|
ALIM-SATIM – RÜKÜNLER |
1. İCAP VE KABULE İLİŞKİN
ŞARTLAR
Satım akdinin şartı
"sanasathm" ve "sanatemlik ettim" ifadelerinde olduğu gibi
kap ve "satın aldım", "temellük ettim" ve "kabul
ettim" ifadelerinde olduğu gibi kabuldür.
A. İCAP
B. KABUL
C. İCAP VE KABULÜN ÖNEMİ
D. iCAP VE KABUL OLMAKSIZIN KARŞILIKLI
ALMA VE VERME YOLUYLA SATIM AKDİ YAPILIR MI?
E. İCAP VE KABULDE KULLANILAN İFADELER
F. İCAPTA KARŞI TARAFI MUHATAP ALDIĞINI
GÖSTEREN İFADE KULLANMAK
G. MÜŞTERİNİN İFADESİNİN SATICININ
İFADESİNDEN ÖNCE OLMASI
H. KİNAYE LAFIZLARLA SATIM AKDİ
YAPILMASI
I. SATIM AKDİNİ YAZILI OLARAK YAPMAK
İ. İCABIN YAPILDIĞI YERDE BULUNMAYAN
ŞAHSA İCAPTA BULUNMAK
J. İCAP VE KABUL ARASINDA UZUN ZAMAN BULUNMAMASI
K. KABULÜN İCABA MUHATAP OLAN ŞAHIS
TARAFINDAN YAPILMASI
L. İCAPTA BULUNAN KİŞİNİN KABUL
GERÇEKLEŞİNCEYE KADAR İCABINDAN DÖNMEMESİ
M. İCAP VE KABULÜN İŞİTİLEBİLECEK
ŞEKİLDE OLMASI
N. AKDİN BİR SÜREYLE
SINIRLANDIRILMAMASI
O. AKDİN, AKİT GEREĞİ OLMAYAN BİR ŞARTA
BAĞLANMAMASI
Ö. KABULÜN İCABA UYGUN OLMASI
P. DİLSİZİN İŞARET YOLUYLA AKİT YAPMASI
A. İCAP
Satım akdinin siga
olarak [yani sözlü ifade kullanma bakımından] [birinci] şartı satıcı tarafından
kapta bulunulmasıdır.
İcap açık bir şekilde
bedelli olarak temlike delalet eden sözdür.
Bu "sana şu kadara
sattım", "sana şu kadara temlik ettim", "bu sana şu kadara
satılmıştır" ifadeleriyle olabileceği gibi İsnevi ve başka alimlerin
boşama konusuna kıyasla ileri sürdükleri üzere "ben bunu sana şu kadara
satan kişiyim" ifadesiyle de olur. Yine İmam Şafii (r.a.)'nin el-Ümm'deki
kendi ifadesine göre "bu, şu kadara senindir" ifadesiyle de olur.
Not:
el-Muharrer'in ifadesi
"sattım veya temlik ettim gibi ifadelerle" şeklindedir. Bu ifade
el-Minhac' dakinden daha uygundur; çünkü bunlardan yalnızca birinin yeterli
olaağını göstermektedir. Oysa el-Minhac' daki ifade bunu göstermemektedir.
B. KABUL
[Satım akdinin siga
bakımından ikinci şartı] müşterinin kabulde bulunmasıdır.
Kabul açık bir şekilde
temlike delalet eden sözcüktür. Bu "satın aldım", "temellük
ettim", "kabul ettim" gibi ifadelerle olabileceği gibi Kadı
Hüseyin'in Ruyani'nin babasından naklettiğine göre "razı oldum"
ifadesiyle, icapta soru sorulması halinde "evet" diye cevap vermekle,
"üstlendim" vb. ifadelerle, el-Mühezzeb Şerh'inde dilciler ve
fakihlerden aktarıldığına göre Arapça ~ ifadesiyle de olur.
