Mekke'de inmiştir, 36
âyettir.
Bu mübarek sûre
Mekke'de inmiştir. Bunun hedefi de Mekke'de inen sûrelerin hedefi ile aynıdır.
Bu da inanç meselelerini ele alır ve amansız düşmanlarına karşı İslam
davetinden bahseder.
Bu mübarek sûre ölçü
ve tartıda eksik yapanlara karşı savaş ilanı ile başlar. Bunlar âhiretten korkmayan ve hakimler hakiminin önündeki o korkunç
duruşmayı hesaba katmayanlardır: "İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında
tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hi-lekârlara yazıklar olsun.
Onlar bilmiyorlar mı ki, büyük bir günde diriltilecekler. Öyle bir gün ki,
insanlar o günde Alemlerin Rabbinin huzurunda duracaklardır."
Bundan sonra sûre
mutsuz kâfirlerden bahsederek davranışlarından dolayı onları tehdit eder.
Kıyamet günü çekecekleri cezayı, cehenneme nasıl sevkedileceklerini
tasvir eder: "Daha doğrusu, kötülük edenlerin yazısı Siccîn'dedir.
Sİccîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin? O, amellerin
yazıldığı bir kitaptır. Vay haline o gün, yalanlayıcıların!"
Bundan sonra sûre.
takva sahibi itaatkâr kulların sayfasını açar ve izzet ve ikram yurdunda onlar
için hazırlanmış olan ebedî nimetleri anlatır. Bu, Yüce Allah'ın, bedbaht
âsiler için hazırladığı şeylerin karşılığında, Kur'ân'ın
özendirme ve korkutmayı birlikte yapma üslubu ile anlatılır: "İyiler kesin
olarak cennettedir. Onlar cennette koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Onların
yüzünde nimet ve mutluluk sevinci görürsün. Kendilerine mühürlü hâlis bir içki
sunulur. Onun sonu misktir. İşte yarışanlar ancak bunda yarışsınlar."
Bu mübarek sûre, sapık ve
mutsuzların, Allah'ın seçkin kullan karşısındaki tutumlarım anlatarak sona
erer. Şöyle ki, dünyada iken bedbahtlar, imanları ve amelleri sebebiyle mü'minlerle, alay ederlerdi: "Kuşkusuz günahkârlar
iman edenlere gülerler yanlarından geçerken onlarla kaş göz hareketleriyle alay
ederlerdi." [1]
Bismillâhirrahmânirrahîm
1, 2, 3.
İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp
tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!
4, 5, 6.
Onlar düşünmezler mi ki, büyük bir günde diriltilecekler. Öyle bir gün ki,
insanlar o günde Âlemlerin Rabbinin huzurunda dîvan duracaklar.
7. Hayır,
(gerçek, onların düşündüğü gibi değildir.)
Kötülük edenlerin yazısı,
(kaderi) muhakkak Siccîn dedir..
8. Siccîn'in ne olduğu sana anlatıldı mı?
9. (O
amellerin) sayılıp yazıldığı bir kitaptır.
10. O gün
vay haline yalancıların!
11. Ki
onlar, ceza gününü yalan sayarlar.
12. Onu
ancak sınırı aşan ve günaha düşkün kimseler yalanlar.
13. O gibilere âyetlerimiz okununca "Eskilerin masalları" derler.
14. Hayır!
Öyle değil, bil'akis onların kazanmakta
oldukları kötülükler kalblerini paslandırmıştır.
15. Evet!
Onlar şüphesiz o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.
16. Sonra onlar
cehenneme girerler.
17. Sonra
onlara, "İşte yalanlamış olduğunuz budur" denilir.
18. Hayır! Andolsun iyilerin kitabı İlliyyûn'dadır.
19. İlliyyûn nedir, sana söyleyen oldu mu?
20. O,
içinde amellerin yazıldığı bir kitaptır.
21. O
kitabı, Allah'a yakın olanlar görür.
