41 HUDUD (ŞER’Î CEZALAR) KİTABI. 1

1. Recm (Taşlayarak Öldürme Cezası) İle İlgili Hükümler. 1

2. Zina İşlediğini İtiraf 5

3. Zina Cezasıyla İlgili Diğer Hadisler. 6

4. Zorla Zina Edilen Kadın. 7

5. İffete İftiranın Cezası. 7

6. Had Cezası Gerektirmeyen Haller. 8

7. El Kesmeyi Gerektiren Hırsızlık. 9

8. Kaçak Hırsız Kölenin Elinin Kesilmesi. 10

9. Mahkemeye İntikal Ettikten Sonra Hırsızın Affedilmezliği. 11

10. El Kesmekle İlgili Diğer Meseleler. 11

11. El Kesmeyi Gerektirmeyen Şeyler. 13

 

 

 

 

 

41 HUDUD (ŞER’Î CEZALAR) KİTABI

 

Hadd: Lugatta men etmek, engel olmak demektir. Araplar, yabancıların içe­riye girmesine mani olduğu için kapıcıya hadda, derler. Araziyi birbirinden ayıran sınırlara hudud denir, tslâm'da cezalar, fertlerin suç işlemesini önle­yici niteliği bulunduğu için böyle isimlendirilmiştir. Haddin ıstılah i manası ise, Allah hakkı olarak yerine getirilmesi zorunlu olan sınırlı ve belirli ceza­lardır. Bu tarife göre hadd:

1. Allah hakkıdır. Amme menfatıyla alakalıdır. Bundan dolayı, kısasa hadd denilmemiştir. Çünkü bu kul hakkıdır.

2. Cezaların miktan Kur'an ve hadisle tesbit ve tayin edilmiştir. Ta'zİr (had dışındaki) cezasının miktan, Kur'an ve sünnetle tesbit edilmediği için, buna da hadd denilmez.

Haddi gerektiren suçlar ve bu konudaki bazı hükümleri bildiren ayetler şunlardır;

a) Zina. bk. Nur: 2

h) Kazf, yani iffetli kimseye iftirada bulunmak, bk. Nur: 4-5.

c) Hırsızlık, bk. Maide: 39.

d) Sanıp içmek.

e) îrtidat, dinden dönme. bk. Bakara, 218.

f) Yol kesmek ve eşkiyahk. bk. Maide: 33-34.

 

1. Recm (Taşlayarak Öldürme Cezası) İle İlgili Hükümler

 

1. Abdullah b. Ömer'den (r.a.): «Yahudiler Resûluîlah (s.a.v.)'e gelerek kendilerinden bir erkekle bir kadının zina ettiği­ni haber verdiler. Bunun üzerine Resûluîlah (s.a.v.) kendilerine: «Tevratta recm karşılığında, ceza olarak ne var?» diye so­runca: «Zina edenlere meydan dayağı atılarak onları rezil ederiz» dediler. Bunu işiten Abdullah b. Selam «Yalan söylüyorsunuz, Tevrat'ta recm cezası vardır» dedi. Hemen Tevratı getirip açtılar. Biri elini recm. âyeti üzerine koyarak, önünü ve sonunu okumağa başlayınca, Abdullah b. Selâm ona: «Elini kaldır» dedi. Elini kaldı­rınca, recm âyeti gözüktü, Bunun üzerine Yahudiler: «Doğru ya Muhammed, Tevratta recm âyeti vardır» dediklerinde, Resûluî­lah (s.a.v.) zina edenlerin recm edilmelerini emretti, recmolundular.[1]

Ibn Ömer (r.a.) der ki: Recm edilen adamı gördüm, atılan taş lardan korumak için kadının üzerine eğiliyordu.»[2]

 

2. Said b. Müseyyeb'den: Eşlem kabilesinden bir adam Ebû Bekir (r.a.)'e gelip: «(Kendi hakkında) bu rezil herif zina işledi» de­yince Ebû Bekir (r.a.): «Bunu benden başkasına söyledin mi» dedi. Adam da: «Hayır» deyince Ebû Bekir (r.a.): «Allah'a tevbe et ve onun örtüsü ile örtün. (Allah'la kendi aranda gizli kalan günah ve suçunu başkalarına ifşa etme). Çünkü Allah kullarının tevbesîni kabul eder.» dedi. Adamın vicdan kendisine rahat vermedi de, Ömer b. Hattab'a (r.a.) gelip Ebû Bekir (r.a.)'e söylediğini ona da söyledi. Ömer (r.a.) da Ebû Bekir (r.a.) gibi cevap verince, yine vic­danı kendisine rahat vermeyip Resûlullah (s.a.v.)'e geldi ve: «Bu hakir kul zina etti» dedi. Resûlullah (s.a.v.)'de (cevap vermeyerek) ondan üç defa yüzünü çevirdi, (adam her defasında Resûlullah (s.a.v.)'in yüzünü çevirdiği tarafa gelerek aynı şeyi tekrar ediyor), Resûlullah da her defasında ondan yüzünü çeviriyordu. Adam da­ha fazla İsrar edince Resûlullah (s.a.v.) evine haber gönderip: «Bu­nun bir hastalığı ini var, yoksa deli mi?» diye sordu. Onlar da: «Hayır aklı ve sağlığı yerindedir» dediler. Bunun üzerine Resûlul­lah (s.a.v.): «Bekâr mı, evli mi?» diye sordu. Onlar da: «Evli ya Resûlullah» dediklerinde, Resûlullah (s.a.v.) emir buyurdu, adam recmedildi.[3]

 

3. Said b. Müseyyeb'den: Bana şöyle rivayet edildi: Resûlullah (s.a.v.), Eşlem kabilesinden Hezzal ismindeki şahsa:

«Ey Hezzal! Sen elbisenle onu Örtseydin (bunu gizli tu t say­dın), senin için daha hayırlı olurdu.» buyurdu. [4](Hadisin sene­dinde bulunan) Yahya b. Said der ki: Bu hadisi, içerisinde Eşlem kabilesinden Hezzal oğlu Nuaym oğlu Yezid'in de bulunduğu bir meclisdo rivayet ettiğimde, Yezid:

Hezzal, benim dedemdir ve bu hadis de doğrudur dedi.[5]

 

4. îDn Şıhab şöyle rivayet etti: «Bir adam Peygamber Efendi­miz (s.av.)'in zamanında zina ettiğini itiraf etti ve kendi aleyhine dört defa şehadette bulundu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) recmedilmesini emir buyurdu. Hüküm infaz edildi.»