C. İCAP VE KABULÜN
ÖNEMİ
Satım akdi kap ve
kabulolmaksızın geçerli [sahih] olmaz. Öyle ki babanın akdin iki tarafını da
temsil ettiği akitlerde bile örneğin kendi malını çocuğuna satması veya bunun
aksi durumda bile kap ve kabul şart olup yalnızca birisi yeterli olmaz. Çünkü
bir şeyi elde etmek, bir şeyi elden çıkarmaktan farklı bir şeydir. Yine aklı
başında olmayan çocuk ve ergenlik çağına sefih olarak gelmiş olan sefih kişinin
akitlerinde de durum böyledir.
Aksi takdirde [yani bu
kişilerin velisi olarak baba mevcut değilse] bu durumdaki kişinin velisi hakim olur;
ancak hakim akdin iki tarafını temsil edemez. Çünkü hakimin bu kişilere
duyacağı şefkat, bu kişilerin babasının duyacağı şefkat gibi değildir. Bu
meselede hakim babayı akdin iki tarafını üstlenme konusunda ve kil kılsa bile
baba bunu yapamaz; çünkü bu durumda o hakimin vekilidir, hakimin sahip olduğu
haktan daha fazlasına sahip olamaz.
Baba, her ikisi de
kendisinin velayeti altında bulunan iki oğlundan birinin malını diğerine
satabilir mi? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır. Daha güçlü olan
görüşe göre babanın bunu yapması sahihtir.
Satım akdinde sıgaya
ihtiyaç duyulmasının sebebi bu akdin rıza temeline dayalı olmasındandır.
[*] - Bu akdin rızaya
dayalı bir akit olduğunu şu ayet göstermektedir: Ey Müminler! Karşılıklı gönül
rızasıyla, fakat harama bulaşmadan ticaret yapın ama sakın [tefecilik, gasp,
hırsızlık gibi] haksız yollarla birbirinizin malını iç etmeyin. [Nisa, 29]
[*] - Hz. Peygamber
(s.a.v.) de bu konuda şöyle buyurmuştur: Alım-satım ancak karşılıklı rıza ile
olur. (Sahih-i İbn Hibban, Buyu', 4967)
Rıza, var olup
olmadığını insanların bilemeyeceği gizli [psikolojik] bir durumdur. Bu
bilinemeyeceği için hüküm açık bir duruma yani sıgaya [sözlü ifadeye]
dayandırılmıştır.
D. iCAP VE KABUL
OLMAKSIZIN KARŞILIKLI ALMA VE VERME YOLUYLA SATIM AKDİ YAPILIR MI?
[İcap-kabulün bu önemi
sebebiyle] satım akdi [sözlü ifade kullanmaksazm] yalnızca alıp vermekle
kurulmuş olmaz; çünkü fiil, yapısı gereği rızayı göstermez. Fiil yoluyla bir
şeyi almak fasid satım akdiyle bir şeyi almak hükmündedir. Bu durumda
taraflardan her biri -şayet mevcut ise- karşı tarafa verdiği şeyi geri
vermesini, şayet mevcut değil ise bedelini vermesini ister.
Gazall şöyle demiştir:
[İcap-kabul yapılmaksızın yalnızca alma ve verme fiilleriyle yapılan satım akdinde]
satım bedeli satılan malın değerine eşit ise satıcı satım bedeline sahip olur;
çünkü o hakkı ile benzer olan bir şeyi ele geçirmiş bir hak sahibidir, satım
bedelini veren kişi de buna razıdır.
Bu, meselenin dünyevı
hükmüdür. Uhrevı açıdan bakıldığında ise her iki taraf da gönül rızasıyla alıp
verdiğinde karşılıklı bir şey isteme söz konusu olmaz.
