetli (olumsuz) tavıra
karşı Peygamber (s)'in ferahlatılmasi. bu gibi
durumlara aldırış etmemesinin telkin edilmesi, -zengin ve lider takımıyla
ipleri tamamen kopar-maksizm ve ayrılırken kaba ve
sert davranmaksızın- davete icabet eden temiz ve iyi guruba veya icabet etmesi
mümkün olabilecek kişilere yöneltilmesi söz konusu edilmişi ir ki, bu durum ilk
ayetten de anlaşılmaktadır. Peygamber (s)'in, inatçı kafirlerin tavırlarına
üzüldüğü her defasında, aynı emir tekrar edilmiştir. Şu ayetler buna örnektir:
"Kötü işi, kendisine
süslendirilip de onu güzel gören kimse (gerçeği gören kimse gibi otur) mu?
Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini yola iletir. Bundan dolayı
nefsin onlar için üzüntülere gitmesin. Allah onların ne yaptıklarını
biliyor." (Fatır 35-8)
"Sabret, sabini
anacık Allalı'ı/ı yardımı iledir. Onlara üzülme,
kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düğme." (Nah/ 16/127)
"Rabbin
isteseydi, yeryüzündekileıin hepsi mutlaka inanırdı.
O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?" (Yunus 10/99)
"De ki: "Ey
insan/ar, işte size Rabbİnizdeıı gerçek geldi. Artık
yola gelen, kendisi için gelir; sapan c/a kendi zararına sapar. Ben sizin
üzerinize vekil değilim! Sana vah-yolunana uy ve Allah'm
hükmünü verinceye kadar sabret. O. hüküm verenlerin en ivisi-dir." (Yunus I Ol 108-J 09)
"Biz onların
dediklerini daha iyi bileniz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin,
sadece tehdidimden korkanlara Kur'an 'la öğüt
ver." (Kaf50/45)
Rivayetler,
Peygamber (s)'in "Dârü'l-Erkârn'1 diye bilinen
bir yeri kendisine gi/li
üs/merkez edindiğini belirtmektedir[24]. O,
burada mii'minler ile toplamı-, tınlar namazlarını
peygamberle orada kılarlar ve dinlerinin prensiplerini ondan öğrenirlerdi.
Ayrıca. Peygamber'dcn nakledildiğine göre; O. dinini
bazı güçlü kimseler ile kuvvetlendirmesi için Allah'a dua ediyordu[25]. Bu
durum, Ömer b. el-Haüab. ilanıza b. Abdihnuiiaiib ve bunlardan başka bazı tanınmış güçlü
.simaların İslam'a girmesine dek. yaklaşık (iç yıl .sürdü[26].
Rivayetler sahihse, bu halin, buradaki ilk ayetin telkini ile okluğunu söylemek
mümkündür. Özellikle bu ayet, rivayetlerde anlatılanlarla uyumlu olan ilk
ayetlerdendin Bu yüzden, ayetin daha önee nazil olmuş
benzerlerinin gösterdiklerinden daha çok pratik anlam göstermesi de söz
konusudur. Bütün bunlarla birlikte, biz bu emrin Allah Ra-sıılü'nün ilk sahabilerini himaye
etmek için olduğunu zannediyoruz. Öyle ki onların çoğu zayii've
fakirlerden olup düşmanlık, saldırı ve işkenceye maruz kalmışlar; Peygamber de
davetinden vazgeçmemişti. Her türlü ihtimale göre o lider takımından aşın
inatçı düşmanlara karşı davel ve hareketten u/ak
duruyor veya onların kanlıklarından çekiniyordu. "Onlardan güzel bir
biçimde ayrıl" ayeli de bunu göstermekledir. [27]
Son ayelte; kıyamet günü yeryüzünün ve dağların sarsılacağı ve
erimiş kum yığınına dönüşeceği geçmiştir. Bununla ilgili olarak diyoruz, ki. Kıyaınei günü tabiat görüntüleri ve kanunlarının
değişeceğine işareî edilmesi Kur'an'da
çok defa iekrar edilmişiiı.
Bu değişiklik daha çok yer. gök, güneş, ay, yıldızlar ve denizler gibi büyüklük
ve yüceliği, türlerinin farklılığına rağmen; bütün insanların nefislerine
heybe! ye korku doldurun sahneler ile gösterilmiştir. Nitekim, Tekvîr, İnfilar, İnşikâk sûrelerinin başlangıçlarında bu durum vardır.
Bu değişikliğin
anlatımına ait üslup çok çeşitlidir. Burada yeryüzü ve dağlanıl sarsiaği, dağların eriyen kum tepeleri gibi olacağı
söylenilmiştir. Bu gibi değişiklikler, deniz, yıldız ve gökler; güneş ve ay
için de geçerlidir.
Dünya hayalının sona
erip ahirel hayatının da başlayacağı an. tabiattaki
kanun ve görüntülerin değişmesinin imanî-gaybî gerçeklerden olduğuna dair bu Kur'anî
işaretlere ilave ve bunları ilk kez yaratıp düzene koyan Allah'ın kudretinin
çerçevesinde okluğundan başka açıkça görülüyor ki; bu değişiklikler kıyamet
gününün anlatımı ve dinleyenlerin kalplerine korku salma tarzında geçmektedir. Öyle ki bu insanların nefisleri (kıyamet
günündeki) bu görüntü ve olaylardan, bunların olağanüstülüğünden dehşete düşmektedir.
