1- Mülamese ve Münabeze Satışının İptali Babı
2- Taş Atımı Satışı İle İçinde Aldatma Olan Satışın Butları Babı
3- Gebe Devenin Yavrusunun Gebeliğine Kadar (Va'de İle Yapılan) Satışın
Haram Kılınması Babı
5- Celeb Malları Karşılamanın Haram Kılınması Babı
6- Şehirlinin Bedevi Namına Satış Yapmasının Haram Kılınması Babı
7- Memesinde Süt Biriktirilen Hayvanı Satmanın Hükmü Babı
8- Satılık Malın Teslim Almadan Satılmasının Batıl Oluşu Babı
9- Mikdarı Meçhul Olan Hurma Yığınını Hurma İle Satmanın Haram Kılınması
Babı
10- Alış Veriş Yapanlara Hıyar-ı Meclisin Sübütü Babı
11- Alış Verişte ve Beyanda Doğruluk Babı
12- Alış Verişte Aldanan Kimse Babı
13- Meyveleri Olgunlaştıkları Görünmeden Önce Koparmayı Şart Koşmaksızın
Satmaktan Nehi Babı
14- Arıyyeler Müstesna Olmak Üzere Kuru Hurma Mukabilinde Yaş Hurma
Satmanın Haram Kılınması Babı
15- Üzerinde Meyvesi Olan Hurmayı Satan Babı
18- Yeri Zahire Mukabilinde Kiraya Verme Babı
19- Abziyi Altın ve Gümüşle Îcar Babı
20- Müzaefa ve Müacere Hakkında Bir Bab
21- Meniha Olarak Verilen Yer Babı
Büyü':
Bey'in cem'idir. Bey' lügaten : Mutlak surette değişmek mânâsına gelir. Bu
mânâda (şirâ) kelimesi dahî kullanılır.
Şerîatte :
İki tarafın rızâsı ile malı malla değişmektir. Bey'in rüknü, şartı, mahalli,
hükmü ve hikmetleri vardır.
Rüknü: îcâb
ve kabul yâni «sattım, aldım» gibi alış verişe delâlet eden mâzî sîgali veya o
mânâda sözlerdir. Bu sözler hükmün teâllûk ettiği rızâyı gösterirler.
'
Şartı: Satış
yapanların bu işe ehil olmalarıdır. Ehil olmayan bir kimsenin yaptığı alış
veriş mu'teber değildir.
Mahalli:
Maldır; yâni bu değişme üzerinde yapılır.
Hükmü: Tam
alış verişte müşteri için malda, satıcı için de malın kıymetinde milkiyetin
derhâl; mevkuf alışta ise riza tehakkuk ettiği zaman sabit olmasıdır.
Bey'in hikmetleri
çoktur. Bunlardan bâzıları: Geçim ve yaşamanın kolaylaşması, kavga, yağma,
hırsızlık, dolandırıcılık, hıyâmet ve hîle gibi kötülüklerin önüne geçilmesi,
geçim nizamının devam ve bekası; bu suretle cihanın pâydâr olmasıdır. Zîrâ
muhtaç bir insan, başkasının elindeki mala meyleder. Bu hususta bir muamele ve
nizâm olmasa iş kavga, gürültü hattâ ölüme varır; neticede hayat felce uğrar;
nizâm bozulur.
Bey' kitâb, sünnet,
icmâ-ı ümmet ve kıyâs yollariyle meşru' olmuş
bir akiddir. Kitâbdan
delili:
«Halbuki Allah bey'i helâl, ribâyı haram
kılmıştır» [1] âyet-i kerîmesi;
sünnetten delili: Peygamber (Sattallahü Aleyhi ve Şellemj'EfendiYnizm alış verişi
takrir buyurmasıdır. Bey'in meşru' olduğuna ümmetin bütün uleması ittifak
etmişlerdir. Bu babda aklî delili ihtiyaç meselesidir. İnsanlar gerek yiyecek
içecek gerekse sair hususâtta birbirleriyle mübadelede bulunmağa muhtaçtırlar.
Bunun yegâne çâresi ise alış veriştir. Çünkü tabiatı iktizası mala son derece
düşkün olan insan, başka suretle malının elinden çıkmasına rizâ gösteremez.
Bey'in : Mutlak,
mukaayeza, selem, sarf, murabaha, tevliye, vadîa, lâzım, gayri lâzım, sahih,
bâtıl, fâsid ve mekruh olmak üzere birçok nevileri vardjr. Bunların tafsilâtı
fıkıh kitaplarmdadır.
1- (1511)
Bize Yahya b. Yahya et-Temîmî rivayet etti. {Dedi ki) : Mâlik'e, Muhammed b,
Yahya b. Habbân'dan dinlediğim, onun da A'rac'-dan, onun da Ebû Hüreyre'den
naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum :
«Resûlüflah (SalîaÜahü
Aleyhi ve Seîiem) mülâmese ile münâbezeden ne-hî buyurdular.»
(...) Bize Ebû Küreyb ile İbni Ebî Ömer rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekî',
Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den,
o da
Peygamber(SallallahÜ Aleyhi ve Selîem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet
etti.
(...) Bize
Ebû Bekr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr ile Ebû Üsâme
rivayet ettiler. H.
Bize Muhammed b.
Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvehhâb rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Ubeydullah b. Ömer'den, o da Hubeyb b. Abdir-rahmân'dan, o da Hafs b. Âsım'dan,
o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen
bu hadîsin mislini rivayet etti.
(...) Bize
Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkûb yâni İbni Abdirrahmân,
Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber
(Scdlallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.
2- (...)
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzak rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Dînâr,
Ata' b. Mînâ'dan naklen haber verdi. Amr Atâ'yı Ebû Hüreyre'den naklen rivayet
ederken dinlemiş. Ebû Hüreyre şunları söylemiş :
«İki nevi' satış yasak
edildi: Müjâseme ile münâbeze. Mülâmese : Alanla satandan her birinin hiç
düşünmeden diğerinin elbisesine dokunması (ile); münâbeze ise her birinin
elbisesini diğerine atması ve hiç birinin arkadaşının elbisesine bakmaması (suretiyle yapılan satış) dır.»
3- (1512)
Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele b. Yâhyâ rivayet ettiler. Lâfız Harmele'nindir.
(Dediler ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni
Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas
haber verdi ki, Ebû Saîd-i Hudrî şunları söylemiş:
Resûliillah (Saliaüahu
Aleyhi ve Selle m) hizi iki (nev'i) satış ve iki (nev'i) giyinişten nehyetti.
Satışta mülâmese ile müııâbezeden nehî buyurdu. Mülâmese: Bir kimsenin
geceleyin yahut gündüzün eliyle başkasının elbisesine dokunması ve onu ancak bu
suretle kabul etmesidir. Münâbeze ise : İki kimsenin elbiselerini elleriyle
birbirlerine atması; ve bakmadan, rizâ göstermeden bunun satış sayılma sidir.
(...) Bana
bu hadîsi Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kakûb b. İbrâhîm b.
Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam, Sâlih'-den, o da İbni Şihâb'dan
naklen bu isnâdla rivayette bulundu.
Ebû Hüreyre rivayetini
Buhârî «Setri avret, namaz, oruç» ve «Büyü'» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî
«Büyû'»da; İbni Mâce «Namaz, Ticâret» ve «Libâs»da muhtelif râvilerden muhtelif
lâfızlarla tahrîc ettikleri gibi:
Ebû Said rivayetini
Buhârî «Büyûf, libâs» ve «İstî'zân» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Büyû'»da;
İbni Mâce «Ticâret» ve «Libâs»da rivayet etmişlerdir.
Ebû Hüreyre
(Radiyallahu anh) rivâyetindeki mülâmese ve münâbeze tefsiri, Buhârî Jnin
rivayetlerinde yoktur. Bu tefsir yalnız Müslim ile Nesâî 'nin rivayetlerinde
mevcuttur. Zahire bakılırsa Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sözü
gibi görünüyorsa da Nesâî 'nin rivayetinde onun başkasına âit olduğuna işaret
edilmiştir. Bu hususta en akla yakın ihtimâl sahâbînin sözü olmasıdır.
Hz. Ebû Saîd
rivayetini Buhârî dahî tefsîrli rivayet etmiştir. Ancak Aynî buradaki tefsîrin
de râvi Zührî tarafından yapılan bir idrâc olması ihtimâli üzerinde
durmaktadır.
Babımız rivayetleri
mülâmese ve münâbeze adı verilen iki nevi' satışın müslümanlara yasak
edildiğini bildirmektedir,
Mülâmese müşareket babından
bir kelimedir; münâbeze de öyledir. Binâenaleyh bir işin iki kişi tarafından
ortaklaşa yapıldığını gösterirler. Lems : Dokunmak; nebz de : Atmak mânâlarına
geldiğine göre mülâmese suretiyle yapılan satışta iki taraf satılık mala
dokunacak; münâbezede de iki taraf
malı birine atacak demektir.
Ulemâ bu hususta
birbirine yakın tefsirlerde bulunmuşlardır. İmam Âzam 'dan bir rivayete göre
mülâmese satıcının müşteriye : «Şu malı sana şu kadara satıyorum; sana dokundum
mu satış tamam olmuştur.> Yahut müşterinin satıcıya : «Şu malı senden şu
kadara alıyorum; sana dokundum mu satış tamamdır.» demesi ile olur. Bazıları
mülâmeseyi: «Ben senin elbisene dokundum; sen de benim elbiseme dokundun mu
satış tamam olacak; demek suretiyle yapılan satıştır.» şeklinde izah etmiş;
bir takımları da : «Müîâmese : Bir elbiseye dürülü olarak dokunmak ve onu
gördüğünde muhayyerlik hakkı kalmamak şartiyîe satın almaktır. Yahut: Elbiseye
dokundum mu satış tamamdır; diyerek yapılan be-yi'dir.» demişlerdir.
Zührî'den rivayet olunduğuna
göre mülâmese : Bir kimsenin gece veya gündüz birinin elbisesine dokunmasiyle
bitmiş sayılan satıştır.
Nevevî bu.
hususta Şâfiî1er'den üç vecih rivayet
ediyor :
a) Mülâmese
: Müşterinin bir elbiseye dürülü iken yahut karanlıkta dokunması; satıcının da
: Bu malı sana dokunman görmek yerini tutmak ve gördüğün zaman muhayyerliğin
kalmamak şartiyîe sattım; demesi suretiyle yapılan satıştır.
b) Mülâmese : Mala dokunmayı satış saymakla yapılır.
c) Mülâmese
: Müşteri mala ne zaman dokunursa o mecliste muhayyerlik hakkı kalmamak
şartiyîe yapılan satıştır.
Münâbezeye gelince
: Bu hususta dahî üç vecih vardır:
a) Münâbeze
: Malı atmanın satış sayılması şartiyîe yapılan bey'dir. İmam Şafiî 'nin te'vîli budur.
b) «Bu malı
sana sattım; onu sâna attığımda muhayyerliğin kalmayacak; satış tamam olacak!»
diyerek yapılan satıştır.
c) Münâbezeden murâd: Taş atmak suretiyle yapılan satıştır. Bunun şekli az sonra
görülecektir.
Mülâmese ile münâbeze
câhiliyyet devri muâmelâtındandırlar. Aldatma ve kumar mânâlarını tezammun
ettikleri için İslâmiyet bunları men' etmiştir. Binâenaleyh ikisi de bâtıldır.
Çünkü satışta şart olan iki tarafın rızası, malın iyice görülüp malûm olması,
îcâb ve kabul gibi şeyler bunlarda yoktur.
Satış meclisinde
olmayan bir şeyi sıfatiyle satmak da bu kabildendir. Eğer o mal tavsif
edildiği gibi çıkarsa müşteriye muhayyerlik yoktur; malı kabul etmesi lâzım
gelir; tavsif edildiği gibi çıkmazsa muhayyerlik hakkı sabit olur. İmam
Ahmed ile İshâk'm mezhepleri budur. Mezkûr kavil İbni
Şîrîn, Eyyûb, Haris, Hakem ve Hammâd 'dan rivayet olunmuştur.
Hanefiyye imamlarına
göre gâib bir malı sıfatlı ve sıfatsız satmak caizdir. Müşteriye de malı
gördüğü zaman muhayyerlik vardır. Bu kavil İbni Abbâs (Radiyaîhhu anh) ile
İbrâhîm Nehâî, Şa'bî', Hasan.ı Basrî, Mekhûl, Evzâî ve Süfyân'dan rivayet
olunmuştur. Bâzıları Hanefî1er'in bu hususta çürük bir hadîsle istidlalde
bulunduklarına işaret etmişlerse de Aynî, hadîs ilminde en büyük söz sahiplerinden
biri olan Tahâvî'nin sahih bir rivayetini göstererek bunlara cevap vermiştir.
Tahavî'nin rivayetine göre : Hz. Talha, Osman b. Affa n(Radiyailahu anh) dan
bir mal satın almış. Osman'a : Sen aldandın! demişler. O da: Bana muhayyerlik
hakkı vardır; çünkü görmediğim bir malı sattım; demiş. Talha dahî bana
muhayyerlik vardır; çünkü görmediğim bir malı satın aldım; demiş. Bunun üzerine
Cübeyr b. -Mut'im'i aralarına hakem ta'yîn etmişler. Cübeyr, Talhâ'ya muhayyerlik
olduğuna; Osman'm bu hakka sahip
olmadığına hükmetmiş.
4- (1513)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. İdrîs ile
Yahya b. Saîd ve Ebû Üsâme, Ubeydullah'dan rivayet ettiler. H.
Bana Züheyr b. Harb da
rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd, Ubeydullah'dan
rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebu'z-Zinâd, A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den
naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şunu söylemiş:
«Resûlüllah (SaliaUahu
Aleyhi ve Selİem) taş atımı satışı ile aldatma satışım yasak etti.»
Bu hadîsin şerhinde
Nevevî şunları söylemiştir : Taş atımı
satısı hakkında üç te'vîl vardır. Birinci te'vîle göre bu satış : Şu attığım
taş hangi elbiseye isabet ederse sana onu sattun; yahut: Şu arazîden, attığını
taşın vardığı yere kadarım sana sattım, diyerek yapılır.
îkinci te'vîle göre.:
Şu malı sana elimdeki taşı atıncaya kadar muhayyer kalman şartiyle sattım;
diyerek yapılır. Üçüncü te'vîle göre : Taş atmayı satış saymakla olur. Bu
takdirde satıcı: Şu elbiseye taş attın mı, sana şu kadara satılmış sayılacak;
der. "
Aldatma satışının
yasak edilmesine gelince: Bu hadîâ alış veriş bahsinin kaidelerinden büyük bir
kaidedir. Bundan dolayıdır ki, İmam Müslim orlu Ön plânda zikretmiştir. Kaçak
köle ile ma'dûm, mechûl, teslimi imkânsız, henüz tamamen satıcının milkine,
geçmemiş malların, büyük sudaki balıkların, hayvan memesindeki sütün, ana1
karnındaki yavrunun, bir yığın zahirenin mübhem bir kısmının, ta'yîrı
etmeksizin, herhangi elbisenin veya sürüden bir koyunun ve benzerlerinin
satışı gibi birçok meseleler bu hadîste dâhildir. Bu satışları hepsi bâtıldır.
Çünkü hacet olmadığı halde müşteriyi aldatmayı tezammun ederler. İhtiyâç mess
ettiği zaman biraz zarara tahammül olunur. Binanın temelini bilmemek, gebe veya
memesinde süt bulunan hayvanı satmak bu kabildendir; çünkü binanın temeli dış
kısımlara tâbi'dir; bu satışı meşru' kabul etmeye ihtiyaç- vardır; zira temeli
görmek mümkün değildir. Hayvan hakkında da aynı şeyler söylenebilir.
İslâm ulemâsı biraz
aldanmayı tezammun eden satışların-caiz olduğuna ittifak etmişlerdir. Meselâ:
İçindeki pamuğu görmeden pamuklu bir cübbeyi satın almak caizdir; halbuki
yalnız içindeki pamuğu satmak caiz değildir. Bir haneyi ve*ya hayvanı yahut
elbiseyi bir aylığırfa kiraya vermek bilittifak caizdir; halbuki ay bâzan otuz,
bâzan yirmi dokuz çeker. Hamamda para üe yıkanmak dahî ittifâkan caizdir.
Halbuki gerek su harcamakta gerekse hamamda durmak hususunda herkes bir
değildir. Sakadan para ile su içmek de böyledir; çünkü içilen suyun miktarı
belli değildir. Bunun aksini alırsak, ulema ana karnındaki yavrunun ve havadaki
kuşun satılamayacağına da ittifak etmişlerdir. Onlar aldatmah satışın caiz olup
olmayacağı hususunda arzettiğimiz esasa bakılacağını yâni zarar az olur,
kaçınılmasına kolaylıkla imkân bulunmaz; satışı da ihtiyaç görülürse bey'in
caiz olacağını, aksi takdirde satışa cevaz verilemeyeceğini söylemişlerdir.
Meydanda olmayan bir
malın satılması gibi, ihtilaflı meseleler hep bu kaideye iptinâ ederler. Bu
gibi meselelerde ulemadan bazıları aldanmayı zararsız görerek yok hükmünde
tutmuş; ve satışın sahîh olduğunu söylemiş; diğerleri aldanmayı fazla görerek
satışın butlanına kail olmuşlardır.
Mülâmese, münâbeze ve
taş atımı gibi haklarında hususî deliller vârid olan satışların hepsi aldatma
satışında dahildirler. Bunların ayrı ayrı ele alınması câhiliyyet devrinin
meşhur satış şekilleri olmalarındandır.
5- (1514)
Bize Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Rumh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Leys haber verdi. H.
Bize Kuteybe b. Saîd
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan, o da
Resûiüllah (Sallatlahu\ Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti ki, gebe
devenin yavrusunun gebeliğine kadar şartiyle yapılan satıştan nehî buyurmuş.
6- (...)
Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız
Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Yahya yâni el-Kattân, Ubeydullah'dan rivayet
etti. (Demiş ki) : Bana Nâfi', İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer
şöyle demiş:
«Câhiliyet devri
insanları deve etlerini birbirlerine gebe devenin yavrusu gebe kalıncaya kadar
(va'de ile) satarlardı. Gebe devenin yavrusunun gebeliği (nden murâd :) devenin
doğurması, sonra doğurduğu yavrunun da gebe kalmasıdır. Resûlüllah [Satlallahü
Aleyhi ve Seltem) müs-'umanları bundan nehî buyurdu.»
Bu hadîsi Buhârî, Ebû
Dâvûd ve Nesâî dahî «Buyu'» bahsinde tahrîc etmişlerdir. Ebû Dâvûd 'un
rivayetinde satışın tefsiri yoktur.
İbni Esîr'in beyânına
göre (habel) kelimesi masdardır. Burada mahmule yâni hayvanın karnındaki
yavruya habel denilmiştir; buna (hami) dahî denilir. Kelimenin sonundaki (ta)
müennes alâmetidir, mübalağa için getirildiğini söyleyenler de vardır.
Terkîbdeki birinci habel-den murâd: Devenin karnındaki yavru, ikincisinden
murâd da yavrunun yavrusudur.
Lisân ulemâsı habel
kelimesinin yalnız insanlar hakkında kullanıldığında ittifak etmişlerdir.
Onlara göre hayvanlar hakkında (hami) denilir. Ebû Ubeyd, hayvanlar hakkında
bu hadîsten maada hiç bir yerde habel denilmediğini söylemiştir.
Cezûr :
Erkek veya dişi bir deve demektir. Burada devenin zikredilmesi başka
hayvanların bu hükümde dâhil olmadığım anlatmak için değil, misâl
kabîlindendir; yoksa şâir hayvanlar da hüküm i'tibâriyle deve gibidir.
Ulemâ memnu' olan bu
satıştan ne kasdedildiğini ta'ynı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bir cemaate
göre maksat: Gebe olan deve doğurup onun yavrusu da doğuruncaya kadar beklemek
şartiyle yapılan satıştır. Nitekim hadîste de bu suretle tefsir olunmuştur.
İmam Mâlik ile Şafiî 'nin ve onlara tâbi' olanların mezhepleri budur. Bir takım
ulemâ : «Bu satıştan murâd: Hâmile olan devenin yavrusunu hemen o anda
satmaktır.» demişlerdir. Ebû Ubeyde Muammer b. Müsenna ile arkadaşı Ebû Ubeyd
el-Kaasim'inve diğer lügat ulemâsının kavilleri de budur. İmam Ahmed ile İshâk
b. Râhuye dahî buna kail olmuşlardır. Mezkûr kavi lügate daha muvafık görülmüşse
de râvi İbni Ömer (RadiyaUahu anh) hadîsi birinci kavle uygun olarak tefsir etmiştir.
Usûl-i fıkıh ulemasının muhakkıklarına göre zahire muhalif olmamak şartiyle
râvinin tefsiri ter-cîh olunur. Maamafih hadîsdeki: «Câhiliyyet devri insanları
ilâh...> şeklindeki tefsir cümlesinin müdrec olduğunu, bu sözü Hz. İbni
Ömer değil, râvi Nâfi'nin söylediğini iddia edenler de vardır.
Hâsılı hayvanın
karnındaki yavru büyüyüp doğuruncaya kadar beklemek şartiyle satış yapmak her
iki tefsire göre bâtıldır. Çünkü birinci tefsire göre meçhul vadelidir;
binâenaleyh sahîh değildir. İkinciye göre ma'dûm, meçhul ve henüz mâlik
olmadığı, teslimden de âciz bulunduğu bir şeyi satmaktır; bu da caiz değildir.
7- (1412)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nafi'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer'den naklettiği şu hadîsi okudum: ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem);
«Bâzınrız bâzınızın
satışı üzerine satış yapmasın!» buyurdular.
8- (...)
Bİze Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız
Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Yahya, Ubeydullah'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nârı',
İbni Ömer'den, o da
Peygamber (Salfottahü Aleyhi ve Şellem) 'den naklen haber verdi:
«Bir kimse dîn
kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın,- onun dünürlüğü üzerine dünür
göndermesin! Dîn kardeşi kendisine izin verirse o başka!» buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buhârî, Ebû
Dâvûd ve Nesâî «Büyü'» bahsinde; İbni Mâce «Ticâret»de muhtelif râvilerden
tahrîc etmişlerdir.
Rivayetlerin bâzıları:
«Satmaz; dünür göndermez» şeklinde haber sî-gasiyle vârid olmuştur; maksat yine
nehîdir; hattâ bu hususta haber sî-gası daha beliğdir. Başkasının satışı
üzerine satış, müşteriye muhayyerlik müddeti içinde: «Bu satışı boz; ben sana
bu malın mislini daha ucuza satacağım.» Yahut: «Aynı fiyatla ben sana daha
iyisini vereceğime gibi sözler söylemekle olur. Bu haram olduğu gibi,
müşterinin aynı şekilde teklifte bulunarak : «Bu satışı boz, ben bu malı senden
daha pahalıya satın alacağım.» demesi de haramdır.
Hadîs-i şerîf'te:«Dîn
kardeşinin satışı üzerine satiş yapmasn...» bu-yurulduğuna bakılırsa gayr-i
müslimin satışı üzerine satışta beis olmayacağı anlaşılır. Nitekim Evzâî ile
Şâfiîler 'den Ebû Abd b. Cüveyriye buna kail olmuşlardır. Fakat cumhuru ulemâya
göre bu hususta müslim ile gayr-i müslim arasında fark yoktur. Hadîsteki
(kardeş) kaydı, ihtirâzî değil vukûîdir; binâenaleyh mefhumu muhalifi mu'teber
değildir. Zimmînin zimmî üzerine satış yapması da bilic-mâ' mekruhtur.
Nevevî diyor ki:
«Ulemâ dîn kardeşinin satış ve alışı üzerine alış veriş ve pazarlık yapmanın
memnu' olduğuna ittifak etmişlerdir. Buna muhalefet ederek akid yapan âsî
olur; ama beyi' yine de mün'akid olur. îmam Şafiî, Ebû Hanîfe ve diğer ulemânın
mezhepleri budur. Bâvûd-u Zahirî bu satış mün'akid olmadığına kaildir. İmam
Mâlik 'den her iki mezhebe uyan iki kavil rivayet olunmuştur. Mâlikîler 'den
cumhuruna göre fiyat arttıran hakkında bu satış mubahtır. Şafiî, seleften
bâzılarının bunu kerih gördüklerini söylemiştir.»
9- (1515)
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler
ki) : Bize İsmail yâni İbni Ca'fer, Alâ'dan, o da babasından, o da Ebû
Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem):
«Müslüman bir kimse
dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasın!» buyurmuşlar.
10- (...)
Bana bu hadîsi Ahmed b. İbrahim ed-Devrakî de rivayet etti. (Dedi ki : Bana
Abdüssamed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Ala' ile Süheyl'den, onlar da
babalarından, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (SallaUahü A leyhi ve
Sellem) 'den naklen rivayet etti. H.
Bize bu hadisi
Muhamnıed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdüssamed rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Şu'be, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o
da Peygamber(Sailallahü Aleyhi ve Sellemj'den naklen rivayette bulundu. H.
Bize Ubeydullah b.
Muâz dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Şu'be, Adiy yâni' İbni Sâbit'ten, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den
naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem): Bir kimsenin
dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmasını yasak etmiş.
Devrakî'nin
rivayetinde «Dîn kardeşinin sîmesi üzerine...» denilmiştir.
11- (...)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlike': Ebü'z-Zinâd'dan
dinlediğim, onun da A'rac'dan, onun da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet ettiği
şu hadîsi okudum : Resûlüllah (Sailallahü Aleyhi
ve Sellem) :
«Binek gelenler satış
için karşılanmaz! Birbirimizin satışı üzerine satış yapmayınız, müşteri
kızıştırmayın! Şehirli köylü nâmına satış yapmasın! Develerle koyunların
sütlerini memelerinde biriktirmeyin! Böyle yaptıktan sonra o hayvanları satın
alan, onları sağdıktan sonra iki re'yden birinde muhayyerdir. Razı olursa kabul
eder; olmazsa hayvanı bir Ölçek hurma ile birlikte İade eyler.» buyurmuşlar.
12- (...)