îbn Şihab: «işte bu sebeple kişi kendi aleyhindeki itirafından sorumlu tutulur.» dedi,[6]

 

5. Abdullah b. Ebî Müleyke'den: Hamile bir kadın Resûlullah (s.a.v.)'e gelerek zina yaptığını itiraf etti. Resûîulîah (s.a.v.):

«— Doğum yapıncaya kadar git» buyurdu. Kadın doğum yapıp Resûlullah (s.a.v.)'a gelince:

«— Git (sütten kesinceye kadar) çocuğu emzir» buyurdu. Kadın da çocuğu sütten kesip yine Resûlullah (s.a.v.)'a gelince: «— Git çocuğu bakıp gözetecek birinin yanına bırak»

dedi. Kadın çocuğu birinin yanma bırakıp gelince, Resûlullah rec-medilmcsine hüküm verdi, kadın da taşlanarak öldürüldü.[7]

 

6. Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Halid el-Cühenî rivayet ettiler: İki adam davalarını Resûlullah (s.a.v.)'a arzettiler. Onlardan biri:

«—Ya Resûlullah aramızda Allah'ın kitabıyla hükmet,» dedi. Ondan daha anlayışlı olan diğeri:

«— Evet ya Resûlallah! Aramızda Allah'ın kitabıyla hükmet ve konuşmam için bana müsaade buyur» dedi. Resûlullah (s.a.v.):

«— Konuş» deyince, adam şunları anlattı:

«— Oğlum bunun yanında işçi (=asîO idi. Karısıyla zina etti. Bu hasmım oğlumun cezasının taşlanarak öldürülme olduğunu bana haber verince, ben yüz koyun ve bir cariye vererek oğlumu kurtardım. Sonra bunu bilenlere sordum. Onlar: Oğlunun cezası yüz kırbaçla bir yıl sürgündür. Bu adamın karısının cezası da reemdir diye fetva verdiler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v):

«— Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ede­rim ki, aranızda elbette Allah'ın kitabiyle hükmedeceğim:[8] Cariyenle koyunların sana iade olunacak, oğluna da yüz kırbaçla bir yıl sürgün cezası verilecektir» buyurdu. Oğluna yüz kırbaçla bir yıl sürgün cezası verdi. Üneys'e de diğer adamın karısına gitmesini, şayet suçunu itiraf ederse recmetmesini em­retti. Kadın suçunu itiraf edince onu recmetti.[9]

imam Malik der ki: Hadiste geçen asif, ücretle çalışan kişi de­mektir.

 

7. Ebû Hureyre (r.a.)'den: «Sa'd b. Ubade Resûlullah (s.a.v.)'e: «Ne buyurursun, hanımımı yabancı bir erkekle yakaladığımda dört şahit getirinceye kadar ona zaman mı tanıyayım?» deyince, Resûlullah (s.a.v.):

«— Evet»dedi.[10]

 

8. Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan: «Ömer b. Hattab (r.a.)'ı işitim, şöyle diyordu: Allah'ın kitabında evli olup da zina eden ve suçları delil veya gebelik ya da itirafla sabit olan erkek ve kadına recm (taşlayarak öldürme) cezası vardır.[11]

 

9. Ebû Vâkıd el-Leysî'den: Ömer b. Hattab (r.a.) Şam'da iken yanına bir adam gelip karısının yanında yabancı bir erkek gördü­ğünü söyledi. Bunun üzerine Ömer (r.a.), beni bu meseleyi sormak üzere adamın karısına gönderdi. Kadının yanına geldim. Yanında bir takım kadınlar vardı. Ona, kocasının Ömer b. Hattab'a anlattı­ğı şeyi ve kocasının bu sözüyle kendisinin cezalandınlamıyacağı-m haber verdim ve suçu üzerine almaması için bir takım telkinde bulundum. Fakat kadın suçundan dönmeyi kabul etmeyip itiraf etmede direndi. Bunun üzerine Hz. Ömer, emir verdi ve kadın rec-medildi.

 

10. Yahya b. Saîd'den: Saîd b. Müseyyeb'i işittim. Şöyle diyor­du: Ömer b. Hattab, Mina'ya çıktı. Kumluk bir yere devesini ıhtır­dı. Sonra kumdan bir yığın yaptı. Abasını üzerine yayarak yattı. Daha sonra ellerini göğe kaldırıp şöyle dua etti: «Ey Allah'ım! Yaş­landım, kuvvetten düştüm, ülkem (islâm hududları) genişledi. Eksik, fazla haksızlık yapıp kusur işlemeden ruhumu al» dedi.[12] Sonra Medine'ye geldiğinde insanlara şöyle hitabetti:

«Ey insanlar! Sizlere sünnetler ve farzlar bildirildi. Dosdoğru islam yoluna bırakıldınız. Ancak insanları doğru yoldan sağa sola saptırırsanız (orasına karışmam).» Sonra elinin birini diğerine vurarak şöyle devam etti: «Kalkıp da Allah'ın kitabında recm hük­münü bulamıyoruz diye (tilaveti mensuh olan) recm âyetini inkâr ederek helak olmaktan sakınınız. Resûlullah (s.a.v.) recm etti.[13] Biz de recmettik. Eğer insanlar: 'Ömer, Allah'ın kitabında ziyade yaptı' demeseydi: 'Evli erkekle evli kadın zina ederlerse onları mu­hakkak recmediniz* âyetini (Kur'an'a) yazardım. Çünkü biz bunu (Resûlullah zamanında) okuduk.

îmam Malik der ki: Said b. Müseyyeb: «Zilhicce ayı çıkmadan Hz. Ömer şehid edüdi»[14] demiştir.

îmam Malik der ki: «(Tilaveti mensuh olan recm âyetinde geçen) eş-Şeyh ve eş-Şeyha kelimeleri evli erkek ve evli kadını de­mektir.[15]

 

11. İmam Malik'e şöyle rivayet edildi: Osman b. AfFan'a altı aylık evli, doğum yapmış bir kadın (daha önce zina yapmış olabile­ceği gerekçesiyle) getirildi. Hz. Osman da kadının recm edilmesini emredince, Ali b. Ebi Talib:

«—Kadının recmedilmesi gerekmez. Çünkü Allah'ın kitabın­da: «İnsanın ana rahmine düşmesi ile sütten kesilmesi sü­resi otuz aydır»[16] «—Emzirme süresini tamamlamak isti-yen anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler»[17] buyurur. O halde gebelik altı ay olabilir. Kadının recmedilmesi gerekmez. Bu­nun üzerine Osman b. Affan, kadının arkasından haberci gönder­di. Fakat kadını recmedilmiş buldu.

imam Malik, îbn Şihab'a, Lut kavminin yaptığı gibi yapanla­rın (homoseksüellerin) durumunu sorunca:

«— Muhsan olsun olmasın recmedilmesi gerekir» dedi.[18]

 

2. Zina İşlediğini İtiraf

 

12. Zeyd b. Eslem'den: «Resûlullah (s.a.v.) zamanında bir adam zina yaptığını itiraf edince, Resûlullah bir kırbaç istedi. He­men kendisine kırık bir kırbaç getirilince:

«— Daha sağlamını» buyurdu. Bu defa budaklan kesilme­miş yeni bir sopa getirilince:

«— Biraz küçüğünü» buyurdu. Bu defa da budakları kesil­miş düzgün ve eğilebilen bir kırbaç getirilince Resûlullah (s.a.v.) emretti, adam kırbaçlandı. Sonra Resûlullah (s.av.) şöyle buyurdu:

«— Ey insanlar! Allah'ın takdir ettiği cezalardan uzak­laşma zamanı geldi. Şu çirkin şeylerden birini kim işlerse açığa vurmasın, tevbe ve Allah'ın affıyla gizli kalsın. Zira kim gizlenmesi gereken şeyi açığa çıkarırsa, biz de Allah'ın kitabını (hükmünü) kendisine tatbik ederiz»[19]

 

13. Ebû Ubeyd'in ki2i Safîyye şunları anlattı: Ebû Bekir (r.a.)'e bekâr bir cariye ile zina yapıp onu gebe bırakan, sonra da suçunu itiraf eden bekâi bir adam getirildi de Ebû Bekir (r.a.) emir verdi, adama yüz kırbaç vuruldu ve Fedek'e[20] sürüldü.

imam Malik der ki: Önce zina ettiğini itiraf edip sonra bu iti­rafından dönerek ben zina etmedim diyen kimsenin itirafından dönmesi kabul edilir. Kendisine zina cezası uygulanmaz. Zira bu had (ceza) Allah hakkıdır. Ceza şu iki şeyden biriyle tatbik edilir:

1.  Ya suçlunun zina yaptığım isbat eden dört şahit,

 

2.  Ya da suçlunun kendi itirafı. Suçlu itirafında devam ederse ceza tatbik edilir.

îmanı Malik der ki: Yetiştiğim alimlere göre zina eden köleler sürgün edilmezler.[21]

 

3. Zina Cezasıyla İlgili Diğer Hadisler

 

14. Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Hâlid el-Cüheni (r.a.)'den: «Resû-lullah (s.a.v.)'e evli olmayan cariye zina ederse buna ne ceza veri­lecek diye sorulunca:

«Zina ederse kırbaçlayınız. Sonra yine zina ederse yine kırbaçlayınız. Sonra tekrar zina ederse sizde tekrar kır­baçlayınız. Daha sonra bir örme urgan (=dafîr) karşılığında da olsa onu satınız» buyurdu.[22]

îbn Şihab «Resûlullah üçüncüden sonra mı yoksa dördüncü­den sonra mı satın buyurdu bilemiyorum», dedi.

imam Malik şöyle demiştir: Hadiste geçen dafîr kelimesi ip (~habl) demektir.