Büyüklenen (kibirlenen) İnatçı (kafir)lcrin
uyarılması, olumsuz tutumlarını bırakmaya yöneltilmesi, eğer inatçı tavırlarına
devam ederlerse akıbetin ne kadar kölii olacağını
düşünmeleri için (Ayetler bildikleri şeyleri zihinlerinde) yaklaştırmak ve örnek
getirmek tarzında gelmiştir.
Kur'an'da kıyametin anlatıldığı ayetlere ve bu ayetleri
dikkatlice inceleyen kimselerin çıkarabilecekleri ipucu ve delillerin
bulunmasına iiavc olarak Kur'an'daki
anlatım kalıplarının çeşitliliği de bu hususa ipucu olmakladır.
Şu an konumuzu teşkil
eden ve ilk kez varid olan ayetlerde de (böyle bir)
ipucu vardır. Şöyle ki; ayeller, yeryüzü ve dağların
sarsılacağı, dağların eriyen kum tepeleri gibi olacağı bu günde (karşılaşılacak
olan) Allah katındaki ceza ve cehennem hususunda bir uyarıyı ve bildiriyi
içermiştir.
Sözü
uzatan birçok müfessir (kıyamet günü olacak) değişikliğin görüntülerinin anlatımını
geniş tutmuşlar; bazıları anlatım çeşitliliği nedeniyle çelişkili olduğunu
zannettikleri ifadeleri birleştirmc-tevil etmeye
çabalamışlardır. Oysa buna hiç gerek yoktur, bu (tutumda) açıkça görüldüğü
üzere zaruri olmayan bir zorlama vardır ve bundan başka. Peygamber (s)'e ulaşan
sağlam rivayetlere de dayanmamakladır. Ahirel hayatı
bütün sahneleri itibariyle imanî-gaybî
bir hakikattir. Eğer Peygamber (s)'den gelmedi ise: Kur'an'da
geçenlere, onun tefsir ve açıklamalarına ekleme yapmak doğru olama/.. Çünkü ahiret halleri tahminle konuşmanın caiz olmadığı
işlerdendir. Bu duruma göre: ekleme, genişletme, tahmin ve zorlamada
bulunmaksızın; Kur'an'ın ve sahil nebevi bilgilerin
durduğu yerde durulması; bununla birlikte, bazen üstü kapalı, bazen de açıkça Kur'an'da tekrar edilen ve şu an konumuz olan ayetlerde de
görülmekle olan destekleme, uyarma, teşvik ve sakındırmayı hedeflemesine
dikkat çekmek gereklidir. [28]
Allah'ın kafirleri
tehdit ettiği '"cehennem" (câhîm)
kelimesinin ilk kez geçmesi dolayısıyla diyoruz ki:
"câhîm", "nâr",
"cehennem" veya "sair" kelimeleri -ki bunların hepsi
eşanlamlıdır- günahkâr kafirlerin ahiretle
karşılaşacakları işkence ve elem dolu hayal için verilen isimlerdir. Çünkü
dünyadaki insanlar ve özellikle ilk defa vahye muhatap olanlar Öteden beri
aşırı sıcaktık ve ateşte bedensel acıların en şiddetlisini görmekle idiler. Bu
yüzden Allah'ın hikmeti; günahkar kafirleri, insanların öteden beri alışkın
oldukları azap ve acı sebeplerinin en şiddetlisi ile tehdit etmeyi gerekîi bulmuştur.
Bunlar ve diğer azap
etme vesile/araçları, zihinlerde yaklaştırmak/ canlandırmak ve nefisleri
etkilemek suretiyle insanların hislerini uyarmak için alışkın olunan vasıl' ve
benzetmelerle anlatılmıştır.
Bununla birlikte, ahiret ateşi ve diğer azap şekilleri; cennet ve diğer
ferahlama/rahatlama türleri gibi; Kur'an'ın
bildirmesinden ötürü imanı hakikatlerdendir ve Allah'ın kudreti çerçevesinde
olan Ahiret hayatına aittir.
Genel
olarak Ahiret hayatının anlatımındaki özelliğe
uyulduğu için, cehennemin anlatılmasında çok söz söylenilmesi Kur'anî özelliklerdendir. Aynı şekilde şuna da dikkat
çekmek istiyoruz: Kur'an, günahkar kafirin ahireite karşılaşacağı elemleri, aleşie
azab ve diğer maddi azap türlerini anlatmakla
yetinmemiş; ayrıca Allah'ın Öfkesine, gazabına ve rızasından uzaklaşmaya,
zillet ve düşüklüğe maruz kalınacağını çok çeşitli üsluplarla ve birçok yerde
belirtmiştir ki bu, olayların tabiatına uygundur. Zira Allah, insanların dünya
hayatında da ahiret hayatında da bunları şiddetli
azap olarak gören insanların var olduğunu bilmektedir. Yine, kayda değer
hususlardan birisi de şudur: Ahiret hayatının
acıları, azabı ve korkunçluğunun anlatımındaki ayetlerin üslupları; uyarma,
caydırma, kafirlerin ve günahkarların nefislerinde korku, endişe ve ürperti
meydana getirmek tarzında çeşitli biçimlerde gelmiştir. Öyle ki bunun, söz
konusu ayetlerin hedeflerinden birisi olduğunu söylemek uygun düşmektedir.