22. İyiler
kesinkes cennettedir.
23. Onlar
orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
24. Onların
yüzünde nimetin ve mutluluğun sevincini görürsün.
25.
Kendilerine damgalı hâlis bir içki sunulur.
26. Onun
sonu misk-ü anberdir. İşte yarışanlar ancak onda
yarışsınlar.
27. Karışımı
Tesnîm'dendir,
28.
(Allah'a) yakın olanların içecekleri bir kaynaktır (o Tesnîm.)
29. Şüphesiz
günahkârlar, îman edenlere gülerlerdi.
30. Mü'minlere uğradıklarında, kaş göz hareketiyle alay
ederlerdi.
31. Kendi adamlarının
yanına döndüklerinde, (inananlarla alay etmekten) zevk alarak dönerlerdi.
32. Kâfirler
mü'minleri gördüklerinde "Şüphesiz bunlar yanlış
yola girmiş- sapıklardır" derlerdi.
33. Halbuki
onlar, mü'minler üzerinde bekçiler olarak
gönderilmediler.
34. İşte
bugün de îman edenler kâfirlere gülerler.
35.
Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.
36.
Kâfirler, yaptıklarının cezasını buldular mı? (Elbette buldular).
Mutaffifm, ölçü ve tartıda eksik yapan anlamındaki ouk» kelimesinin çoğuludur. Eksiltmek demektir. Bunun
aslı, az şey'mânâsına gelen dendir. Çünkü mutaffif, yani eksilten, ölçüp tartarken ancak az bir şey
çalar.
Örttü, kapladı. Bu,
kılıcın üzerini kaplayan pasa benzer. Aslında bu kelime, üstün gelmek
manasınadır. Şarap, onu içenin aklına galip gelip sarhoş ettiğinde, denir. Şâir
şöyle der:
Nice günah, günahkârın
kalbine hakim olmuştur.[2]
Rahîk, "En iyi cins ve en saf şarap" demektir.
Cevherî der ki: Rahîk, saf şaraptır. Ahfeş de şöyle der: "Hilesiz şarap" demektir.
Şâir Hassan şöyle der:
Barada nehrinin suyu saf şaraba karıştırılır.[3] Fekihîn, hoşlanarak ve zevk alarak. Alay olsun diye, gözleriyle onları
gösterirler. Cezalandırıldı.
Tesnîm, şarabı en iyi olan yüksek bir pınar. Tesnîm, aslında, yükseklik mânâsındadır. Devenin hörgücü
anlamına gelen » kelimesi de bundandır. [4]
İbn Abbâs'tan rivayet
edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasuhillah (s.a.v)
Medine'ye geldiği sıralarda, Medineliler ölçüyü en kötü yapanlardan idiler.
Bunun üzerine Yüce Allah, "Ölçü ve tartıyı eksik yapanlara yazıklar
olsun" âyetim indirdi. Bundan sonra ölçü ve tartıyı güzel yaptılar.[5]
1. Ölçü ve
tartıyı eksik yapan o günahkârların vay haline! Bundan sonra Yüce Allah,
onların çirkin vasıflarını anlattı: [6]
2.