 

15. Nafi'den: Bir köle esir alınan cariyelerin bekçiliğini yapı­yordu. Bunlardan birini zorlayarak onunla zina etti. Ömer b. Hat-tab köleyi kırbaçladı ve sürgün cezası verdi, cariyeyi kırbaçlama­dı. Çünkü köle kendisini zorlamıştı.[23]

 

16. Mahzum kabilesine mensup Ebû Rabia oğlu Ayyaş oğlu Abdullah'dan: Ömer b. Hattab, Kureyş gençleriyle bana da emret­ti. Devletin esir aldığı cariyelerden zina edenlere ellişer kırbaç vurduk.[24]

 

4. Zorla Zina Edilen Kadın

 

îmam Malik der ki: Hamile olarak bulunan kocasız kadın: »Zina yapmaya zorlandım veya evlendim» dese, evli olduğuna ve­ya zorlandığına veya bekârsa kendisinden kan geldiğine ya da im­dat dileyip yardımına gelindiğinde bu halde bulunduğuna veya o duruma düşmesine sebep olan benzeri sebepler bulunduğuna dair delil getiremezse sözüne itibar edilmez, kendisine zina cezası tat­bik edilir.[25]

îmam Malik der ki: Zorla zina edilen kadın, üç hayızla temiz­lenmedikçe evlenmez. Şayet hayzında şüphe ederse, bu şüpheden kendini kurtarıp temizlenmedikçe evlenemez.[26]

 

5. İffete İftiranın Cezası[27]

 

17. Ebu'z-Zinad'dan: Ömer b. Abdulaziz bir köleye iffete iftira suçundan dolayı seksen kırbaç vurdu.

Ebu'z-Zinad der ki: Abdullah b. Amir b. Rabia'ya bunu sor­dum. O da şöyle cevap verdi: Ben Ömer b. Hattab, Osman b. Affan ve bunlardan sonraki halifelere yetişdim. Bunlardan hiç birinin, iffete iftira suçundan dolayı köleye kırk kırbaçtan fazla vurduğu­nu görmedim.[28]

 

18. Züreyk b. Hakim el-Eylî'den: Mısbah isminde bir adam oğ­lundan yardım diledi. Oğlu biraz gecikti. Sonra gelince babası:

«— Ey zinakâr» dedi. Züreyk der ki: Bunun üzerine oğlu (iffe­tine iftira suçundan dolayı) babasını bana şikayet etti: Ben de ba­basını kırbaçlamak isteyince [29] oğlu:

«— Vallahi babamı kırbaçlarsan, ben de zina yaptığımı ikrar ederim» dedi. Oğîu böyle deyince iş büsbütün karıştı, içerisinden çıkamadım. Durumu o zaman vali bulunan Ömer b. Abduîaziz'e yazdım. O da bana:

«— Oğlunun affim kabul et» diye cevap verdi.

Züreyk der ki: Ömer b. Abdulaziz'e yine:

«Kendisine ya da ana ve babasına zina suçu isnad edilip de ana ve babasından biri ya da her ikisi ölen kimse'hakkmda ne bu­yurursun?» diye yazdığında şöyle cevap verdi:

«Adam kendisiyle ilgili iftirayı affederse affını kabul et. Her ikisi veya biri ölü olan ana ve babasına iftira edilmişse o zaman Al­lah'ın kitabıyla hükmet (seksen kırbaç vur). Ancak iftira edilen

meseleyi gizlemek isterse cezalandırma.»

Yahya der ki: Malik'in şöyle dediğini işittim: Kendisine iftira edilen kimse mesele ortaya çıktığında aleyhinde suç işlediğine dair delili bulunmasından korkar da affederse bu caizdir.

 

19. Urve, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bir toplu­luğun iffetine iftira eden kimseye ancak bir ceza uygulanır.»

îmam Malik der ki: Zina suçu isnad edilerek iftiraya uğrayan kimseler topluca değil de ayrı ayrı bulunsalar da yine bir ceza uy­gulanır»[30]

Abdurrahman'm kızı Amre'den: Ömer b. Hattab zamanında iki adam karşılıklı birbirlerine sövdüler. Bunlardan biri diğerine:

«— Vallahi, ne babam zina etmiştir, ne de annem.» dedi. Bunun üzerine Ömer b. Hattab, bu tariz yoluyla iffete iftira mıdır, değil midir diye ashabla istişarede bulununca birisi:

«— Adam bununla anasını ve babasını övmüştür» dedi. Bir başkası da:

«— Anasını ve babasını övmek bundan başka türlü de olabilir­di (sövüşme esnasında böyle demesi hasmının ana ve babasının if­fetine sataşmadır). Ona hadd-i kazf (iffete iftira cezası) uygula­man gerekir.» deyince Ömer (r.a.) buna seksen kırbaç vurdu.

îmam Malik der ki: Bize göre ceza, ancak ya nesebi sabit baba­yı inkâr etmek[31] veya zina isnad etmek ya da bunları tariz yoluyla ifade etmekle olur. Bunları söyleyene tam ceza (seksen kırbaç) ge­rekir.[32]                                                                              

imam Malik der ki: Biz adam diğerinin babasını inkâr etse, kazf cezası gerekir, inkâr edilen anne köle olsa yine ceza gerekir[33]

 

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, tariz yoluyla yapılan iftiradan dolayı had gerekmez. Ancak hakim uygun göreceği ta'zir (terbiye) cezası verir.

 

6. Had Cezası Gerektirmeyen Haller

 

îmam Malik der ki: Biri kendisinin de ortağı bulunduğu bir cariyeye yaklaşsa zina suçu cezası verilmez. Cariye hamile kalın­ca, fiatı takdir edilir, ortakların hisseleri verilir. Cariye kendisi­nin olur. Doğacak çocuk da buna nisbet edilir.

îmam Malik der ki: Biti diğerine cariyesini helal kılsa, o da cariyeye yaklaşsa, hamile kalsın kalmasın yaklaştığı gün cariye­nin fiatı takdir edilir (cariye kendisinin olur). Hamile kalmışsa çocuğun babası olur. Had de uygulanmaz.

îmam Malik der ki: Biri oğlunun veya kızının cariyesiyle mü­nasebette bulunsa, hamile kalsın kalmasın kendisine had (zina cezası) uygulanmaz. Cariyenin kıymeti takdir edilir ve bu kıymet karşılığında ona verilir.