Aynı durum, üzerinde durduğumuz buradaki ayetler için de geçerlidir. Sözü
uzatan bazı müfessirler, cehennemin yeri, odunu (yakıtı), ısısı, zebanileri,
bölümleri ve isimlerinin anlatımında çok derine dalmışlardır. Biz bunun gerekli
ve zorunlu olduğu görüşünde değiliz; Ahiret azabının
herhangi bir lah-min, ilave
ve teferruata girmeksizin, Kur'an;da geçtiği ve sahih .sünnetle sabit olduğu çerçevede
bırakılması ve bununla birlikte biraz önce belirtilen hedeflere dikkat çekilmesinin
gerekli/yeterli olduğuna inanıyoruz. [29]
15-Doğrusu
biz size, üzerinize şahitlik edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Firavun'a da
bir elçi göndermiştik.
16-Firavun
elçiye karşı geldi. Biz de O'nu ağır bir[30]' yakalayışia yakaladık.
17-Peki
inkar ederseniz, çocukları ihtiyarlatan o günden kendinizi nasıl
kurtaracaksınız?
18- Gök onun
dehşetinden yarılır'[31]
Allah'ın va'di mutlaka yapılmıştır.
19-Bu bir
öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.
Bu ayetlerde hitap Kur'an dinleyicilerine veya onlardan inkarcılara
yöneliktir; uyarı ve kınamayı içermektedir. Şöyle ki:
1- Ayetler;
daha önce Firavun'a peygamber gönderdiği gibi Allah'ın kendilerine şahit
olacak bir peygamber gönderdiğini onlara anlatmakladır.
2- Allah'ın Rasûlü'nc isyan eden, bundan dolayı da Allah'ın kendisini
şiddetli bir biçimde yakaladığı Firavun'un sonunu hatırlatmaktadır.
3- Kıyamet gününde; çocukların ak saçlı
ihtiyarlar gibi olacakları, semanın da paramparça olacağı bu günün dehşetinden
korunacakları bir vesile edinmeleri hususunda olumsuz soru üslubu ile onları
uyarmaktadır.
4-
İşittikleri uyarı ve davetin; bir hatırlatma, uyan ve tebliğ olduğunu onlara
umumi bir üslupla anlatmaktadır. Bundan sonra insanlar seçenek ve iradelerinde
hür/özgürdürler; dileyen öğüt alır, Allah'a iman ve Rasulü'nü
tasdik ile Rabbine (ulaşmaya) bir vesile/yol bulur.
Ayetler muhteva ve
nazım yönünden önceki siyak/konu akışından ayrı değildir. (Sadece) intikâl ve
iltifat üslubu ile gelmiştir ki, bu da Kur'an
nazmının ozellikierindendir.
Buradaki
ilk (15.) ayet, Peygamber (s)'in risalet görevi ve
O'nun rasûl olarak nile-lendiğinc ilişkin ilk sarih/açık Kur'an
ifadesini içermekledir. Sonra bu rasû! sıfatını,
"nebî", "nezîr", "beşîr"
gibi sıfatlar takip etmişlir ki, bunlar risalet görevini açıklayıcı vasıflardır. [32]
Firavun ve kendisine
gönderilen Allah'ın elçisine (Musa) karsı takındığı tavira
ilk kez burada değinilmiş; genelde önceki inkarcıların ve özel olarak da
Firavun'un tavırlarına ve (bu andaki) olaylara ilk defa bu ayetlerde işaret
edilmiştir.
Bir yönden işaretin
dar çerçevede olması, diğer bir yönden de ilk iki ayetin üslûbu: ilkin, bu
önceliği ikinci olarak da Musa ve Firavun kıssasının Kur'an
dinleyicilerine yabancı olmadığını kanıtlamaktadır. Musa ve Firavun kıssası.
Musa (a)'ya nisbel edilen
si-firler olan Ahd-Kadîm
sihirlerinden. "HurûçrÇıkış" sifrinde tam ayrıntısıyla anlatıhm.ş-tır.
Bu sifir (böliim)ler Peygamber (s)'in çevresindeki yahudi
ve hristiyanların ellerinde dolaşmaklaydı. Kitabî
olmayan Arapların, kıssayı onlardan duymuş olmaları mümkündür. Âyetlerin içerik
ve üsluplarında kafirlere yönelik uyarı ve tehditlerin hedefi açıkça
görülmektedir ki: bu. Kıır'an'daki anlalım ve kıssaların esas hedefidir. Daha önce kendisine
dikkat çektiğimiz Kur'an nazmının üslûbuna uygun
olarak. îlkin durumu anlatıcı ve uyarıcı ayetler getirilmiş, bunlara buradaki
ayetler eklenmiştir. Burada yine söz konusu hedef desteklenmiştir.
Musa ve Firavun
kıssası, İsrailoğullan ve bunların peygamberlerinin
haberleri: önceki diğer peygamberler ve topluluklara göre daha fazla tekrar
edilmiş ayrıca hu kıssa ve haberler diğerlerinden daha ayrıntılı biçimde
anlatılmıştır.