İnsanlardan ölçüp aldıklarında, kendileri lehine ölçüyü tam yaparak alırlar. [7]
3. İnsanlara
vermek için ölçüp tarttıklarında ölçü ve tartıyı eksik yaparlar. Tefsirciler
şöyle der: Bu âyetler, Ebû Cüheyne
diye bilinen bir adam hakkında inmiştir. Onun iki ölçeği vardı. Birisi ile
alır, diğeri ile verirdi. Bu, ölçü ve tartıyı eksik yapan herkes için bir
tehdittir. Allah, Şuayb (a.s)'m kavmi ölçü ve tartıyı
eksik yaptığı için onları yok etmiştir. Hadiste şöyle buyrulmuştur:
Onlar ne zaman ölçüyü eksik yaptılarsa bitkiden mahrum edildiler, senelerce
cezalandırıldılar"[8]
4, 5. O
eksik ölçüp eksik tartanlar, çok korkunç ve dehşetli bir günde yeniden
diriltileceklerini kesin bir şekilde
bilmiyorlar mı? [9]
6. O gün
insanlar mahşerde, Âlemlerin Rabbine boyun eğmiş bir halde, baş açık ayak
çıplak dururlar. Ebû Hayyân
şöyle der: İnkâr ve hayret ifade eden bu soru, o günün büyük olarak
nitelenmesi, insanların boynu bükük bir şekilde Allah'ın huzurunda durmaları
ve Allah'ın, Âlemlerin Rabbi olarak nitelenmesi, o işin yani eksik ölçme ve
tartmanın günah olduğuna delildir.[10] İbn Ömer'den rivayet edilen bir hadiste Hz.
Peygamber (s.a.v) şöyle demiştir: O gün insanlar, Âlemlerin Rabbinin huzurunda
dururlar. Neticede onlardan her biri, kulaklarının yarılarına kadar ter içinde
kaybolacaklardır.[11]
Bundan sonra Yüce
Allah, âsilerle itaatkârları bekleyen âkibeti anlattı: [12]
7. Hayır! O
eksik ölçüp tartanlar, öldükten sonra dirilme ve cezadan gafil olmayı
bıraksınlar. Çünkü o âsi mutsuzların amel defterleri, aşağıların aşağısı, dar
bir yerdedir. [13]
8. Bu, Siccîn'in büyüklüğünü ve korkunçluğunu gösteren bîr
sorudur. Yani, "Sen, Siccîn nedir bilir
misin?" [14]
9. O,
kumaştaki desen gibi, unutulmaz ve silinmez, yazılı bir kitaptır. Onların kötü
amelleri, bu kitapta tesbit edilmiştir. İbn Kesîr şöyle der: Siccîn,
hapsetmek mânâsına gelen "secn" kökünden
alınmış olup dar manasınadır. Günahkârların dönüşü, hem dar hem de alçak olan,
aşağıların aşağısı cehenneme olacağı için, Yüce Allah, onun yazılıp işi bitirilmiş
bir kitap olduğunu ve hiç kimsenin oraya ilave edilmeyeceğini, oradan hiç
kimsenin isminin çıkarılmayacağını bildirdi.[15]
10. O gün,
yalanlayanların vay haline! [16]
11. Onlar,
hesap ve ceza gününü yalanlayanlardır. [17]
12. Hesap ve
ceza gününü, inkâr ve sapıklığa düşerek haddi aşanlar, isyan ve taşkınlık
yaparak aşırı gidenlerden ve çok günah işleyenlerden başkası yalanlamaz.
Bundan sonra Yüce
Allah, şöyle buyurarak o bedbahtın
suçunu açıkladı: [18]
13. Öldükten
sonra dirilme ve cezanın olacağını anlatan Kur'ân
âyetleri ona okununca: "Bunlar öncekilerin hikâye ve hurafeleridir.
Bunları kitaplarına yazıp onları yalanla süslemişlerdir" dedi. [19]
14. Hayır, o
âsi kişi, bu bâtıl iddiadan vaz geçsin. Kur'ân, öncekilerin hurafeleri değildir. Aksine, işlemiş oldukları
günahlar onların kalplerini örtmüş, gözlerini kör etmiştir. Böylece hakkı
bâtıldan ayıramaz hale gelmişlerdir. Tefsirciler
şöyle der: " er-Rân," kalp kararıncaya
kadar onu örten günahtır.[20]
15. O
yalanlayıcılar, sapıklık ve azgınlıklarından vaz
geçsinler. Çünkü âhirette onlar, Yüce Allah'ı
görmekten mahrum kalacak.