Muatat Yoluyla Yapılan
Satış Konusundaki Farklı Görüşler:
Alimler muatat / teati
[kap ve kabulde bulunmaksızın yalnızca alıp-verme fiili] ile yapılan satım akdi
konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Nevevi el-Mecmu'da bu konuda
görüş ayrılığı bulunduğunu İbn Ebu Asrun' dan nakletmiş ve onaylamıştır. Nevevi
o eserinde şöyle demiştir:
Satım akdinin muatat
yoluyla kurulup kurulamayacağı konusundaki görüş ayrılığı aynen kira akdi,
rehin, hibe vb. konularda da geçerlidir.
Ez-Zehair adlı eserde
şöyle denilmiştir: Muatat şöyle olur: İki taraf satım bedelinde ve satılacak
mal konusunda anlaşırlar ve aralarında herhangi bir kap ve kabul söz konusu olmaksızın
bedel ve malı karşılıklı değişerek alım-satım yaparlar.
İki taraftan birisi
sözlü ifade kullanarak da muatat olabilir.
[Birinci görüş]
Nevevi ve onunla
birlikte içinde Mütevelli, Beğavı gibi alimlerin de yer aldığı bir grup alim
insanların satım akdi olarak kabul ettikleri her durumda alıp-verme [muatat]
yoluyla satım akdinin kurulabileceği görüşünü kabul etmişlerdir. Çünkü dinde
satım akdi için belirli bir sözlü ifadenin kullanılması gerektiğine dair bir
delil bulunmadığından bu konuda örfe [halkın uygulamasına] bakılır. Nitekim
herhangi bir kayıt zikredilmeksizin kullanılan bir sözlü ifadeden ne
kastedildiği konusunda da örf belirleyicidir.
[İkinci görüş]
İbn Süreyc ve Ruyani
gibi bir grup alim ise alıp-verme fiili ile satım akdinin caiz olmasını değeri
düşük mallarda yani örfte alıp-verme ile yapılan satımlarda caiz görmüşlerdir.
Bu da örneğin bir rıtıl ekmek, bir demet yeşillik [baklagil] satımında geçerli
olur.
[Üçüncü görüş]
Bazıları şöyle
demişlerdir: Alım-satım işiyle uğraştığı bilinen genel halk tabakası ve
tacirler gibi kimselerin alma-verme fiilleriyle satım akdi yapması yeterlidir.
Alım-satım işiyle bilinmeyenlerin ise ancak sözlü ifadelerle alım-satım yapması
sahih olur.
Nevevi el-Mecmu'da şöyle
demiştir: Bugün insanların pekçoğunun yaptığı "satıcılardan malı alıp bir
müddet geçtikten sonra bedelin hesaplanması ve daha sonra ödenmesi"
şeklindeki uygulamanın b atıl olduğu konusunda görüş ayrılığı yoktur. Çünkü bu
şekildeki satım ne sözlü olarak ne de alma-verme yoluyla yapılan satımdır. Bu
iyi bilinmeli ve bundan kaçınılmalıdır. Bunu yapanların çok olması insanları
aldatmamalıdır.
Ezrai ise şöyle
demiştir: Beğavi de bu şekilde fetva vermiştir. İbnü's-Salah da fetvaları
arasında buna benzer bir şey zikretmiştir. Zahir olan o ki İbnü'sSalah bunu
kendi fıkhi çıkarımı olarak ortaya koymuş, Nevevi de onun sözlerinden bunu
alıntılamıştır.
Ancak Gazall İhya adlı
eserinde bu alım satım konusunda müsamahakar davranarak şöyle demiştir:
Satıcılardan ihtiyaç durumunda bir şey satın almak şu iki şekilde olabilir:
Birincisi: "Bana şu
para karşılığında et / ekmek vb. ver" ifadesiyle yapılan işlem ki yaygın
olan budur. Bu durumda satıcı alıcının istediği şeyi verir, ondan parayı teslim
alır ve akde de razı olur.
İkincisi: Alıcının fiyat
konuşmadan satıcıdan malı istemesidir.
Örneğin "bana bir
rıtıl ekmek ver" veya "et ver" demesi gibi. Bu satımın caiz olup
olmaması ihtimalli bid durumdur.