Israiloğulları'ndan büyük bir kitle. bİ'seııcn
bir kaç küsur asırdan itbaren Peygamber (s)'in
çevresinde yerleşmişler ve ekonomik yönlerden büyük bir yer edinmişlerdi[33]. Bu
durum bögc halkının Musa ve Firavun kıssası. Israiloğulları ve onların peygamberlerine dair birçok şeyi
bilmelerini sağlamıştır. Bu yüzden de tenzilin hikmeti/İlahi hikmei. verme uyarma, hatırlatma ve teyid
amacı ile bunları çokça örnek vermeyi gerekli muştur. [34]
Buradaki son (15.)
ayetle Peygamberdin görevi ve bu görevin sınırına ilişkin kısa ve üstü kapah bir açıklama vardır. Öyle ki. Rasûl
hatırlatıcı ve Allah'a davet edicidir. Bundan sonra insanlar. Allah'ın
kendilerine verdikleri seçme kabiliyeti ve ayırma
gücü ile haşhaşa bırakılmışlardır. Dileyen hidayel
yolunu tercih eder ve Rabbinc (ulaşmasa) bir yol
bulur; neticede mutlu olur ve kurtulur. Bu şekilde, (konumuz olan) ayet aynı
/amanda insandaki kabiliyeti, ayırma ve seçme
kudretinin bulunduğunu anlatmaktadır. Yeri geldiğinde üzerinde duracağımız
üzere; bu ye öbürü, anlatımı çeşitli üsluplar ile iekrar
edilen muhkem Kur'anî prensiplerdendir. Açıkça
görüldüğü gibi bu durum peygamberler göndermek, mü'mirileri
müjdelemek ve kafirleri uyarmak gibi hususlardaki Allah'ın hikmetine uygundur.
İtalyan oryantalist Ccatani'yi, "İslam Tarihi" kitabında; Peygamber
(s)"in İslam'a davet etliği ilk dönemlerde kendisini bir "Rasûl" olarak takdim etmediğini: hazırlanıp korunarak
kendisinin onlara karşı bir uyarıcı olduğunu söylemekle yetindiğini iddia
ederken görmekteyiz. Oysa çok erken nazil olmuş bir sûrede yer alan bu
ayetlerde (')"-nıın "Rasûl"
niteliği açıkça belirtilmiştin
Bunun yanında, erken
veya geç dönemlerdeki. Mckkİ veya Medenî ayelierdc Kur'an,
"nezir", "beşîr", "nebî:\ ve
"rasûl" kelimelerini aynı anlamlarda
kullanmıştır ki, bu durum, kelimeleri kullanışın, hitap ve üslubun hikmetinin
gereği ile uyumu olduğunu ispatlamaktadır. Bu niteliklerin tamamı Maide süresindeki tek bir ayette toplanmıştır:
"Ey kitap ehli.
elçilerin arasının kesildiği, bir boşluk meydana geldiği sırada size elçimiz
geldi, gerçekleri açıklıyor ki; 'Bize bir pıüjdeleyİci
ve uyarıcı gelmedi' demeye-siniz. işte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, herşeyi yapabilendir." (Maide
5/10)
Bu hadise,
oryantalistlerin, konudan uzak oluşlarından doğan garipliklerdendir ve ölçüsüz
söz sari'ctmclcrinc bir örnektir.
17-18. ayetlerin
üslûbu; kıyamet günü gökyüzünün yarılması ve çocukların ak saçlı (ihüyar)lara dönüşmesi ifadesinin,
ahirel gününün korkunçluğunu nitelemek amacıyla
kullanıldığım; inkarcıların nefislerinde korku salmak, onları bu tulumlarından
vazgeçmeye ve Allah'ın gazabından korunmaya yöneltilmelerini hedeflediğini
göstermektedir. Daha önce de dikkat çektiğimiz üzere; bu benzer ayetlerin de
hedeflediği bir durumdur.
Gökyüzünün çatlaması
ve parçalanması ifadesinden ölürü şöyle bir soru sözkonusu
olabilir: Gökyüzü Kur'an'da, parçalanmaya elverişli
olan katı bir cisim olarak geçmekle ise, bunun ile
ilmi teoriler ve gerçekler arasında bir çelişki meydana gelmekle değil midir?
Bunun cevabı şudur: Buradaki üslup; uyarma, korkulma ve kıyametin korkunçluğunu
anlatma üslûbudur. Bu iislub, gökyüzünü, başlarının
üzerinde duran, yeryüzünü kuşatan bir kubbe ve O'nup
üzerindeki bir çatı olarak gören İnsanların anlayışlarına ve anlattıklarına
uygun olarak; onların mensup oldukları çeşitli sınıflara aittir. Bununla birlikte
"parçalanma" (inşikâk) kelimesinin; güneş sisteminin
bozulması, çökmesi şeklinde yorumu da mümkündür. Biz bu tür soruların yersiz
olduğunu düşünüyoruz. Çünkü, bu soru ve buna bağlı şeylerin konu edilmesi,
ayetlerin hedeflerinden tamamen uzaktır. Bu. benzer Kur'an
konularından her bir konu için de geçerlidir. "Kefcrtum"
(inkar elliniz...) kelimesinin ilk kez belirtilmesi münasebetiyle şu duruma
dikkat çekmek isliyoruz: "Küfr" kelimesinin
çeşitli türev ve kalıplan, Kur'an ayetlerinin büyük
bir bölümümle: Peygamber (sVin risaletini
veya önceki peygamberleri. Allah'ı ve ö'nun aycilerini inkar etmek anlamındadır. Kafir kelimesi sırf
özel bir dinî akideyi (inkar edene) işaret etmemektedir.