Hadiste şöyle buyrulmuştur: «Kul bir hatâ işleyince, kalbinde siyah bir
nokta belirir. Ondan vazgeçer, Allah'tan kalacak,
Onu göremeyeceklerdir. Şafiî şöyle der: Bu âyette, mü'minlerin
Yüce Allah'ı göreceklerine delil vardır. İmam Mâlik de der ki: Düşmanlarının
önlerine perde çekilip Allah'ı göremeyince, dostlarına tecelli eder
ve onlar Allah'ı görürler.[21]
16. Sonra
onlar Allah'ı görmekten mahrum olmalarına ilave olarak, mutlaka cehenneme
girecek ve onun elem verici azabını tadacaklardır. [22]
17. Sonra
kınama ve azarlama yoluyla, cehennem bekçileri onlara şöyle derler: Bu,
dünyada yalanlamakta olduğunuz azaptır. "Bu bir büyü müdür, yoksa siz mi
görmüyorsunuz?"[23]
Yüce Allah
günahkârların durumunu anlattıktan sonra iyilerin durumlarını anlattı: [24]
18. Buradaki
men ve engelleme edatıdır. Yani iş, onların iddia ettiği gibi olmayıp kötülerle iyiler bir değildir.
Aksine kötülerin amel defteri Siccîn'de, iyilerin ki ise "İlliyyîn"dedir.
İlliyyîn, cennetin en yüksek yerinde şerefli ve yüce
bir makamdır. İbn Cüzey
şöyle der: İlliyyîn kelimesi, mübalağa kipidir. Bu
kelime, yükseklik mânâsına gelen den
türemiştir. Cennetteki derecelerin yükselmesine sebep olduğu için ona bu isim
verilmiştir. Ya da, yüce ve yüksek bir yerde olduğu
için bu adı almıştır. İlliyyîn'in, Arş'm altında olduğu rivayet edilmiştir.[25]
19. Bu söz, İlliyyîn'in büyüklük ve yüceliğini gösterir. Yani, Ey
Peygamber! İlliyyîn'in ne olduğunu sen nerden bileceksin? [26]
20, 21. İyilerin
amel defteri, yazılmış bir kitaptır. İyilerin amelleri onda yazılıdır. O amel
defteri, cennetin en yüksek derecesi olan İlliyyîn'dedir.
Allah'a yakın melekler ona şahittir. Tefsirciler der ki: Mü'minin
ruhu alınınca göğe yükseltilir. Gök kapıları ona açılır. Melekler onu müjde ve
neşe ile karşılar. Sonra onula birlikte Arş'a çıkarlar. Onlara bir kağıt
çıkarılır ve "Hesaptan ve azaptan kurtulmuştur" yazısı yazılıp
mühürlenir. Allah'ın mukarreb melekleri buna şahit
olur"[27]
22. Allah'a
itaat edenler, gölgeli cennetlerde ve uzun gölgeler altında nimet içinde
yaşarlar. [28]
23. Değerli
kumaş ve örtülerle süslenmiş divanlar üzerinde, Allah'ın kendileri için
cennette hazırlamış olduğu çeşitli ikram ve nimetleri seyrederler. [29]
24. Onlan gördüğünde, nimet içinde olduklarını anlarsın. Çünkü
yüzlerinde aydınlık, parlaklık, güzellik ve sevinç pırıltısı görürsün. [30]
25. Cennette
ellerin kirletmediği, saf, temiz ve beyaz şaraptan içerler. O şarap kapları
mühürlü olup, mühürlerini ancak itaatkâr kullar açacaktır. [31]
26. O
şarabın sonunda, ondan misk kokusu yayılır. Bu nimeti ve içimi hoş şarabı elde
etme uğrunda, itaate koşanlar koşsun, yarışanlar yarışsın. Taberî
der ki: Tenâfüs kelimesi, insanların düşkünlük
gösterdiği ve canlarının isteyip çektiği
"nefis şey"den alınmıştır. Yani, bu nimeti elde etmek için
yarışsınlar ve nefisleri bunu çok arzulasın.[32]
27. O saf
şaraba, yüce bir çeşmeden karıştırılır. O çeşme, cennet ehlinin' en kıymetli ve
en yüce şarabı olup Tesnîm adını alır. Bunun içindir
ki Yüce Allah daha sonra şöyle buyurmuştur: [33]
28. O
cennette bir çeşmedir. Ondan sadece mu-karreb, yani
Allah'a en yakm kılınmış kullar içer. Diğer cennet