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Adîy yâni İbni Sâbit'ten, o da Ebû Hâzim'den, o
da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti ki, Re-sûlüllah (Sailallahü Aleyhi ve
Sellem) binek gelenleri karşılamayı, şehirlinin köylü nâmına satış yapmasını,
kadının kız kardeşinin boşanmasını istemesini, müşteri kızıştırmayı, hayvan
sütünü memede biriktirmeyi ve bir kimsenin dîn kardeşinin pazarlığı üzerine
pazarlıkta bulunmasını nehî buyurmuşlar.
(...) Bu
hadîsi bana Ebû Bekr b. Nâfi de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder rivayet
etti. H.
Bize bunu Muhammed b.
Müsennâ dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vehb b. Cerîr rivayet etti. H.
Bize Abdülvâris b.
Abdissamed de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Bu râvilerin
hepsi: Bize Şu'be bu isnâdla rivayette bulundu, demişlerdir.
Gunder ile Vehb'in
rivayetlerinde: «Nehyedildi» denilmiş; Abdüssa-med rivayetinde ise: «ResûlüHah
(SallaîkıhüAleyhiveSetlem) nehî buyurdu.» ifâdesi kullanılmış; hadîs, Muâz'ın
Şu'be'den naklettiği tarzda rivayet olunmuştur.
13- (1516)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e ; Nâfi'den dinlediğim,
onun da îbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: ResûlüHah
(Sallallahü Aleyhi ve SeV.em) müşteri kızıştırmaktan nehî buyurmuşlar.
Hz. Ebû Hüreyre
rivayetini biraz lâfız farkiyle Buhârî «Buyu» ve «Şurût» bahislerinde; Ebû
Dâvûd ile Tirmizî bir kısmını «Buyu'» bir kısmını «Nikâh»da; Nesâi «Nikâh»da;
îbni Mâce bir kısmını «Nikâh»da, bakîsini «Ticâret»de muhtelif râvilerden tahrîc
ettikleri gibi, İbni Ömer (Radiyallahü anh) rivayetini dahî Buhârî : «Büyü'»
ve «Terkü'l-Hıyel» bahislerinde; Nesaî
«Büyû'»da; İbni Mâce TicâreUde
rivayet etmişlerdir.
Müslim'in Ahmed b.
İbrahim 'den tahrîc ettiği rivayetin senedinde A1â' ile Sühey1'in babalarından nakilleri hak-
kında: tâbirinin
kullanılması müşkül sayılmıştır. Çünkü bu tâbir iki râvinin kardeş olduklarını
ve bir babadan rivayette bulunduklarını gösteriyor; halbuki râviler kardeş
değillerdir. A1â 'nın babası Abdurrahmân, Süheyl'in ise Ebû Salih 'tir.
Binâen-allyh her râvinin kendi babasından rivayet ettiği anlaşılıyorsa da tâbir
buna müsaid değildir;
onun yerine: demek îcâbederdi. Fakat rivayet ekseri nüshalarda buradaki gibi
zaptolunmuştur. Onun için ulemâdan bâzıları bu kelimenin « l^l ty-» şeklinde
okunmasını tavsiye
etmişlerdir. Bu
takdirde (eb) kelimesi (ebâni) şeklinde tesniye yapılmış olur, ki buna kail
olanlar da vardır.
Sevm veya Sîme:
Pazarlık demektir. Dîn kardeşinin pazarlığı üzerine pazarlık etmekten murâd :
Satıcı ile alıcı malın fiyatı üzerinde anlaştıktan sonra henüz satış yapmadan
başka birinin araya girmesi ve satıcıya : «Ben bu malı daha fazlaya satın
alırım.» Yahut müşteriye : «Ben sana bu maldan daha âlâsını, bundan ucuza
veririm.» demesidir.
Fiyat üzerinde
anlaştıktan sonra bu şekilde araya girmek haramdır. Fakat fazla fiyat verenler
arasında satılan bir malda pazarlığa girişmek haram değildir; zîra fiyat
üzerinde henüz kimse ile anlaşma olmamıştır. Bundan evvelki bâbda da görüldüğü
vecihle dîn kardeşinin satışı üzerine satış ve pazarlığı üzerine pazarlık
yapmak haram olmakla beraber imam Azam'la îmam Şafiî'ye ve diğer birçok ulemâya
göre yapılan satış yine de muteberdir; yalnız araya giren âsî olur.
Binek gelenleri
karşılamaktan maksat: Şehirlinin, pazara hayvanla mal getiren köylüyü kasaba
dışında karşılaması ve elindeki malı ucuza almak için o malın geçimi olmadığını
söyleyerek aldatmasıdır.
Necş yahut Neceş:
Lügatte bir şeyi methetmek, ballandıra ballandıra Öğmektir. Bâzılarına göre
insanlan bir şeyden nefret ettirerek rağbetlerini başka şeye yöneltmektir. Bir
takım ulema bunun esâs itibariyle hîle ve aldatma mânâsına geldiğini, daha
başkaları heyecanlandırmak, kızıştırmak demek olduğunu söylemişlerdir. Burada
ondan maksat müşteri kızıştırmak yâni malı almağa niyeti olmadığı halde fiyatı
arttırmaktır.
Şehirlinin köylü
namına satış yapması: Geçer fiyatla malını satmak için şehire gelen köylüye :
«Bu malı benim yanımda bırak da ben onu senin nâmına daha yüksek fiyatla
tedricen satayım.» diyerek malını almasıdır. Bu da haramdır; ancak satış
sahihtir. Çünkü buradaki nehî akde râci' değildir. Bazıları: «Şehirlinin köylü
nâmına satış yapmasından murâd simsarlıktır.» demişlerdir. Bu takdirde nehî
bütün alış verişlere âmin ve şâmil olur.
Hayvanı sütünü
memesinde biriktirmeye Araplar tasriye derler. Sütü biriktirilen hayvana da
musarrât adı verilir. Hayvanı satarken müşteriyi aldatmak için sütünü memesinde
biriktirmek müteaddit rivayetlerle yasak edilmiştir. Tahâvî bu bâbtaki hadîsi
sekiz tarîkten tahrîc etmiştir. Hadîsin zahirine bakılırsa müşteri ancak
hayvanı sağdıktan sonra muhayyer olacak gibi görünüyorsa da cumhûr-u ulemâya
göre hileyi anladığı zaman sağmamış bile olsa kendisine muhayyerlik sabit olur.
Onlar hadîsteki sağmak kaydının ihtirâzî olmadığına kaildirler.
Kadının kız kardeşinin
boşanmasını istemesi, onun yerine kendisi varmak içindir. Kız kardeş tâbiri
hakikî kardeşe ve dîn kardeşine hattâ gayr-i müslimeye şâmildir. Bâzılarına
göre bunun sureti : Bir kadınla evlenmek isteyen adama o kadının: «Nikâhın
altındaki kadını boşamak şar-tiyle seninle evlenirim.» demesidir.
1-
Şehirlinin köylü namına satış yapması haramdır. Hadîsin zahirine göre bu bâbda
teklif hangisinden gelirse gelsin hüküm birdir. Köy-'üden murâd çadırlarda
yaşayan bedevilerdir. Köylerde yaşayanların bu hükümde dahil olup olmadıkları
ihtilaflıdır. Ashâb ve tabiîn ulemâsının ekserisi ile tmam
Mâlik, Leys İmam Şafiî, İmam Ahmed ve
İshâk tahrîme kaildirler.
Mücâhid bu satışın
caiz olduğunu rivayet etmiştir; ki İmam Âzam'la diğer ulemânın mezhepleri de
budur. Onlara göre bu nehî mensûhtur. Nehyin nesh edilmediğini söyleyenler
bunun satışta fesâd iktiza edip etmeyeceğinde ihtilâfa düşmüşlerdir. İmam
Mâlik ile Ahmed b. Hanbel'e göre şehirlinin bedevi nâmına satış yapması sahîh
değildir. İmam Şafiî ile cumhur ise satış haram olmakla beraber bey'in sahîh
olduğuna kaildirler.
2- Müşteri
kızıştırmak suretiyle yapılan satışta muhayyerlik yoktur. İmam Mâlik ile îbni
Habîb muhayyerliğe kail olmuşlardır. İmam
Mâlik 'den bir rivayete göre muhayyerlik müşteri kızıştırması yapıldığını
Öğrendiği vakit sabit olur; zîra bu da sütü biriktirilmiş hayvanda olduğu
gibi, bir nevi kusurdur. Bir rivayette
îbni Habîb kızıştırmak meselesinde
satıcı ile anlaşma yoksa muhayyerlik sabit olmayacağını söylemiştir.
Zahirîler'e göre bu satış bâtıl ve merdûddur.
3- Satış
üzerine satış caiz değildir. Bunun ne şekilde yapıldığını az yukarıda gördük.
Fiyat arttıranlar arasında yâni müzayede ile yapılan satışta birinin diğerinden
fazla vermesinde beis yoktur. Bu bâbda Tirmizî Hz. Enes'den bir hadîs rivayet
etmiştir. İmam Şafiî, Mâlik ve cumhuru ulemâ buna kaildirler. Ulemâdan bâzıları
burada dahî dîn kardeşinin üzerine arttırma yapmayı kerih görmüşlerdir. Onlar
Tirmizî hadîsinin sahîh olmadığım iddia etmişlerdir.
4- Bir kadın
evlenmek için ortağının boşanmasını isteyemez. Bunu dahî az yukarıda gördük.
5- Müşteriyi
aldatmak için hayvanın sütünü memesinde biriktirmek caiz değildir. İbni
Ebî Leylâ, îmanı
Mâlik, Leys, İmam Şafiî, îmam
Ahmed, îshâk, Ebû Sevr,
Ebû Ubeyd, Ebû
Süleyman, Hanefî1er'den îmam Züfer
ve bâzı rivayetlere göre
îmam Ebû Yûsuf bu hadîsle istidlal ederek: «Bir kimse sütü
memesinde biriktirilmiş bir hayvan satın alır da sağdıktan sonra onu
beğenmezse dilediği takdirde hayvanı sahibine iade eder; onunla birlikte bir
ölçek de kuru hurma verir.» demişlerdir. Yalnız İmam Mâlik 'e göre hurma şart
değildir; o beldede umumiyetle yenilen zahireden bir ölçek verir. İbni Ebî Leylâ:
«Bir Ölçek hurmanın kıymetini verir.» demiştir. İmam Ebû Yûsuf 'un kavli de bu ise de onun meşhur
kavli başkadır. îmam Züfer
hayvan iade edilirken onunla birlikte ya bir ölçek kuru hurma veya bir
Ölçek arpa yahut yarım ölçek kuru hurma verileceğini söylemiştir. İmam
Mâlik 'ten bir rivayete göre sağılan süt kadar kuru hurma veya onun
kıymeti verilir.
Şafiîye ulemâsının
ekserisi bu hususta kuru hurmadan başka bir şey verilemeyeceğini
söylemişlerdir. Müşteri kuru hurma bulamazsa onun yerine başka bir şey verip
veremeyeceği hususunda iki vecih rivayet olunmuştur. Birinci veçhe göre
hurmanın Medine 'deki kıymeti; ikinciye göre o beldeye en yakın bulunan hurma
diyarındaki kıymeti verilir.
İmam Âzam 'la İmam
Muhammed ve meşhur kavline göre İmam Ebû Yûsuf, bir rivayette İmam Mâlik,
Mâlikîler 'den Eşheb , bir rivayette 1bni Ebî Leylâ ve Irak ulemâsından bir
cemâat: «Müşteri sütü biriktirilmiş hayvanı hıyâr-ı ayb denilen kusur
muhayyerliği ile sahibine iade edemez; ancak noksanlığını ödetir; çünkü burada
iadeye mâni' olan ayrı ziyâde vardır.» demişlerdir. Hattâ noksanlığı Ödetme
hususunda îmam Âzam 'dan iki kavil rivayet olunmuştur. Birinci rivayete göre
satıcıya hayvanın parasını noksan Öder. İkinciye göre satıcıdan bir şey
isteyemez; çünkü sütün memede toplanması bir kusur değildir.
Hanefî1er musarrât
hadîsine birkaç vecihîe cevap vermişlerdir:
a) Muhammed
b. Şücâ'ın beyânına göre bu hadis : «Alış veriş yapanlar birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler.» hadisiyle neshedilmiştir. Bu hadîs gösteriyor ki, birbirlerinden
ayrıldıktan sonra artık muhayyerlik
yoktur.
b) îsâ b.
Ebân: «Bu hüküm İslâm'ın ilk
devirlerinde, borçlar hakkında ceza tatbik edildiği zamanlar câri idi; sonra
Allah Teâlâ ri-bâyı neshederek alınan şeyleri misilleri ile Ödemeyi emir
buyurdu.» demiştir.
c) Musarrât
hadîsi muztaribdir; bir yerde «Kuru hurmadan bir ölçek» denilmiş; başka yerde
«Bir ölçek zahîre» verileceği bildirilmiş; bâ-zan da «Sütünün bir veya iki
misli» ifadesi kullanılmıştır.
d) Bir hadîs
âdil râviler tarafından rivayet edilse bile muteber sa-yılabilmesi için şâzz ve
ma'lûl olmaması îcâbeder; halbuki musarrât hadîsi . ma'lûldur; çünkü kitâb ve
sünnet-İ meşhurenin umumuna muhaliftir. Binâenaleyh onun zahiri ile amel
edilemez. Kitabın umumundan murâd:
«Siz de ona size
yaptığı tecâvüzün misli ile karşılık verin!» [2]
Ve : «Şayet ceza
verirseniz, size verilen cezanın mislini verin!»[3]
âyetleridir.
Sünneti meşhûre,
Tirmizi'nin rivayet ettiği ve sahîh olduğunu söylediği İbni Abbâs (Raâiyallahü anh) hadîsidir. Bu
hadîste :
«Harâc kefalete
tâbidir.» Bir rivayette «Gelir kefalete tâbidir.» buyu-rulmuştur. Harâcdan
murâd : Satın alman gelirinden elde edilen miktardır. Meselâ: Bir kimse bir
mal satın alır da birkaç zaman kullandıktan sonra satıcının dahî bilmediği eski
bir kusuruna muttali' olursa o malı sahibine iade ederek parasını alabilir. Bu
arada o maldan elde ettiği gelir müşterinin olur. Çünkü mal müşterinin elinde
telef olsaydı zararı o çekecek, satandan bir şey alamayacaktı.
Memesinde süt
biriktirilen hayvan sahibine iade edilirken bir ölçek de zahire verileceğine
kail olanlara göre bir kimse bir koyun satın alır da sonra o hayvanın süt
eksikliğinden başka bir kusurunu bulursa hayvanı sahibine iade eder, fakat
sağdığı süt kendinin olur. Keza bir câriye satın alır da câriye doğurduktan
sonra bir kusurundan dolayı on-ıı- sahibine iade ederse, çocuk kendine kalır.
Onlar bunu Peygamber (SalhıHahii Aleyhi ve SeRem)'in kefalet icâbı müşteriye
tahsis buyurduğu haraçtan sayarlar. Hâl böyle olunca memesinde süt biriktirilen
hayvanı iade ederken verileceğini söyledikleri bir ölçek zahire ya bütün sütün
yâni satış zamanında hayvanın memesinde bulunan sütle akidden sonra hâsıl olan
miktarın toptan bedelidir; yahut yalnız satış anındaki sütün bedeli olur.
Birinci vechi kasdederlerse kendi kaidelerini kendileri bozmuş olurlar; çünkü
yukarıda arzolunan iki surette sütle çocuğun müşteriye ait olduğunu söylemiş;
bunları harâcdan saymışlardı. İkinci vechi murâd ederlerse bir ölçek zahireyi
borca bedel borç saymış olurlar ki, bu ne kendilerinin, ne de başkalarının
mezhebine göre caizdir. Hasılı iki şıktan hangisini tercih etseler kendi
kaidelerini bozmuş olurlar. Aynî diyor ki: «Musarrât hükmünün neshedildiğine
asıl onlar kail olmalı idi; zîra süte harâc hükmü veren onlardır; başkalan ona
harâc hükmü vermemişlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, onların kavil ve mezhebi
fâsittir.>
14- (1517)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Biae İbni Ebî Zaide
rivayet etti. H.
Bize tbni Müsennâ da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya yâni İbni Saîd rivayet etti. H.
Bize tbni Nümeyr dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da tbni Ömer' den naklen rivayet etmişlerdir
ki, Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem) pazara gelmeden malların
karşılanmasını nehî buyurmuştur.
Hadîsin lâfzı tbni
Nümeyr'indir. Öteki râviler : «Peygamber (Sallalhhü Aleyhi ve Sellem)
karşılamadan nehî buyurdu.» demişlerdir.
(...) Bana
Muhammed b. Hatim ile İshâk b. Man sûr hep birden tbni Mehdî'den, o da Mâlik'den,
o da Nâfi'den, o da îbni Ömer'den, o da Peygamber 'Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den naklen, İbni Nümeyr'in Ubeydul-lah'dan rivayet ettiği hadîs gibi
rivayette bulundular.
15- (1518)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Mübarek,
Teymî'den, o da Ebû Osman'dan, o da Abdullah (b. Mes'ûd) dan, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, satılık malları
karşılamaktan nehî buyurmuşlar.
16- (1519)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü-şeym, Hişâm'dan, o da
İbni Sîrîn'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:
«Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) celeb malları karşılamaktan nehî buyurdu.»
17- (...)
Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hişâm b. Süleyman, İbni
Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Hişâm el-Kurdûsi, İbni Şîrîn'den
naklen haber verdi. Demiş ki: Ben Ebû Hürey-re'yi şunu söylerken işittim:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
:
«Celeb malı
karşılamayın; kim karşılar da ondan bir şey satın alırsa, sahibi pazara geldiği
vakit muhayyer olur.» buyurdular.
Bu hadîsin İbni
Mes'ûd' rivayetini Buharı ile Tirmizî «Büyü'» bahsinde; îbni Mâce «Ticâret-de
tahrîc etmişlerdir.
Hadîs-i şerîf muhtelif
lâfızlarla rivayet olunmuştur. Bâzı rivayetlerde:
«Binek gelenleri
karalamayın!»
Diğerlerinde :
«Celeb malı
karşılamayın!»
Daha başkalarında:
«Satılık mallan
karşılamaktan nehî buyurdu.»
Bir rivayette : «Pazarı
karşılamayın!» denilmiştir, fakat mânâ birdir.
Celeb:
Satmak için celbedilen maldır. Bu rivayetler hâriçten pazara celbedilen malları
pazar yerine gelmeden karşılayıp satın almanın haram kılındığına delildirler.
Nitekim İmam Mâlik ile İmam Şâfiinin ve cumhurun mezhepleri de budur. Yalnız
İmam Şafiî'-ye göre bu alış veriş haram olmak için karşılayıcının hükmü bilmesi
şarttır. Bir kimse karşılamak niyetiyle değil de tesadüfen şehir hâricinde
celeb mallan görse de satın alsa haram işlemiş olup olmayacağı hususunda
Mâlikîlerl'e Şâfiîler 'den ikişer kavil rivayet olunmuştur.
İmam Âzam'la Evzâî,
şehir halkına zarar vermemek şartiyle celeb malı karşılayıp satın almakta beis
görmemişlerdir. Zarar verdiği takdirde karşılama onlara göre mekruh olur,
Zahirîler'-den İbni Hazm'e göre ne suretle olursa olsun celeb karşılamak caiz
değildir.
Ulemâ: «Buradaki
nehyin hikmeti, mal celbedenlerin aldanmaktan korunmasıdır.» demişlerdir.
Mâzirî (453-536) diyor
ki: «Şehirlinin bedevi nâmına satış yapması şehirlilere merhameten yasak
edilmiştir. Burada bedevi zarar çekmektedir. Halbuki celeb karşılaması bedevinin
aldatılmaması için nehî buyurulmuştur. Bundan dolayıdır ki, Peygamber
(Saîlailahü Aleyhi ve Sellem) .
— Mal sahibi pazara
geldiği vakit muhayyer olur; buyurmuştur? denilirse cevap şudur:
Bu gibi meselelerde
şeriat insanların maslahatım gözetir. Maslahat bir kişiyi cemâate değil,
bilâkis cemâati bir kişiye tercihi iktizâ eder. Be-devî malını kendi sattığı
takdirde o malı bütün pazar halkı ucuz alacağı ve bu suretle bütün belde halkı
faydalanacağı için şeriat belde halkının maslahatını bedevinin istifâdesinden
üstün tutmuş; celeb karşılama meselesinde ise yalnız karşılayan istifâde
edeceği, bu da bir kişinin malından bir kişinin istifâdesi demek olacağı için
celeb karşılamanın mubah kılınmasında bir maslahat görülmemiştir Bahusus buna
ikinci bir sebep daha munzam olmaktadır ki, o da malı yalnız karşılayan alacağı
için pazar halkının eline geçmemesi ve ucuzlamaması; bu suretle zarar görmeleridir.
Halbuki pazar halkı sayı itibariyle mal karşılayanlardan da çokturlar. Bu sebeple şeriat burada da
cemâatin maslahatını ferde tercih
etmiş oluyor; binâenaleyh iki mesele arasında tenakuz yoktur. Hikmet ve
maslahat hususunda ikisi de birdir.»
«Sâhibİ pazara geldiği
vakit muhayyer olur.»cümlesi hakkında Nevevî şunları söylemiştir : «Ulemâmız
pazara gelip fiyatı öğrenmeden satıcıya muhayyerlik olmadığına kaildirler.
Pazara geldiği vakit karşılayıcıya sattığı malın o beldede geçen fiyattan
ucuza gittiğini görürse kendisine muhayyerlik sabit olur. Bu hususta
karşılayıcının yalan veya doğru söylemiş olmasının farkı yoktur. Malının o
yerde geçen fiyatla veya daha pahalıya satıldığını anlarsa iki vecih vardır.
Esah olan veçhe göre aldanma olmadığı için muhayyerlik yoktur. İkinci veçhe
göre muhayyerlik sabittir, zira hadîs mutlaktır.»
18- (1520)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve Zü-heyr b. Harb rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Süfyân, Zührî'den, o da Saîd b. Müseyyeb'den, o da
Peygamber (Saîlailahü Aleyhi ve Sellem)*t ref eden Ebû Hüreyre'den naklen
rivayet etti. Resulüllah (Saüaîiahü Aleyhi ve Sellem) :
«Şehirli bedevî nâmına
satış yapmasın!» buyurmuşlar.
Züheyr:
«FeygamberfSallallahü Aleyhi ve Sellem) }den rivayet olundu ki: Şehirlinin
bedevî nâmına satış yapmasını nehî buyurmuşlar.» dedi.
19- (1521)
Bize tshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'-mer, İbni Tâvûs'dan, o da
babasından, o da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi, tbni Abbâs şöyle demiş:
«Resûlüllah
(Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) pazara binek gelenleri karşılamaktan ve
şehirlinin bedevi nâmına satış yapmasından nehî buyurdu.»
Râvî (Tâvûs) demiş ki:
«İbni Abbâs'a : Şehirlinin bedevi namına sözünün mânâsı nedir? dedim.
— Ona simsar
olmasın (demektir), cevâbını verdi.
20- (1522)
Bize Yahya b. Yahya et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hay seme,
Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. H.
Bize Ahmed b. Yûnus da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ebu'z-Zübeyr, Câbir'den rivayet etti, Câbir göyle demiş: Resûlüllah (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem) :
«Şehirli bedevi nâmına
satış yapmasın! Bırakın insanları Aİlah birbirlerinden rizıklandırsın!»
buyurdular.
Ancak Yahya'nın
rivayetinde : «Rızıklandırılsın» denilmiştir.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkid rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Süfyân b. Uyeyne, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.
21- (1523) Bize
Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hü-şeym, Yûnus'dan, o da İfcni
Sîrîn'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Enes şöyle demiş :
«Şehirlinin kardeşi
veya babası da olsa bedevî namına satış yapması bize yasak edildi.»
22- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbni Ebî Adiy, İbni
Avn'dan, o da Muhammed'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. H.
Bize İbni Müsennâ dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muâz rivayet îtti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn,
Muhammed'den rivayet etti. (Demiş ki) : Enes b. Mâlik şunu söyledi:
«Şehirlinin bedevî
nâmına satış yapması bize yasak edildi.»
Bu hadîsin İbni Abbâs
(Radiyallahu anh) rivayetini Buhârî «Büyü'» ve «İcâre» bahislerinde; Ebû Dâvûd
ile Nesâî <Büyû'»da; İbni Mâce Ticâret-de; Enes (Radiyallahu anh) rivayetini
de Buhârî, Ebû Dâvûd ve Nesâî «Büyü1» bahsinde muhtelif râvilerden tahrîc
etmişlerdir.
Şehirlinin bâdiyeli
nâmına satış yapması ücret mukabili sattığı zaman mekruhtur. Çünkü böyle bir
satış ona yardım için değil, para kazanmak maksadiyle yapılır. Ücretsiz
satması yardım kabîlindendir;. binâenaleyh caiz olması gerekir. İbni Abbâs
(Radiyallahu ânh) 'nın : «Ona simsar olmasın!» sözü de mefhumu muhalifiyle buna
delâlet eder; yâni simsarlık değil de yardım için satarsa caiz olur.
Simsar: Aslında bir
işe bakan, muhafaza eden demektir; sonradan alış veriş işlerine bakan dellâl
mânâsında kullanılmıştır.
Şehirli bâdiyeli
nâmına ücret mukabili satış yapamadığı gibi, alış da yapamaz. Mâlikîler 'den
îbni Habîb: «Bedevî nâmına satın almak dahî onun nâmına satış yapmak gibidir.»
demiştir, Maamâfih satın alma meselesi ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzıları
bedevî nâmına yapılan satışı da alışı da kerîh görmüşlerdir. Bunların delili
(bey') kelimesinin lügatte hem satmak hem de satın almak mânâlarına gelmesidir.
Bu kavil Hz. Enes'den de rivayet olunmuştur.
Bir takımları bedevî
nâmına satın almayı caiz görmüşlerdir. Onlar hadîsin zahirine bakarak: «Nehî
ancak satış hakkında vârid olmuştur.» demişlerdir. Bu kavil Hasan-ı Basrî 'den
rivayet olunmuştur. İmam Mâlik bir yerde satın almayı ister lehde ister
aleyhde olsun tecviz etmemiş; başka bir
yerde lehde satın almaya
cevaz vermiştir. Leys ile îmam
Şafiî 'nin kavilleri de budur.