 

20. Ebû Abdurrahman oğlu Rebia'den: Bir adam karısının ca­riyesini bir yolculuğunda beraberinde götürdü ve onunla münase­bette bulundu. Karısı kıskandı. Ömer b. Hattab'a şikâyet etti. Ömer (r.a.) adamı sorguya çekince:

«— Cariyeyi karım bana bağışladı» dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.), «ya bana delil getirirsin ya da seni recmederim» deyince ka­rısı cariyeyi kocasına bağışladığını itiraf etti.

 

7. El Kesmeyi Gerektiren Hırsızlık[34]

 

21. Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan: «Resûlullah (s.a.v.) üç dirhem değerindeki kalkanı çalan hırsızın elini kesti»[35]

 

22. Ebû Hüseynin oğlu Abdurrahman oğlu Abdullah el-Mek-ki'den: Resûlullah (s.a.v.) «Ağaçtaki meyvenin ve dağdaki ot-layan hayvanın çalınmasından dolayı el kesilmez. Ancak ağıldaki hayvan ve kurutulmak üzere sergi yerine serilmiş meyve çalınır da değeri kalkanın fîatına (üç dirhem) ula­şırsa o zaman el kesilir» buyurdu.[36]

 

23. Abdurrahman'ın kızı Amre'den: Bir hırsız Hz. Osman (r.a.) zamanında turunç çaldı. Hz. Osman buna flat biçilmesini emir buyurdu.Üç dirhem takdir edilince, hırsızın elini kesti. O za-ma on iki dirhem bir dinar ediyordu.

 

24. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in zevcesi Hz. Aişe valide­mizden: «Üzerimden (hükümleri) unutacak kadar uzun zaman geçmedi: El kesmede çalman mal en az çeyrek dinar (üç dirhem) olmalıdır.»[37]

Hanefi ve Şafiilere göre ağaç üzerindeki meyveyi yemeden dolayı el kesme cezası verilmez. Malikilere göre ise mahfuz yerdeki ağacın meyvesin ala­nın eli kesilir.

 

25. Abdurrahman kızı Amre'den: ResûluJlah (s.a.v.)'in zevcesi Hz. Aişe, beraberinde kardeşi Abdullah'ın oğullarının kölesi ve iki azad ettiği cariyesiyle birlikte Mekke'ye gitti. Oradan azatlı cari-yeleriyle desenli kıymetli kumaştan yapılmış ve yeşil kumaşdan duble geçirilmiş bir hırka gönderdi. Köle bu hırkayı alıp dikişini söktü. Kıymetli kumaşı alarak yerine ince keçe veya koyun postu dikti. Cariyeler Medine'ye dönünce hırkayı sahibine verdiler. On­lar bohçayı açınca kıymetli kumaşdan hırka yerine keçeden kepe­nek buldular. Durumu cariyelere anlattılar. Onlar da Hz. Aişe'ye anlattılar veya mektupla bildirerek köleyi itham ettiler. Köle sor­guya çekildi. Suçunu itiraf edince, Hz. Aişe emir verdi, eli kesil­di.[38]

Hz. Aişe: «El kesme de çalınan mal en az çeyrek dinar değerin­de olmalıdır» dedi.

îmanı Malik der ki: Bana göre, el kesmek için çalınan mal üç dirhem olmalıdır. Dirhemin değeri yükselse de, düşse de far ket -mez. Çünkü Resûlullah fs.a.v.J üç dirhem değerindeki kalkan hır­sızlığında, Hz. Osman da üç dirhem değerindeki turunç hırsızlı­ğında el kesti.[39]

 

8. Kaçak Hırsız Kölenin Elinin Kesilmesi

 

26. Nafi'den: Abdullah b. Ömer'in kölesi kendisini terkedip kaçtı ve hırsızlık yaptı. (Daha sonra yanına dönünce) Abdullah b. Ömer bunu, elini kesmesi için Medine valisi bulunan Said b. As'in yanına gönderdi. Vali elini kesmekten kaçınarak:

«— Efendisinden kaçan köle hırsızlık yapınca eli kesilmez» deyince, Abdullah b. Ömer:

«— Bunu Allah'ın hangi kitabının neresinde buldun?» dedi. Sonra kendisi emir verdi, hırsızın eli kesildi.[40]

 

27. Hakim oğlu Zureyk'den: Efendisinden kaçmış olduğu dö­nemde hırsızlık yapan bir köle satın aldım. Sonra işin içerisinden çıkamayıp vali Ömer b. Abdulaziz'e yazdım. (Mektubumda): «Ka­çak köle kaçakken hırsızlık yaparsa elinin kesilmeyeceğini işit­tim.» dedim. O da bana yazdığımın zıddını yazdı: «Sen bana kaçak köle hırsızlık yaparsa elinin kesilmeyeceğini işittiğini yazdın. Halbuki Allah'u Teâlâ kitabında şöyle buyuruyor: «Erkek ve ka­dın hırsızın yaptıklarına bir ceza (hırsızlık yapmamaları için başkalarına ibret) olmak üzere Allah'ın emriyle (bi­rer) ellerini kesin. Allah mutlak galibdir. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir» [41]Çaldığı malın kıymeti çeyrek dinar ve daha fazlaya ulaşırsa elini kes.»

îmam Malik'e şöyle rivayet edildi: Kasım b. Muhammed, Sa­lim b. Abdullah ve Urve b. Zübeyr: «Kaçak köle el kesmeyi gerekti­ren miktarda mal çalarsa eli kesilir.» derlerdi.

îmam Malik der ki: Bizdeki ittifaktı hükme göre, kaçak köle el kesmeyi gerektirecek miktarda mal çalarsa eli kesilir.

 

9. Mahkemeye İntikal Ettikten Sonra Hırsızın Affedilmezliği

 

28. SafVan oğlu Abdullah oğlu Safvan'dan: Umeyye oğlu Saf-van'a «hicret etmeyen kurtuluşa eremez» denilince, Medine'ye hicret edip abasını yastık edinip mescidde uyudu. Bir hırsız gelip abasını aldı. SafVan da hırsızı yakalayıp Resûlullah (s.a.v.)'a götü­rünce Resûlullah (s.a.v.):

«— Bunun abasını sen mi çaldın?» dedi. Hırsız:

«— Evet» deyince Resûlullah (s.a.v.) elinin kesilmesini emre­dince SafVan: «Elinin kesilmesini istemedim bu ona sadaka olsun» deyince Resûlullah (s.a.v.): «Keşke bunu hırsızı, bana getirme­den önce yapsaydın» buyurdu.[42]

 

29. Ebû Abdullahman oğlu Rebia'dan: Zübeyr b. Avvam, hır­sız yakalamış bir adamla karşılaştı. Bu adam hırsızı hakime gö­türmek istiyordu. Zübeyr, adamın hırsızı serbest bırakması için şefaatçi olunca, adam:

«— Hayır hakime götürmeden davamdan vaz geçmem» dedi. Bunun üzerine Zübeyr:

«— Onu hakimin huzuruna götürünce, Allah onu kurtarmaya çalışana da ve bunu kabul edene de lanet etsin. (Huzura çıkınca davandan vazgeçsen de eli kesilir)» dedi.

