![]()
445-
Abdullah b. Yusuf bize anlatarak dedi ki: Mâlik, Ebu'z-Zinâd'dan, o el-A'rac'dan, o Ebû Hüreyre'den (ra) şunu nakletti:
Kadın, kendi
kabındakini boşaltmak ve evlenmek için kız kardeşinin boşanmasını isteyemez.
Onun için takdir edilmiş (kısmeti) vardır.[1]
Şerh
Kadınların evlenmek
için şart koşmaları bahsini içeren bu hadis-i şerif daha önce Nikah bölümünde
geçmiş ve şerhediImişti.(Bkz.
217 no.lu hadis)
Bab başlığında zikredilen ayet-i kerime meâlen şöyledir:
"Allah'ın emri
biçilmiş bir kaderdir." (Ahzâb, 38)
Hüküm
Kadere iman: Kâinatta,
olacak şeylerin zamanını, yerini, özelliklerini ve nasıl olacaklarını, henüz
onlar olmadan Allah'ın ezelde bilmesi ve takdir etmesine kader denir.
Kadere iman, imanın
altı şartından biridir. İnsanın fiilleri üzerinde kaderin büyük ölçüde
belirleyici rol oynadığı bilinmektedir. İnsanın fiilleri iki kısma ayrılır:
A. Kendi
isteği dışında olanlar. Bir hastalıktan dolayı elinin titremesi, kalbinin
çalışması, boyunun kısa veya uzun olması gibi. Bunlar doğrudan doğruya Allah'ın
dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğinden insan bu fiillerden sorumlu
değildir.
B. İnsanın
isteğine bağlı olarak meydana gelen fiiller. Oturup kalkması, yürümesi, elleri
ve diğer organlarını kullanarak yaptığı işler. Bunlar kendiş isteğine
bağlı olarak "Allah'ın yaratması ile meydana geldiğinden insan bu işlerden
sorumludur.
Her şeyi takdir eden
ve yaratan Allah'tır. Ancak, planladığı herhangi bir işi yapıp yapmamakta Allah
insana bir irade, yani seçme hürriyeti vermiştir. İnsan bu irade ile iyilik
etmeyi seçer, gücünü de bunu yapmak için kullanırsa Allah, iyiliği yaratır.
Eğer insan kötülük yapmayı seçer, gücünü de bunu yapmak için kullanırsa Allah
kötülüğü yaratır.
Görülüyor ki, insan
neyi yapmak isterse Allah onu yaratır. "Hayır ve şer Allah'tandır",
hatta "İnsan kendi kaderini kendi çizer" sözünün gerçek anlamı
budur.
İnsanın yaptığı
işlerden sorumlu tutulmasının sebebi, işte bu seçme hürriyetine sahip olması
ve gücünü tercih ettiği şeyi yapmak için kullanmasıdır. Bunun içindir ki her
insan iradesi ile yaptığı işlerden sorumludur. Hayır işlemişse mükâfatını,
kötülük yapmışsa cezasını görecektir.
Ders
Hadisten çıkarmamız
gereken en mühim ders, evlilik işinin esasen bir kader kısmet işi olduğunu
bilmektir. Gerçekten de evlilikler, sonradan akla hayale gelmeyecek olay ve
vesilelerin bulunduğu takdirle ügili bir süreçten geçer.
Kimin nerede öleceği bilinmediği gibi, kiminle evleneceği de genelde
bilinebilir bir şey değildir. Bu nedenle özellikle bazı genç kızların kısmetlerinin
açılması için muskacı hocaların kapılarına yığıldıkları toplumsal bir
gerçeğimizdir. Bunlara yapılacak en güzel tavsiye, kapı kapı
dolaşarak başkalarından medet ummak değil, kendilerine kendilerinden daha
yakın olan Yüce Allah'a dua etmeleridir. Öte yandan atalarımızın "at ile
avrat yiğidin bahtınadır" sözünde de görüldüğü gibi bu işin bir kısmet işi
olduğunu bilmek ve evliliği yürütmeye çalışmak en güzel çözümdür. Başkalarının
kader ve kısmetlerine müdahale etmeye çalışmaksa, her şeyden önce Yüce Allah'a
isyan ve O'nun kaderine rıza göstermemektir. Allah cümlemizi böyle bir vebalden
muhafaza etsin!