Kirmanı ( -786) : «Bir
kimse bu bâbdaki nehye muhalefet ederek bedevi nâmına satış yapsa, bu iş haram
olmakla beraber satış sahihtir.» diyor. Aynî, Şâfiîler'inbu hükmüne şaşmış; ve
şunları söylemiştir: «Şâfiî1er'in bu hükmü acâibtir; zîra onlara göre nehî,
hükmü mutlak surette yok eder. Şu halde nasıl oluyor da haram olmakla beraber
satış sahihtir diye biliyorlar! Bu söz ancak Hanefi1er'in kaidesine göre doğrudur.
Yine Kirmanı: Ebû Hanife şehirlinin bedevi nâmına mutlak surette satış
yapabileceğine kaildir. Delili (Din nasihattir.) diyor. Ben derim ki: Ebû
Hanîfe'nin sözü mutlak değildir; satış ancak taraflardan birine zarar vermediği
zaman caizdir.»
Bazıları: «Şehirlinin
bâdiyeli nâmına satış yapması kerâhet-i tenzî-hiyye ile mekruhtur.» demişlerse
de Nevevî bu sözün delilsiz bir dâvadan ibaret olduğunu söylemiştir.
23- (1524)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Dâvûd b.
Kays, Mûsâ b. Yesâr'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayette bulundu. Ebû
Hüreyre şöyle demiş : Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem):
«Her kim sütü
biriktirilmiş bir koyun satın alırsa, hemen onu götürüp sağsın! Eğer sütünden
memnun kalırsa mükînde bırakır; aksi takdirde hayvanı, beraberinde bir ölçek
kuru hurma ile iade eder.» buyurdular.
24- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkûb yâni İbni Abdirrahmân
el-Kaarî, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti
ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) «Her kim sütü biriktirilmiş bir koyun
satın alırsa öç gün muhayyerdir; onu isterse milkinde tutar; dilerse iade eder;
beraberinde bir ölçek de kuru hurma iade eder.» buyurmuşlar.
25- (...)
Bize Muhammed b. Amr b. Cebele b. Ebî Revvâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû
Âmir yâni el-Akadî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurre, Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber
(Saliallahij Aleyhi ve
Selle m /den naklen rivayet etti.
«Her kim sütü
biriktirilmiş bir koyun satın alırsa üç gün muhayyerdir; şayet iade ederse
onunla birlikte buğday olmayan bir ölçek zahire de iade eder.» buyurmuşlar.
26- (...)
Bize İbni Ehî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Eyyfib'dan, o da
Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şunu
söylemiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Her kim sütü
biriktirilmiş bîr koyun satın alırsa, iki görü; arasında muhayyerdir. İsterse
milkinde tutar; dilerse hayvanı ve bîr ölçek buğday değil, kuru hurma iade
eder.» buyurdular.
27- (...)
Bize bu hadîsi İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvehhâb,
Eyyûb'dan bu isnâdla rivayette bulundu. Yalnız o: «Her kim koyun satın alırsa o
kimse muhayyerdir.» dedi.
28- (...)
Bize Muhanımed b. Râfi" rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dürrezzâk
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'-den rivayet etti.
Hemmâm: Ebû Hüreyre'nin Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellenı) den bize
rivayet ettiği şudur, diyerek bir takım hadîsler zikretmiş ezcümle şunu
söylemiştir: Ebû Hüreyre dedi ki : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Biriniz memesinde
sütü biriktirilen yeni doğurmuş bir deve yahut sütü biriktirilen bir koyun
satın alırsa, onu sağdıktan sonra iki görüş arasında muhayyerdir. Ya hayvanı
alsın yahut onu bir ölçek kuru hurma ile birlikte iade ersin!» buyurdu.
Musarrât hadîsini
bütün «Kütüb-ü $itte» sahipleri muhtelif lâfızlarla muhtelif râvilerden tahrîc
etmişlerdir.
İmam Şafiî 'nin
tefsirine göre musarrât: Müşteriyi aldatmak için satıştan önce memeleri
bağlanarak birkaç gün sağılmayan, bu suretle sütü biriktirilerek müşteriye
sütlüymüş gibi gösterilen hayvandır. Bu kelimenin toplamak mânâsına gelen
(sarer) den mi yoksa aynı mânâda kullanılan (tasriye) den mi alındığı
hususunda ihtilâf vardır. Buhar î (tasriye) den alındığına işaret etmiş;
Buhârî sârini Aynî : cSahîh olan da budur.» demiştir.
Likha : Yeni
doğurmuş iki veya üç aylık sütlü devedir.
Bu hadîs etrafında çok
sözler söylenmiş; her taife kendi mezhebini haklı göstermeğe çalışmıştır.
Şâfiîyye ulemâsından İmam Nevevî şu îzâhâtı vermektedir:
«Musarrât bir hayvanı
satın alan müşterinin aldatıldığını anladığı zaman, hayvanı derhal mi yoksa üç
gün müddetle mi İade hususunda muhayyer bırakıldığında ulemâmız ihtilâf
etmişlerdir. Bâzıları bu hadîslerin zahirlerine bakarak üç gün muhayyer
bırakılacağını söylemişlerse de esah olan kavle göre muhayyerlik fevrî yâni o
ana mahsustur. Ulemâ bazı rivâyetlerdekj üç gün kaydını müşterinin o hayvanın
musarrât olduğunu ancak üç gün içinde anlaması hâline hamlederler. Çünkü bu iş
ekseriyetle üç günden az bir müddette anlaşılmaz. Hayvanın sütü ikinci gün bir
parça azalırsa bu o gün az otlamak gibi bir arızadan ileri gelebilir; fakat üç
gün aynı şekilde devam edince musarrâf olduğu anlaşılır. Bir de müşteri hayvanı
sağdıktan sonra sahibine iade etmek isterse sağdığı süt az olsun çok olsun,
hayvan ister deve, ister koyun veya sığır olsun onunla birlikte bir ölçek de
kuru hurma verir. Bizim mezhebimiz budur. îmam Mâlik ile Leys, îbni Ebî Leylâ,
îmanı Ebû Yûsuf, Ebû Sevr ve muhaddislerin fukahâsı dahî buna kaildirler. Sahîh
ve sünnete muvafık olan da budur. Ulemâmızdan bâzıları verilecek bir ölçek
zahirenin hurmaya mahsus olmadığını, o yerde geçen zahireden bir ölçek
verileceğini söylemişlerdir.
Ebû Hanîfe, Irak ulemâsından
bir taife, Mâliki1er'den bâzıları ve garîb bir rivayete göre İmam Mâlik hayvan
iade edilirken bir ölçek hurma verilmeyeceğine kail olmuşlardır. Zira bir
kimsenin malı telef edildiği zaman kaide şudur : Telef edilen mal mis-Üyâttan
ise sahibine o malm misli; değilse kıymeti verilir. Bunlardan başka mallar bu
kaideye muhaliftir.
Cumhur buna cevap
vermiş ve : Bir mesele hakkında sünnet vârid oldu mu ona makûl ile i'tirâz
olunamaz; demişlerdir.
Bir ölçek hurma ile
takyîd buyurulmasınm hikmetine gelince : O zaman müslümanların ekseriyetle
yiyecekleri bu olduğu içindir. Bir daha da şerîatin hükmü bu şekilde devam
etmiştir. Sütün misli veya kıymeti değil de azma çoğuna bir ölçek hurma ile
mukabele edilmesi, müracaat için bir merci' olsun ve bununla muhasamat ortadan
kalksın di-yedir. Peygamber (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) muhasamatı kaldırmağa
ve buna sebep olan şeyleri menetmeye çalışırdı. Bâzan memesinde süt biriktirilen
hayvan bâdiye ve köylerde, bâzan da kıymet bilen mûtemed kimse bulunmadığı
yerlerde satılabilir. Süt telef edilir; az mı çok mu olduğunda niza' çıkabilir.
İşte şeriat müslümanlara münâkaşa götürmeyen bir esas vaz' etmiştir ki, o da
bir Ölçek kuru hurmadır. Bunun nazırı diyet meselesidir. Diyet yüz devedir.
Niza' kesmek için bu sayı Öldürülen kimsenin hâline göre değişmez...»
Nevevî'nin izahatından
sonra Hanefiyye ulemâsından Buhârî şârihî Aynî 'nin bu hadîs hakkındaki bâzı
sözlerini görelim. Aynî şöyle diyor:
«Bu hadîsle ameli terk
etmenin en kuvvetli vechi onun sekiz suretle kaidelere muhalif olmasıdır. Şöyle
ki:
1- Hadîs,
kusur ve şart bulunmaksızın malın iadesini
icâbediyor.
2- Bu
hadîste muhayyerlik müddeti üç gün olarak takdir edilmiştir; halbuki üç günle
tekyîd edilen müddet şart muhayyerliğidir.
3- Hadîs,
satılan malın bir kısmı telef olduktan sonra iadeyi gerektirmektedir,
4- Mal
meydanda iken bedelinin verilmesini îcâb etmektedir.
5- Bedeli
kuru hurma yahut zahire ile takdir etmiştir. Halbuki telef edilen mallar ancak
misilleriyle veya kıymetleri ile ödenir.
6- Süt
misliyâttandır; bu hadîste ise kıymeti ile ödeneceği bildirilmektedir.
7- Bu hadîs,
hayvan bir ölçek hurmaya satıldığı takdirde ribâya müeddî olur.
8- Bedel ile
mübdelin bir araya gelmelerine müeddî olur.»
Hasılı bu hadîsle amel
edenler ve etmeyenler birbirleriyle bu babda uzun münâkaşalar yapmışlardır. Biz
onları tamamiyle buraya nakle lüzum görmedik.
Hadîs-i şeriften
çıkarılan hükümler yukarıda görülmüştü.
29- (1525)
Bize Yöhyâ b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâm-mâd b. Zeyd rivayet
etti. H.
Bize Ebu'r-Rabî'
el-Atekî ile Kuteybe de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hanıma d, Affir b.
Dinar'dan, o da Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti ki,
Resûlüllah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem):
«Her kim bir yiyecek
satın alırsa, onu tamamiyle teslim almadıkça satmasın!» buyurmuşlar.
İbni Abbâs:
«Zannederim her şey bunun gibidir.» demiş.
(...) Bize
İbni Ebî Ömer ile Ahmed b. Abde rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyân
rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Vekî', Süfyân
yâni Sevrî'den rivayet etti. Her iki râvi Amr b. Dinar'dan bu isnâdla bu
hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.
30- (...)
Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Raf i' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler.
İbni Bâfi' (Bize rivayet etti) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Abdürrezzâk
haber verdi, dediler. Abdürrezzâk : Bize Ma'mer, İbni Tâvûs'dan, o da
babasından, o da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi, demiş. İbni Abbâs şunu
söylemiş. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Her kim bir yiyecek
satın alırsa, onu teslim almadıkça satmasın!» buyurdular.
îbni Ahbâs :
«Zannederim her şey (in hükmü) yiyecek gibidir.» demiş.
31- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İshâk b. İbrâhîm rivayet ettiler.
İshâk (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler : Bize Vekî', Süfyân'dan
o da İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti,
dediler. İbni Abbâs şunu söylemiş Resûlüllah
(Saîlallahü A leyhi ve Sellem):
«Her kim bir yiyecek
safın alırsa, onu ölçmeden satmasın!»buyurdular.
Râvi diyor ki: «İbni
Abbas'a : Niçin? diye sordum.
— Görmüyor musun,
altınla alış veriş yapıyorlar, yiyecek ise muahhar; dedi.»
Ebû Küreyb (mürce')
kelimesini söylemedi.
32- (1526) Bize
Abdullah b. Meslemete'l-Ka'nabî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik rivayet
etti. H.
Bize Yahya b. Yahya da
rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da tbni Ömer'den
naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. Besûlüllah (SaUaîlahü Aleyhi ve
Sellem):
«Her kim bir yiyecek
satın alırsa, onu tamamen tesellüm etmedikçe satmasın!» buyurmuşlar.
33- (1527)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum, thni Ömer:
«Biz Besûlüllah (Sallallahü
Aleyhi: ve Sellem) zamanında yiyeceği satın alır da, onu satmadan evvel
aldığımız yerden başka bir yere götürmemizi emredecek birini bize gönderirdi.»
demiş.
34- (1526)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Alî b. Müshir, Ubeydullah'dan
rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
AbdiHah b. Nümeyr de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize babam
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen
rivayet etti ki, Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve Sellem) :
«Her kim
bir yiyecek satın alırsa, onu tamamen
tesellüm etmedikçe satması
n!» buyurmuşlar.
(1527) İbni
Ömer şöyle demiş : «Biz zahireyi de hayvanla gelenlerden göz karan ile satın
alırdık; sonra Resûlüllah (SallaV.ahü A leyhi ve Sellem) bizi zahireyi
aldığımız yerden götürmeden satmaktan
nehî buyurdu.»
35- (1526)
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Vehb haber
verdi. (Dedi ki) : Bana Ömer b. Mulıammed, Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den
naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Her kim bîr yiyecek
satın alırsa, onu tamamiyle tesellüm edîp eline almadan satmasın!» buyurmuşlar.
36- (...) Bize
Yahya b. Yahya ile Alî b. Hucr rivayet ettiler. Yahya : Bize İsmail b. Ca'fer
haber verdi, dedi. AH ise : (Bize İsmail, Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet
etti.) ifâdesini kullandı. Abdullah b. Dînâr, İbni Ömer'i şunu söylerken
işitmiş: Resûlüllah (SallallahU Aleyhi ve Sellem) :
«Her kim bîr yiyecek
satın alırsa, onu teslim almadan satmasın!» buyurmuşlar.
37- (1527)
Bize Ebû Bekr b. Kbi
Şeyhe rivayet elti. (Dodi ki) : Bize AbdÜIâla, Ma'mer'den, o
d;ı Zührî'den, o da
Sâlİm'den, o da
İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki : «Resûlüllah (SallaUahii Aleyhi ve
Selle/ıı) devrinde ashâb göz karariyle bir yiyecek satın aldıkları vakit onu
başka yere nakletmeden olduğu yerde satarlarsa bundan dolayı dayak yerler-miş.»
38- Bana
Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi
kİ) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim b.
Abdİllâh haber verdi ki, babası şunu söylemiş :
«Ben insanları
Resûlüllah (SaUallahii Aleyhi ve Sellem) devrinde gör-müşümdür. Yiyeceği göz
karariyie satın alırlarsa, bulundukları yerde sattıklarından dolayı dayak
yerlerdi. Bu hâl onu evlerine götürünceye kadar devam ederdi.
İbni Şihâb şöyle demiş
: «Bana Ubeydullah b. Abdillâh b. Ömer rivayet etti ki, babası yiyeceği göz
karariyle satın alır; müteakiben evine götürür müş.»
39- (1528)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbni Nümeyr ve Ebû Küreyb rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Zeyd b. Hubâb, Dahhâk b. Osman'dan, o da Bükeyr b. Abdillâh
b. Eşecc'den, o da Süleyman b. Ye-sâr'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet
etti ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):
«Her kim bir
yiyecek satın alırsa
onu ölçmeden satmasın!» buyurmuşlar.
Ebû Bekr'in rivayetinde
(iştira yerine) «ihtiyâ'»
kelimesi kullanılmıştır.
40- (...)
Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Haris
El-Mahzûmî haber verdi. (Dedi ki) : Bize Dahhâk b. Osman, Bükeyr b. Abdillâh b.
Eşecc'den, o da Süleyman b. Yesâr'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen
rivayette bulundu. Ebû
Hüreyre Mervan'a :
— Sen
ribâ satışım helâl
yaptın; demiş. Mervân :
— Ne yapmışım? diye sormuş. Ebû Hüreyre :
— Sened satışım helâl yaptın; halfcuki Kesû\ü\\ah(Sal!aUahu Aleyhi ve Sellem)
tesellüm etmeden yiyecek satmayı yasak etmişti; cevâbını vermiş.
Râvi diyor ki : «Bunun
üzerine Mervân halka hutbe îrâd ederek sened satışını yasakladı.»
Süleyman (b. Yesâr) :
«Ben muhafızların bu senedleri halkın elinden aldıklarını gördüm.» demiş.
41- (1529)
Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh haber verdi. (Dedi
ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebu'z-Zübeyr rivayet etti
ki, Câbir b. Abdillâh/ı şunu söylerken işitmiş. Resûlüllah (Salla!lahii Aleyhi
ve Sellem) :
«Bir yiyecek sarın
alırsan, onu tamamen teesllüm etmedikçe satma!» buyururlardı.
Bu hadîsin bâzı
rivayetlerini Buhâri «Büyü'» ve «Muharibin» bahislerinde: Ebû Dâvûd ile Nesâi
«Büyû'»da muhtelif lâfızlarla muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Hadîsin bütün
rivayetleri satın alman bir malın tesellüm etmeden başkasına satılamayacağını
göstermektedir. Yalnız bâzı rivayetlerde tesellüm yerine
(kabz). bazılarında da
(istifa) kelimeleri kullanılmıştır.
Bunların ikisi de malı
tesellüm etmek, eline almak manasınadır. Yalnız bâzı ulemâ aralarında fark
görmüş kabz kelimesinin daha ziyade mânâ ifâde ettiğini söylemişse de Aynî buna
i'tirazla bilâkis istifa kelimesinin daha manâlı olduğunu bildirmiş; misâl
olarak da : Müşteri malın bir kısmım alır; bir kısmını satıcı parasını elde
edinceye kadar teslim etmezse buna kısmen kabz denilebileceğini, fakat istifa
nâmı verilemeyeceğini; çünkü istifâ hakkın tamamını almak demek olduğunu beyân
etmiştir. Ona göre bu kelimeler mânâca fark olduğunu göstermek için değil,
rivayet farkını bildirmektedirler.
Cizâf: Ölçüsüz,
tartısız ve takdîrsiz olarak göz karariyle yapılan satıştır. Bu kelime cüzâf
ve cezâf şekillerinde de okunabilirse de meşhur olan kıraati cizâftır.
Sakk: Lügatet kitâb,
mahkeme hücceti ve borç senedi mânâlarına gelir. Burada ondan murâd : Âmir
tarafından me'mura verilen maaş senedidir. Bu senede : «Filâna şu kadar zahire
veya para verilsin» diye yazılmıştır. Senedi alan onda yazılı olan şeyleri
tesellüm etmeden başkasına satar.
1- Kurtubî
'nin beyânına göre bu hadisin (cizâf) rivayetinde mekîîâttan zahireyi teslim
almadan satmakla, göz kararma istinaden satmanın hükmen müsâvî yâni ikisinin
de memnu' olduğunu söyleyenlere delîl vardır. Göz karan ile bir malı
nakletmekten murâd o malı tesel-'ümdür. Küfe uîemasiyle. İmam Şafiî, Ebû Sevr,
İmam Ahmed ve Ebû Dâvûd !un kavilleri budur. İmam Mâlik bu bâbdaki nehyi
evleviyet mânâsına hamletmiştir. Ona göre göz kararı ile satın alman bir malı
teslim almadan satmak caizdir. Çünkü satılan mal, akıd tamam olmakla
müfterinin kefaleti altına geçmiştir. Saîd b. Müseyyeb ile Hasan-ı Basrî,
Hakem, Evzâî ve İshâk dahî buna kail olmuşlardır. Hanbelîler 'den İbni Kudâme:
«Alanla satan miktarını bilmedikleri halde bir yığın zahireyi göz karan ile
satmanın mubah olması hususunda hiç bir hilaf bilmiyoruz: ama bir yığını göz
karariyîe satın alan onu nakletmeden satamaz: bir rivayette İmam Ahmed D.
Hanbe1 bunu nassan bildirmiştir. Diğer bir rivayete güre maîı nakletmeden de
satabileceğine kail olmuştur. İmam Mâlik 'in mezhebi bu olduğu gibi, Kaadi 1yâz da aynı kavli ihtiyar etmistir. Bu zevata göre
dahî malı nakletmekten murâd: Onu teslim almaktır...» demiştir.
Nevevî diyor ki; «Bu
hadîste bir yığın zahireyi göz karariyle satmanın caiz olduğuna delil vardır.
İmam Şafiî 'nin mezhebi de budur. Şafiî ile diğer Şâfiîye ulemâsı : Buğday ve
kuru hurma gibi şeylerin göz karariyle satılması sahihtir; haram değildir;
demişlerdir. Bu satışın mekruh olup olmadığı hususunda İmam Şafiî1-den iki
kavil rivayet olunur. Bunlardan esahh olanına göre satış kerâhet-i tenzihiyye
ile mekruhtur. İkinci kavle göre hiç kerahet yoktur. Ulemâmız göz karariyle
bir miktar para vermek suretiyle yapılan satışın da aynı hükümde olduğunu
söylemişlerdir...»
Tenbîh: Cizâfen
yapılan satışın caiz olup olmadığı yerlere dikkat ederek bunları birbirine
karıştırmamalıdır. Bahis mevzuu satışın caiz olduğu suret : Mal elde olup göz
karariyle satılmasıdır. Caiz görülmeyen suret ise : Bir malı başkasından satın
alıp teslim tesellüm muamelesi yapılmadan başkasına satmaktır.
2- Bir malı
henüz teslim almadan satmak memnû'dur. Ulemâ bu hususta ihtilâf etmişlerdir.
İmam Şâfiî'ye göre satılan mal zahire, akar, menkûl, gayri menkûl ne olursa
olsun tesellüm edilmedikçe satılamaz; böyle bir satış sahîh değildir.
Osman-ı Betti bilâkis
; «Her nevî' mal tesellüm edilmeden satılabilir.» demiştir.
İmam Azam, akaardan
maada hiç bir şeyin tesellüm edilmeden satılamayacağına kâiî olmuştur.
İmam Mâlik 'e göre
yiyecek şeylerde caiz değil, sair eşyada caizdir. Bu hususta birçok ulema İmam Mâ1ik'le beraberdir.
Bâzıları ölçü ve tartı
ile satılan mallarda caiz olmadığını söylemiş; diğerlerinde buna cevaz
vermiş]erdir.
İbni Abbâs
(Radiyallahu anh) 'nın : «Görmüyor musun altınla alış veriş yapıyorlar, yiyecek
ise muahhar!» sözünden murâd bu satışın libâ olduğunu anlatmaktır. Çünkü burada
satış şöyle olur: Bir kimse birinden muayyen bir müddette ödemek şartiyle bir
altma zahire satın alır, sonra onu tesellüm etmeden yine ilk sahibine yahut
başkasına iki altma kadar satar. Satılan mal ortada olmadığı için bu alış
veriş, bir altını iki altına satmak mânâsına gelir ve ribâ olur.
Tirmizî, İbni Abbâs
(Radiyallahu anh) 'nın : «Zannederim her şey yiyecek gibidir.» dediği rivayet
hakkında : "Ekseri ulemâ bu hadîsle amel etmiş; bir kimsenin elinde
olmayan malı satmasını kerîh görmüşlerdir.» demiştir.
İbni Münzir'e göre bir
kimsenin elinde olmayan malı satması iki mânâya ihtimâllidir. Birinci ihtimâl :
«Sana bir ev satıyorum.» diyerek akid esnasında orada olmayan birinin milkini
satmaktır. Bu caiz değildir. Çünkü mal sahibinin rızâ göstermemesi yahut malın
telef olması ihtimâli vardır; binâenaleyh satış garer yâni aldatmaya benzer.
İkinci ihtimâl: «Şu
evi sana şu kadara satıyor; sahibinden senin için satın almayı şart koşuyorum.»
Yahut; «Sahibinin sana teslimini şart koşuyorum.» diyerek birinin milkini
satmaktır. Bu satış doğrudan doğruya garer olduğu için caiz değildir. Zira
satın alamaması yahut sahibinin teslim etmemesi muhtemeldir. İbni Münzir:
«Bence bu ikinci ihtimal daha sahihtir.» demektedir. Bâzıları elinde olmayan
maîı satmaya daha başka misaller vermişlerdir.
2-
Ülülemir, fâsid satış yapan
kimseye döğmek gibi
bedenî bir ceza verebilir, Asr-ı
saadette göz karariyle bir şey satm alıp tesellüm etmeden satanların
döğülmeleri buna delildir.
3- Tesellüm
edilmeden maaş senedi satmanın caiz
olup olmadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır.
Şâfiî1er'le diğer bir takım ulemâya göre caiz; diğerlerine göre caiz değildir.
Caiz görmeyenler Hz. Ebû Hüreyre
rivayetinin zahiri ile amel etmişlerdir. Tecviz edenler bu rivayeti tevîl
ile : «Burada senedi sahibinden satın alan müşteri onu tesellüm etmeden
başkasına satmıştır; memnu' olan da bu ikinci satıştır; çünkü sened, sahibinin
milkidir; onu sahibi satın almamıştır; binâenaleyh tesellüm etmeden satması
memnu' değildir; nitekim bir kimse kendisine miras kalan bir malı tesellüm
etmeden satabilir.» demişlerdir.
Kaadîlyâz (476-544) :
Hadîsi bu şekilde te'vîl ettikten sonra: «Müslümanlar bu senedleri satar; alan
müşteri de tesellüm etmeden başkasına satardı; bundan nehî edildiler. Ömer b.
Hattâb bunu duyunca reddetmiş; müşteriye : Satm aldığın bir yiyeceği tesellüm
etmedikçe satma! demiştir.» şeklinde beyanâtta bulunmuştur.
İmam Mâ1ik'in
«EI-Muvatta'» nâm eserinde : Halîfe Hz. Ömer 'in, memurlarından Hakîm b. Hizam'a
maaş senedi verdiği, Hakîm bununla zahire satm alarak tesellüm etmeden sattığı
rivayet olunmuştur.
42- (1530)
Bana Ebırt-Tâhir Ahmed b. Arar b. Şerh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni
Velıb haber verdi. (Dedi ki) : Bana İbni Cürcyc rivayet etti. Ona da Ebu'z-Zübeyr
haber vermiş. Demiş ki : Câbir b. Ab-dillâh'ı şunu söylerken işittim :
«Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Selîenı) kilesi bilinmeyen kuru hurma yığınını, ölçeği
belli kuru hurma ile satmaktan nehî buyurdu.»