 

10. El Kesmekle İlgili Diğer Meseleler

 

30. Abdurrahman'ın babası Kasım'dan: Yemen ahalisinden eli ve ayağı kesik bir adam gelip Hz. Ebû Bekr'e misafir oldu ve Yemen valisinin kendisine zulmettiğinden şikâyet etti. Bu adam geceleyin namaz da kılıyordu. Hz. Ebû Bekir (bunu görünce):

«— Yemin ederim ki senin gecen, hırsızın gecesi gibi değil»[43] dedi. Sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.)'ın hanımı Umeys kızı Esma'nın gerdanlığını kaybettiler. Adam da onlarla beraber gerdanlığı arı­yor ve:

«— Ey Allah'ım! Şu güzel hayırlı aileye geceleyin baskın yapıp gerdanlığı alanın durumunu sana havale ediyorum» diye beddua­da bulunuyordu. Daha sonra gerdanlığı bir kuyumcuda buldular. Kuyumcu gerdanlığı kendisine eli ayağı kesik adamın getirdiğini

iddia etti. O da suçunu itiraf edince ya da onun çaldığına dair şahid bulununca, Hz. Ebû Bekir emir verdi, adamın sol eli de kesildi. Hz, Ebû Bekir:

«—- Vallahi bana göre adamın kendi aleyhine bedduada bu­lunması hırsızlığından daha kötü» dedi.

îmam Malik der ki: Bize göre, defalarca hırsızlık yapan kimse şikâyet edilip daha önce el kesme cezası verilmemişse, bütün hır­sızlıkları için bir eli kesilir. Ancak daha önce hırsızlık suçundan eli kesilmiş olup da bu defa çaldığı malın miktarı yine el kesme ce­zasını gerektiriyorsa, öbür eli de kesilir.[44]

 

31. Ebu'z-Zinad rivayet etti: Bir muharebede Ömer b. Abdula-ziz'in valisi (yol kestikleri zannıyla) bir kısım insanlar yakaladı. Bunlar hiçbir kimseyi öldürmemişlerdi. Bunları ya öldürmeyi ya da ellerim kesmeyi istedi. Durumu Ömer b. Abdulaziz'e yazdı. O da «Bundan daha hafif bir ceza versen iyi olur» diye cevap verdi.

imam Malik der ki: Bize göre Sahibinin çuvallar içerisinde derleyip toplayıp pazara bıraktığı mallardan, biri el kesme cezası­nı gerektirecek miktarda çalarsa eli kesilir. Mal sahibi malının yanında olsun veya olmasın, gece veya gündüz olsun durum değiş­mez.

îmam Malik der ki: El kesme cezasını gerektirecek miktarda mal çalan kimsede çaldığı mal bulununca alınıp sahibine verilir. Hırsızın da eli kesilir.

imam Malik der ki: Bir grup insan bir eve gelerek evden çuval, sandık, ya da sepet içerisinde bulunan el kesme cezasını gerektire­cek üç dirhemlik veya daha fazla miktardaki malı hep beraber ta­şıyarak çalarsalar hepsinin elleri kesilir. Ama bunlardan her biri

kendi başına müstakil bir eşya çıkarsa o zaman üç dirhem değe­rinde eşya çıkaranın eli kesilir, daha az miktarda eşya çıkara-nınki ise-kesilmez.[45]

İmam Malik der ki: Birinin evi müstakil avlu içerisinde olup orada başka oturan olmasa, burada hırsızlık yapanın çaldığı ma­lı avludan dışarı çıkarmadıkça eli kesilmez. Ama avlu içerisinde­ki müstakil kilitli başka evlerde oturanlar da olsa, o zaman bu ev­lerden bitinden el kesmeyi gerektirecek miktarda malı evden çalıp çakaranın —avludan dışarı çıkmasa da— eli kesilir.

îmam Malik der ki: Efendisinin özel odasına girip çıkmasına müsaade etmediği kölesi gizlice efendisinin odasına girerek el kes­meyi gerektirecek miktarda malını çalsa eli kesilmez. Aynı vasıf­taki cariye de sahibi bulunan hanımın malını çalsa eli kesilmez. Ama yukarıda belirttiğimiz köle efendisinin hanımının evine giz­lice girerek el k esmeyi gerektirecek miktarda malını çalsa o zaman eli kesilir.

îmam Malik der ki: Evine girmesine izin vermediği kendisi­nin ve kocasının Özel hizmetine bakmayan, kadının cariyesi evine gizlice girerek el kesme cezasını gerektirecek miktarda mal çalar­sa eli kesilmez.

îmam Malik der ki: Bir kadının hizmetinde bulunmayan ve odasına girmesine izin vermediği cariyesi gizlice girer de hanımı­nın el kesmeyi gerektiren bir şeyini çalarsa eli kesilmez. Fakat ay­nı cariye gizlice eve girer de hanımının kocasının bir şeyini çalarsa eli kesilir.

imam Malik der ki; Evin hanımı müşterek odalarından değil de kocasının müstakil kapalı odasından el kesme cezasını gerekti­recek miktarda malını çalsa eli kesilir. Aynı şekilde karısının eş­yasını çalan kocanın da eli kesilir.[46]

îmam Malik der ki: Küçük çocuk ile konuşamayan yabancı, evlerinden çalınırsa, çalanın eli kesilir. Evlerinden çıkarlarsa,

çalanın eli kesilmez. Bu, dağdaki mal ile ağaçtaki meyveyi çalma­ya benzer.[47]

imam Malik der ki: Bize göre, mezar soyan bir kimsenin me­zardan dışarı çıkardığı şeyin miktarı el kesmeyi gerektirecek mik­tarda ise eli kesilir. Çünkü ev, içindekilerin muhafaza edildiği yer olduğu gibi, mezar da içinde bulunanların korunduğu yerdir.[48]

 

11. El Kesmeyi Gerektirmeyen Şeyler

 

32. Habban oğlu Yahya oğlu Muhammed'den: Bir köle bir ada­mın bahçesinden bir hurma fidanı çalarak efendisinin bahçesine dikti. Fidan sahibi hurma fidanını aramaya çıktı. Bulunca köleyi Mervan b. Hakem'e şikâyet etti. Mervan da onu hapsederek elini kesmek isteyince kölenin efendisi Hadîc oğlu Rafi'e giderek bunun hükmünü sordu. Râfî':

«— Resûlullah (s.a.v.)'ın 'Ağaçtaki meyve ve hurma göbe­ğinin çalınmasından dolayı el kesme gerekmez,' buyurduğu­nu işittim» deyince, adam:

«— Mervan b, Hakem kölemi hapsetti, elini kesmek istiyor. Benimle bareber gidelim de Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğin hadisi ona haber ver» dedi. Râfî' adamla beraber Mervan b. Hakem'e gi­dip:

«— Bu adamın kölesini mi yakaladın?» dedi. Mervan:

«— Evet» deyince Rafı':

«— Peki ona ne yapacaksın? dedi. Mervan:

«— Elini kesmek istiyorum» deyince Râfi ona;

«— Resûlullah'm 'ağaçtaki meyve ve hurma göbeğinin çalınmasından el kesilmez' buyurduğunu işittim' dedi. Bunun üzerine Mervan emretti, köle serbest bırakıldı.[49]

 

33. Yezîd oğlu Sâib'den: Abdullah b. Amr el-Hadramî bir köle­sini Ömer b. Hattab'a getirerek:

«— Şu kölemin elini kes, çünkü hırsızlık yaptı.» dedi. Hz. Ömer:

«— Ne çaldı?» diye sorunca Abdullah:

«— Hanımımın altmış dirhem değerindeki bir aynasını çaldı» dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer:

«—- Onu serbest bırak, elinin kesilmesi gerekmez. Eşyanızı ça­lan hizmetçinizdir.»[50]

 

34. İbn Şihab'dan: Mervan b. Hakem'e (sahibinin gafletinden yararlanarak) bir eşyayı alıp kaçan bir adam getirildi. Mervan eli­ni kesmek istedi. Bir de bunun hükmünü, haber göndererek Zeyd b. Sabit'ten sordu. Zeyd b. Sabit de;

«— (Sahibinin gafletinden yararlanarak) alınıp kaçılan mal­dan dolayı el kesme cezası yoktur» dedi.