İşte Gazall'nin
mübahlığını kabul ettiği Nevevi'nin ise kabul etmediği akit türü bu ikincisidir.
Nevevi'nin "bu ne
alıp-verme yoluyla ne de sözlü akit yoluyla yapılan bir satım akdi
sayılır" ifadesi itiraza açıktır. Aksine insanlar bunu satım akdi olarak
kabul etmektedir. Çoğunlukla görüldüğü üzere ihtiyaç duyulan malın bedelinin
miktarı alma-verme işlemi sırasında taraflarca açıkça zikredilmese de
bilinmektedir.
E. İCAP VE KABULDE
KULLANILAN İFADELER
Nevevi kap ve kabul
lafızlarını zikrettikten sonra "gibi" ifadesini söylemekle kap ve
kabulün yalnızca bunlarla sınırlı olmadığına işaret etmiştir. Bir kısmı
açıklamada da geçtiği üzere başka sözcüklerle yapmak da caizdir.
1. İCAPTA
KULLANILABİLECEK İFADELER
> Paranın para ile
karşılıklı satımında [yani exchange işleminde] "seninle sarf yaptım
[saraftüke]" ifadesi de kap sigalarındandır.
> Yine satıcı akdin
kendiliğinden fesholmasından sonra "seni ilk akdin gereği üzerinde
mukarrer kıldım" dese ve karşı taraf da bunu kabul etse Rafii ve
Nevevi'nin "kıraz" bölümündeki ifadelerinden anlaşıldığına göre bu da
kap sigası olur.
> Yine "seninle
tevliye yaptım",
> "seni ortak
kıldım" gibi ifadeler de kap sözcüklerindendir.
2. KABULDE
KULLANILABİLECEK İFADELER
> [Seninle sarf
yaptım diyen kişiye karşılık olarak] "Sarf yaptım" demek, ~
> Akdin kendiliğinden
fesholmasından sonra satıcının "ilk akdin gereği üzerinde seni mukarrer
kıldım" ifadesini söylemesinden sonra alıcının "ilk akdin gereğinde
mukarrer oldum" ifadesini söylemesi,
> "seninle
ıvazlı olarak değiştirdim" ifadesine karşılık "ıvazlı değişim
yaptım" demek,
> Rafil'nin
"nikah" bölümünde tek görüş olarak zikrettiğine göre "benden şu
malı şu kadara satın al!" diyen satıcıya karşılık "[dediğini]
yaptım!" demek,
> Abbadi'nin
ez-Ziydddt adlı eserinde belirttiğine ve İsnevi'nin de kendisinden naklettiğin
göre "sattım" diyen satıcıya karŞı "yaptım" demek de kabul
yerine geçer.
F. İCAPTA KARŞI TARAFI
MUHATAP ALDIĞINI GÖSTEREN İFADE KULLANMAK
Nevevi icapta
"sana" ifadesini kullanarak iki şeye işaret etmiştir:
[a] - Satım akdini karşı
tarafa dayandırmak şarttır.
Kişi başkasının vekili
olsa bile hüküm böyledir. Şayet kişi satım akdini karşı tarafı muhatap olarak
yapmazsa, mesela çoğu zaman yapıldığı gibi müşteri satıcıya "sen bunu ona
sattın" dese, satıcı da "sattım" dese daha sonra da müşteri bunu
kabul etse akit sahih olmaz.
Yine kişi, akdi
muhatabından başkasına dayandırsa örneğin "bu malı senin müvekkiline
sattım" dese satım akdi sahih olmaz. Bu yalnızca nikah akdinde sahih olur,
çünkü nikah akdinde vekil yalnızca müvekkilin elçisi / sözcüsü konumundadır.
Alıcı ve satıcının
arasına üçüncü bir şahsın girmesi durumunda akitte karşıdaki şahsı muhatap alma
durumu dikkate alınmayabilir. Örneğin üçüncü bir şahıs satıcıya "sen bunu
şu kadara sattın" dese, satıcı "evet" veya "sattım"
dese, daha sonra o şahıs diğer kişiye dönerek "sen bu malı şu kadara satın
aldın" dese, o da "evet" veya "satın aldım" dese kap
ve kabul sigalarının bulunması sebebiyle bu satım akdi kurulmuş olur.