(...) Bize
İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kavli b. Übâde rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebu'z-Zübeyr haber
verdi. O da Câbir b. Abdillâh'ı yukarıkî hadîste olduğu gibi:
«Resûlüllah
(Sailaliahü Aleyhi ve Sellem) nehî buyurdu...» derken işitmiş. Yalnız o,
hadîsin sonundaki «Kuru hurma» tâbirini zikretmemiştir.
Subra :
Yığın demektir. Hadîs-i şerif miktarı belli olmayan hurmanın, miktarı malûm
hurma ile satılmasını sarahaten haram kılmaktadır. Ulemâ buradaki mumâseletin
bilinmemesi hakîkaten fazlalık mânâsında olduğunu söylemişlerdir. Zira hurma da
ribeviyyât denilen şeylerden biridir. Bunlar cinsi cinsine satıldıkları vakit
birinin diğerinden fazla olması caiz değildir. Birbirlerine müsâvî olmaları
nass-ı hadîsle beyan bu-vurulmuştur. Nitekim yeri gelince görülecektir. İki
hurmadan birinin miktarı bilinmeyince müsavat da tahakkuk edemez. Buğdayla
buğdayın. arpa ile arpanın ve diğer ribevî eşyanın cinsi cinsine satışları dahî
hurma ile hurmayı satmanın hükmü gibidir.
43- (1531)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer'den rivayet ettiği şu hadîsi okudum :
Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem):
«Alış veriş yapanlar
birbirlerinden ayrılmadıkça, biri diğerine karşı muhayyerdir. Yalnız
muhayyerlik şartiyle yapılan satış müstesna!» buyurmuşlar.
(...) Bize
Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Yahya yâni El-Kattân rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. H.
Bize İbni Nümeyr dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi
Ubeydullah'dan, o da Nâfi'den, o da İbnİ Ömer'den, o da Peygamber (Sallatlahü
Aleyhi've Sellem)'den nakJen rivayette bulunmuşlardır. H.
Bana Züheyr b. Harb
ile Aliy b. Hucr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsmâîl rivayet eyledi.
H.
Bize Ebu'r-Rabî' ile
Ebu Kâmil dahî rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hamraâd yâni İbni Zeyd rivayet
etti. Bunlar toptan Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da ^ ey
gambex(SaUallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayette bulunmuşlardır. H.
Bize İbni Müsennâ ile
İbni Ebî Ömer de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdülvehhâb rivayet etti.
(Dedi ki) : Ben Yahya b. Saîd'dcn dinledim
H.
Bize İbni Râfi1 dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Dahhâk haber verdi. Bunların ikisi de Nâ-fi'den, o da îbni Ömer'den, o da
Peygamber (Sallaîîahü Aleyhi ve Seliemj'den naklen Mâlik'in Nâfi'den naklettiği
hadîs gibi rivayette bulunmuşlardır.
44- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize Muhammed b. Rumh
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Leys, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Resûlüllah (Saüallahü Aleyhi ve
Sellem} naklen haber verdi ki :
«iki kişi alış veriş
yaparalrsa beraber bulunup birbirlerinden ayrılmadıkları müddetçe onlardan her
biri muhayyerdir. Meğer ki, biri diğerini muhayyer bıraka! Şayet biri diğerini
muhayyer bırakrı da, bu şartla alış veriş yaparlarsa bey' vâcib olmuştur. Alış
verişi yaptıktan sonra ayrılırlar da ikisinden biri satıştan vazgeçmezse yine
bey' vâcİb olmuştur.» buyurmuşlar.
45- (...)
Bana Züheyr b. Harb ile İbni Ebî Ömer ikisi birden Süf-yân'dan rivayet ettiler.
Züheyr dedi ki : Bize Süfyân b. Uyeyne, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş
ki) : Bana Nâfi' yazdırdı; kendisi Abdullah
b. Ömer'i şunu
söylerken işitmiş: Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) ;
,
«Alış veriş yapan iki
kişi bey'i tamamladılar mı birbirlerinden ayrılmadıkça yahut satışları
muhayyerlik şartiyle olmadıkça, her biri satrş akdinde muhayyerdir. Satışları
muhayyerlik şartiyle yapılmışsa bey' vâcib olmuştur.» buyurdular.
İbni Ebî Ömer kendi
rivayetinde şunu ziyâde etti: «Nâfi' dedi kİ: İbni Ömer bir kimse ile alış
veriş yapar da satışı bozmak İstemezse kalkarak biraz yürür, sonra onun yanına dönerdi.»
46- (...)
Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler.
Yahya b. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler : Bize İsmâîl b.
Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan naklen ıivâyet etti, dediler. İbni Dînâr, İbni
Ömer'i şunu söylerken işitmiş : Resûlüllah
(Saüaliahü Aleyhi ve Sellem) :
«Alış veriş yapan
herhangi İki kimse arasında birbirlerinden ayrılmadıkça satış yoktur. Ancak
muhayyerlik şartiyle yapılan sattş müstesna!» buyurdular.
Bu hadîsi Buharı"
«Büyü'» bahsinde muhtelif tariklerden rivayet ettiği gibi, Nesâi «Büyü'» ile
«Ş.urut» bahislerinde; İbni Mâce
«Ticâret»de labrîc etmişlerdi]-.
Hıyar: Muhayyerlik
yâni alıp almamak hususunda serbest olmaktır. Hıyar-ı meclis : Akid halindeki
muhayyerliktir.
Satışın vacib
olmasından murâd : Kat'îleşmesidir.
Bu hadîs alış veriş
yapanların satış akdinden sonra birbirlerinden ayrılmadan akdi bozup bozmamakta
muhayyer olduklarına delildir. Ancak buradaki ayrılmanın bedenen mi yoksa
kavlen mi olduğu ulemâ arasında ihtilaflıdır.
İbrahim Nehaî, bir
rivayette Sevrî, Rabîa, İmam Mâlik, İmam Âzam ve İmam Muhammed ayrılma dan
muradın kavli olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre satıcı: «Sattım», müşteri de
: «Aldım» dedi mi, iş bitmiş ve iki taraf birbirinden ayrılmış sayılır. Artık
hiç birine muhayyerlik hakkı kalmaz. Müşteri o malı ancak görmek, kusursuz
olmak veya muhayyer kalmak gibi bir şartla aldığı zaman sahibine iade edebilir.
İmam Ebû Yûsuf'a göre muhayyerliğe mâni' olan ayrılık, icâb yapıldıktan sonra
kabul vaki' olmadan tarafların bedenen
birbirlerini terketmeleridir.
Ashâb-ı Kiramdan Alî
b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Ömer', Abdullah b. Abbâs, Ebû Hüreyre ve Ebû
Berzete'l-Eslemî (RadiyaHahu anh) hazerâtiyle tabiînden Tâvûs, Saîd b.
Müseyyeb, Atâ, Kaadî Şureyh, Hasan-ı Basrî, Şa'bî, Zührî, Evzâî, İbni Ebî Zi'b
, Süfyân b. Uyeyne, diğer ulemâdan İmam Şafiî, İbni Mübarek, Alî b. Medînî,
Ahmed b. Hanbel, İshâk b. Râhuye, Ebû Sevr, Ebû Ubeyd, Muhammed b. Cerîri
Taberî, hadis imamlarından Buharı ve başkalarına göre alıcı ile satıcının ayrılmalarından
murâd; Bedenen birbirlerinden uzaklaşmalarıdır. Zâhirî1er'in mezhebi de budur,
Bu zevat alıcı ile satıcı bedenen birbirlerinden ayrılmadıkça akdîn tamam
olmadığına kaildirler.
Hadîsin ekseri
rivayetlerinde ayrılma için (teferruk), bâzılarında da (iftirak) kelimeleri
kullanılmıştır. Bâzı lügat âlimleri bunların arasında mânâca fark görmüş,
teferrukun bedenen, iftirakm ise kavlen birbirinden ayrılmak mânâlarına
geldiklerini söylemişlerdir. Aynî 'nin üstadı Zeynüddîn : «Bu da ayrılığın
bedenî olduğunu söyleyen cumhurun mezhebini te'yid eder.» demiştir. Fakat
İbni'l-Arabî bu farkı kabuî etmemiş; Kur'ân-ı Kerîm 'de buna şâhid bulunmadığı
gibi, iştikakın da te'yîd etmediğini bildirmiştir.
Hadîsin : «Ancak
muhayyerlik şartiyle yapılan satış müstesna!» cümlesi hakiında Nevevî şunları
söylüyor : «Ulemamız ile diğer ulemânın beyanlarına göre burada üç kavil
vardır. Bunların esah olanı, muhayyerliğin akid tamamlandıktan sonra o
meclisten ayrılmadan sübût bulmalıdır. Mesele şöyle takdir edilir: Alıcı ile
satıcıya birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerlik vardır. Ancak birbirlerine
muhayyerliği yalnız akid meclisinde tanırlar da akdi muteber sayarlarsa o zaman
satış sırf O esnadaki muhayyerlikle tamam olur; ve muhayyerlik birbirlerinden ayrılıncaya
kadar devam etmez.
İkinci kavle göre
istisnanın mânâsı : Bu hükümden ancak üç gün yahut daha az.müddet muhayyerlik
şartiyle yapılan satış müstesnadır; demektir. Bu takdirde muhayyerlik
tarafların birbirinden ayrılmaları ile sona ermez; şart koşulan müddet
geçinceye kadar devam eder.
Üçüncü kavle göre
istisnanın mânâsı : Ancak meclis muhayyerliği , bulunmamak şartiyle yapılan
satış müstesnadır; demektir. Bu takdirde satış nefs-i akidle tamam olur;
muhayyerlik yoktur. Satışın bu suretle sahih olacağını söyleyenlerin te'vîli
budur. Ulemâmızca esah olan kavle göre bu şartla satış bâtıldır. İşte bu hadîs
hakkındaki hilafın hülâsası budur. Ulemâmız bilîttifak birinci kavli tercih
etmişlerdir. İmam Şâfiî'den nassan nakledilen kavil de budur. Öteki kavilleri
birçokları bâtıl saymış; kaillerini hatâya nisbet etmişlerdir..-»
Nevevî bundan sonra
muhaddislerden Beyhakî ile Tirmizî'nin de bu kavli tercih ettiklerini söylemiş;
İbni Münzir'in bu tefsiri Sevrî ile Evzâî, Süfyân b. Uyeyne, Abdullah b. Hasan
el-Anberî, İmam Şafiî ve îshâk b. Râhuye 'den naklettiğini bildirmiştir.
Yine Nevevî'nin
beyânına göre ; «Meğer ki, biri diğerim muhayyer bıraka!> cümlesinin
mânâsı: Birinin diğerine: «Satışın geçerli olduğunu ihtiyar et!» demesidr.
Şayet ihtiyar ederse akid tamamdır. Bir şey söylemeden susarsa muhayyerlik
hakkı devam eder. Satışı sözle ihtiyar edenin muhayyerliğinin sona erip
ermeyeceği hususunda Şafiî1er'den iki
kavil rivayet olunmuştur. Bunların esah olanına göre muhayyerliği sona erer;
hadîsin zahiri buna delildir.
Hattâbî (319-388)
diyor ki : «Bu hadîs hıyar-ı meclisin sübûtu hakkında en açık delildir; ve
hadîslerin zahirine muhalif olan her te'vîli iptal etmektedir. Hadîsin
sonundaki (satışı yaptıktan sonra ayrılırlar-sa...) cümlesi de böyledir. Bu
sözde muhayyerliği kesen ayrılığın bedeni olduğuna açık beyân vardır; zîra
ayrılık sözle olur mânâsına gelse hadisin bir faydası kalmaz.»
Aynî, Hattâbî 'nin bu
sözlerine cevap vermiş; hadîsin taraflardan biri İcâbı yaptıktan sonra
ötekinin muhayyer kalması, akdi isterse kabul, dilerse reddetmesi hususundaki
hıyar-ı meclis hakkında en açık bir delil olduğunu, yoksa iki taraf icâb ve
kabulü yaptıktan sonra akid tamam olduğu için muhayyerlik kalmayacağını, ancak
ortada kusur sebebiyle muhayyerlik gibi bir şart varsa ona riâyet edileceğini
bildirmiş; buna delîl olarak da Nesâî'nin tahrîc ettiği Hz. Semûra hadîsini
göstermiştir. Mezkûr hadîste:
«Alış veriş yapanlar
birbirlerinden ayrılmadıkça ve her biri satıştan dilediğini almadıkça
muhayyerdirler.» buyurulmuştur.
Tahâvî (238-321)
: «Bu
hadîsteki {Her biri satıştan dilediğini
almadıkça) ifâdesi
alış veriş yapanların muhayyerliği akidden Önce olduğuna delildir. Alanla
satan arasında akid, müşterinin razı olacağı hususta yapılacak; onun rızâ
göstermediği başka bir şeye aid olmayacaktır. Çünkü bu hadîsteki ayrılmayı
bedenen ayrılmak mânâsına alanlar arasında müşterinin satılan maldan istediği
miktarı alıp kalanını bırakamayacağı, malı ya tamamen alması yahut tamamen
terk etmesi gerektiği hususunda hiç bir hilaf yoktur. diyor, ki bu da alış
veriş yapanların birbirlerinden ayrılmalarından murâd, bedenen değil kavlen
olduğunu gösterir.
Hattâbî'nin : «Her
te'vîli iptal etmektedir.» sözü Hanefî1er'ce müsellem değildir. Çünkü bir nass
hakkında iki te'vîl birbirine zıd düşerse o nassla amel edilmeyip kıyasa baş
vurulur; ve bey' icâre gibi akidler nikâh akdine kıyâs olunurlar; zîra hepsi
îcâb ve kabulle tamam olurlar. Nikâhta akidden sonra bedenen ayrılmak şart
değildir, binâenaleyh burada da öyledir.
îmam Mâlik: «Alış
veriş yapanların birbirlerinden ayrılmaları hususunda malûm bir had ve muayyen
bir vakit yoktur. Bu, üzerine satış akdi tevakkuf eden bir meçhuliyettir ki,
mülâmese ve münâ-beze satışları ile meçhul bir müddete kadar muhayyer kalmak
şartiyle yapılan satışa benzer; böyle bir satış kat'î surette fâsiddir.» demiştir.
47- (1532)
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd,
Şu'be'den rivayet etti. H.
Bize Amr b. Alî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd ile Ab-durrahmân b. Mehdî rivayet
ettiler. (Dediler ki) : Bize Şu'be, Katâde'-den, o da Ebu'l-Halîrden, o da
Abdullah b. Hâris'den, o da Hakîm b. Hi-zâm'dan, o da Peygamber (Sallalîahü
Aleyhi ve SeUemj'den naklen rivayet etti:
«Alış veriş yapanlar
birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler. Eğer doğru söyler ve (her şeyi)
beyân ederlerse satışlarında kendilerine bereket verilir; yalan söyler ve
(hakikati) gizlerlerse satışlarının bereketi gider.» buyurmuşlar.
(...) Bize Amr
b. Alî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân b. Mehdî rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Hemmâm, Ebu't-Teyyâh'dan rivayet etti. Demiş ki : Abdullah b.
Hâris'i, Hakîm b. Hizâm'dan, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)fden
naklen bu hadîsin mislini rivayet ederken dinledim.
Müslim b. Haccâc der
ki: «Hakîm b. Hizam Kâ'be'nin İçinde doğmuş ve yüz yirmi sene yaşamıştır.»
Bu hadîsi Buhârî
«Büyü'» bahsinin bir iki yerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Büyû'»da; Nesâî
«Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde .muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Beyandan murâd : Malın
veya ona bedel verilen şeyin kusurunu ve şâir îzâha muhtaç yerlerini
bildirmektir. Alış verişi yapanlar buna riâyet ederlerse yaptıkları alış
verişin bereketini görürler; gerek satılan malın gerekse ona mukabil verilen
semenin hayır ve menfaati çoğalır; riâyet etmedikleri takdirde o işten bir
hayır ve bereket görmezler. Biri riâyet eder; diğeri etmezse, riâyet etmeyen
hayır görmez. Hadîsin zahiri bunu İktizâ ederse de doğru söyleyenin yine de
ötekinin şerrine uğramasından korkulur.
Hadîs-i şerîf hüküm
itibariyle bundan önceki babın rivayetleri gibidir. Yâni bu rivayetlerle
istidlal eden cumhuru ulemâ : «Ahş verişte muhayyerlik, iki tarafın bedenen
birbirlerinden ayrılmasına kadar devam eder.» demiş; Hanefî1er'le diğer bir takım ulemâ ise bunu kabul
etmeyerek, akdin icâb ve kabul ile tamam olduğunu, akdi yapanlardan birine
hıyar-ı meclis denilen meclis muhayyerliği tanımanın öteki tarafın hakkını
iptal edeceğini, bu ise Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m : «İslâm'da
zarar ve mukabele bizzarar yoktur.» hadîsiyle nehî buyurulmuş olduğunu
söylemişlerdir. Onlara göre bu hadîsler hıyâr-ı kabule hamledilirler. Filvaki'
taraflardan biri diğerine satılan malın kabulü hususunda muhayyerliği şart koşarsa,
satış meclisinde bulundukları müddetçe her birine muhayyerlik hakkı sabit
olur. _ Meclisten murâd akdi yaparken bulundukları vaziyettir. Meselâ akdi
otururken yaparlarsa bu hâl bir meclis, ayakta yapmaları dahî bir meclis
sayılır. Vaziyeti değiştirmek meclisin sona ermesi mânâsına gelir. Şu halde
oturanın kalkması, ayakta olanın yürümesi veya satıştan başka bir işle meşgul
olması meclisi bozar. Hanefîler bu hususta bâzı âyetlerle de istidlal
etmiş; ezcümle :
«Akidlerİ îfâ edin!» [4] âyet-i kerîmesi
üzerinde durmuş; ve :
«Satış da ifâsı gereken bir akiddir; muhayyerlik isbâtı buna münâfîdir.» demişlerdir.
Fakat Şâfiî1er'den Nevevî bunu kabul etmeyerek: «Bu sahîh hadîsler onların
kavlini. reddetmektedir; bunlara verecek sahîh cevaplan da yoktur.» diyor.
Bu hadîs müslümana
dürüstlüğün vâcib olduğuna da delildir. Bu bâbta asıl olan dürüstlüktür. Cerîr
(RadiyaHahu anh) :
«Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi've Sellem)'e- söz dinleyip itaat edeceğime dâir bey'atte bulundum. Bana
her müslümana karşı dürüst hareket etmemi şart koştu.» demiştir. Bu hususta
başka "hadîsler de vardır.
48- (1533)
Bize Tahyâ b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve tbni Hucr rivayet ettiler.
Yahya b. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı, ötekiler: Bize İsmail b.
Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan naklen rivayet etti, dediler, tbni Dinar, tbni
Ömer'i şunu söylerken işitmiş :
Bir adam alış verişte
aldanırdığuıı Resuliillah (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem)'e andı da Resûlüllah
{Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) :
«Kiminle alış veriş
yaparsan : Aldatmaca yok! de.» buyurdular. Attık o zât alış veriş yaparken :
Aldatmaca yok! derdi.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vekî' rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Süfyân rivayet etti. H.
Bize Muhammed b.
Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Ca'fer rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti.
Bu râvilerin ikisi de
Abdullah b. Dinar'dan bu i sn adla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
Onların hadîsinde: «Artık o zât alış veriş yaparken : Aldatmaca yok! derdi.»
ibaresi yoktur.
Bu hadîsi Buhârî
«Büyü'» ve «Terkü'I-Hıyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Nesâî «Büyû'»da muhtelif
râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Resûlüllah (Sallaliâhü
Aleyhi ve Sellem) 'e hâlini arzeden zât Habbân b. Münkız el-Ensârî (Raâryallahu
anh) 'dır. Uhud ve ondan sonraki harblere iştirak etmiş; Hz. Osman zamanında
yüz otuz yaşında vefat etmiştir. Peygamber (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) ile
birlikte bulunduğu bir gazada kaleden atılan bir taşla başı yarılmış; bu
sebeple aklı ve dili bozulmuşsa da tamamen şuurunu kaybetmemişti. Yalnız dili
peltek kaldığı için (JLâ hılâbe) sözünü (Lâ hıyâbe), bir rivayete göre de (Lâ
hizâbe) şeklinde söylermiş. Dârekutnî gözlerinin de görmediğini rivayet
etmiştir.
«La hılâbe» aldatmak
yok! mânâsına gelir. Bundan maksad: Beni aldatman sana helâl değildir, yahud
beni aldatman hükümsüzdür, demektir. Bâzıları bu sözü «lâ hıyâne» şeklinde
rivayet etmişlerse de Kaadî Iyâz bunun
tashîf olduğunu söylemiştir.
Nevevî'nin beyânına
göre bir rivayette Peygamber (Sallaliâhü Aleyhi ve Sellem) bu zâta satın aldığı
her malda üç gün de muhayyerlik vermiştir. Fakat bu rivayet sabit olmamıştır.
1-
Hanefîler'le Şâfiîler'eve cumhura göre
alış verişte az veya çok aldanan kimseye muhayyerlik yoktur. îmam Mâlik 'den rivayet edilen iki kavlin esah olanı
da budur. Bağdad Mâlikiyye ulemâsı ise:
«Alış verişte aldanana muhayyerlik vardır; yalnız bunun için malın üçte biri
kıymetinde aldanmış olmak şarttır. Daha az aldanma için muhayyerlik yoktur.>
demişlerdir. Hanbelîler 'den Ebû Bekr
ile Ebû Musa dahî aldanma miktarını bu suretle tahdîd
etmişlerdir. Bazıları aldanmayı malın altıda bir kıymetiyle
sınırlandırmışlardır.
Dâvûd-u Zahirî 'den
bir rivayete göre böyle bir akid bâtıldır. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre
ise alış verişi yapan iki taraf satış esnasında malı ve geçer kıymetini
bilirlerse aldanma az olsun çok olsun satış bozulmaz. Biri bilmezse satış
feshedilir; ancak müşteri razı olursa satış yine bozulmaz. İmam Mâlik aldanma
muhayyerliği için müddet ta'yîn etmemiştir. Bağdatlılar 'in delili bu
hadîstir.
Cumhuru ulemâ bu
hadîsin muayyen bir vak'a ve hâli hikâye ettiğini, hükmünün de ona mahsus
olduğunu söylemişlerdir.
İbni'l-Arâbî (468-543)
diyor ki: «Bu hüküm tamamiyle sahibine mahsustur; başkasına geçmez, demek
îcâbeder. Bu zât alış verişlerde aldanıyormuşsa bu ya maldaki kusura yahut
bizzat mala veya yalan söylemeye yahut fiyatta aldanmaya aittir. Umumî bir
kaziyye değildir ki, umum mânâsına hamledilsin. O ancak muayyen bir vak'aya
mahsus olup hâli hikâyeden ibarettir; binâenaleyh hiç bir kimsenin mezhebine
göre onda umum idida etmek doğru değildir.»
Gerçi Dârekutnî 'nin
rivayet ettiği bir hadîsten Hz. Ömer (Radiyallahu anh)\n bu hükmü Hz. Habban'a
mahsus kabul etmediği anlaşılıyorsa da yine İbni'l-Arâbî 'nin beyanına göre bu
hadîs zaîftir.
Cumhurun aklî
delilleri de şudur: Alış verişte aldanmak muhayyerlik isbât etseydi Resul Mİ
ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'm Hz. Habbana üç gün muhayyerlik tanımasına ve
(aldatma yok) demesini tav-Fİye buyurmasına hacet kalmazdı. Filhakika Beyhakî
ile Dârekutnî 'nin rivayet ettikleri bazı tarîklerde : «Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Üç gtin muhayyerliği şart koştu.» denilmektedir.
2- İmam Şafiî,
İmam Ahmed ve İshâk
bu hadîsle istidlal ederek, tesarrufâtı beceremeyen sefihin hacr
edileceğine kail olmuşlardır. Çünkü Habbân (Radiyallahu anh) 'in ailesi
Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve SeUemfe müracaat ederek onun alış verişten
men'edil-mesini istemiş, o da Habbân'ı çağırarak kendisini bu işten
men'et-miştir. Bu ise aynen hacrdir; zira hacr men'etmek demektir.
Hanefîler'e göre Hz.
Habbân'm hacri de ona mahsustur; çünkü aklı zayıflamıştı. Bu hüküm âkil baliğ
olan bir kimseye teşmil edilemez; edilirse insanlığı heder olur.
3- İmam Âzam'a
göre aklı zayıf bir kimse tasarruftan hacr edilmez. Çünkü Hz. Habbân alış veriş
yapmadan duramadığını söyleyince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine
o hâlîle alış veriş yapmağa müsaade buyurmuştur. Bu da hacredilemeyeceğine
delildir.
4- Zahirîler
'den İbni Hazm
bu istidlal ederek : «Muhayyerlik icâb edecek lâfız yalnız (la hılâbe)
dir. Bundan başka hiç bir söz muhayyerlik îcâb edemez; meğer ki dilinde
sakatlık olup da bunu söyleyemeye! O takdirde Hz. Habbân'm yaptığı gibi, bu sözü
bece-rebildiği kadar söylemeye çalışır. Arapça bilmeyen bir kimsenin bildiği
dille söylemesi de bunun gibidir; ona da muhayyerlik sabittir.» demiştir.
5- Bâzıları
yine bu hadîsle istidlal ederek hıyar-ı şartın ziyadesiz üç gün olacağını
söylemişlerdir. Çünkü bu hüküm aslın hilâfına vârid olmuştur. Binâenaleyh bu
bâbta bildirilen en uzun müddete münhasır kalır, ki o da üç
gündür. Memesinde süt biriktirilen hayvan meselesinde muhayyerlik üç gün itibâr
edilmiştir. Bundan maada birçok meselelerde üç gün nazar-ı itibara alınmıştır.
Mamafih bu meselede fukahâ ihtilâf etmişlerdir.
Bir taifeye göre
muhayyerlik şartiyle yapılan satış caiz; şart koşulan müddete riâyet lâzımdır.
îbni Ebî Leylâ ile Hasan b. Salih, Ebû Yûsuf, îmam Muhammed, İmam Ahmed b.
Hanbel, îshâk, Ebû Sevr, Dâvûd-u Zahirî
ve îbni Münzir buna kaildirler.