Aslında bu kelime
herhangi bir şeyi inkar eden her insana yöneltilmesi uygun olan: üslûba bağlı
bir ifadedir. Şu kadar var ki, bu keüme, Kur'an'da, Peygamber dönemi ve ondan sonra yine bir
kötüleme ifadesi olarak kullanılmıştır. Belirtilen anlamından ötürü
"kafir" kelimesi, müşrik, mecûsî ve
kitabîlerin tümünün inkarına işaret amacıyla kullanılmıştır. Şöyle ki, bazı ayetlerde
mutlak olarak Allah'ın tekliğini inkar edenler veya İsa Mesih'in tanrılığına
inananların belirtilmesi için bu kelime kullanılmıştır ki şu ayetlerde bu konu geçmektedir:
"Andolsun; Allah, Meryem oğlu Mesih (İsa)'ti;- diyenler
kafir olmuşlardır."
"Allah
üçün üçüncüsüdür diyenler kafir olmuşlardır. Tekbir ilah (Allah)' dan başka
tamı yoktur." (Maidc 5/7273) [35]
20-Rabbin
senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde
kalktığını; seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını
biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden'[36]
Allah, sizin onu sayamayacağınızı[37]'
bildiği için sizi affetti'[38].
Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah,
içinizden hastalar, yeryüzünde ge-zİp'[39]
Allah'ın rızkını arayan başka kimseler ve Allah yo-lunda
savaşan kişiler bulunacağını bilmiştir. Onun için Kur'an'dan
kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel
bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında verdiğinizden
daha hacı yırlı ve
mükafatça daha büyük bulacaksınız. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
Alimlerin çoğunluğuna
göre bu ayet Medine'de nazil olmuştur[40].
Bizim esas aldığımız mushafla aynı şekilde bu ayetin
Medenî olduğunu belirtmekledir. Bu ayette, ancak hicretten sonra meydana gelen
Allah yolunda savaşın zikredilmesi, Allah yolunda infa-ka teşvik olarak Allah'a borç verme İfadesinin sadece
Medeni ayetlerde bulunması, bu ayetin nazmının sûrenin diğer ayetlerinin
nazmına uymaması, Medeni ayetlerin dışında görülmesi pek nadir olacak şekilde
ayetin uzun olması gibi; Medeni ayetlerin karekte-ristikleri kendini göstermektedir. Öte yandan bu ayetin
konusu ile sûrenin ilk ayetlerinin konusu arasında bir ilişki olduğu da
görülmektedir. Gece kıyamı/ibadeti ayetler arasındaki ortak konudur. Sûrenin
ilk ayetlerinde bu eylemin zorunluluğu vardı; bu ayette ise bir hafifletilmesi
söz konusu edilmiştir. Burada Kur'an'ın toplanması ve
özelikle Medine'de inmiş olan ayetlerin Mekki
sûrelere konulması ile ilgili bir örnek vardır ki, biz bu işlemin Peygamber'in
emri ile O'nıırt sağlığında iken gerçekleştirildiğine
inanmaktayız. Ayetin anlamı herhangi bir akçiklamaya
ihtiyacı olmayacak şekilde anlaşılır bir durumda olup; Peygamber (s) ve ilk sahabilerin ibadet yaşantılarına ait bir tabloyu içermekledir.
Peygamber (s) sûrenin ilk ayetlerine uyarak; gecenin büyük bir kısmında kıyam
ve teheccüd etmek, Kur'an
okumak gibi gerekli görülen eylemlere devam etti. Q.V nıın
ilk ashabı da bu hususta kendisini takip etliler. Nitekim buradaki ayet ve Zâriyât süresindeki şu ayetler bunu ispatlamakladır;
"Geceleri
pek az uyurlardı. Seherlerde onlar istiğfar ederlerdi." (Zâriyât 51/17-18) Ayette de belirtildiği üzere bu hal,
Medine döneminde de devam etmiş, bu dönemde müslümanların
sayısı artıp, uğraşı ve görevleri çoğalınca; şartlara, maslahat ve olayların
tabiatına bağlı kalınmak suretiyle ilahi hikmet bu ibadeti hafifletmeyi gerekli
görmüştür. Nihayet son ayet nazil olmuş, ilk ayetlerinde gecenin büyük bir kısmında
kalkmayı/kıyamı emreden Müzzemmil sûresine
katılmıştır. Açıkça görüldüğü üzere burada mükellefiyet ve leşrîin
gelişim sürecine ait önemli bir merhale ve ahkâmın, şartların değisimi ile değişmesine ilişkin önemli bir açıklama buünmaktadır. İslam şeriatı meşru ve akılcı bir maslahatla
beraber yol alır. Allah, kendisine ibadet etme hususunda hir
zorluk ve zahmet olmayacak biçimde ancak güç yetkilen kadarından yükümlü
tınmakla: özel ya da genci olsun, diğer meşru
görevler konusunda bir ihmal, uzaklaşma ve acizliğe sebep olmamakladır. Allah,
kendisine ibadet hususunda, ne kadar ısrarlı ve şiddetli olursa olsunlar,
insanların Allah'a lam hakkı ile ibadet edemeyeceklerini ve son noktaya ulaşamayacaklarını
bilmektedir. Zira insanlardan; hasla, nzık peşinde
koşturan, Allah yolunda görevli olan ve savaşanlar bulunabilir. Buna benzer
haller, hafifletme için meşru mazeretlerdir. Bu gibi telkinler Kur'an'da çeşidi üsluplarla tekrar edilmiştir ki, yeri
geldiğinde bunlara değineceğiz. Şuna da dikkat çekmek istiyoruz: Bu ve buna
benzer açıklamalar, herhangi sabit, kesin ve sarih bir Kur'an
ve sünnet nassı varid
olmaması halinde; ruhsal ve Kur'an ile sünnetteki
kolaylık çerçevesinde geçerlidir. [41]
Her ne kadar Medine'de
nazil olan bir ayetle olsa da "zekat'" kelimesi ilk defa bu sûre
içerisinde geçtiğinden ötürü diyoruz ki; bu kelimenin
aslı "nema" (gelişti, büyüdü) ve L'tâbe"
(temizlendi güzel oldu, hoş oldu) anlamlarına gelen "zekît"
(zckâ)dır. Aynı şekiide bu
kelime Kur'an'da da arınmak/temizlenmek veya bunun
eşanlamlısı olarak kullanılmıştır. Mesela;
"Nitekim kendi
içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitap ve hikmeti ve
size bilmediklerinizi öğreten bir elçi gönderdik." (Bakanı 2/151)
"Onların
mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin hir
sadaka al." (Tcvbe 9/103)
Kelimenin tasadduk (infak) manasında kullanılması mecazidir ki, bu
mânâ İle onun, malı temizleyip arttırdığı kastedilmekledir. Leyi sûresi gibi
erken dönemlerde inen ayetlerde de geçmesinden ötürü
bu kelimenin bi'selten önce de bu anlamda
kullanıldığı görüsünü kabul ediyoruz.