 

35. Said oğlu Yahya'dan: Hazm oğlu Amr oğlu Muhammed oğlu Ebû Bekir demir yüzükler çalmış olan Nebatlı bir köleyi ya­kalayıp elini kesmek için hapsetti. Abdurrahman'ın kızı Amre, Ümeyye ismindeki cariyesini Ebû Bekir'e gönderdi. Ebû Bekir: 'Ben insanlar arasında iken cariye bana geldi ve teyzen Amre sana: Ey yeğenim değersiz bir şeyi çalan hırsızı yakaladığın bana bildirildi, sen bunun elini mi kesmek istiyorsun diyor' dedi. Ben de evet, deyince, cariye: 'Amre sana: el ancak çeyrek ve daha fazla dinar değerindeki malın çalınması halinde kesilir diyor» dedi. Bu­nun üzerine ben de köleyi salıverdim»

îmam Malik der ki: Bizdeki ittifaka göre, kölelerden kim bir şeyi kendi aleyhine itiraf ederse, bu itirafından dolayı kendisine bedenî had ve ceza uygulanır. Çünkü kendi aleyhine itirafı caiz­dir.

îmam Malik der ki: Ama efendisine zarar verecek bir şey itiraf ederse bu caiz değildir. (Efendisi sorumlu olmaz.)

îmam Malik der ki: Bir toplulukla beraber bulunup onlara hizmet eden amele veya bir adam, onlardan bir şey çalsa elleri ke­silmez. Çünkü bunların durumu hırsızın durumu gibi değil, ema­nete hıyanet eden kimsenin durumu gibidir. Bu gibilerin eli kesil­mez.

îmam Malik der ki: Aldığı emaneti inkâr eden kimsenin eli ke­silmez. Bu, aldığı borcu inkâr eden kimse gibidir, inkârından do­layı eli kesilmez.

îmam Malik der ki: Bize göre, üzerinde ittifak edilen görüş şu­dur: Evde çalacağı eşyaları toplayıp henüz dışarı çıkarmamış ola­rak yakalanan hırsızın eli kesilmez. Bu, önüne içmek için şarap koyup da henüz içmemiş, kadınla zina yapmak için bir araya gel­miş de henüz yapmamış olan kimselerin durumu gibidir. Bunlara had gerekmediği gibi, hırsızlık yaptığı evde yakalanana da gerek­mez.

imam Malik der ki: Değeri el kesmeyi gerektirecek miktara ulaşsın veya ulaşmasın, (sahibinin yanından) alınıp kaçırılan maldan dolayı el kesilmez.

 

 



[1] Yahudilerin kendi dinlerine göre zina suçunun cezasını bildikleri halde Pey­gamber Efendimize (s.a.v.) gelmelerinin sebebi kendi aralarında: «Biz bu peygambere gidelim, çünkü onun getirdiği hükümler genellikle hafif oluyor. Zina hakkında da recmden başka bir ceza verirse onu kabul edelim. Allah in­dinde de bu da peygamber hükmü diye kendimizi kurtarırız.» dediler. Zina işlediklerinden dolayı recm cezasına çarptırılan Yahudi erkek ve kadına Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendi kitaplarıyla mı hükmetmiş, yoksa is­lam dinine göre mi hüküm vermiştir? Bu konuda denilmiştir ki: Resûlullah (s.a.v.) onlara kendi kitaplarıyla hükmetmiştir. Bu, Resûlullah'in Medi­ne'ye hicretinin ilk yıllarında idi.îslamiyete göre taşlayarak Öldürmek demek olan recm cezası verilebilmesi için zina edenin muhsan olması gerekir. Muhsan olmanın şartlan: Erginlik, hürriyet, akıl ve sahih evlilik içerisinde birleşmedir. Bunda dört mezhebin ittifakı vardır. Müslüman olmaya gelince, bunda ihtilaf edilmiştir. Mal iki­leri e Hanefiier tslaıni da muhsan olmanın şartlarından kabul etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki Resûlullah zina yapan Yahudi erkekle kadını kendi ki­taplarının hükmüne göre cezalandırdı, demişlerdir. Şafiİlerle Hanbelilere göre ise islam muhsan olmanın şartı değildir. Konumuz olan hadis onların delilleridir.Zina fiilini işleyenlere recm (taşlanarak öldürülme) cezası verilebilmesi için, suçun ya dört erkek şahidin şehadetiyle ya da suçu işleyenin dört ayrı oturumda dört defa ikrarıyla sabit olması gerekir.

[2] Buharı, Hudud, 86/37; Müslim, Hudud, 29/6, no:26; Şafiî, Risale, no:692; Şeybanî, 694.

[3] Malik'in ravilerinin ittifakıyla mürseldir. Sahihayn'da Ebu Hureyredenmuttasıldır. Buharı Hudud, 86/22; Müslim, Hudud, 29/5, no:16; Şeybanî,700

[4] Maiz b. Malik adlı kişinin zina yaptığı cariyenin sahibi olan Ilezznl, Maiz'i işlediği cürmü itiraf etmesi için Hz. Peygambere gönderen kimsedir. (Ebu Davud, K. 37, B. 6; Ahmedb. Hanbel, Müsned, V/217).

[5] Ebu Dnvud (Hudud, 37/7), mevsul olarak rivayet etmiştir. Aynca bkz. Şeybani, 701.

[6] Mürseldir. Buharı* ve Müslim de rivayet etmişlerdir: Buharı, Hudud, 86/22; Müslim, Hudud, 29/5, no:16; Şeybanî, 697.

[7] Müslim, Hudud, 29/5, no: 23. Bureyde'den mevsul rivayet eder. Ayrıca bkz. Şeybanî, 696. tslâmiyete göre hiçbir kimse diğerinin suçundan mesul tutu-

larnaz. Modern diye nitelendirilen batı hukuk sisteminin son zamanlarda benimsediği suçun ferdiliği esasını İslamiyet ondört asır Önce ilân etmiştir. Hadisede İslam hukukunun insanî yönünü görüyoruz. Arıne kendisini kir­letmiş, karnındaki yavrunun ne suçu var? Onun kurtalılıp topluma iyi bir fert olarak kazandırılması gerekir. İşte Yüce Peygamberimizin anneyi ceza­landırmadan önce güttüğü gaye de budur.

[8] Resûlullah (s.a.v.) Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim diye yemin etmiştir. Halbuki Kur'an'dR sürgün, cezası yoktur. Bu sebeple denilmiştir ki ya Kur'an'daki bu hüküm tilaveti neshedilmiştir, ya da Allah'ın kitabından maksat Allah'ın hükmüdür.