Leys , muhayyerliğin
üç gün ve daha az olabileceğini söylemiştir. Ubeydullah b. Hasan ise: «Uzun
muhayyerlik şartı hoşuma gitmez; ancak satıcı razı olduğu müddetçe müşteriye
muhayyerlik vardır.» demiştir.
İbni Şubrume ile Sevrî
satıcıya yahut alanla satanın ikisine de muhayyerlik şart koşulursa satışın
caiz olmayacağını söylemişlerdir. Süfyân dahî bu şartla yapılan satışın fâsid
olduğunu söylemiş; fakat müşteri için on gün veya daha fazla muhayyerlik şartı
konulabileceğine kâiî olmuştur.
İmam Mâlik'e göre
elbisede bir iki gün, cariyede beş gün veya bir hafta, hanede bir ay muhayyerlik
şartı koymak caizdir. Şartın satıcı veya alıcı nâmına konması hükmen müsavidir.
Evzâî , bir ay veya daha fazla şart koşmanın caiz olduğunu söylemiştir.
îmam Azam, İmam Züfer
ve İmam Şafiî:. «Satışta üç gün muhayyerlik vardır, fazlası caiz değildir; fazla
muhayyerlik şartı konulduğu takdirde satış fâsid olur.» demişlerdir. Bu kavil
îbni Şubrume 'den de rivayet olunmuştur. «El-Mühezzeb» şerhinde : «İçlerinde
ribâ olmayan satışlarda üç gün muhayyerlik caizdir; fakat sarf ve zahireyi
zahire ile satmak gibi içinde ribâ bulunan satışlarda muhayyerlik şartı caiz
değildir...» denilmektedir.
49- (1534)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum:
Resûlüllah (Satlallahü
Aleyhi ve Sellem) meyveyi olgunlaştığı anlaşılmca-ya kadar satmayı yasak etti.
Bundan satanı da alanı da nehî buyurdu.
(...) Bize
İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ubeydullah, Nâfi'den; o da İbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü A leyhi
ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.
50- (1535)
Bana Alî b. Hucr Es-Sa'dî ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize İsmail, Eyyûb'dan, o da N&fi'den, o da tbni Ömer'den naklen rivayet
etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aİeyhi ve Seliem) meyvesi olgunlasın caya kadar
hurmayı, dânesi beyazlaşıp afetten emin oluncaya kadar başağı satmaktan men'
etti. (Bundan) satıcıya ia, müşteriyi de nehî buyurdular.
51- (1534)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki : Bîre Cerîr, Tahyâ b. Saîd'den, o
da Nâfi'den, o da tbni Ömer'den naklen rivayet etti. tbni Ömer şöyle demiş:
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem):
«Meyveyi olgunluğu
zuhur edip âfetten kurtuluncaya kadar satmayın!» buyurdular.
tbni Ömer: «Olgunluğu
zuhur etmek; Meyvenin kızarması ve sarar-masıdır.» demiş.
(...) Bize
Muhammed b. Müsennâ ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Abdülvehhab, Yahya'dan bu isnâdla : «Olgunluğu zuhur edinceye kadar.» diye
rivayet etti; ondan sonrasını zikretmedi.
(...) Bize
tbni Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Dahhâk, Nâfi'den, o da tbni Ömer'den, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Seliem)''den naklen Abdülvehhab hadisinin mislini haber verdi.
(...) Bize
Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Mey-sera rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Mûsâ b.
Ukbe, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o
da Peygamber (SaUalîahü A leyhi ve Seîîem) 'den naklen Mâlik ile Ubeydullah
hadîsi gibi rivayette bulundu.
52- (...)
Bize Yahya b. Yahya ile Yahya b. Eyyûb ve Kuteybe b. Hucr rivayet ettiler.
Yahya b. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize İsmâîl
yâni İbni Ca'fer, Abdullah b. Dinar'dan rivayet etti; o da İbni Ömer'i şunu
söylerken işitmiş, dediler : Resûlüllah (SaUalîahü A leyhi ve Sellem) •
«Olgunlaştığı meydana
çıkıncaya kadar meyveyi satmayın!» buyurdular.
(...) Bana
bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdurrahmân,
Süfyân'dan rivayet etti. H.
Bize İbni Müsennâ dahi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Şu'be rivayet etti. Her iki râvi Abdullah b. Dinar'dan bu isnâdla
rivayette bulunmuşlardır. Şu'be hadîsinde şunu ziyâde etmiştir : «İbni Ömer'e
: Onun olgunlaşması nedir? diye soruldu. İbni Ömer: Âfeti gider; dedi.»
53- (1536)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme Ebu'z-Zübeyr'den,
o da Câbir'den naklen haber verdi. H.
Bize Ahmed b. Yûnus
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheys' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ebu'z-Zübeyr, Câbir'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (SaUalîahü
Aleyhi ve Sellem) olgunlasın caya kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdu; yahut
bizi nehî buyurdu.
54- (...)
Bize Ahmed b. Osman En-Nevfelî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âsim rivayet
etti. H.
Bana Muhammed b. Hatim
de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. Ebü Âsim
ile Kavh demişler ki: Bize Zekeriyyâ b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Amr b. Dînâr rivayet etti. O da Câbir b. Abdülâh'ı şunu söylerken işitmiş :
«Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olgunluğu meydana çıkıncaya kadar meyveyi
satmaktan neni buyurdu.»
55- (1537)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Amr b. Mürra'dan, o da
Ebu'l-Bahterî'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: İbni Abbâs'a hurma satışını
sordum da: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahibi yiyinceye yahut
yenilinceye ve tartıhn-caya kadar hurmayı satmaktan nehî buyurdu; dedi. Bunun
üzerine ben: Tartılacak ne demek? diye sordum. İbni Abbâs'ın yanında bulunan
bir adam: Göz kararı ile ölçülünceye kadar; dedi.»
56- (1538)
Bana Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b.
Fudayl, babasından, o da İbni Ebî Nu'm'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet
etti. Ebû Hüreyre şöyle demiş :
Resûlüllah (Sallallahü
A leyhi ve Sellem):
«Meyveleri
olgunlukları zuhur edinceye kadar sat n almayın!» buyurdular.
57- (1534)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süf-yân b. Uyeyne, Zührî'den
naklen haber verdi. H.
Bize İbni Nümeyr ile
Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Lâfız onlarındır. (Dediler ki) : Bize
Süfyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Zührî, Sâlim'den, o da İbni Ömer'den
naklen rivayet etti ki : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), olgunluğu
anlaşılıncaya kadar meyve satışından ve yaş hurmayı kuru hurma mukabilinde
satmaktan nehî buyurmuşlar,
(1539) İbni
Ömer şöyle demiş: Bize Zeyd b. Sabit de anlattı ki, Re-sûlüllah {Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) ariyy^e (denilen) hurmaların satışına ruhsat vermiş.
îbni Nümeyr kendi
rivayetinde : «Satılmasını» tâbirini
ziyâde etti.
58- (1538)
Bana Ebu't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. Lâfız Har-mele'nindir. (Dediler
ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen
haber verdi. (Demiş ki) : Bana Saîd b. Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdirrahmân
rivayet ettiler ki, Ebû Hürey-re şunları söylemiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Ofgunluğu zahir
oluncaya kadar meyveyi satın almayın! Kuru hurma mukabilinde yaş hurmayı da
satın oImayın I» buyurdular.
İbni Şihâb: «Bana
Salim b. Abdillâh b. Ömer dahî babasından, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den naklen bu hadîsin tamamiyle mislini rivayet etti.» demiş.
Bu babın hadîslerinden
Abdullah b. Ömer ile Câbir (Radiyaliahuanh) rivayetlerini Buhârî ile Ebû Dâvûd
«Ki-tâbü'I~Büyû'»da; ayrıca Câbir (Radiyaliahu anh) rivayetini îbni Mâce
«Ticâret»de; İbni Abbâs (Radiyalîahu anh) rivayetini Buhârî «Büyû'»da tahrîc
etmişlerdir. Bu hususta başka ashâb-ı kiramdan da rivayetler vardır.
Rivayetlerin hepsi
meyveyi kemâle gelmeden satmanın memnu' olduğunu göstermektedir. Kemâle
gelmekten murâd: Sarı renkli meyvelerin sararması, kırmızı olanların
kızarması, hububat ve sebzelerin de faydalanılır hâle gelmesidir. Bununla
beraber mesele selef ulemâ arasında ihtilaflıdır. îmam Leys ile Mâlikîler'e
göre kemâle gelmekten maksat: Meyvelerin cinsidir. Şu halde bir beldenin
bahçelerinden birinde meselâ; kirazlar kızarsa, o beldenin bütün meyve cinslerini
—henüz kemâle gelmemiş olsalar bile— satmak caizdir. Yalnız Mâli kîler
meyvelerin birbiri ardından olgunlaşmasını şart koşmuşlardır.
İmam Ahmed b. Hanbel
meyvelerin ayrı ayrı her bahçede hattâ bir rivayete göre her ağaçta
müstakillen kemâle gelmesi lâzım geldiğini söylemiştir.
Şâfiîler'ce her cins
meyve ayn ayrı nazar-ı i'tibâra alınır. Hanef iler bu tafsilâta lüzum görmemişlerdir.
Olgunlaşmamış
meyvelerin satışı hususunda Şâfiî1er'den tmam Nevevî şunları söylüyor : «Bir
kimse meyveyi, derhal toplamak şartiyle henüz kemâle gelmeden satsa, satış
bilittifak sahihtir. Ulemâmız diyorlar ki: Meyveyi toplamayı şart koşsa da
sonra toplamasa satış sahihtir. Satıcı müşteriye o meyveyi toplatır. Alanla
satanın meyveyi ağaçta bırakmak hususunda anlaşmaları da caizdir. Meyveyi
ağaçta bırakmak şartiyle satmak icmâan bâtıldır. Zira çok zaman meyve kemâle
gelmeden telef olur. Bu takdirde satıcı, dîn kardeşinin malını haksız yere
yemiş olur. Lâkin meyveyi derhal toplamayı şart koşarsa bu zarar ortadan
kalkar. Toplamayı şart koşmayıp mutlak olarak satarsa bizim mezhebimizle
cumhura göre satış bâtıldır. îmam Mâlik'in kavli de budur. Ebû Hanîfe meyveyi
toplama şartının vâcib olduğunu söylemiştir.»
Fakat Aynî îmam Nevevî
'nin icmâ* iddiasını kabul etmemiş; bu meselede ulema arasında kuvvetli
ihtilâf olduğunu kaydettikten sonra şunları söylemiştir : «îbni Ebî Leylâ ile
Sev-r î meyveyi olgunlaşmadan satmanın mutlak surette caiz olamayacağına
kaildirler; bu babta ictnâ' nakleden zât vehme kapılmıştır. Yezîd b. Ebî Habîb ise bu satışın mutlak surette
hatta meyveyi ağaçta bırakmak şartiyle dahî caiz olduğunu söylemiştir; bu
hususta icmâ' nakleden de vehmetmiştir.»
Bu bâbtaki tafsilât
şöyledir : Sevrî. İbni Ebî Leylâ, tmam Şafiî, İmam Mâlik, İmam Ahmed ve İshâk :
Kızarmadıkça yahut sararmadıkça ağaç üzerindeki meyveyi satmak caiz değildir;
demişlerdir.
Evzâî, İmam Âzam, İmam
Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise ağaçta meyve zuhur ettikten sonra
olgunlaşmadan satmak caizdir. İmam Mâlik ile İmam Ahmed 'in birer kavilleri de
budur. Hanefîler'inbu bâbtaki delili Buhârî 'nin Hz. Abdullah b. Ömer 'den
rivayet ettiği bir hadîstir. Mezkûr hadîste Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve
Sellem):
«Her kim tohumladığı
bir hurmayı satarsa, o hurmanın meyvesi satana a iddir; meğer ki müşteri şart
koşmuş ota.» buyurmuşlardır.
Aynı ,hadîsin Tirmizî rivayetinde şu ziyâde de vardır : «Ve
her kim bir köle satar; kölenin de malı bulunursa onun malı salana aiddir;
meğer ki, müşteri şart koşmuş ola!»
Tirmizî: «Bu hadîs hasen sahihtir.» demiştir.
İstidlalin vechine
gelince : Hadîs-i şerîf olgunlaşmadan meyve satmanın mubah olduğunu
gösteriyor. Çünkü satışa şart koşulmaksızın dahil olmayan birşeyin şart
koşulursa satılabileceğine delâlet ediyor. Burada şart koşulmadan satışa dâhil
olmayan şey olgunlaşmamış meyvedir.
Hanefîler'ce babımız
hadîslerinden murâd: Ağacın meyvesini henüz meyve haline gelmeden satmaktır. Bu
takdirde satıcı elinde mevcut olmayan bir şeyi satmış olur ki, Resûlüllah
(Saliallahü Aleyhi ve Sellem) buna men' etmiştir.
Tahâvî 'nin beyanına
göre ulemâdan bir cemaat bu hadîslerdeki nehyin tahrîm için değil, bir meşveret
ve nasihat kabilinden olduğunu söylemişlerdir. Ashab-ı kiramdan bazıları
hurmalarım kemâle gelmeden satar; sonra bir âfet doîayısiyle hurma olmayınca
Peygamber (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) in huzurunda birbirlerinden hak dâva
ederlerdi. Bu hususta Buhârî, Nesâî ve Beyhakî Hz. Zeyd b. Satait'den bir
hadîs rivayet etmişlerdir. Mezkûr hadîste Zeyd (Radtyallahü anh)şöyle demiştir:
«Peygamber
(Sallallahii Aleyhi ve Sellem) devrinde halk kemâle gelmeden meyve satarlardı.
Meyveler devşirilip hesaplaşma zamanı gelince müşteri: Yemişlere çürüme, küf ve
balsıra arız oldu derdi. Yâni bir (akim afetler sayarak bunlarla ihticâc
ederlerdi. Bu hususta huzuru Kisâ-letpen ahilerin de dâvalar çoğalınca
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meşveret kabilinden : Meyvenin
olgunluğu anlaşılmadan satış yapmayın! buyurdular.»
Hz. İbni Ömer'in bir
rivayetinde (arâyâ) satışına ruhsat verildiğinden bahsedilmektedir. Arâyâ :
Ariyyenin cem'idir.
Ariyye:
Satışı haram kılınanlardan hâriç kalan hurma demektir. Bunu şöyle îzâh ederler:
Müzâbene yâni ağaç üzerindeki hurmayı kuru hurma mukabilinde satmak yasak
edilince bu meyanda ariyyeye müsaade buyurulmuştur. Ariyye, hurma ağacı ve
parası olmayan ihtiyaç sahibi bir kimsenin çoluğuna çocuğuna taze hurma
tattırmak maksadiyle elindeki kuru hurmayı verip göz kararı ile ağaçtaki taze
hurmadan o miktar hurma satın almaktır.
İbni Esîr «En-Nihâye»
adlı eserinde beş vesk (kile) den az olmak şartiyle buna ruhsat verildiğini
söyler. "Nitekim bundan sonraki bâbda ariyye meselesi delilleriyle
görülecektir.
Hz. İbni Ömer'in bir
rivayetinde zikri geçen başak satışı hakkında Nevevî şunları söylüyor : «Bu
hadîste İmam Mâlik ile Kûfe1i1er'e ve ekser-i ulemâya delil vardır. Onlara göre
da-neleri katılaşan başağı satmak caizdir. Bizim mezhebe gelince : Bu hususta
mezhebimizde tafsilât vardır. Başak arpa ve mısır gibi daneleri görünen
hububattan ise satılması caizdir. Buğday gibi daneleri kavuzlu olup döğülmek
suretiyle temizlenenlerden ise bu hususta Şafiî 'nin iki kavli vardır. Yeni
mezhebine göre caiz değildir, ki esah olan da budur. Eski mezhebine göre
caizdir.
Daneleri katılaşmadan
hububatı satmak caiz değildir; meğer ki derhal biçmek şartiyle satıla.
Ekini danesi
katılaşmadan tarla İle birlikte şartsız olarak satmak —tarlaya tebean— caizdir.
Olgunlaşmadan meyveyi ağacına tebean şartsız satmak da caizdir. Sebzelerin
hükmü de böyledir. Onları da tarladan ayrı olarak satmak ancak kaldırmak
suretiyle caiz olur. Olgunlaşmadan karpuz ve emsali şeyleri satmak dahî aynı
hükme tâbidir. Bu meselenin feri'leri çoktur.»
59- (1539)
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki : Bize Huceyn b. Müsennâ rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Ukayl'den, o da İbni Şihâb'dan, o da Saîd b.
Müseyyeb'den naklen rivayet etti ki, Re-sûMillah (SallaHahü Aleyhi ve Sellem)
miizâhene ve münâkale satışından nehî buyurmuş. Müzâbene : Hurmanın yemişinin
kuru hurma mukabilinde satılması; muhâkale de : Ekinin buğday mukabilinde
satılması ve yerin buğday mukabilinde kiralanmasıdır.
Saîd şöyle demiş :
Bana Salim b. Abdillâh, Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve kellemj den naklen
haber verdi ki: «Olgunlaştığı zahir olmadıkça meyveyi satın almayın; kuru
hurma mukabilinde taze hurmayı da satın almayın!» buyurmuşlar. Salim şunu
söyledi:
Bana Abdullah, Zeyd b.
Sâbit'den, o da Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen haber verdi
ki, Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Seilem) bundan sonra ariyyenin taze veya
kuru hurma mukabilinde satılmasına ruhsat vermiş, bundan başkasına ruhsat
vermemiş.
60- (...)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâük'e, Nâfi'den dinlediğim, onun
da İbni Ömer'den, onun da Zeyd b. Sabi t'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi
okudum:
ResûJüllah (Sallatlahü
Aleyhi ve Sellem) ariyye sahibine onu göz kararı ile kuru hurma mukabilinde
satmak için ruhsat verdi.
61- (...)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman b. Bilâl, Yahya b.
Saîd'den naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Nafi' haber verdi ki, Abdullah
b. Ömer'i, Zeyd b. Sâbit'den naklen rivayet ederken dinlemiş, Besûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Bir ailenin göz
karariyle kuru hurma mukabilinde alarak taze tâze yiyecekleri ariyye hakkında
ruhsat vermiş.»
(...) Bize
bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülvehhâb
rivayet etti. (Dedi ki) : Yahya b. Saîd'i: Bu is-11 adla bu hadîsin mislini
bana Nâfi' haber verdi; derken işittim.
62- (...)
Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüşeym, Yahya
b. Saîd'den naklen bu isnadla haber verdi. Yalnız o: «Ariyye, bir kavme tahsis
olunan hurmalıktır. Onlar da onu göz karariyle kuru hurma mukabilinde
satarlar.» dedi.
63- (...)
Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yahya fc.
Saîd'den, o da Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti.
(Abdullah şöyle demiş:) Bana Zcyd b. Sabit rivayet etti ki, Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), mukabilinde göz ka-rariyle kuru hurma vermek
suretiyle (yapılan) ariyye satışına ruhsat vermiş.
Yahya şöyle demiş:
«Ariyye, bir kimsenin çotuğuna çocuğuna taze hurma yedirmek için birkaç hurma
ağacının yemişini göz kararı ile kuru hurma vererek satın almasıdır.»
64- (...) Bize
İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ubeydullah rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Nâfi', îbni Ömer'den, o da Zeyd b.
Sâbit'den naklen rivayette bulundu ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
ariyyeler hakkında göz karariyle ölçerek satışa ruhsat vermiş.
65- (...)
Bize bu hadîsi tbni Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd,
UbeyduIIah'dan bu isnâdla rivayette bulundu; ve: «Göz karariyle alınmasına»
dedi.
66- (...)
Bize Ebu'r-Babî' ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd
rivayet etti. H.
Bana bu hadisi Mîb.
Hucr da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail rivayet etti. Her iki râvi
Eyyûb'dan, o da Nâfi'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır ki, Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) göz kararı ile ariyyelerin satılması hakkında
ruhsat vermiştir.
Bu hadîsi Buhârî
«Büyü'» bahsinin bir iki yerinde, Tirmizî «Büyû'»da; Nesâî «Büyü'» ve «Şurût»
bahislerinde; İbni Mâce «TicâreUde muhtelif râvilerden tahrîe etmişlerdir.
Hadîsin ilk
rivayetinde müzâbene ve muhakale nâmı verilen satışların memnu' olduğu
bildirilmekte ve bunların ta'rîfi yapılmaktadır. Bu husustaki tafsilât
babımızın îbni Ömer (Radiyallafıû enli) hadîsinde görülecektir. Bir burada
«Ariyye-den bahsedeceğiz; zira Hz. Zeyd rivayetlerinin sıklet merkezi odur.
Ariyye: Yemişi
başkasına bağışlanmış hurma ağacı demektir. Kelimenin aslı «Arâ-ya'rû) dur;
yâni nâkıs-ı vâvîdir. Bu takdirde ariyye : faîle vezninde olup mef'ul mânâsında
kullanılmıştır; maksûd hurma demek olur. Mamafih nâkıs-ı yâî yâni
(Ariye-ya'râ) aslından gelmiş olması da muhtemeldir. Ve bu sefer fail mânâsında
kullanılmış olur. (Ariye) elbisesini çıkardı demektir. Ariyye hurması haram
kılınan satışlardan hâriç kaldığı için ona bu isim verilmiştir. Bâzıları bu
kelimenin yemişi bağışlanan hurma ağacına verlen bir ism-i hâs olduğunu
söylemişlerdir. Şu halde ariyye satış değil, bağıştır.
Ulemâ (Ariyye) nin
şer'an tefsirinde de ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik, Evzâî, İmam Ahmed ve
İshâk'a göre bu hadîste zikri geçen ariyyeden murâd : Bir kimsenin bahçesinden
bir veya iki hurma ağacını bir seneliğine başkasına vermesidir. Bir takım
ulemâ:
«Ariyye: Bir kimsenin
iki-üç hurma ağacını başkalarına vermesi, onların da bu hurmaların yemişini göz
karariyle kuru hurma karşılığında satmalarıdır.» demişlerdir. Yahya b. Saîd el-Ensârî
ile Muhammed b. İshâk'm mezhepleri budur. Mezkûr kavil Hz. Zeyd b. Sabit 'ten
rivayet olunmuştur. Süfyân b. Hüseyn ile Süfyân b. Uyeyne 'nin kavilleri de bu
ise de onlara göre bu bağış yalnız fakirlere yapılır. Bu hurmaların yemişini
satmak ihtiyaçlarından dolayı onlara mubah kılınmıştır.
İmam Şafiî ile Ebû
Sevr ariyyeyi şöyle ta'rîf etmişlerdir : «Taze hurma zamanı gelince bazı
fakirler para bulup onu alamazlar. Bu gibilerin ellerinde senelik
yiyeceklerinden artma kuru hurma bulunur, işte ariyye, beş vesktan [5] az
olmak şartiyle bunların göz karariyîe kuru hurma vererek tazesini satın
almalarıdır.» Onlara göre hurma ile üzümden başka meyvelerde ariyye yoktur.
Buradaki göz
kararından maksad : Taze hurma kuruduğu zaman ne kadar kalacağını tahmin
etmektir. Yâni taze hurma kuruduğu zaman ne kadar kalacaksa alıcı o kadar kuru
hurma verecek, bu suretle verdiği pldığma denk olacaktır.
Tahâvî'nin beyanına
göre İmam Âzam ariyyeyi şöyle ta'rîf edermiş: «Bizce bunun mânâsı : Bir
kimsenin hurma ağaçlarından birini başkasına tahsis etmesi, fakat teslîm
edemeyeceğini aklı keserek va'dinde durmuş olmak için onun yerine göz karariyle
kuru hurma vermesidir.»
Bazılarına göre
ariyye: Hurmadan verilen atiyye ve teberru'dur. Araplar kıtlık senelerinde
hurması olmayanlara bir miktar hurma verir ve bununla iftihar ederlerdi.
Nevevî diyor ki:
«Ariyye, bir tahmincinin birkaç hurma ağacı üzerinde tahminde bulunarak: Bu
ağaçlardaki hurma kuruduğu vakit meselâ; üç yük kalır, demesi; hurma sahibinin
de ağaçlardaki taze hurmayı birine üç yük kuru hurma mukabilinde vermesi ve o
mecliste hesaplaşarak alıcının kuru hurmayı, satıcının da tahliye suretiyle
taze hurmayı teslim ve tesellüm etmeleridir. Beş veskten azda bu caiz;
fazlasında caiz değildir. Tam beş veskte caiz olup olmadığı hususunda İmam
Şafiî 'den iki kavi rivayet olunur ki, bunların esah olanına göre caiz
değildir. Zira esas itibariyle kuru hurma mukabilinde taze hurma satmak
haramdır. Ariyyelere ruhsat verilmiştir. Bu ruhsatın beş veskta mı yoksa daha
azda mı olduğunda râvi şekk etmiştir. Binâenaleyh yakînen malûm olanla amel
icâb eder ki, o da beş veskten az olmasıdır. Beş vesk ise haram olarak
kalır.
Esah kavle göre ariyye
zengin fakir herkese caizdir. Meyvelerde burma ile üzümden başkasında ariyye
caiz değildir. Zaif bir kavle göre ariyye fakirlere mahsustur ve yalnız hurma
ile üzüme münhasır değildir. İşte ariyye hakkında Şafiî mezhebinin tafsilâtı
budur. İmam Ahmed'le diğer bazı ulemânın mezhepleri de budur. İmam Mâlik ile
Ebû Hanîfe ariyyeyi başka şekilde te'vîl etmişlerdir. Ama hadîslerin zahirleri
onların te'villerini reddetmektedir.»
Ebû Ömer İbni Abdilberr
(368-463) : İmam Mâ1ik'in mezhebini şöyle hülâsa etmiştir: «Ariyye : Bir
kimsenin beş vesklik veya daha az olan bahçesini başkasına hibe etmesi, sonra
meyve kemâle gelince hibe ettiği şahıstan onu satın almak istemesidir. Bedelini
göz kararı ile kuru hurmadan vermek şartiyle meyve toplanırken bu satış mubah
kılınmıştır. Peşinen caiz olmadığı gibi, hibe edilen şahıstan başkasına da caiz
değildir. Çünkü ruhsat yalnız ona verilmiştir. Ama hurmayı başkasına para ile
satabilir...»