"En çok korunan
da ondan mahrum olur, O ki, malını hayra vererek arınır yücelir/' (Leyi 17-IS)
Kur'an açık Arapça ile inmiştir. Ondaki herşey
Arapların ve Kur'an nazil olmadan Peygamber
çevresindeki halkın dili olan bu dile uygundur[42]. Ne
var ki. bu kelime, fakir ve ihıiyaç sahipleri ile
hayır yolları için, müslümanlartt! mallarına konulan
bir farizanın özel adı olmuştur. Her ne kadar kelime bu mânâ ile bi'scllen epeyce sene sonra kullanılmış ise de biz bu
isimlendirmenin İslam davetinin ilk döneminden itibaren bilindiği görüşündeyiz.
"Onlar ki namazı
kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak
inanırlar."
(Nemi 27/3)
Öyle ki bu ayet
yaklaşık olarak Mckkİ dönemin ortalarında ya da bu civarda nazil olmuştur. Bu kelime/ifade ile, farz
kılınan zekatın yanında Kur'an'm Mekkİ
ve sonra da Medeni bölümlerinin devamlı teşvik ettiği gönüllü sadakaların
dışında bir mana anlaşılmaktaydı. Görülen o ki, İster bu davetin
gerekçelerinden dolayı ve isterse de Mekke'de Peygamber (s)'c tabi olanların
ekseriyetini teşkil eden fakir, yoksul ve köle mü'minlere
yardım nedeniyle olsun; davetin başlangıcından itibaren bu farizaya duyulan
ihtiyaç şiddetlenmişti.
Bu zekat farzının ilk
çekirdeği (temeli), biraz Önce belirttiğimiz Leyi sûresinin 18. ayetinde mevcultur. Leyi sûresi ise Kur'an'dan
ilk nazil olanlardandır. Çünkü bu sûrede bir tartışmaya veya münakaşaya
girmeksizin davetin bazı ilkeleri arz edilmiştir. Kur'an'ın
Mekkî veya Medenî bölümlerinde zekal
için belirli bir ölçü yoktur. Ancak Peygamberdin uygulaması ile zekatın
sınırları belirlenmiştir. Şu kadar var ki, Mekki olan
Meâric sûresinde yer alan ayetlerin Peygamber (s)'in
Mekke devrinde belki de çok erken dönemde zekat miktarlarını belirlediğini
gösterebilir.
"Onların
mallarında belli bir hisse vardır: Sâil (isteyen)e ve
mahruma." (Meâric
70/23-24)
Çünkü başlangıçtan
itibaren zekat miktarının belirlenmesine şiddetle ihtiyaç vardı. Bununla
birlikte zekatın harcanacağı yerler Tcvbe süresindeki
ayetlerin birisinde belirtilmiştir: "Sadaka (zekat)lar,
Allah'tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan
memurlara, kalpleri ısındırılacak olanlara, kölelik allında bulunanlara,
borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolcuya aittir. Allah bilendir büküm ve
hikmet sahibidir." (Tevbe 9/60)
Bu ayet Medine
döneminin son dönemlerinde nazil olmuştur. Ayetin Üslûbu ve sözün akışı
zekalın harcanma kalemlerinin, bu ayetin inişinden önce cari olduğu izlenimini
vermektedir. Bunun yanında söz konusu uygulama bu ayette sabit olan nebevi bir teş-rîdir. Zekatın harcanma
kalemlerinden bazıları, Medine döneminin ilk zamanlarında nazil olan Bakara
sûresinin bir ayetinde lafızları ile belirtilmiştir;
"Yüzlerinizi doğu
ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Lakin asıl iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitah'a,
peygamberlere inanan, O'nıın sevgisiyle, yakınlarına,
yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren,
namaz kılan, zakat veren ve ahitleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenlerin iyiliğidir." (Bakara
2/177)
Şu an ele aldığımız
ayette zekat ile namaz birbirine yaklaştın im iş tır. Bu yaklaştırma,
içerisinde zekatın belirtildiği ayetlerin çoğunda tekrar edilmiştir. Bir
açıdan, zekatı namaza yaklaştırma ve onu mü'minin
temel niteliklerinden biri kabul etmede, diğer açıdan da, zekatın imanın
gereklerinden birisi ve İslam'ın bir rüknü sayılmasında; serbest ve gönüllü
bağış şeklinde birakılmayıp ihtiyaç sahipleri ve kamu
yararı için mali yardım ilkesinin zorunlu ve farz olarak yerleştirilmesi söz
konusudur.