[9] Buharı, Eyman, 83/3; Müslim, Hudud, 29/5, no:25; Şeybanî, 695.Yüz kırbaç cezası Nur sûresinin ikinci ây e tiyle sabittir kİ, manası şöyledir: «Zina eden kadınla zina eden erkekden her birine yüz değnek vu­run. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah'ın dinini tatbik hususunda, merhametiniz size mani olmasın. Mümin­lerden bir grup da bunların cezasına şahid olsun» Yüz kırbaç cezası verilebilmesi İçin zina edenin bekâr olması ve suçun da, ya dört şahid ya da dört defa ikrarla sabit olması gerekir. Erkek bekâr olup suçunu itiraf ettiği için kendisine bu ceza verilmiştir. Kadının durumuna gelince, suçunu araş­tırmak üzere Üneys gönderildi denilmiştir. Halbuki zina suçu araştırılmaz. Bilâkis kendisi ikrar etse bile, Maiz olayında olduğu gibi, bu ikrarından dön­mesi için telkinde bulunulur. Bu sebeple, hadisteki kapalılığı gidermek için denilmiştir ki oğlanın babası, «oğlum bunun karısıyla zina etti.» demiştir ki bu söz kadına zina suçu isnad etmedir. Kadın inkâr edip adam bunu isbat edemezse iffete iftira suçundan adam cezalandırılır. (Resûlullah bu hususu tesbit için kadına adam göndermiştir. (Bezlü'l-Mechüd, c. 17, s. 404). Bir yıl sürgün cezasına gelince konu mezhepler arasında ihtilaflıdır. Malikilere gö­re zina yapan bekâr erkeğe had tatbik edildikten sonra bir yıl sürgün cezası verilir. Kendisini koruyup müdafaa edemiyeceğİ ve fitneye sebep olacağı için kadına verilmez. Şafiilere göre her ikisine de verilir. Hanefilere göre ise hiç birine verilmez. Ancak sürgün cezası verilmesinde fayda görülürse tazir yoluyla verilebilir, (bk. Cezîrî,Kitabü!-Fıkh alel-Mezahibi'l-erbda c.5, s. 64).

[10] Müslim, Liân, 19/14.Karısını yabancı erkekle zina ederken gören kimse, ya bizzat kendi eliyle onları cezalandırır ki bu anarşi ve kargaşaya yol açar, bu sebeple Resûlul­lah, böyle bir yol tutulmasını emir buyurmam iş tır, ya da adalete intikal etti­rir. Bu durumda Islama göre suçun dört erkek şahidle tesbiti gerekir. Hadis-i şerif böyle yapılması gerektiğine delildir. Ama bir kimsenin ırzına zorla te­cavüz olmuşsa, o zaman devlet kuvvetlerinden ve diğer müslümanlardan yardım dileme imkânı varsa yardım diler. Yoksa meşru müdâfaada bulu­nur. Mütecavizi etkisiz hale getirir.

[11] Ömer'in uzun bir hutbesinin özetidir. Ömrünün sonuna doğru bu hutbeyi vermiştir. Hz. Ömer her ne kadar Kur'an'da recm cezası bulunduğunu söylüyorsa da bu ceza ayetlerle değil hadislerle sabittir.

Fukahanm çoğunluğuna göre, kocasız gebe kadına zina cezası verilmez. Ce­za verilebilmesi için, suçun ya dört erkek şahidle ya da kendisinin dört defa ikrarıyla sabit olması gerekir. Hz. Ömer ve imam Malik derler ki: Kadının evli olmadığı ve kendisiyle zoraki zina yapılmadığı tesbit edilirse zina cezası verilir. (Bk. Sehârenfurî Bezlü'l-Mechûd, c.17, s.372).

[12] Devlet başkanı olan Hz. Ömer'in nasıl bir idari mesuliyet hissi taşıdığını bu hadisede açık olarak görüyoruz.

[13] Resûlullah; Mâiz'e Gâmidiyye kabilesinden bir kadına, Yahudi erkekle ya- • hudi kadına recm cezası vermiştir.

[14] Hz. Ömer (r.a.)'ın Resûlullah (s.a.v.) zamanında okuduk dediği kısmın tila­veti neshedilmiş yani Kur'an'da lafzının bulunması Allah tarafından kaldı­rılmış, ama hükmü sabit bırakılmıştır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, recm cezası sünnetle, Peygamber Efendimiz (s.a,v.)'in söz ve tatbikatıyla sa­bittir.

[15] Şeybanî,693.

[16] Ahkâf, 15

[17] Bakara, 233.

[18] Muhsan olmanın şartlan daha Önce kaydettiğimiz gibi ergenlik, hürriyet akıl ve sahih evlilik içerisinde birleşme ile Maîikilerle Hanefiler'e göre müs-lüman olmaktır. Şafiilerle Hanbeliler'e göre müslüman olmak şart değildir. Burada İbni Şihab'a homoseksüellere verilecek ceza sorulunca onları Öldü­rünüz demiştir ki mesele fakihler arasında ihtilaflıdır. Maliki, Hanbeli ve bir rivayette Şafıilere göre, bu fiili yapanlar taşlanarak ölüm cezasına çarp­tırılırlar. Evli ve bekâr olmaları cezayı etkilemez, imam Şafii'den gelen baş­ka bir rivayetle Hanefİlerden İmam Muhammed ve Ebû Yusufa göre, bu fii­li yapanlara aynen zina cezası gibi ceza uygulanır. Ebû Hanife'ye göre ise hakim tazir cezası verir, fiil tekerrür ederse o zaman ölüm cezası verebilir. (Bk. Cezirî, el-Fıkh alel-Mezahibi'1-Erba'a, c. 5, s. 140, 141).Erkeğin erkekle şehvetini tatmin etmesi demek olan lütilik (homoseksüel­lik), her ne kadar bugün batıhîarca normal görülüyorsa da ahlakla, insan­lıkla ve insanın yüce yaratılış gayesiyle bağdaşmayan pis bir zevk ve şehve­tin eseridir. Hayasızlık ve günahın en büyüklerindendir. Bu sebeple ki Kur'an-ı Kerim de Lût (a.s.)'ın bu hayasızlığı işleyen kavmine şöyle hitabet-tiği bildirilir: «'Sizden Önce gelen milletlerden hiç birinin yapmadığı haya­sızlığı mı yapıyorsunuz? Çünkü siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere ya­naşıyorsunuz. Meğer siz haddi aşan bir kavimmişsiniz.» (Araf: 80-81).

[19] Şeybanî, 698.

Müslüman bilerek veya bilmeyerek bir günah işleyip hataya düşerse he­men Allah'a tevbe etmesi gerekir, İşlediği günah ve masiyeti de insanlara ifşa etmeyip, kendisiyle Allah arasında gizli tutmalıdır. Çünkü işlediği fuh-şiyatı insanlara ilân etme de bir nevi Allah'ın dînine ve hükümlerine karşı gelmeye sevinme vardır. Hem de aleyhine şahitleri çoğaltma vardır. Halbu­ki mü'min işlediği günah ve fuhşiyatın ezikliği içerisinde bulunmalı, kendi­sinde bulunan haya duygusu bunu insanlara ilân etmeye engel olmalıdır. Hem yapılan kötülükleri insanlara ilân etmede yeryüzünde fesadı yayma, insanları buna teşvik etme ve kötülüğe örnek olma vardır. Bütün bu sebep­lerden dolayı müslümanın işlediği kötülükleri yayması uygun görülmemiş­tir. Hatta işlenen bir kötülüğe şahit olan başka müslünıanların da bunu gizli tutması İslami edep ve ahlak kurallarındandır.

[20] Fedek, Medine'ye iki günlük mesafede bulunan bir kasabadır

[21] Şeybanî, 699.

[22] Buharı, Buyu, 34/66; Müslim, Hudud, 29/6, no:33.

[23] Hanefi, Şafii ve Hanbeliler'e göre de, Malikilerdeki gibi, itiraftan geri dönü-lürse bu dönüşten kabul edilir ve kendilerine had (zina cezası) uygulanmaz.

[24] Şeybani, 704

[25] Diğer mezhep İmamlarına göre, hamile kocasız kadına zina yaptığı, şahid-lerle veya ikrarla sabit olmadıkça zina cezası verilemiyeceğini daha önce kaybetmiştik.

[26] Hanefi ve Şafiiler'e göre, zina yaptığı erkekle üç hayız geçirmeksizin he­men evlenebilir.