Hz. Zeyd hadîsinin ilk
rivâyetindeki: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan sonra ariyyenin
taze veya kuru hurma mukabilinde satılmasına ruhsat vermiş; bundan başkasına
ruhsat vermemiş.» ifadesiyle istidlal eden bazı ulemâ Hanefîler'in ariyyeyi
satış değil bağış saymalarına şöyle mukabele etmiştir : «Bu hadîs Hanefîler'den. kuru hurma karşılığında taze
hurma satmanın yasak edilmesini umum mânâsına hamledip ariyye satışının bu
umumdan müstesna olduğunu kabule yanaşmayanlara red cevâbı hususunda vârid
olan en açık delillerdendir. Onlar hurma mukabilinde hurma satışı ile ariyyeyi
bir
siyakta vârid olmuş
iki hüküm saymışlardır. İbni Münzir'in hikâye ettiği vecihle bâzı Hanefî1er'in
ariyye meselesinin kuru hurma mukabilinde taze hurmayı satmayı yasak eden
hadîsle neshedildiğini iddia etmeleri de böyledir. Çünkü nâsih olmadan mensûh
bulunmaz.»
Bu söze Hanefîl.er
'den Aynî cevap vermiştir. Hülâsası şudur: Nehyi umumu üzere bırakmak, onun bir
kısmını iptal etmekten evlâdır. Kuru hurma karşılığında taze hurma satmaktan
nehî ile ariyye-leri satmanın bir -siyakta vârid iki hüküm olmalarına hiç bir
mâni' yoktur. Bunların bir arada zikredilmesi hükümlerinin de bir olmasını,
birinin sonra hükümden çıkarılmasını istilzam etmez. Zîra her iki cümle
müstakildir. Usûl-i fıkıh ulemâsının muhakkıklarına göre nazımda kıran hükümde
de kıranı îcâb etmez. (Yâni iki meselenin bir delilde yan yana zikredilmesi
onların aynı hükümde olmalarını îcâb etmez; meğer ki ikinci cümle nakıs ola. O
zaman ikisi de aynı hükümde olur. Meselâ : «Ah-med geldi, Mehmed de» ifadesinde
«Mehmed de» cümlesi nakıs olduğu için hüküm itibariyle evvelki cümleye
bağlıdır; ve Mehmed de geldi, demektir.)
Hz. Zeyd'in ariyye
hakkındaki sözü tam bir cümle olup mânâ hususunda evvelki cümleye muhtâc
değildir.
Hadîste ariyyeye
(satış) denilmesi hakikaten satış hükmünde olduğu için değil, satış şeklinde
tasavvur edildiğin dendir. Ariyye yemisin hibe edilmesidir. Satış olsaydı bir
müddete kadar kuru hurma karşılığında yaş hurmayı satmak mânâsına gelirdi ki,
bunun caiz olmadığında hilaf yoktur,
îbni Münzir'in bâzı
Hanefî1er'den naklettiği söz doğru değildir. Kaldı ki, bir râvinin hem hurmaya
mukabil hurma satmanın yasak edildi&ni hem de ariyyeye ruhsat verildiğini
rivayet etmesi nesha mâni1 değildir.
Tahfivî ile Taberânî
'nin rivayet ettikleri îbni Ömer (Rad'rvaUahÛ anh) hadîsi ve emsali hadîsler
Hanefîler'in kavlini te'yîd etmektedirler.
îbni Ömer {Radiyallahu anh)
hadîsinde :
«Zeyd b. Sabit dedi
ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir-iki ağaç hurmanın ariyyesine
ruhsat verdi. Bunlar bir kimseye hibe edilir; o da onları göz kararı ile kuru
hurma karşılığında satar.» denilmektedir. Tahâvî: «İşte Zeyd >. Sabit!.. Kendisi Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ariyye hakkında ruhsat verdiğini rivâ$pt
edenlerden biridir ki, onun hibe olduğunu söylemiştir.» diyor.
67- (1540)
Bize Abdullah b. Meslemete'l-Ka'nebî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süleyman
yâni İbni Bilâl, Yahya'dan —ki İbni Saîd'dir—, o da Büşeyr b. Yesâr'dan, o da
biri Sa'd b. Ebî Hasme olmak üzere hemşehrileri bâzı ashâb-ı Resulullâh
(Scülallahii Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, Resûlüllah
(Sallallahü A leyhi ve Sellem) taze hurmayı kuru hurma karşılığında satmaktan
nehyetmiş ve : «Bu ribâdir; bu müzâbene-dir.» buyurmuş. Yalnız ariyyenin,
bir-iki ağaç hurmanın yemişini satmağa ruhsat vermiş. Onu bir hâne halkı kuru
hurma ile takdir ederek alır; taze taze yerlermiş.
68- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize tbni Rumh dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Yahya b. Saîd'den, o da Büşeyr b.
Yesâr'dan, o da Resûlüllab (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'in bâzı ashâbmdan naklen
haber verdi: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kuru hurma ile takdir
etmek suretiyle ariyyeyi satmağa ruhsat verdi.» demişler.
69- (...)
Bize Mulhammed b. Müsennâ ile tshâk b. İbrahim ve tbni Ebî Ömer hep birden
Sekafî'den rivayet ettiler. Demiş ki: Ben Yahya b. Saîd'i şöyle derken işittim:
Bana Büşeyr b. Yesâr hemşehrileri bâzı ashab-ı Resûlüllâh (SaîtaUahü Aleyhi ve
Sellem)'den naklen haber verdi ki, ResûlüIIah 'Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
nehîy buyurmuş...
Râvi Sekafî, Süleyman
b. Bilâl'in Yahya'dan rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulunmuş; yalnız
îshâk ile İbni Müsennâ (ribâ) yerine (zebn) kelimesini koymuşlar; İfcni Ebî
Ömer ise (ribâ) demiştir.
(...) Bize
bu hadîsi Amru'n-Nâkıd ile İbni Nümeyr de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Süfyân b. Uyeyne, Yahya b. Saîd'den, o da Büşeyr b. Yesar'dan, o da Sehl b.
Ebî Hasme'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''den naklen
yukarıkilerin hadîsleri gibi rivayette bulundu.
70- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe üe Hasen-i Hulvâni rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Ebû Üsâme, Velîd b. Kesîr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Benî
Hârise'nin âzâdlısı Büşeyr b. Yesâr rivayet etti. Ona da Eâfi' b. Hadîc ile
Sehl b. EH Hasme rivayet etmişler ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
müzâbene (yâni) taze hurmayı kuru hurma karşılığında satmaktan nehî buyurmuş;
yalnız ariyye sahipleri müstesna! Çünkü onlara izin vermiş.
Bu hadîsi Buhârî
«Büyü'», «Müsâkaat» ve «Şirb» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizi «Büyû'»da;
Nesâî de Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Senedindeki râvilerin
hep Medine1i olması «Sahîh-i Müs-lim>»de nadiren tesadüf edilen ahvalden
olduğu gibi, Medîneli üç Ensarînin yâni Yahya b. Saîd, Büşeyr b. Yesâr ve Sehl
b. Ebî Hasme hazerâtının birbirlerinden rivayetleri de pek nâdir rastlanan
letâiftendir.
Râvi Büşeyr b. Yesâr
el-Ensârî Benî Harise kabîlesindendir. Hemşehrileri ashâb ı kiramdan murâd:
Benî Harise 'nin yaşadığı mahallede oturanlardır.
Râvi îshâk ile îbni
Müsennâ 'nın (ribâ) yerine (zebn) kelimesini
koymalarından murâd: Hadîsi: şeklinde rivayet
etmeleridir.
Zebn :
Defetmek demektir. Kuru hurma mukabilinde taze hurma satışına bu kelimeden
alarak (büzâbene) denilmesi çok dâvaya ve itişip kaışmaya sebep olduğu içindir.
Hadîs-i şerîf hüküm
itibariyle yukanki rivayetler gibidir.
71- (1541)
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mâlik rivayet
etti. H.
Bize Yahya b. Yahya da
rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Mâ-lik'e: Sana Dâvûd b. Husayn, İbni
Ebi Ahmed'in azâdlısı Ebû Süfyân'-dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti
ki, ResûlüIIah (Sallalkthii Aleyhi ve Sellcm) beş veskten daha az yahut beş
vesklik (beş mi yoksa beşten az mı dediğinde râvi Dâvûd sekketmiştir)
ariyyelerin göz kararı ile satışına ruhsat vermiş (değil mi?) dedim. Mâlik:
— Evet; cevâbını
verdi.
Bu hadîsi Buharı ile
Nesâî «Büyü'» ve «Şurût» bahislerinde; Ebû Dâvûd ile Tirmizî «Büyû'»da
muhtelif râvi-lerden tahrîc etmişlerdir.
Hadîs-i şerîf râvi
tarafından üstadına okunmak suretiyle rivayet olunmuştur. Buna ilm-i hadîs
ıstılahında «arz-ı semâ'» denir. İmam Mâlik bu şekil rivayeti başkalarına
tercih edermiş. Yalnız hadîsin okunması bittikten sonra üstâd «evet» demez
susarsa, bunun ikrar sayılıp sayılmayacağında ihtilâf olunmuştur. Sahîh olan
kavle göre üstâd hadîsi bilir; ve susması bir mâni sebebiyle olmazsa ikrar
mesabesindedir. Mamafih nizaa mahal bırakmamak için «evet» demesi evlâdır.
Bu hadîs buraya kadar
geçen mutlak rivayetleri takyîd etmekte ve ariyye muamelesinin beş vesk (yük)
de yahut daha azda caiz olacağını göstermektedir. Binâenaleyh mutlak
rivayetlerde de bu kayd mu'teberdir. Ariyyeye kail olanların bu husustaki
kavillerini Zeyd b. Sabit tRadîyaUohü cnh)
rivayetinin şerhinde gördük. Şunu da ilâve edelim ki,
Kaadî Iyâz ariyyenin
yalnız hurma ile üzüme mahsus olmayıp bütün meyvelerde yapılabileceğini söylemiş;
İmam Mâlik ile Evzâî'nin mezhepleri de bu olduğunu bildirmiştir.
72- (1542)
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e: Nâfi'deıı
dinlediğim, onun da tbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum :
«Resûlülİah
(Sallallahü Aleyhi ve Seltem) müzâbeneyi yasak ettiler. Mü-zâbene taze hurmayı
kuru hurma mukabilinde Ölçekle satmak ve taze üzümü kuru üzüm mukabilinde
ölçekle satmaktır.»
73- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ubeydullah, Nâfi'den rivayet etti. Ona da Abdullah haber vermiş ki, Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müzâbene-den (yâni) hurmanın yemişini kuru hurma
mukabilinde ölçekle satmaktan; taze üzümü Ölçekle kuru üzüm mukabilinde
satmaktan ve ekini buğday mukabilinde ölçekle satmaktan nehî buyurmuş.
(...) Bize
bu hadîsi yine Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî
Zaide, Ubeydullah'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet eyledi.
74- (...)
Bana Yahya b. Maîn ile Harun b. Abdillâh ve Hüseyn b. îsâ rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah,
Nâfi'den, o da tbni Ömer'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi've Sellemj müzâbeneden nehî buyurdu. Müzâbene : Hurmanın
yemişini kuru hurma mukabilinde ölçekle satmak ve kuru üzümü taze üzüm
mukabilinde ölçekle satmaktır. Göz karariyle her meyveyi satmaktan da nehî
buyurdular.
75- (...)
Bana Alî b. Hucr es-Sa'dî ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize İsmail yâni îbni İbrahim, Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da îbni Ömer'den
naklen rivayet etti ki, Resûlüllah (Saîlaîlahü Aleyhi ve Sellem) müzâbeneden
nehî buyurmuş. Müzâbene: Hurmaların üzerindeki yemişi belli Ölçekle satarak;
artarsa benim, yetmezse ben tamamlayacağım demekmiş.
(...) Bize
bu hadisi Ebu'r-Rabî' ile Ebû Kâmil de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Hammâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb bu is-nâdla bu hadîsin benzerini
rivayet etti.
76- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bana Muhammed b. Rumh
da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da Abdullah'dan naklen
haber verdi. Abdullah şöyle demiş :
«Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müzâbeneyi (yâni) bahçesinin yemişini hurma ise
hurma mukabilinde ölçekle; bağ ise üzümünü kuru Üzüm mukabilinde ölçekle; ekin
ise kile ile zahire mukabilinde satmayı yasak etti. Bunların hepsinden nehî
buyurdu. Kuteybe'nin rivayetinde : «veya ekin ise» denilmiştir.
(...) Bana
bu hadîsi Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus rivayet etti. H.
Bize bu hadîsi İbni
Kafi1 dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi
ki) : Bana Dahhâk haber verdi. H.
Bana bu hadîsi Süveyd
b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs b. Meysera rivayet etti. (Dedi
ki) : Bana Mûsâ b. Ukbe rivayet etti. Bu râvüerin hepsi Nâfi'den bu isnâdla
yukarıkilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır.
Bu hadîsi Buhârî ile
Nesâî «Büyü'» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Müzâbenenin lügat
mânâsı itişip kakışmaktır. Burada tahmin suretiyle kuru yemiş karşılığında
taze yemiş satın almaya müzâbene denilmesi bu alış verişte kavga gürültü fazla
olduğu ve alanla satandan her biri hakkını müdafaa ettiği içindir. Kazzâz'm
«El-Câmi'» adlı eserinde müzâbene şöyle ta'rîf edilmiştir : «Müzâbene :
Aldatmayı tezam-mun eden her alış veriştir. Göz karariyle satılıp kilesi,
ölçüsü ve sayısı bilinmeyen şeylerin satışı bu kabildendir.» İmam Şâfiî'ye göre
müzâbene : Meçhulü meçhulle yahut meçhulü nakdi ribâ cinsinden olan malûmla
satmaktır. İmam Mâ1ik'in kavli de bu ise de onun tarifinde ribâ kaydı mu'teber
değildir.
Ebû Ömer İbni
Abdiiberr: «Bu hadiste müzâbenenin tefsiri ya İbni Ömer yahut Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından yapıldığında ulemâ arasında hilaf
yoktur. En azından İbni Ömer tarafından yapılmıştır ki, hadîsi rivayet eden de
odur; binâenaleyh makbuldür. Kaldı ki, bu hususta muhalefet eden de yoktur.»
diyor.
Başaktaki buğdayı
peşin buğdayla satmaya münâkale derler. Bâzıları münâkaleyi : «Yerden çıkan
mahsulün üçte biri yahut dörtte biri gibi muayyen bir miktarını vermek suretiyle
yapılan müzâreadır.» [6] diye
ta'rif etmişlerdir. Bu takdirde muhâkale muhabere [7]
mânâsında kullanılmış olur. Muhâkaleyi: «Ekini kemâle gelmeden satmaktır.»
diye ta'rif edenler olduğu gibi: «Yeri buğday karşılığında kiralamaktır.» diyenler
de vardır.
Ebû Ömer îbni
Abdilberr'in beyânına göre ulemâ kuru üzüm karşılığında taze üzüm safî buğday
mukabilinde başakta buğday satmanın haram olduğunda ittifak etmişlerdir.
Cumhura göre taze üzümle taze hurmanın devşirilmiş veya ağaç üzerinde olması
hüküm itibariyle hep birdir. Yalnız İmam Âzam devşirilmiş üzüm, buğday ve
hurmanın kendi misli kuru üzüm, buğday ve kuru hurma karşılığında
satılabileceğini söylemiştir. Fazlalıkla satmaya cevaz vermemiştir. İbni
Münzir: «Zannederim Ebû Sevr de İmam Âzam'a muvafakat etmiştir.» diyor.
İbni Battal; «Ulemâ
hurma ağacının üzerindeki hurmayı kuru hurma karşılığında satmanın caiz
olamayacağına ittifak etmişlerdir; zira bu satış müzâbenedir; Peygamber
(SaUalhhü\ Aleyhi ve Seîîemj onu yasak etmiştir. Devşirilmiş taze hurmayı o
miktar kuru hurma ile satmaya gelince : Cumhura göre hurmayı cinsi cinsine
satmak ne misli misline, ne de fazlalıkla caiz değildir. Hanef îler 'den İmam
Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed'in mezhepleri de budur...» demiştir.
77- (1543)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e, Nâfi'den dinlediğim,
onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Her kim aşılanmış bir
hurmalık satarsa onun meyvesi satana a İddir; meğer ki, müşteri (meyveyi) şart
koşmuş ola!» buyurdular.
78- (...) Bize
Muhamsned b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti.
H.
Bize İbni Nümeyr de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Her iki râvi de
Ubeydullah'dan rivayet etmişlerdir. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe dahî rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) ; Bize Muhammed b. Bişr
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeyduliah Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen
rivayet etti ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Herhangi bir
hurmalığın ağaçları aşılanmış olarak satın alınırsa o hurmalığın meyvesi
aşılayana aiddir; meğer ki, safın alan kimse (meyveyi) şart koşmuş ola!» buyurmuşlar.
79- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys rivayet etti. H.
Bize İbni Rumh dahî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, Nâfi'den, o da ibni Ömer'den naklen haber
verdi ki. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Herhangi bir kimse
bir hurmalığı aşılar da sonra ağaçlarını satarsa, hurmalığın meyvesi aşılayana
aittir; meğer ki müşteri şart koşmuş ola!» buyurmuşlar.
(...) Bize
bu hadîsi Ebu'r-Rabî' ile
Ebû Kâmü de
rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Hammâd rivayet etti. H.
Bu hadîsi bana Züheyr
b. Harb dahî rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize îsmâîl rivayet etti. Her iki râvi Eyyûb'dan, o da Nâfi'den bu isnâdla bu
hadisin benzerini rivayet etti.
80- (...) Bize
Yahya b. Yahya ile Muhammed b. Kumh rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Leys
haber verdi. H.
Bize Kuteybe b. Saîd
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şi-bâb'dan, o da Salim b. Abdillâh
b. Ömer'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ben
ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'i şöyle buyururken işittim :
«Her kim bir hurmalığı
aşılandıktan sonra satın alırsa, o hurmalığın meyvesi satana aid olur; meğer
ki, müşteri şart koşmuş ola! Ve her kim bir köle satın alırsa, o kölenin malı
satana aiddir; meğer ki, müşteri şart koşmuş ola!»
(...) Bize
bu hadîsi Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb da rivayet
ettiler. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler : Bize Süfyân b.
Uyeyne, Zührî'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etti, dediler.
(...) Bana
Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi
ki) : Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Salim b.
Abdillâh b. Ömer rivayet etti ki, babası: Ben Resûlüllah {Sallallahü Aleyhi ve
Seliem) 'i bu hadîsin mislini îrâd buyururken işittim.» demiş.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbü'1-Büyû'» ile «Şurût» bahsinde; Müslim, Ebû Dâvûd
ve Nesâî «ŞurûUda;
İbni
Mace «Ticâret»de
muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir. Buhârî'nin bir rivayetinde hadîs
muhavere yâni müzâkere kabilinden zikredilmiş ve Hz. İbni Ömer'in âzâdhsı Nâfi'e
mevkuf bırakılmıştır. Mezkûr rivayette : «Herhangi bir hurmalık aşılanmış
olduğu halde meyvesinden bahsedilmeksizin satılırsa meyvesi aşılayana aittir.
Köle ile ekin de böyledir.» denilmektedir.
İbni Abdilberr'in
beyânına göre babımız hadîsinin râvile-rinden Nâfi' ile Salim hurma meselesini
ittifakla merfû' olarak rivayet etmişlerse de köle meselesinde ihtilâf
etmişlerdir. Salim onu da merfû' olarak rivayet etmiş; Nâfi' ise İbni Ömer
(Radiyallahü anhja mevkuf bırakmıştır. Ekin meselesinin merfu' rivayeti
olmadığı söylenir. Hattâ bâzıları İbni Ömer hadîsinde mevsûî olarak yalnız
hurma meselesini rivayet etmişlerdir.
İmam Mâlik, Leys,
Eyyûb, Ubeydullah b. Ömer ve diğer bir takım hadîs ulemâsı hurma meselesini
İbni Ömer (Radiyallahü anh)'dan; köle meselesini de îbni Ömer va-sıtasiyle Hz.
Ömer 'den mevkuf olarak rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd da İmam Mâlik 'den
hadîsi bu iki isnâdla tahrîc etmiştir.
Hurmanın aşılanması:
Dişi hurmanın çiçeğini yararak içine erkek hurma çiçeğinden bir miktar koymakla
olur. Buna Arapçada (te'bîr) yahut (ebr) denir. Her meyvenin aşısı nev'ine ve
âdete göre yapılır. Bâzan ağacın çiçeğini atıp meyve göstermesine ve ağacı
budayıp ıslâh etmeye de (te'bîr) denir. Ağacın kendiliğinden aşılanması satış
hususunda insan tarafından aşılanmış hükmündedir.
Hadîste hassaten
hurmanın zikredilmesi ihtirâzî bir kayid değil, ya bahis mevzuu hurma olduğu
yahut Arabistan'da meyve bahçelerini ekseriyetle hurmalıklar teşkil ettiği
içindir. Yoksa üzüm, elma ve armut gibi meyve ağaçları da bu hükümde dahildir.
Yâni bu gibi meyve ağaçları satıldığı zaman da şart yoksa yemişi satana
aittir.
Şarttan maksad : Akdi
yaparken müşterinin : «Meyve benim olacak!» demesi; satıcının da kabul
etmesidir. Bu takdirde satılan ağacın o seneki meyvesi de müşterinin olur. Şart
satıcı tarafından da olabilir; ve bittabi muktezasmca hareket edilir.
1- Eimme-i
selâse denilen Mâlik, Şafiî ve A hmed b.
Hanbel ile Leys
ve îshâk bu hadîsle istidlal ederek :
«Bir kimse aşılanmış
bir hurmalık satar da meyvesi müşteri için şart ko-şulmazsa hurmalığın meyvesi
satana âit olur ve kemâle gelinceye kadar ağaçta bırakılır. Sulama ücretini
satan verir. Müşterinin sulamak için izin ve yetecek kadar su vermesi îcâbeder;
hurmalığın yalnız yemişini sattığı zaman dahî ağaçları sulamak satanın
vazifesidir. Aşılanmadan satılan hurmalığın meyvesi müşterinindir.» demişlerdir.
İmam Âzam'a göre
hurmalık aşıh olsun olmasın meyvesi satana aittir. Müşteri meyvenin derhal
toplanmasını isteyebilir; kemâle gelinceye kadar beklemesi îcâb etmez. Satıcı
akid esnasında meyvenin kemâle gelinceye kadar ağaçta kalmasını şart koşarsa
satış fâsid olur. Hadîs-i şerifte hükmün aşılanmaya bağlanması ya aşılanmayan
hurmalığa tenbîh için yahut başka bir sebepledir; bununla hükmün bu meşeleden
başkasına verilemiyeceği kastedilmemiştir.
Bu ihtilâfın menşei
kısaca şudur : İmam Âzam hadîsi lâfzan ve aklen ele almış; İmam Mâlik ile Şafiî
ise lâfzan ve delîl olarak kullanmışlardır. Ancak İmam Şafiî delâletini tahsis
etmemiş; İmam Mâlik tahsis etmiştir. Şöyle ki: İmam Azam şart bulunsun
bulunmasın meyvenin satana âit olduğuna kaildir. Anlaşılan ona göre hadîste
aşının zikredilmesi, aşılanmazdan önceki hale tenbîh içndir; buna usûl-i fıkıh
ilminde «Ma'kul-i hıtâb» denilir.
İmam Mâlik ile Şafiî
ise aşılanan hurmanın hükmünü hadîsin mantıkından (sözünden) aşılanmayanm
hükmünü de mefhumu muhalifinden almışlardır ki, usûl-i fıkıh ulemâsı buna
«delîl-i hıtâb» derler. İmam Âzam 'a göre delîl-i hitâbla istidlal sahîh
değildir. Bu meselede Sevrî, Zahirîler ve hadîs ulemâsının- fakîh olanları İmam
Şafiî ile; Evzâî de İmam Âz.am'la beraberdir.
İbni Ebî Leylâ 'ya
göre hurmalık aşılı olsun olmasın, şart bulunsun -bulunmasın meyvesi müşterinin
olur. Nevevî bu sözün bâtıl olduğunu söylemiş ve : «İhtimâl o bu hadîsi
duymamıştır.» demiştir.
2-
Mâlikîler'ce aşılı bir hurmalık satılır da şart koşulmazsa meyvesi satana âit
olur. Şart koşulursa şarta riâyet edilir. Hurmalık aşılanmadan satılırsa
yemişi müşterinindir İmam Mâlik burada
aşılamanın zikredilmesinden hükmün aşılanmayan ağaçlarda başka olacağına
istidlal etmiş olsa gerektir.
3- İmam
Mâlik 'in meşhur kavline göre müşteri hurmalığı satın alırken yemişin kendine
âit olacağını şart koşmasa, sonradan yemişini de ,satm alabilir. Diğer bir
kavline göre yemiş kemâle gelmedikçe münferiden satılamaz. İmam
Şafiî 'nin mezhebi de budur.
4-
Mâ1ikîler'den Eşheb bu hadîsle istidlal ederek : «Aşılanmış bir hurmalığı satın
alan kimse meyvesinin yarısını veya bir kısmını kendisi için şart koşabilir. Bu
şart kölenin malında da caizdir. Çünkü bütününü şart koşmak caiz olan bir şeyin
bir kısmını şart koşmak da caizdir. Tamamında ribâya girmeyen bir şey cüz'ünde
evleviyetle ribâya girmez.» demiştir. İbni Kâsim'e göre ise aşılanmış hurmalık
satın alan bir müşteri meyvesinin bir kısmını kendisi için şart koşamaz; ya
meyvenin hepsini şart koşar yahut hiç bir şart dermeyan etmez.
5- Hanefîler
satılan kölenin malı varsa malın satana ait olacağına ancak müşteri malının da
kendine verilmesini şart koştuğu takdirde müşteriye verileceğine bu hadîsle
istidlal etmişlerdir.
6- Aşılanan
ağaçla aklanmayanın hükmü bir olmadığına bu hadîsle istidlal edilmiştir.