Belki de hu nitelik ve
anlamıyla zekat farizası, İslam toplumunun salâhı, emniyet ve dayanışması ile
ilgili olarak; boyut, mesafe ve etki bakımından İslami
yasaların en önemlilerinden biridir.
Zekât ile bu toplumun
evlatları ve muhtaçlarının sıkıntılarının hafifletilmesi, İhtiyaç sahipleri ile
ekonomik durumu iyi olanlar arasında meydana gelmesi olası kin, Öfke ve haset
sebeplerinin aza indirilmesi, ancak mal (ekonomik güç) ile
gerçekleştirilebilecek olan kamuyu ilgilendiren projelerin finansmanın
sağlanması imkanı vardır. Aynı zamanda zekât, İslam şeriatının diğerleri
karşısındaki en büyük özelliklerinden birisidir. Bu itibar ve anlama göre de,
onun ebediliğe layık olduğunun en muazzam göstergelerindendir.
Bu arada şu husus da
kayda değerdir: Kur'an'da, zekatın farz kılınmasının
yanında; fakirlere, miskin ve ihtiyaç sahiplerine tasadduk/yardım
ve Allah yolunda infak etmeye teşviki konu edinen birçok ayet bulunmakladır.
Yeri geldiğinde üzerinde duracağımız üzere ayetlerin üslubundan bu tasadduk ile farza ilave olarak (tavsiye edilen) gönüllü sadakaların
kastedildiği anlaşılmaktadır. Bu şekilde, Kur'an
anlatımının kuvveti ve hoyu-tunun genişliği
artmaktadır.
Belirttiğimiz Tevbe süresindeki 60. ayet, Peygamber (s)'in, zekan tayin
ettiği memurlar ile topladığını; gördüğü yarar, ihtiyaç ve şartlar
çerçevesinde bunları yerlerine harcadığını çok açık bir biçimde ortaya
koymaktadır. Peygamber (s) böylece İslam davetinde yetkili otoriteyi temsil
ediyordu. Buna göre, islam'da otoriteyi elinde tutan
yönetici; Kur'an ve sahih sünnetin çizdiği sınırlar
içerisinde zekatı toplama ve (yerlerine) harcama yetkisine sahiptir denilmesi
uygun düşmektedir[43].
"Allah'a
güzel bir borç veriniz" ifadesi, görüldüğü gibi, Allah yolunda infak ve
ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye yönelik bir teşvik olup birçok Medenî ayetle
tekrar edilmiştir. Burada teşvikin kuvvetini arttıran şöyle bir anlam vardır:
Mallarını Allah yolunda infak eden ve bunları ihtiyaç sahiplerine harcayan bir
kimse sanki Allah'a borç veriyor gibidir. Borç veren kimse kat kat bunun karşılığını almaya müslehak
olmaktadır. Bu husus birçok ayette yer almıştır ki, bunlardan birisi de şu
ayettir: "Kim Allah'a kal kat karşılığını arttıracağı güzel bir borç
takdiminde bulunur? Allah hem darlaştırır hem bollaştırır; O'na
döneceksiniz." (Bakara 2/245) Bize öyle geliyor ki, zekat bağlayıcı bilfarz
ve bundan fazlası ise Allah rızası için güzel borç olması kabul edilirse; bu
tabir gö-ntülü yardımlar
sahasındaki birinci dereceyi ifade etmektedir.
[44]
Müzzemmil
sûresinin son ayeti Allah'a istiğfar emriyle sona ermiştir. Gufran, ashnda Örtmek ve korunmak anlamına gelmektedir. Sonradan
müsamaha ve günahların bağışlanması anlamını kazanmıştır. Kelimenin bu anlamı
ile bi'setten Önce de kullanılmakta olduğu tercih
edilen bir görüştür. Bu emirde; Allah'ın, insanların çoğunun hata ve
günahlardan kurtulmuş olamayacaklarını bildiği, iman edip günahlarının farkına
varır ve pişman olurlar; bağışlanma ve rahmetini talep ederek O'na sığınırlar
ise, müsamaha etmek ve kullarını geniş rahmeti ile kuşatmak gibi nitelikleri
olan Allah'ın gafur ve rahîm olduğu hususu vurgulamıştır. Aynı şekilde bu (af
talebi) emri ıslah olmaya bir vasıta olup; günahkârı pişmanlık ve tevbeyc, bağışlanma ve merhameti ümit etmeye teşvik
etmektedir. Başka bir İfade ile burada ruh terbiyesinin vasıtalarından birisi
bulunmakladır. [45]
Her ne kadar ayet
Medine'de indiyse de şu an konumuzu teşkil eden ayeüc
"Allah'ın yolu" ifadesi ilk kez geçmektedir,
birçok kimsenin bu kelimenin anlamını cihat ve cihat vasıtaları şeklinde
anlamalarından dolayı bu kavramda karışıklık meydana gelmiştir. Bu
karışıklığın sebebi söz konusu ifadenin çoğunlukla cihat ayetlerinde geçmiş
olmasıdır. Ne var ki bu ayetler bile dikkatlice incelendiğinde, burada cihadın
dışında da birtakım hususların bulunduğu, kelimenin genel Özellik taşıdığı,
cihadın mal ve nefisle de yapıldığı ve bu yüzden vaz'
edildiği; hakikaten bu kelimenin Kur'an'ın ihtiva ettiği.