ehline ise, karıştırılarak verilir. İbn Cüzey şöyle der: Tesnîm, cennette
bulunan bir çeşme adıdır. Ondan sadece mukarreb
kullar içer. İtaatkârların içeceği saf şaraba ondan katılır. Bu da gösteriyor
ki, mukarreb kulların derecesi, itaatkâr kullardan
üstündür.[34]
Yüce Allah, iyilerin
içinde bulunduğu nimetleri anlattıktan sonra, ardından, mü'minleri
teselli etmek ve kalplerini kuvvetlendirmek için kötülerin akibetini
anlatarak şöyle buyurdu: [35]
29. Yaratılışlarında
günah işleme ve isyan etme bulunan o suçlular, dünyada mü'minlerle
alay etmek için onlara gülerlerdi. İbn Cüzey der ki: Bu âyet Ebû Cehil
ve benzeri, Ku-reyş'in
ileri gelenleri hakkında inmiştir. Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) ile bir grup mü'min
onların yanından geçmiş; onlar mü'minleri
küçümseyerek onlara gülmüşlerdi. [36]
30. Mü'minler o kâfirlerin yanından geçerken, mü'minlerle alay etmek maksadıyle,
birbirlerine kaş göz işareti yaparlardı. Tefsirciler şöyle der: Rasulullah (s.a.v)'m Ashabı (r.anhum)
yanlarından geçerken, müşrikler küçümsedikleri ve hafife aldıkları için,
onlara göz kırparak alay eder ve birbirlerine, "Dünyanın kıralları size geldi" diyerek, imanlarından ve dine
sarılmalarından dolayı dalga geçerlerdi. [37]
31. Müşrikler
geri dönüp evlerine ve ailelerine dönerken, mü'minlerden
bahsedip onlarla alay etmekten zevk alarak neşe içinde dönerler. Ebû Hayyân şöyle der: Mü'minleri hafife aldıkları için, onlardan bahsetmek ve
gülmekten zevk alarak dönerler.[38]
32. Kâfirler
mü'minleri görünce şöyle derler: Kuşkusuz bunlar
Muhammed'e inandıkları ve hayattan zevk alacak şeyleri bıraktıkları için
sapıklardır. Yüce Allah onlara cevap olmak üzere şöyle buyurdu: [39]
33. Oysa kâfirler
mü'minleri gözetici olarak gönderilmediler.
Amellerini kontrol eden, doğruluk veya sapıklıklarına şahitlik yapan kişiler
olarak gönderilmiş değillerdir. Bu ifadede, kâfirlerle bir nevi alay vardır.
Sanki Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben, kâfirleri, gözeticiler olarak
göndermedim. Mü'min kullarımın ne yaptığına baksınlar
diye onlara vekalet vermedim ki, onlara, menfaatlerine olan şeyleri
göstersinler, Kendilerini, onları ilgilendirmeyen şeylerle niçin meşgul
ediyorlar? [40]
34. Dünyada
kâfirler mü'minlere güldüğü gibi bugün, yani kıyamet
günü de tam bir karşılık olsun diye mü'minler
kâfirlere gülecektir. [41]
35. Mü'minler, inci ve yakuttan yapılmış divanlar üzerinde
kâfirlere bakıp gülerler. Kurtubî şöyle der: Cehennem
ehli, cehennemde iken onlara "çıkın" denilir ve cehennem kapıları
açılır. Kapıların açıldığını görünce çıkmak isteyerek kapılara yönelirler. Mü'minler ise, divanlarına kurulmuş olarak onlara
bakarlar. Kâfirler kapılara geldiklerinde, kapılar yüzlerine kapatılır. İşte o
zaman mü'minler onlara gülerler.[42]
36. Nasıl,
kâfirler âhirette, mü'minlere
yaptıkları alay ve eğlencenin karşılığını aldılar mı? Yani "Evet
aldılar." demektir. [43]
Bu mübarek sûre birçok
edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda Özetliyoruz:
1. "Ölçü
ve tartıda eksik yapanlara yazıklar olsun" âyetinde kelimesinin nekra olarak getirilmesi, onun büyüklüğünü ve korkunçluğunu
ifade etmek içindir.