Şâfiî1er'e göre bir kimse bir kısmı aşılanmış bir kısmı aşılanmamış bir hurma
ağacı satsa yemişinin hepsi satanın olur. Bir pazarlıkla satılmış olmak
şartiyle iki ağacın hükmü de böyledir. Her ağaç için ayrı pazarlık yapılmışsa
hükümleri ayrı ayrı verilir. Ağaçlar ayrı ayrı bahçelerde bulundukları takdirde dahî hükümleri değişir.
İmam Ahmed:
«Aşılanan satana, aşılanmayan müşteriye aittir.» demiş; Mâiikî1er ise
hükmü ekseriyete göre vermişlerdir.
7- Satılan
bir hurmanın meyveleri üzerinde kalır da ağaç tekrar çiçek açarsa hükmünün ne
olacağı Şâfii1er arasında ihtilaflıdır,
İbni Ebî Hüreyre yeni meyvenin müşteriye âit
olacağını söylemiştir. Zîra satıcının hakkı yalnız âkid zamanında mevcut olan
mey-vadadır. Cumhura göre ise meyve aşılanan ağaçtan husule geldiği için satana
aittir.
8- Kölenin
malı olur diyenlere göre hadîs-i şerîf satılan kölenin malı efendisinin
olacağına delildir. Şafiî 'nin eski
mezhebi ve Mâli k 'in kavli budur. İmam
Âzam ile yeni mezhebinde İmam Şafiî
kölenin asla malı olamayacağına kaildirler. Onlara göre kölenin
malından murâd onun elinde bulunan sahibinin malıdır.
9- Hurmalık
veya köle ayrıca satılır da sonradan bir şey ilâve edilirse satılan meyvaya veya
kölenin parasına katılır. İbni Kaasim bunun satıcı huzurunda ve onun takdiriyle
caiz olacağını böyle olmazsa cevaz verilemeyeceğini söylemiş; Eşheb
ise meyvada caiz görmüş; kölenin malında cevaz vermemiştir.
10- Tahâvî
bu hadisle ağaç üzerindeki hurmanın kemâle gelmeden satılabileceğine istidlal
etmiştir. Çünkü Peygamber (Saliatlahü Aleyhi ve Sellem)
müşteri şart koşmadığı takdirde bu hurmanın yemişini satana vermiştir. Müşteri
yemişin kendine verilmesini şart koşarsa, yemiş onun olacaktır; şu halde
müşteri yemişi de satın- almış demektir.
Beyhakî, Tahâvî'ye
itiraz etmiş ve : «Bu zât bir delille o delilin varid olmadığı hususa istidlal
ediyor; bir şey hakkında bir delil vârid oldu mu ona karşı da başka delil
gösteriyor. Olgunlaşmayan mey-vanın satılabileceğine aşılama hadîsiyle istidlal
ediyor da aşılama hadî-siyle amel etmiyor.» demişse de Aynî bu itiraza cevap
vermiş; ve şunları söylemiştir: «Beyhakî nassın dört delâletinden zühul etmiştir.
Bu deliller: Nassın ibaresi, işareti, delâleti ve iktizasıdır ki, nas-larla istidlal
bunlarla olur. Tahâvî hadîsle ameli terk etmemiştir. Şu kadar var ki, mezhebine
nassın işareti ile, hasmı ise ibaresi ile istidlal etmiştir. İbare ile işaret
hüküm icâbı hususunda müsavidirler. Tahâvi nassın ibaresiyle amel hususunda
hasmına muvafakat etmemiştir, çünkü nassın ibaresi aşılanmayan hurmalara
tenbîh için yahut başka bir sebeple hükmü aşılamaya taliktir. İyi anla! Zîrâ bu
meselede büyük bir incelik vardır; onu ancak naslarla istidlal yollarını
bilenler anlar!»
81- (1536)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. Abdil-Jâh b. Ntimeyr ve Züheyr b.
Harb rivayet ettiler. Hep birden dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, İbni
Cüreyc'den, o da Atâ'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir
şöyle demiş :
«Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Selîem) muhâkale, müzâbene ve muhabereden, olgunlaşincaya kadar
meyveyi satmaktan nehî buyurdu. Ariy-yeler müstesna, altınla gümüşten başka bir
şeyle satış yapılmaz.»
(...) Bize
Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Âsim haber verdi, (Dedi ki) :
Bize İbni Cüreyc, Ata ile Ebu'z-Zübeyr'den naklen haber verdi. Onlar da Câbir
b. Abdillâh'ı: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selkm)nehî buyurdu... derken
îşitmiştir. Râvi yukarıki hadîs gibi rivayette bulundu.
82- (...)
Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mabled b. Yezîd
el-Cezerî haber verdi. (Dedi ki) : Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki) :
Bana Atâ\ Câbir b. Abdillâh'dan naklen haber verdi ki, Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem,muhabere, muhâkale ve mü-zâbeneden, bir de olgunlaşıncaya
kadar meyveyi satmaktan nehî buyurmuşlar. Ariyyeler müstesna gümüşle altından
başka bir şeyle satış yapıl-mazmış.
Atâ', demiş ki: Câbir
bize tefsirde tulunarak şunları söyledi: Muhabere, boş tarlayı sahibinin
birine vermesi, alanın da ona sarfiyatta bulunması, sonra sahibinin meyveden
(bir miktar) almasıdır.
Câbir müzâbenenin,
hurmalıktaki taze hurmayı kurr %~ bilinde ölçekle satmak olduğunu söyledi.
Ekinde yapılan bunun gibi bir şeydir; sahibi başağındaki ekini Ölçekle sat.
83- (...)
Bize İshâk b. İbrâbîm ile Mubammed b. Ahmed b. Ebî Halef ikisi birden
Zekeriyya'dan rivayet ettiler. İbni Ebî Halef dedi ki : Bize Zekeriyya b. Adiy
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah, Zeyd b. Ebî Uneyse'den naklen naber
verdi. (Demiş ki) : Bize Ebu'1-Velîd-i Mekkî, kendisi Atâ' b. Ebî Rabâh'in
yanında otururken Câbir b. Abdil-Jâh'dan naklen rivayet etti ki, ResûlüIIah
(SaHallahü Aleyhi ve Sellem) mü-zâbene ile muharebeden ve işkâah hâline
gelinceye kadar hurma satın almaktan nehî buyurmuş. İşkâah : Hurmanın
kızarması veya sararması yahut bazı tanelerinin yenilmeye başlanmasıdır.
Münâkale, ekinliğin mâ-Jûm bir zahire mukabilinde ölçekle satılmasıdır.
Müzâbene, hurmalığın (meyvesi) birkaç yük kuru hurma karşılığında satılmasıdır.
Muhabere ise: Üçte bir, dörtte bir ve buna benzer şeylerdir.
(Râvi) Zeyd demiş ki:
Atâ' b. Ebî Rabâh'a : Sen Câbir b. Abdillah'ı bu hadîsi ResûlüIIah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'den naklederken işittin mi? diye sordum. Ata':
— Evet; cevâbını
verdi.
84- (...)
Bize Abdullah b. Hâşim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Selîm b. Hayyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Saîd b. Mînâ', Câbir
b. Abdillâh'dan rivayet etti. Câbir şöyle demiş:
«Resûlüllah
'SaUallahii Aleyhi ve Sellem) müzabene, muhâkale ve muhabereden, bir de işkâh
haline gelinceye kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdular.
Selîm demiş ki: Saîd'e
işkâh haline gelir ne demek? diye sordum.
— Kızarır, sararır ve
yenmeye başlar (demektir) cevâbım verdi.
85- (...)
Bize UbeyduUah b. Ömer EI-Kavârîrî ile Muhammed b. Ubeyd el-Guberî rivayet
ettiler. Lâfız Ubeydullah'ındir. (Dediler ki) : Bize Hammâd b. Zeyd rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Ebu'z-Zübeyr ile Saîd b. Mînâ'dan, onlar da Câbir
b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş :
Resûlüllah (SaliaUahü
Aleyhi ve Sellem) muhâkale, müzâbene, muâveme ve muhabereden nehî buyurdu.
(Ebu'z-Zübeyr ile Saîd'den biri: Birkaç yıllığına satış yapmak... işte muâvene
budur, demiş.) tstisnâh satışı da yasak etti. Yalnız ariyyelere ruhsat verdi.
(...) Bize
bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe üe Alî b. Hucr dahî rivayet ettiler. (Dediler
ki) : Bize tsmâîl yâni İbni Uleyye, Eyyub'dan, o da Ebu'z-Zübeyr'den, o da
Câbir'den, o da Peygamber (SaliaUahü A leyhi ve Sellem) den naklen bu hadîsin
mislini rivayet etti. Yalnız o «Birkaç yıllığına satış yapmak... işte muâveme
budur.» cümlesini zikretmedi.
86- (...)
Bana îshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubey-dullah b. Abdilmecîd
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Rabâh b. Ebî Ma'rûf rivayet etti, (Dedi ki) :
Atâ'yı Câbîr b. Abdillâh'dan rivayet ederken dinledim. Câbir şöyle demiş:
Resulü]İah
(SaîlaUahüAleyhi ve Sellem) yeri kiralamaktan, onu birkaç yıllığına satmaktan
ve olgunlaşıncaya kadar meyveyi satmaktan nehî buyurdu.
Bu hadîsi Buharî
«Büyü'» ve «Musâkaat» bahislerinde tahrîc etmiştir. Ancak *Büyû'»daki
rivayetinde muhabere, muhâkale ve müzâ-bene zikredilmemiştir. Aynı rivayeti Ebû
Dâvûd *Büyû'»da; İbni Mâce «Ticâret»de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Muhâkale, müzâbene ve
meyvenin olgunlaşmadan satılması meselelerini bundan önceki bâblarda
görmüştük.
Muhabereye gelince :
Hanefîler muhabere ile müzâreanın aynı manâya geldiğini söylemişlerdir. Gerçi
mânâ itibariyle birbirlerine pek yakın ve ikisi de toprağı, çıkan mahsulün üçte
biri, dörtte biri gibi mâlüm bir cüz'ü karşılığında kiraya vermekten ibaret ise
de bazıları mü-zâreada ekilecek tohumun toprak sahibine, muhaberede ise
kiracıya âit olduğunu söyleyerek aralarında fark görmüşlerdir.
Lügat ulemâsının
cumhuruna göre muhabere : Çiftçi mânâsına gelen *habîr>den alınmıştır.
Bâzıları yumuşak yer mânâsına gelen «habâr»dan; bir takımları da «Hubra»dan
alındığını söylemişlerdir. Hubra : Nasîb demektir. Îbni'l-A'râbî muhaberenin
«Hayber>den alındığını ileri sürmüştür. Çünkü bu muamele ilk defa Hayber'de
yapılmıştı.
Muhabere ve müzareanm
caiz olup olmadığı ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bu husus müteâkıb bâbda
görülecektir.
Muâveme yâni bir meyve
ağacının iki, üç veya daha fazla yıllığına satmak bilittifak bâtıldır. İbni
Münzir ile diğer bâzı ulemâ bu hususta icmâ' nakletmişlerdir. İcmâm delili bu
rivayetlerdir. Bir de bu muamele elde olmayan meçhul ve teslim imkânı
bulunmayan bir malı satmaktır ki, caiz, değildir.
Hadîs-i şerifte
altınla gümüşün zikredilmesi ihtirazı bir kayıt değil, o zaman muamele
ekseriyetle onlar üzerinden yapıldığı içindir. Alış veriş başka şeylerle de
yapılabilir.
îstisnâlı satıştan
murâd: Akid esnasında satılık malın meçhul bir miktarmı pazarlıktan hâriç
bırakıp satmamaktır ki: «Sana şu yığını sattım ama bir kısmı müstesna.» «Şu
ağaçlan sattım; bâzısı müstesna.» gibi sözlerle olur. İstisna edilen miktar
belli olmadığı için bu satış sahih değildir. Fakat satıcı istisna ettiği
miktarı tâyin ederek : «Sana bu ağaçları sattım; yalnız şu ağaç müstesna» yahut
«bu sürüyü sattım; yalnız şu koyun müstesna» derse satış bilittifak sahîh
olur. Nevevî diyor ki:
Bir kimse bir yığın
zahireyi satar da bir ölçeğini istisna ederse bu satış İmam Şafiî ile Ebû
Hanıfe'ye göre bâtıldır, îmam Mâlik üçte birinden fazla olmamak şartiyle bu
istisnayı sahîh kabul etmiştir.
Babımız hadîsi;
ağaçtaki meyvenin olgunlaşmadan satılamayacağına kail olan İmanı Mâlik, Şafiî
ve Ahmed b. Hanbe1 ile diğer bâzı
ulemânın delülerindendir.
87- (...)
Bana Ebû Kâmil Cahderî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamroâd yâni İbni Zeyd,
Matar-i Verrâk'dan, o da Atâ'dan, o da Câbir b. Abdilİâh'dan naklen rivayet
etti ki, Resûlüllah <Saîlaliahü Aleyhi ve Sellem) yeri kiraya vermekten nehî
buyurmuşlar.
88- (...)
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu-hammed b. Fadl rivayet
etti. (Lâkabı Ârim'dir. Ebu'n-Nu'mân es-Sedûsî bu zâttır.) (Dedi ki) : Bize
Mehdi b. Meymûn rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Matar El-Verrâk, Atâ'dan, o da
Câbir b. Abdilİâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Resûlüllah (SalUtllakü Aleyhi ve Sellem) :
«Her kimin yeri varsa
onu eksin; kendisi ekmezse onu dîn kardeşine ektirsin!» buyurdular.
89- (...)
Bize Hakem b. Mûsâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hikl yâni îbni Ziyâd,
Evzâî'den, o da Atâ'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir
şöyle demiş: Jlesû\xi\lah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ashabından bazı
kimselerin fazla yerleri vardı da ResûlüUah (Sallailahu A îeyhi ve Sellem) :
«Her kimin fazla yeri
varsa onu ya eksin yahud dîn kardeşine bahşetsin. Bunu yapmazsa yerine sâhib
olsun!» buyurdular.
90- (...)
Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muallâ b. Mansûr er-Râzî
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şeybânî,
Bükeyr b. Ahnes'den, o da Atâ'dan, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen haber
verdi. Şöyle demiş:
ResûlüUah (Sallailahu
Aleyhi ve SelIem)>yeT için ücret veya pay alınmasını yasak etti.
91- (...) Bize
İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Abdülmelik, Atâ'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş:
ResûlüUah (Sailallahü Aleyhi ve Sellem,:
«Her kimin yeri varsa
onu eksin; ekmeye gücü yetmeyip bundan âciz kalıyorsa müslüman kardeşine
bahşetsin; ama yeri ona îcâHa vermesin!» buyurdular.
92- (...)
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hem-mâm rivayet etti.
(Dedi ki) : Süleyman b. Mûsâ Atâ'ya sordu: Sana Câbir b. Abdillâh Peygamber
(Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) 'in :
«Her kimin yeri varsa
onu ya eksin yahud dîn kardeşine ektirsin; ama kiraya vermesin!» buyurduğunu
rivayet etti mi? dedi. Atâ': — Evet, cevâbını verdi.
93- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti
ki, Peygamber (Salîaîlahü Aleyhi ve
Sellem)muhabereden nehî buyurmuş.
94- (...)
Bana Haccâc b. Şâir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubey-dullah b. Abdilmecîd
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Selim b. Hayyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Saîd b. Mînâ' rivayet etti. (Dedi ki) : Câbir b. Abdillâh'ı şunu söylerken
işittim: Gerçekten Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ı :
«Her kimin fazla yeri
varsa onu eksin yahud dîn kardeşine ektirsin. Bu yerleri satmayın!» buyurdular.
(Râvi Selim demiş ki):
Bunun üzerine Saîd'e : «Bu yerleri satmayın!
sözü ne demektir; kirayı mi kasdediyor?» dedim. — Evet, cevâbmı verdi.
95- (...)
Bize Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Ebu'z-Zübeyr, Câbir'den rivayet etti. Ştfyle demiş: Biz Resûlüllah
'Sallallahü Aleyhive Sellem) zamanında muhabere yapar da kesmifcten [8] ve
şundan bundan alırdık. Bunun üzerine Resûlüliah (Saüallahü A leyhi ve Sellem):
«Her kimin yeri varsa
onu ya eksin yahud dîn kardeşine ektirsin; aks! îakdirde o yeri (hâline) bıraksın!»
buyurdular.
96- (...)
Bana Ebu't-Tâhir ile Ahmed b. îsâ hep birden İbni Vehb'-den rivayet ettiler.
İbni îsâ dedi ki: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Hişâm b.
Sa'd rivayet etti. Ona da Ebu'z-Zübeyr Mekkî rivayet etmiş. (Demiş ki) : Câbir
b. Abdillâh'ı şunu söylerken işittim: Biz Resûlüliah (Sallaliahü A leyhi ve
Sellem) zamanında su kenarlarını sahibine vermek şartiyle arazîyi üçte birine
yahut dörtte birine alırdık. Derken Resûlüliah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem
Jbu mesele için ayağa kalkarak:
«Kimin yen varsa onu
eksin; ekmezse dîn kardeşine bahsetsin. Dîn kardeşine bahşetmezse ona sahib
olsun!» buyurdular.
97- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. {Dedi ki) : JBize Yahya b. Hammâd
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Süleyman'dan rivayet etti. (Demiş
ki) : Ebû Süfyân, Câbir'den rivayet etti. Câbir Şöyle demiş: Ben Peygamber
(ScıUaHahü Aleyhi ve Sellem) 'i:
«Kimin yeri varsa onu
ya hibe etsin; yahud emaneten versin!» buyururken işittim.
98- (...)
Bana bu hadîsi Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebu'l-Cevvâb
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ammâr b. Ruzeyk, A'meş'-den bu isnâdla rivayette
bulundu. Yalnız o: «Onu eksin yahut bir kimseye ektirsin.» şeklinde söyledi.
99- (...)
Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Amr yâni İbnî Haris haber verdi. Ona da Bükeyr, ona da
Abdullah b. Ebî Seleme Nu'man b. Ebî Ay-yâş'dan, o da Câbir b. Abdillah'dan
naklen rivayet etmiş ki, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yeri kiraya
vermekten nehî buyurmuşlar.
Bükeyr demiş ki: Bana
Nâft de rivayet etti ki, İbni Ömer'i şunu söylerken işitmiş: «Biz vaktiyle
arazîmizi kiraya verirdik; sonra Kâfi' b. Hadîc hadîsini duyunca bundan vaz
geçtik.»
100- (...)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Hayseme,
Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câfcir'den naklen haber verdi. Şöyle demiş:
«Resûlüllah
(Sallallahü A leyhi ve Sellem) boş arazîyi iki veya üç seneliğine salmaktan
nehî buyurdu.»
101- (...)
Bize Saîd b. Mansûr ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb
rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Humeyd-i A'rac'dan, o da
Süleyman b. Atîk'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş:
«Peygamber (Sallalİahü
A leyhı ve Sellem) birkaç yıllığına (yapılan) satışı yasak etti.»
tbni Ebî Şeybe'nin
rivayetinde: «Meyveyi birkaç yıllığına satmayı...» denilmiştir.
102- (1544)
Bize Hasan b. Alî EI-Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Tevbe rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Muâviye, Yahya b. Ebî.Ke-sîr'den, o da Ebû Seleme b.
Abdirrahmân'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hüreyre şöyle
demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Kimin yeri varsa onu
eksin yahud dîn kardeşine bahşetsin; bunu /a p m azsa yerine sahib olsun!»
buyurdular.
103- (1536)
Bize Hasan-ı Hulvânî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Tevbe rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Muâviye, Yahya b. Ebî Kesîr'den rivayet etti. Ona da Yezîd b.
Nuaym, ona da Câbir b. Abdil1âh haber vermiş ki, Câbir, Resûlüllah (Sailaliahü
Aleyhi ve Sellem) 'i müzâbene ile hukulden nehî buyururken işitmiş. Câbir b.
Abdillâh demiş ki : «Müzâbene, hurmanın taze yemişini kuru hurma karşılığında
satmak; hukul ise yeri kiraya vermektir.»
104- (1545)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yâkub yâni İbni Abdirrahmân
El-Kaari, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hüreyre'den
naklen rivayet etti:
Resûlü\lah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) muhâkale ile müzâbeneden nebi buyurdular.» demiş.
105- (1546)
Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi
ki) : Bana Mâlik b. Enes, Dâvûd b. Husayn'dan naklen haber verdi. Ona da İbni
Ebî Ahmed'in âzâdlısı Ebû Süfyân haber vermiş ki, kendisi Ebû Saîd-i Hudrî'yi
şunu söylerken işitmiş:
«Resûlüüah 'Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) müzahene iîe münâkaleyi yasak etti. Müzâbene hurmanın
üzerindeki meyveyi satın almak; muhâkale de yeri kiraya vermektir.»
106- (1547)
Bize Yahya b. Yahya iîe Ebu'r-Rabî' el-Atekî rivayet ettiler. Ebu'r-Rabî' (Bize
rivayet etti) tâbirini kullandı. Yahya ise : Bize Hammâd b. Zeyd, Amr'dan
naklen haber verdi, dedi. Amr demiş ki: Ben İbni Ömer'i şunu söylerken işittim:
«Biz vaktiyle
muhaberede bir beis görmezdik. Nihayet geçen sene Râfi', Peygamber (Sallaliahü
Aleyhi ve Sellem)'in onu yasak ettiğini söyledi.»
107- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân rivayet etti.
H.
Bana Alî b. Hucr ile
îbrâhîm b. Dînâr da rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bûe tsmâîl yâni tbni
Uleyye, Eyyûb'dan rivayet etti. H.
Bize İshâk b. îbrâhîm
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Süfyân rivayet etti.
Bu râvilerin hepsi Amr
b. Dinar'dan bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. İbni Uyeyne
hadîsinde: «Bundan dolayı biz onu terk ettik» cümlesini ziyade etmiştir.
108- (...)
Bana Alî b. Hucr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsmâîl, Eyyûb'dan, o da
Ebu'l-Halü'den, o da Mücâhid'den naklen rivayet etti. Demiş ki î
«İbni Ömer: Vallahi
Nâfi' bizi arazîmizin faydasından menetti, dedi.»
109- (...)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Zürey*, Eyyûb'dan,
o da Nâfi'den naklen haber verdi. (Nâfî' şöyle demiş) : İbni Ömer tarlalarını
ResûlüUah (Saîhllahü Aleyhi ve Sellem) devrinde, Ebû Bekr, Ömer ve Osman'ın
Emirlikleri ile Muâviye'nin hilâfetinin ilk zamanlarında kiraya verirdi.
Nihayet Muâviye'nin hilâfetinin sonunda duydu ki, Râfi' b. Hadîc bu hususta
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemfin yasak ettiğine dâir hadîs rivayet
ediyormuş! Ben de yanında olduğum halde hemen onun yanına girerek sordu. Râfi':
— ResûlüUah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem} ekinliklerin kiraya verilmesini yasak ediyordu;
dedi. Bunun üzerine tbnİ Ömer artık bu işten vaz geçti. Bir daha kendisine bu
mesele sorulursa: Râfi' b. Hadîc Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem;'in
bunu yasak ettiğini söyledi; derdi.
(.,.) Bize
Ebu'r-Kabî' ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Hammâd rivayet
etti. H.
Bana Alî b. Hucr da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail rivayet etti. Her iki râvi Eyyûb'dan bu
isnâdla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir., tbni Uleyye hadîsinde: «Artık
bundan sonra îbni Ömer bu işi terk etti; tarlalarını kiraya vermiyordu!»
cümlesini ziyâde etmiştir.
110- (...)
Bize îbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Ubeyduüah, Nâfi'den rivayet etti. Şöyle demiş:
«îbni Ömer'le birlikte
Kâfi' b. Hadîc'e gittim. Rafi' Balat'da [9] İbni
Ömer'in yanına gelerek ona Resûîüllah (Sallaiiahü Aleyhi veSellem)'w ekinlikleri
kiraya vermekten nehî buyurduğunu haber verdi.»
(...) Bana
tbni Ebî Halef ile Haccâc b. Şâir rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Zekeriyyâ b. Adiy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Amr, Zeyd'den; o
da Hakem'den, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi, ki îbni
Ömer Râfi'e gelmiş. O da bu hadîsi Peygamber
(Salîallahü Aleyhi ve
Sellem)fâen rivayet etmiş.
111- (...)
Bize M uh amme d b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hüseyn yâni İbni
Hasan b. Yesâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îbni Avn, Nâfi'den naklen rivayet
etti ki, îbni Ömer toprağı kiraya veriyormuş. Nâfi' demiş ki: Sonra Râft b.
Hadic'in bir hadîs rivayet ettiğini duydu. Hemen beni alarak onun yanma gitti.
O da amcalarının bazısından rivayette bulundu. Bu hadîste Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den naklen onun yeri kiraya vermekten nehî
buyurduğunu söyledi. Bunun üzerine İbni Ömer bu işi bıraktı; ve tarlayı kiraya
vermez oldu.
(...) Bu
hadîsi bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezid b. Hârûn
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Avn bu isnâdla rivayette bulundu; ve
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen amcalarının bâzılarından
ona hadîs rivayet etti, dedi.
112- (...)
Bana Abdülmeük b, Şuayb b. Leys b. Sa'd rivayet etti.
(Dedi ki) : Bana
babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ukayl b. Hâîid, İbni Şibâb'dan
rivayet etti ki, şöyle demiş: Bana Salim b. Ab-dillâh haber verdi ki, Abdullah
b. Ömer arazîsini kiraya verirmiş. Nihayet Kâfi1 b. Hadîc-i Ensârî'nin yeri
kiralamaktan nehî ederdiğini duymuş. Abdullah onunla buluşarak:
— Ey tbni Hadic! Sen yerin kiraya verilmesi
hususunda Rcsülüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem i den ne gibi hadîs rivayet
ediyorsun? demiş. Râ-fi' b. Hadic:
— İki tane amcamdan —ki ikisi de Bedir gazasına
iştirak etmişlerdir— bu belde halkına rivayet ederlerken işittim. Kesûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Seilem) yeri kiraya vermekten nehî buyurmuş; cevabını
vermiş.
Abdullah:
— Vallahi ben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Seilem) devrinde yerin kiraya
verilirdiğini biliyorum; demiş. Sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)in bu hususta kendinin bilmediği bir hüküm ihdas etmiş olmasından
korkarak yeri kiraya vermekten vaz geçmiş.