446- Hibbân b. Musa bize anlatarak dedi ki: Abdullah bize
Yûnus'tan, o ez-Zührî'den, o Abdullah b. Muhayrîz el-Cumahî'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den
(ra) şunu nakletti:
Ebû Saîd el-Hudrî
(ra) Allah Resûlü'nün (sav) yanında otururken
Kusardan bir adam geldi ve "Ey Allah Resulü! Biz kadın esirler alıyoruz.
Bunları (satıp) para kazanmak istiyoruz. Azil hakkında ne dersiniz?" diye
sordu.
Buyurdu ki: Yoksa siz
bunu yapıyor musunuz? Gerçi yapmamakla mükellef kılınmış da değilsiniz. Fakat
(biliniz ki) Yüce Allah'ın varolup çıkmasını yazdığı her nefis mutlaka
çıkacaktır.[2]
Şerh
Bu hadis-i şerif daha
önce geçmiş ve şerhedilmişti. Burada kaderle ilgili
boyutundan dolayı tekrar zikredilmiştir. Allah Resûlü'nün (sav) de beyan ettiği
üzere, kişi istediği kadar azil yaparak gebeliği önlemeye çalışsa da Yüce
Allah'ın can vermeyi takdir ettiği her nefis can bulacaktır.(Bkz. 239 no. lu hadis)
Hüküm
Doğum kontrolü:
Dinimiz kürtajı kesin surette cinayet olarak kabul etmiştir. Aynı şekilde,
insana zarar verici her çeşit tıbbî müdahaleyi, kısırlaştırmayı doğum
kontrolünün dışarıdan zorla yaptırılmasını da yasaklamıştır. Geçmişte ve
günümüzde doğum kontrolü şu gibi sebeplerle uygulanmaktadır:
1. Gelecek
korkusu, açlık ve yoksulluk endişesi,
2.
İstenmeyen gebelikler.
3. Çok
çocuğun rahat yaşamayı engelleyeceği, ancak ekonomik yönden rahatladıktan sonra
çok çocuk yapmayı istemek.
4. Cariyenin
çocuğu olursa, azad edileceği yani satılamaması
düşüncesi.
5. Yeni bir
gebeliğin kadın için tehlikeli olması veya memedeki çocuğuna zarar verme
durumu.
Dinimize göre, zaruret
ve hastalık hâlleri dışındaki diğer sebepler anlamsız bulunmaktadır. Bilinen
yöntemler:
1. Azl, yani erkeğin spermlerini rahme boşaltmayarak geri
çekilmesi..
2. Takvim
yöntemi. Bunda, kadının doğurgan olmadığı dönemlerde cima yapılır.
3. Doğum
kontrol hapları. Bunların yan etkileri olduğu iddia edilmektedir.
4. Prezervatif;
spermlerin dölyoluna inmesini önlemek içindir.
5. Rahim içi
araçları.
6. Kürtaj.
7.
Kısırlaştırma ve diğer cerrahi yöntemler
Baütün bu doğum kontrol yöntemlerinin çeşitli yan tesirleri
ve tehlikeleri mevcuttur. Her şeyden önce bunlar, orgazmı (doyumu) önlemekte,
psikolojik sinirsel rahatsızlıklara yol açmakta, uyumsuzluğa sebep olarak
ruhsal sorunlara zemin hazırlamaktadır.
Kadın ve erkek
açısından, nasıl olsa çocuk olmayacak fikriyle cinsel ilişki kurmaktan
çekinmemeye, dolayısıyla fuhşun yayılmasına neden olmaktadır.
İslâm dininde "azl" yöntemi konusunda dört mezhep de cevaz
yanlısıdır. Kürtaj ve çocuk düşürmek cinayet olarak görülmüş; ancak bazı
âlimler gebeliğin ilk yüzyirmi gününde, cenin henüz
canlı bir varlık haline gelmeden düşürülebileceğini caiz görmüşlerdir.
Ders
Doğum kontrolü, haram
olan şekilleri dışında ebeveynin karar verecekleri bir konudur. Çünkü bunun
sebep ve sonuçları, her şeyden ve herkesten önce onları ilgilendirmektedir.
Ancak anne hayatının tehlikeye girmesi vb.
zorunlu hâllerde
doğuma engel olmak tıbben gerekli olabilir.