2. "tam
ölçerler" ile "eksik yaparlar" kelimeleri arasında tıbak vardır.
3. Kötülerin
halini anlatan "Hayır, kötülerin kitabı... âyeti ile iyi kulların halini
anlatan Hayır, iyilerin kitabı
İlliyyîn'dedir." Ayeti arasında mukabele vardır.
4. "İlliyyîn'in ne olduğunu biliyor musun?" âyeti, iyi
kulların mertebelerinin büyüklük ve yüceliğini ifade eder.
5. "Yarışsın"
ile " yarışanlar" arasında cinâs-ı iştikak vardır.
6. "iyiler
kesinlikle cennettedir. Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Yüzlerinde nimetin
sevincini görürsün" âyetlerinde, takva sahibi mü'minlerin
nitelikleri ve sahip oldukları nimetler anlatılarak itnâb
yapılmıştır.
7. "Onun
sonu misktir" âyetinde teşbîh-i belîğ vardır. Yani güzel koku ve hoşlukta
misk gibidir. Burada benzetme edatı (teşbih edatı) ile benzetme yönü (vech-i şebeh) zikredilmeyerek
teşbîh-i belîğ olmuştur.
8. ve
benzeri âyet sonlarına riayet için, fasıla-riarfleri
birbirine uygun düşmüştür.
Yüce Allah'ın yardımı
ile "Mutaffifîn Sûresi"nin tefsiri bitti. [44]
[1] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/243.
[2] Bahr, 8/438
[3] Kurtubî, 19/263
[4] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/246-247.
[5] Muhtasar-ı ibn Kesir, 3/613
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/247.
[6] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/247.
[7] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/247.
[8] Bu, Hakim ve Taberânî'nin tbn Abbâs'tan merfû'
olarak rivayet ettiği hadisin bir parçasıdır. Bkz, Âlûsî, 30/71
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/247.
[9] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/247.
[10] Bahr, 8/440
[11] Buhârî, Rikâk
47; Tefsîr-i sûre 83; Müslim, Cennet, 60
[12] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/247-248.
[13] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[14] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[15] Muhtasar-ı İbn Kesîr, 3/614
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[16] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[17] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[18] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[19] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[20] af diler ve tevbe ederse
kalbi parlar. Hatâyı tekrar işler, o siyah nokta büyütülür ve sonunda kalbinin
üzerini örtüp onu ele geçirir. İşte Allah'ın, kitabında anlattığı budur:
"Hayır! Bilakis yapmakta oldukları kötülükler, kalplerini
paslandırmış-tır."»Tirmizî, Tefsir-i Kur'ân, bab 75.
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/248.
[21] Kurtubî, 19/259
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat:
7/248-249.
[22] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[23] Tür sûresi, 52/15
[24] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[25] Teshîl,4/185
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[26] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[27] Kurtubî bunu Ka'b'tan rivayet etmiştir. 19/260
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[28] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[29] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/249.
[30] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[31] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[32] Taberî, 30/68
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[33] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[34] Teshîl. 4/185
[35] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[36] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[37] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/250.
[38] Bahr, 8/43
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat:
7/250-251.
[39] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/251.
[40] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/251.
[41] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/251.
[42] Kurtubî, 19/268
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/251.
[43] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/251.
[44] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/251-252.