Câbir (Radiyallahu
anh) hadîsini Buhârî «Müzârea» ve «Hibe» bahislerinde; Nesâî «Müzârea»da; İbni
Mâce «Ahkâm»da; Ebû Hüreyre rivayetini Buhârî «Müzârea»da; İbni Mâce «Ahkâm»da;
Ebû Said (Radiyallahu anh) hadîsini Buhârî «BüyûJ» bahsinde; İbni Mâce
«Ahkâm-da; Râfi' b. Hadîc hadîsini Buhârî «Müzârea»da muhtelif râvilerden
tah-rîc etmişlerdir.
Bu rivayetlerin
mecmuundan anlaşılan mânâ şudur: Ashab-ı kiram tarlalarım ekiciye verirlerdi.
Tohum ekiciye ait olur; su altı yahut tarlanın münbit yerlerinden bir parçası
sahibine, geri kalan yerleri ekiciye bırakılırdı. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Seilem) bunu menetti. Çünkü taraflardan biri için zararlı olması melhuzdur.
Birine ayrılan yerin mahsul getirmemesi veya mahsulünün telef olması mümkündür.
Hadîs-i şerifte zikri
geçen : «Onu dîn kardeşine ektirsin.» «Dîn kardeşine bahşetsin.» ifadelerinden
murâd: Tarlayı bir müslümana emaneten vermek, karşılığında bir şey almamaktır.
Buna Araplar «menîha» derler ki, birkaç bâb sonra buna dair hadîsler ayrıca
görülecektir.
«Mâziniyyât» yahut
«Mâzeniyy&t» dere boylan demektir. Bazıları: Dere boylarında yetişen mahsuldür;
demiş, bir takımları da: Ark kenarında yetişen mahsul olduğunu söylemişlerdir.
Kelime Arapça değildir.
Nevevî diyor ki:
«Ulemâ arazînin kiraya verilmesi hususunda ihtilâf etmişlerdir.
Tâvûs ile Hasan-ı
Basrî arazîyi ister zahire mukabilinde, ister altın veya gümüşle yahut çıkan
mahsulün bir kısmı karşılığında olsun hiç bir suretle kiraya vermenin caiz
olmayacağına kaildirler. Çünkü yeri kiraya vermekten nehî eden hadîs mutlaktır.
îmam Şafiî, Ebû Hanîfe
ve diğer birçok ulemâ yerin altın, gümüş, zahîre, elbise ve diğer eşya
karşılığında kiraya verile-Dileceğini söylemişlerdir. îcâr bedelinin ekin
cinsinden olup olmaması hükmen müsavidir. Ancak çıkan mahsulün üçte biri veya
dörtte biri gibi bir cüz'ü mukabilinde îcân caiz değildir; bu muhabere olur.
Muayyen bir parçanın tarla sahibi için ekilmesini şart koşmak da caiz değildir.
Rabîa yer icarının
yalnız altın ve gümüşle caiz olduğunu söylemiş; îmam .Mâlik: «Altın, gümüş ve
saire ile caiz, ancak zahire mukabilinde îcâr caiz değildir.» demiştir.
tmani Ahmed ile
Hanefîler 'den Ebû Yûsuf, Muhamftıed b. Hasen, Mâlikîler 'den bir cemaat ve
diğer bir takım ulemâya göre yeri altm, gümüş mukabilinde kiraya vermek ve
mahsulün üçte biri, dörtte biri gibi bir cüz'ü karşılığında müzârea yapmak
caizdir. Muhakkik ulemâmızdan İbni Şüreyh, îbni Huzeyme, Hattâbî ve
başkalarının kavilleri bu olduğu gibi, muhtar ve müreccah olan da budur...»
îmam Âzam'la Şafiî
'nin delilleri, altın, gümüş ve emsali şeylerle tarla icarının caiz olduğunu
bildiren Râfi ' b. Hadîc ve Sabit b. Dahhâk hadîsleridir. Onlar babımız
rivayetlerini iki şekilde te'vîl etmişlerdir. Birinci te'vîle göre Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *in nehyi su boylarının veya tarlanın münbit
yerinden bir parçasının mal sahibine tahsis edilmesine yahut mahsulün üçte
biri, dörtte biri gibi, bir cüz'ü mukabilindeki îcâra hamledilir. Nitekim
râviler de bu şekilde tefsirde bulunmuşlardır.
îkinri te'vîle göre
ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'in nehyi ke-râhet-i tenzîhîyye ve
tarlanın emaneten verilmesi lüzumuna irşâd mânâsına hamlolunur. Nevevî :
«Hadislerin arasını bulmak için bu te'vîller yahut bunlardan biri mutlaka
lâzımdır.» diyor.
Mahsulün bir kısmı
mukabilinde yerin kiralanması meselesinde Tabiînden Atâ\ Mücâhid, Mesrûk,
Şa'bî, Tâvûs, Hasan-ı Basrî, îbni Şîrîn, Kaasim b. Muham-med ve Hanefîler 'den
îmam Züfer'in mezhepleri de îmam Azam
'la Şafiî 'nin kavilleri gibidir.
İbni Hazm’in beyânına göre
ashâb-ı kiramdan Ebû Bekr , Ömer, Osman, Alî b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Ömer,
Sa'd, Abdullah b. Mes'ûd,
Habbâb, Huzeyfe ve Muâz b. Cebel (Radtyalkthû anh) hezerâtı ile
tabiînden Abdurrahmân b. Yezîd, İbni Leylâ, Süfyan-ı Sevrî ve Evzâî çıkan
mahsulün bir kısmı mukabilinde tarlayı kiraya vermeyi caiz görmüşlerdir.
îmam Ahmed'le îshâk
tohumun tarla sahibine, hayvan ve ziraat âletlerinin kiracıya âit olduğunu
söylemişler; hadîs ulemasından bazıları ise tohum kimden olursa olsun cevaz
vermişlerdir. Hanefî1er'in fıkhında bu hususta tafsilât vardır.
lâfi' b. Hadîc fRadtyallakû
anh) rivayetinde Hz. Abdullah , b. Ömer'in Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Muâviye
(RadiyailahÛ anh) zamanlarında tarlalarını kiraya verdiği bildirilmekte, bu
meyanda Hz. A1i'den bahsedilmemesi dikkati çekmektedir. Bazıları buna «îbni
Ömer'in onu zikretmemesi, ona bey'at etmediği içindir.» diye cevap vermişlerse
de Aynî: «İhtimal onun zamanında kira ile ziraat yapılmamıştır. > şeklinde
cevap vermenin daha yerinde olduğunu söylemiştir.
113- (1548)
Bana Alî b. Hucr Es-Sa'dî iie Yâkûb b. îhrahîm rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize İsmâîî yâni İbnî Uleyye, Eyyûb'dan, o da Ya'Iâ b. Hakîm'den, o da Süleyman
b. Yesârdan, o da Kâfi' b. Hadîc'den naklen rivayet etti. Kâfi' şöyle demiş :
«Biz Kesûlüllah
(Salîalîahü Aleyhi ve SeHem) zamanında arazîye mühâkale yapar; onu üçte birle,
dertte birle ve muayyen miktar zâhîre ile kiraya verirdik; Derken bir gün bize
amcalarımdan bit zât gelerek: Bize faydalı olan bir işten Resûlüllah
(Süliallahü Aleyhi ve Sellem) bizi neh! buyurdu; ama Allah ve Resulüne itaat
bizim için daha faydalıdır: Arazîye muhâkale yaparak üçte birle, dörtte birle
ve muayyen miktar zahire ile kiraya vermeyi bize yasak etti. Ve arazî sahibine
yerini ya ekmesini yahut ektirmesini emir buyurdu; kiraya vermeyi ve bundan
başkasını kabul etmedi, dedi.
(...) Bize
bu hadîsi Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamnıâd b. Zeyd,
Eyyûb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana Ya'lâ b. Bakîm yazdı. (Dedi ki)
: Süleyman b. Yesar'ı, Kâfi' b. Hadîc'den naklen rivayet ederken dinledim.
Râfi' şöyle demiş :
«Vaktiyle bir arazîye
muhâkaîe yapar; onu üçte bîrle, dörtte birle kiraya verirdik...» Bundan sonra
râvi, tbni Uîeyye hadisi gibi rivayette bulunmuştur.
(...) Bize
Yahya b. Habîb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. H.
Bize Amr b. Alî de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdülâlâ rivayet etti. H.
Bize İshâk b. îbrâhîm
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abde haber verdi.
Bu râvilerin hepsi
tbni Ebî Arübe'den, o da Yala b. HaMm'den bu isnâdla bu hadîsin mislini rivayet
etmişlerdir.
(...) Bana
bu hadîsi Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sbni Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Cerîr b. Hâzhn, Ya'lâ b. Hakîm'den bu isn adla, o da Râfi' b.
Hadîc'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)den naklen haber verdi.
Ama: «Amcalarından birinden» demedi.
114- (...)
Bana tshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Müshir haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yahya b. Hamza rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Amr Evzâî,
Râfi' b. Hadîc'in âzâdlısı Ebu'n-Necâşî'den, o da Râfi'den, o da amcası
Zuhayr'dan naklen rivayet etti. Râfi' şöyle demiş :
«Zuhayr bana gelerek:
Vallahi Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize faydalı olan bir şeyi
bize yasak etti; dedi. Ben:
— Ne o? Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
'in söylediği şey haktır; dedim.
— Bana : Ekinliklerinizi ne yapıyorsunuz? diye
sordu. Ben de : Biz onları kimi dere boyları bizim olmak üzere, kimi de birkaç
yük kuru hurma veya arpa mukabilinde îcâra veriyoruz yâ Resûlâllah! dedim.
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Bunu yapmayın! Onları
ya kendiniz ekin; yahud ektirin; veyahud (kimseye vermeyip) sahib olun!»
buyurdular, dedi.
(...) Bize
Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdur-rahmân b. Mehdi, İkrime
b. Ammâr'dan, o da Ebu'n-Necâşî'den, o da Râfi'den, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu isnadla rivayette bulundu. Yalnız «Amcası
Zuhayr'den» ifâdesini zikretmedi.
Bu hadîsi Buhârî ile
Nesâî «Muzarea» bahsinde; İbni Mâce*Ahkâm»da muhtelif râvilerden tahrîc
etmişlerdir.
Hadîsin bir
rivayetinde kira bedeli olarak «rubuf» yâni dörtte bir, diğer rivayetinde bunun
yerine «rabî'» yâni dere, ırmak sözleri kullanılmıştır. Bunların ikisi de
sahihtir. Çünkü kira bedeli ya mahsulün üçte biri, dörtte biri olur yahut su
boyları veya tarlanın münbit yerleri sahibine tahsis edilirdi.'
Hadîs-i şerif mahsulün
bir kısmı mukabilinde tarlayı îcâra vermeyi tecvîz etmeyenlerin
delîllerindendir. Ulemânm bu husustaki kavilleri az yukarıda görülmüştü.
115- (1547)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Mâlik'e: Rabîa b. Ebî
Abdirrahmân'dan dinlediğim, onun da Hanzale b. Kays'dan rivayet ettiği şu
hadîsi okudum:
Hanzale Râfi' b.
Hadîc'e arazînin îcân meselesini sormuş da Râfi':
— Resûlüüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
arazîyi îcâra vermeyi yasak etti; cevabını vermiş. Hanzale demiş ki:
— Bunun üzerine ben: Altın ve gümüşle mi
(verilecek)? diye sordum. Râfi':
— Altın ve gümüşe gelince: Onlarda bir beis
yoktur; dedi.
116- (...)
Bize İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize îsâ b. Yûnus haber verdi, (Dedi ki)
: Bize Evzâî, Rabîa b. Ebî Abdirrahmân'dan rivayet etti. (Demiş ki) : Bana
Hanzale b. Kays el-Ensârî rivayet etti. (Dedi ki) :
Kâfi' b. Hadic'e
arazîyi altın ve gümüşle kâr meselesini sordum da : Onda bir beis yoktur; halk
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında su boyları, ark başları tarla
sahiplerine tahsis edilmek veya ekinden bîr şeyler vermek şartiyle îcâr
yaparlar; kimi birine aid olan yer telef oîınr, ötekinin hissesi selâmette
kalır; kimi ötekinin hissesi kurtulur, berikinin-ki telef olurdu. Halk için
bundan başka îcâr şekli yoktu îşte bu sebepten dolayı ondan nehî buyuruldu.
Ama malûm ve garantili bir şey olursa onda beis yoktur, dedi.
117- (...)
Biie Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyfin b, Uyeyne, Yahya b.
Saîd'den, o da Hanzale-i Zürakı'den naklen rivayet etti ki, Hanzale. Bâfi' b.
Hadîc'i şunu söylerken işitmiş:
«Biz Ensârm en çok
tarla sahibi olanların dandik. Yeri, şurası bizim, şurası kiracıların olmak
şartiyle îcâr ederdik. Çok defa da birinin yeri mahsul getirir; Ötekininki
getirmezdi. Bundan dolayı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bundan
nehî buyurdu; ama gümüşle icardan neh-yetinedi.
(...) Bize
Ebu'r-RaM* rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hamnıâd rivayet etti. H.
Bize îbni Müsennâ da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezîd b. Bârûn rivayet etti.
Bu raviîcr Kep birden
Yahya b. Saîd'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.
Bu hârî bu hadîsi
biraz lâfız farkiyle «Müzârea» bahsinde tahrîc etmiştir. Hadîs-i şerîf,
tarlanın altın veya gümüş mukabilinde îcâr edilebileceğine kâü olan cumhuru
ulemânın delüîerindendir. Bâzılarının buna da cevaz vermeyip : «Arazî mutlak
surette icar edilemez» dediklerini az yukarıda görmüştük.
Uz. Râfi'in bu mesele
hakkındaki cevabı ya kendi içtihadıdır; yahut Peygamber (Satlallahü Aleyhi ve
Sellem) 'den işittiğini nassan rivayet etmiştir. Mahsul mukabilinde îcân
meneden hadîste altınla gümüşün dâhil olmadığını bildiği için bu cevâbı vermiş
olması da muhtemeldir.
îbni Battal ( -444) :
«Arazîyi altın ve gümüşle îcârın caiz olduğu Râfi'den merfu' hadîsle sübût
bulmuştur.» demiştir. Saîd b. Zeyd'den rivayet olunan bir hadîste :
«Bize Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve 5Wte/«) arazîyi altın ve gümüşle kiraya vermemizi emir
buyurdu.» denilmektedir. îbni Abbâs (RfidiyallahÛ anh)'nm dahî: «Sizin
yapacağınız en güzel iş, boş arazîyi altın veya gümüşle kîrâlamanızdir.»
dediğini Vekî' «Musannef»inde mevsûl olarak rivayet etmiştir. îbni Münzir
ashâb-ı kiramın bunun cevazına ittifak ettiklerini söyler.
Gerçi Tirmizî'nin
Hennâm tarikiyle rivayet ettiği Râfi' b. Hadîc hadîsinde «Resûlüllah
(Sallallahü A leyhi ve Sellem) bise faydalı olan bir işten (yâni) birimizin
arazîsi olursa onu getirdiği mahsulün bir kısmı mukabilinde yahut gümüşle
kiraya vermekten bizi neh-yetti ve : Bir hanginizin yeri varsa onu ya dîn
kardeşine bahşetsin, yahut eksin!., buyurdu.» deniliyorsa da bu hadîs zaiftir.
Râvilerinden Ebû Bekr b. Ayyaş hakkında söz edilmiştir. Nesâî mezkûr hadîsin
mürsel olduğunu söylemiştir.
118- (1549)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ab-dülvâhid b. Ziyâd haber
verdi. H.
Bize Ebû Bekr b. EM
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Alî b. Müshir rivayet etti. Her iki
râvi, Şeybânî'den, o da Abdullah b. Sâib'-den naklen rivayette bulunmuşlardır.
Abdullah b. Sâib şöyle demiş:
Abdullah b. Ma'kıl'e
müzâreayi sordum da şunu söyledi: Bana Sabit b. Dahhâk haber verdi ki,
ResûlüUah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)müzâ-readan nehî buyurmuştur.
Îbni Ebî Şeybe'nin
rivayetinde : «Ondan nehî buyurdu» denilmiştir, îbni Sâib : «Beri îbni Ma'kıl'e
sordum.» demiş; Abdullah'ın ismini söyle^ memiştir.
119- (...)
Bize İshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Hammad haber
verdi. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne, Süleyman-ı Şeybâ-nî'den, o da Abdullah b.
Sâib'den naklen haber verdi. Abdullah şöyle demiş:
Abdullah b. Ma'kil'in
yanma girerek ona müzâreayı sorduk. (Dedi ki) : Sâbifin söylediğine göre
Resulüliah (SallaUaJıü Aleyhi ve SeUem) müzâ-readan nehî, mfiâcereyi ise emir
buyurmuş ve : «Onda bir beis yoktur.» demiş.
Müzârea:
Çiftçilik mânâsına gelen zirâattan alınmıştır. Buna Hanefîler muhabere ve
münâkale de derler. Kelimenin müşareket bildiren (mufâale) babından kullanılması,
şeriat ıstılahında: tarla sahibi İle kiracı arasında mahsulün bir kısmını
sahibine vermek şartiyle yapılan bir akid olduğu içindir.
Müâcere:
Tarlalarını birbirlerine para ile îcâr etmektir.
İmam Âzam'la İmam
Züfer'e göre müzârea bâtıldır; hiç bir suretle caiz değildir. Bu hüküm mahsulün
bir kısmı mukabilinde arazîyi kiralamaktan nehî eden hadîsle neshedilmiştir.
îmam Ebû Yûsuf la Muhammed b. Hasan 'a göre müzârea caizdir; ancak onlara göre
de sahîh olmak için birçok şartlan vardır. Bunlar için fıkıh kitaplarına
müracaat etmelidir. Fetva imâmeynin (Ebû Yûsuf'la Muhammed) kavline göredir.
Müzârea hususunda ulemânın ihtilâfını az yukarıda görmüştük. «Müsâkaat*
bahsinde bu meseleye biraz daha temas edeceğiz.
120- (1550)
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Hammâd b. Zeyd, Amr'dan
rivayet etti ki, Mücâhid Tâvûs'a; Haydi seninle Kâfi' b. Hadîc'in oğluna
gidelim de babasının Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)''den ona
naklettiği hadîsi kendisinden dinle! [10]
demiş. Tavus onu (bundan) menetmiş. (Demiş ki) : Vallahi ben Resûlüllah
(Saliallahü Aleyhi ve belieın)in muhabereden nehî buyurduğunu bilsem onu
yapmazdım. Lâkin bana bunu onlardan daha iyi bilen biri (yâni İbni Abbas)
rivayet etti ki, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sillem) :
«Bir adamın yerini dîn
kardeşine menîha olarak vermesi, onun karşılığında malûm bir ücret almasından
daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.
121- (...)
Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyân, Amr'dan; İbni Tâvûs da
Tâvûs'dan naklen rivayet etti ki. Tâvûs muhabere yapıyormuş.. Amr demiş ki:
Ona : Yâ Ebâ Abdirrahmân! Şu muhabereyi bıraksan iyi edersin; çünkü ashâb
Peygamber (SallaIlaiıü Aleyhi ve Sellem)in muhabereden nehî buyurduğunu
söylüyorlar; dedim. Bunun üzerine Tâvûs:
— Ey Amr! Bana bunu
onların en iyi bileni (yâni İbni Abbâs) haber verdi kî, Peygamber (Saliallahü
Aleyhi ve Sellem) muhabereyi yasak etmemiş; ancak:
«Birinizin (yerini)
dîn kardeşine menîha olarak vermesi, onun karşılığında malûm bir ücret almasından
daha hayırlıdır.» buyurmuşlar, dedi.
(...) Bize
İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Sekafi. Eyyûb'dan naklen rivayet
etti. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şeybe ile İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. Bunların hepsi Vekî'rîan, o da
Süfyân'dan naklen rivayet etmiş. H.
Bize Muhammed b. Rumh
ciahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ley s, Ibnî Cüreyc'den naklen haber verdi.
H.
Bana Alî b. Hucr da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fadl b. Mûsâ, Şerîk'den, o da Şu'be'den rivayet
etti.
Bu râviierin hepsi Amr
b. Dinar'dan, o da Tâvûs'dan, o da İfani Ab~ bâs'datt, o da ¥eygamher
(Salkülakü Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıki-lerin hadîsi gibi rivayette
bulunmuşlardır.
122- (...)
Bana Abd b. Humeyd ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. Abd (Bize haber verdi)
tâbirini kullandı. İbni Râfi' İse: Bize Abdürrezzâk rivayet etti, dedi.
Abdürrezzâk: Bize Ma'mer, İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Ab bas
"dan naklen haber verdi ki, Peygamber
(Salkttlahü Aleyhi ve Sellem) :
«Bîrinizin yerini dîn
kardeşine menîha olarak vermesi, o yere karşılık şwn ve şunu (malûm bir şeye
işaret ederek) almasından kendisi için daha hayırlıdır.» buyurmuşlar.
Râvi demiş ki: «îbni
Abbâs: O hakidir; o En sarın diliyle münâkaledir.» dedi.
123- (...)
Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize
Abdullah b. Ca'fer er-Rakkî haber verdi. (Dedi ki) : Bize
UbeyduIIah b. Amr,
Zeyd b. Ebî Üneyse'den, o da Abdülmelik b. Zeyd'den, o da Tâvûs'dan, o da İbni
Abbâs'dan, o da Feygamber(Sallallahü Aleyhi ve Selleml'&tn naklen rivayet
etti ki:
«Bİr kimsenin arazîsi
olursa, şüphesiz onu dîn kardeşine m em ha olarak vermesi daha
hayırlıdır.» buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buhârî ile
Nesâî «Müzârea» bahsinde; Ebû Dâvûd «Büyû'»da; Tirmizî ile îbni Mâce «Ahkâm »da
muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.
Menîha : Bir müddet
sütünden ve yününden istifade ederek sonra tekrar sahibine iade şartiyle bir
kimseye verilen koyun veya devedir. Kazzâz'in nakline göre menîha yalnız koyunla
deveden olur. Ebû Ubeyd Araplar arasında menîhanm iki suretle yapıldığını
söyler. Birinci surete göre menîha : Bir malı birine bağışlamaktır. İkinci
surete göre ise bir deve veya koyunu bir müddet istifade için birine verip
sonra tekrar geri almaktır. Bu kelimenin asıl mânâsı bağıştır. Burada da yeri
başkasına muvakkaten bağışlamak; ücretsiz vermek mânâsına kullanılmıştır.
Hadîs-i şerifte
muhabere kelimesi müzârea mânâsında kullanılmıştır. Nitekim Tirmizî 'nin
rivayetinde muhabere yerine müzârea denilmiştir. Zâten bunların Hanefîler'ce
aynı mânâya geldiklerini yukarıda görmüştük.
İlk rivayette Tâvûs'un
(onlar) diye işaret ettiği ashâbtan mu-râd: Râfi' b. Hadîc, amcaları ve Sabit
b. Dahhâk, Câbir b. Abdillâh ile onlardan rivayet edenlerdir.
Görülüyor ki, ashâb-ı
kiramdan bâzıları Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) in muhabereyi yasak
ettiğini rivayet etmişler; buna mukabil İbni Abbâs (Radiyallahü anh) yasak
etmediğini söylemiştir. Zahiren bu iki rivayet birbirine zıd ise de hakikatte
aralarında zıddiyet yoktur. Çünkü yasak edilen muhabere fâsid şartlarla
yapılandır. Fâsid şartlarla yapılmayan muhabere yasak değildir. îbni Abbâs
(Radiyallahü anh) am anlatmak istediği de budur. Bâzılarına göre «muhabereyi
yasak etti» rivâyetiyle kerâhet-i tenzîhiyye, «yasak etmedi» rivâyetiyle de bu
işin haram olmadığı kastedilmiştir.
Hasılı bu
rivâyetlerdeki nehî, muhabere haram olduğu için değil, müslümanlar araşma fitne
fesad girmesini önlemek içindir. Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi'veSellem)
tarlaların ücretsiz olarak emaneten verilmesini bunun için emir buyurmuştur.
Zira ashâb arasında tarla ücreti yüzünden anlaşmazlıklar çıkardı. Hattâ kavga
edip döğüşenler olmuştu. Tahâvî'nin Hz. Zeyd b. Sabit 'ten rivayet ettiği bir
hadîste şöyle deniliyor :
«Zeyd demiş ki; Allah
Râfi' b. Hadîc'i affetsin! Vallahi ben hadîsi onlardan dahi iyi biliyordum.
Mesele şundan ibaretti : Ensârdan iki zât Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm)
'e geldiler. Bunlar döğüşmüşlerdi.
Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Seilem) de:
«Madem ki hâliniz
budur; öyleyse ekinlikleri kiraya vermeyin {»buyurdular. Râfi' (yalnız)
«Ekinlikleri kiraya vermeyin» dediğini işitmiş.*
Bu hadîs hakkında
Tahâvî şunları söylemiştir: «işte Zeyd b. Sabit!.. Haber veriyor ki, Râfi'in
işittiği (ekinlikleri kiraya vermeyin) hadîsindeki nehî bu işn haram olduğunu
beyân için değil, ashabın aralarına şer girmesinden çekindiği içinmiş.» Zeyd b.
Safait (Radivallahü anh) hadîsini Ebû Dâvûd, Nesâi ve îbni Mâce de tahrîc
etmişlerdir.
[1] Bakara sûresi, âyet:
275.
[2] Bakara sûresi, âyet:
194
[3] Nahl sûresi, âyet:
126.
[4] Ayet-i Kerime
[5] Bir vest: Altmış sâ'
yâni takriben bir deve yüküdür.
[6] Müzârea :
Yerden çıkan mahsulün
bir kısmını vermek
üzere yapılan ;<kiddir
[7] Muhabere :. Çıkanın
1/3 veya 1/4
nü vermek üzere
yazılan akiddir.
[8] Harman
dögüldükten sonra başakta
kalan dane,
[9] Medine'de Mescid-i Nebevî'ye yakın bir yerdir.
[10] «Ben
dinleyeyim» şeklinde rivayeti
de vardır.