Peygamber (s)'in de göslerdiği, Allah'ın yolu.
daveti, dinî-imanî-ahiâkî-sosyal-insanî
ve siyasi açıdan olgunlaştırıcı öğretileri ile aynı manaya geldiği; başka bir
ifade ile İslam'ın bizzat kendisi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
"Allah yolu" ifadesinin Kur'an'da çoğu kez cihad kelimesi ile beraber seçmesi, cihadın İslam'ın
yayılması için farz kılınan yegane faktör olduğu anlamına gelmemelidir. Çünkü Kur'an Allah yoluna davet için çok sağlam bir proje
koymuştur. Nitekim Nah! sûresinde buna işarel edilmektedir:
"Rabbinin yoluna
hikmet, güzel öğüt ile çağır. Onlarla en güzel met odla mücadele et. Rabbin
yolundan sapam da hidayette olanı da en iyi bilendir." (Nahl 125)
Kur'an'da
bu projeyi destekleyen epeyce Mckkî ve Medenî ayet
bulunmaktadır. Bu, aynı şekilde Mekke ve Medine dönemlerinde Peygamber (s) ve
sonraki raşicl halifelerin izlediği çizgi olmuştur.
Savaşa gelince, İslam'a davet hürriyetini sağlamak, durdurulup engellenmesine, müslümanlara işkence yapılmasına mani olmak ve onları
korumak için vaz'edilmiştir. Bununla ilgili, yeri
geldiğinde açıklayacağımız birçok ayet vardır.
[46]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/65.
[2] el-Müzzemmil Bürünen,
"et-Tezcmmüi" elbiseye bürünmek demektir.
[3] et-Tertîl Buradaki anlamı güzcl/teevidii ve iane tane
okumaktır, Bu kelime Furkan sûresinde Kur'an'ın bölüm bölüm indiği
anlamında geçmiştir.
[4] Nâşient'l-Leyl Geceleyin uykudan uyanmak.
[5] Eşc'ddu vaf
en Bu ifade, "daha baskın" veya çok daha uygun, daha yumuşak; uyanıklık ve ihlasa
daha çok yöncliici olan" anlamına gelmektedir
denilmiştir.
[6] Akvamu kıylen
"Kıyl", kavl'den
türemiştir. Cümle, "konuş-ma/söyleme ve okuma
bakımından daha kuvvetli ve sağlam" anlamındadır.
[7] Sebhan Tavîlen
Çalışma ve meşguliyetler için geniş bir alan demektir.
[8] ef-Tebertul
Huşu' (ihlâs).
[9] Bu sûrenin tefsiri için bkz;
Âlûsî Tefsiri
[10] A.g.e.
[11] Ayetlerin tefsiri için bkz.:
Taberî ve İbn Kesir
Tefsirleri.
[12] Bkz; et-Tâc
111/226.
[13] Ayetlerin tefsiri için bkz: Taberi ve İbn Kesir Tefsirleri.
[14] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/67-68.
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/68-69.
[16] Uhcıırhum Onlardan ayrıl
veya onlardan uzaklaş.
[17] Uîi'n-Ni'me
Allah'ın nimetlerinden istifade edenler.
[18] el-Enkâl Boyunduruk ve
bukağılar.
[19] el-Cahîm Şiddetli ateş.
[20] zâ-Gussatin
Boğazın düğümlenmesine neden olan.
[21] el-Kesîb Kum tepesi
[22] el-Mehîl Dağılıp yayılmaya uygun gevşek (şey)
[23] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/70-71.
[24] es-Sırâtu'l-Halebiyye 1/283
[25] Bkz: es-Sehâvî,
el-Mekasıdu'1-Hasene. s.87 vd.
[26] es-Sirâtij'l-Halebiyye, aynı yer.
[27] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/71-72.
[28] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/72-73.
[29] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/73-74.
[30] Vebîlen Şiddetli veya ağır.
[31] Munfetir Yarılan ve
paramparça olan.
[32] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/75.
[33] Bkz: Asru'n-Nebî
kitabımız. I.Bölüm 3. Fasıl. s. 95 vd.
[34] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/76.
[35] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/76-78.
[36] Yükaâdiru Hesaplaı/takdir eder,
[37] Len tuhsûhu
Buradaki anlamı; "Allah'a ibadetle son noktaya ulaşamayacaksınız"
veya "güç yeüremeyeceksiniz" demektir.
[38] Fe tâbe
aleyhim Burada, sizin yükünüzü hafifletti, size kolaylık gösterdi anlamına
gelmektedir.
[39] cd-darbu
Fi'l-Ard Rızk yolunda,
peşinde koşmak demektir.
[40] Âlûsî, Hâzin, Nisâburi ve Tabresî
tefsirlerinden bu ayetin tefsirine bkz.
[41] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/79-80.
[42] Bkz: Asru'n-Nebî
kitabımız, Fikrî Hayat Bölümü.
[43] Bkz: ed-Düstûru'l-Kur'anî kitabımız. Mali
Düzen konusu.
[44] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/80-82.
[45] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/82-83.
[46] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/83.