[27] Kazf, sözlükte atmak anlamındadır. Fıkıh ıstılahında ise, akıllı, ergenlik çağına ermiş, hür, müslüman ve iffetli bir kimseye zina suçu isnad etmek­tir. Böyle bir isnadda bulunanın sözünü dört erkek şahitle belgelemesi ge­rekir. Aksi takdirde, iffete iftiradan dolayı kendisine ceza olarak seksen kırbaç vurulması Kur'an-ı Kerimle sabittir: «Namuslu kadınlara ifti­ra atıp da dört şahid getiremeyen kimseye seksen kırbaç vurun. Onların şahitliğini artık hiç kabul etmeyin. Onlar fasık kimseler­dir. Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler fasık olmaktan kurtu­lurlar. (Nûr, 4-5).Ta ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)'dan son Allah elçisi peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'e kadar bütün peygamberlerin getirdiği ilahi dinlerin değişmez esaslarından biri de ırz ve namusu korumaktır. Yüce dinimizin koymuş olduğu iffete iftira, namuslu kimseye zina isnadı cezası da bu ama­ca yöneliktir.

[28] Şeybanî, 706.

[29] Züreyk, oğluna zina suçu isnad eden kimseye Hadd-i kazf= iffete iftira ce­zası uygulanması gerektiğini biliyordu. Nitekim İmam Malik'in görüşü de böyledir. Ebû Hanife ve îmam Şafii'ye göre, oğluna zina isnadında bulunan babaya bu ceza uygulanmaz.

[30] Cezalar birleşirler. Hanefîler'e göre de durum aynıdır.

[31] «— Sen babanın oğlu değilsin» diye, O zaman anasına zina suçu isnad etmiş olur.

[32] «— Sen babanın oğlu değilsin» diye, O zaman anasına zina suçu isnad etmiş olur.

[33] Şeybanî, 708.

[34] Buharî, Hudud, 86/13; Müslim Hudud, 29/1, no: 61.Semavi dinlerin özellikle son hak din îslamiyyetin üzerinde durduğu ko­nulardan biri de mal güvenliğidir. Mülkiyet hakkı meşru ve mukaddestir. Tecavüzden korunmalıdır. Bu sebeple yüce dinimiz mal güvenliğini koru­yucu tedbirler almıştır. Bu tedbirlerin başında da hırsıza verilecek cezanın ağırlığı gelmektedir. Yüce Rabbimiz el-Mâide sûresinin 38. âyetinde şöyle buyurur: «Erkek hırsızla kadın hırsızın -o işlediklerine bir karşılık ve Allah'dan insanlara ibret verici bir ceza olmak üzere- ellenni kesin. Allah mutlak galiptir. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir»

[35] Şeybanî 686. Başka bazı hadislere dayanan Hanefiler'e göre, hırsıza el kes­me cezası verilebilmesi için, çalınan malın miktarı en az on dirhem gümüş veya bir dinar altın değerinde olması gerekir. İmam Şafiî'ye göre ise, çeyrek dinardır.

[36] Ebu Ömer der ki: Muvatta ravileri mürsel oluşunda ihtilaf etmemiştir. Ab­dullah b. Ainr ve başkalarınca rivayet edilen hadeslerle manaca muttasıl­dır. Nesaî (Katu's-Sank, 46/11,12) ise, Amr b. Şuayb'dan mevsul olarak rivayet eder. Ayrıca bkz. Şeybanî, 683. Çalınan maldan dolayı eî kesme cezasının verilebilmesi için malın ya ade-ten korulabilir yerde olması ya da korunmuş bulunması gerekir.

[37] Zurkanî der ki: Bu hadisin zahiri mevkuf s a da, merfu olduğu anlaşıl­maktadır; yani kavi! Hz. Aişe'nin kendi sözü gibi görünüyorsa da, bu kavil Hz. Peygambere aittir. Buharı ve Müslim, tbn Şihab-Urve-Aişe senediyle rivayet etmişlerdir: Buharı, Hudud, 86/13; Müslim, Hudud, 29/1, no:l-4.

[38] Hırsızlık suçu ya iki erkek şahidin şehadeti ya da hırsızın ikrarı ile sabit olur. Hanefi, Şafii ve Mahkiler'e göre hırsızın bir defa ikrarı yeterlidir. Ebû Yusuf ve Hanbeliler'e göre ise ikrar iki defa olmalıdır.

[39] Şeybanî, 687, 688.

[40] Şeybanî, 690.

[41] el-Maide: 38

el-Maide: 38

[42] tbn Abdiîber der ki: Maîik'in ravilerinin çoğu böylece mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Halbuki mevsul rivayetleri de vardır: Nesaî Katu's-Sârık, 46/4,5; İbn Mace, Hudud, 20/28. Ayrıca bkz.' Şeybanî, 685. Hanefi mezhebine göre, hırsız çaldığı mala daha hüküm verilmeden önce meşru bir yolla sahip olsa, el kesme cezası düşer. Diğer mezheplere göre ise, ceza düşmez, eli kesilir.

[43] Çünkü hırsız ya sabahlara kadar uyuyarak gecesini geçirir, ya da hırsızlık yapmak için sağda solda dolaşır. İbadetle özellikle gece ibadetiyle hırsızlık bir arada bağdaşmaz

[44] Şeybanî, 689.

Dört mezhep imamının ittifakıyla sabittirki, ilk defa hırsızlık yapan kim­senin sağ eli bilekten kesilir. Çünkü hırsızlık elle ve çoğu kez sağ elle yapı­lır. Sonra ikinci defa hırsızlık yaparsa sol ayağı kesilir. Peygamber efendi­miz (s.a.v.)'in emir ve fiili tatbikatı böyledir.

Aynı adam üçüncü defa hırsızlık yaparsa durum ne olacak? Konu mezhep imamları arasında ihtilaflıdır:

Hanefilere göre, üçüncü defa hırsızlık yapanın artık sol eli kesilmez. Ken­disine çaldığı şey ödettirilir ve tevbe edinceye kadar hapis cezası verilir. Maliki ve Şafii mezhebine göre ise, üçüncü defa hırsızlık yapanın sol eli, dördüncü defa yapanın sağ ayağı kesilir. Beşinci defa hırsızlık yapana ise hapis ve daha başka ta'zir cezası verilir. Hanbeliler'den ise, biri Hanefi'ler, diğeri Şafii ve Malikilergibi olmak üzere iki türlü rivayet gelmiştir. (Cezîrî, el-Fıkh ale'I-Mezahibi'l-Erba'a, c. 5, s. 159-162).

[45] Hanefi mezhebine göre, bir topluluk hırsızlık ettiğinde, her birinin hissesi­ne bir dinar veya on dirhem düşerse, hepsinin ayn ayrı elleri kesilir. Aksi takdirde, hiç birininki kesilmez.

[46] Hanefi mezhebine göre, her iki halde de kan ve kocanın eîi kesilmez.

[47] Şafii ve Hanefî mezhebine göre, hür çocuğu çalan kimseye el kesme cezası verilmez.

[48] Şafii ve Hanbeliler'le imam Ebû Yusuf un görüşü de böyledir. Ama diğer Hanefi Mezhebi imamlarına göre İse, mezarda ölüyü soyana el kesme ceza­sı verilmez.

[49] Ebu Davud, Hudud, 37/13; Tirmizî, Hudud, 15/19; Nesai, Katu's-Sârık, 46/13; îbn Mace, Hudud, 20/27. Ayrıca bkz. Şeybanî, 684.

[50] Hz. Ömer (r.a.)'m elini kesmeyişinin sebebi, hizmetçinin ev halkından sa-yılmasıdır. Çaldığı ayna da normalde saklı, gizli olmayıp meydanda olan ev eşyasmdandır.