Hitap bir taraftan
diğerine yönelik ise el-Havi'deki ifadenin zahirinden akdin sahih olacağı
anlaşılmaktadır ki Hocamız Zekeriya el-Ensari de Şerhu'l-Behce adlı eserinde bu
görüşü benimsemiştir. Hocam Remli'nin belirttiğine göre bu konuda itim ad
edilecek görüş bu akdin sahih olmadığıdır. Çünkü ortada yer alan şahıs,
muhatabın yerini almaktadır, oysa ona yönelik bir hitap söz konusu olmamıştır.
Fakat satıcı "sattım" değil de "evet" dedikten sonra
müşteri buna cevap verirse akit sahih olur.
Satım akdine aracılık
eden kişinin mükellefiyet şartlarını taşıması gerekmez; çünkü akit onunla
ilgili değildir.
Bir kimse satıcıya
"bunu senden şu kadara satın aldım" dese, satıcı da "evet"
veya "sattım" dese, bunun ardından müşteri de "evet" dese
er-Ravda'nın nikah bölümünde ek olarak verilen bilgilerde yer aldığına göre akit
sahih olur. Hocamız
Zekeriya el-Ensarı ise
Şerhu'l-Behce adlı eserinde buna karşı çıkmış, gerekçesini de "burada
ortada bir talep olmadığı gibi bir cevap da yoktur" şeklinde belirtmiştir.
Daha sonradan
"evet" denilmesi halinde kabulün sahih olacağını gösteren
açıklamalardan biri İbn Kadı Acllın'un Tashih adlı eserindeki şu ifadeleridir:
"Sonradan söylenen evet sözcüğü ile akdin sahih olacağı hükmüne binaen -ki
daha doğru olan görüş budur- başlangıçta evet diyerek akit yapılırsa bu geçerli
olmaz."
[b] - İcabın karşı
tarafın [muhatabın] bütününe isnad edilmesi şarttır.
Buna göre "bu malı
senin eline sattım" veya "senin yarı kısmına sattım" ifadesiyle
yapılan akit sahih olmaz.
Rafii Zıhar bölümünün
ikinci rüknünde "bir cüze isnad etmenin sahih olduğu ve olmadığı"
hususlara dair şu ölçüyü zikretmiştir:
Alimlerimiz şöyle
demiştir: Tasarrufulardan şarta bağlamaya elverişli olanları bu tasarrufa konu
olan şeyin bir bölümüne izafe etmek sahih olur. Buna örnek olarak boşama
[talak] ve köle azat etme tasarruflarını zikredebiliriz.
Tasarruflar içinden
şarta bağlamaya elverişli olmayanları bu tasarrufa konu olan şeyin bir bölümüne
bağlamak ise sahih değildir. Buna örnek olarak da evlilik [nikah] ve boşamadan
dönme [ric' at] gösterilebilir.
[İtiraz] Kefalet akdini şarta bağlamak sahih olmadığı
halde, kişinin onsuz yaşayamayacağı "baş" vb. bir bölümüne bu akdi
izafe etmek sahih olmaktadır.
[Cevap] Yukarıda kastedilen "tasarrufun herhangi
bir cüze izafe edilmesinin sahihliği" dir. Oysa itirazda belirtilen ise
özel bir bölümdür.
Not: [Doğrudan değil de] zımnen [başka bir şeyin
içinde dolaylı olarak] yapılan satım akdinde bile kap-kabul sigaları dikkate
alınır, ancak bu takdiren dikkate alınır. Örneğin kişi bir şahsa hitaben
"köleni benim adıma şu kadar paraya azat et" dese, muhatap da bunu
yapsa köle talepte bulunan şahıs adına azat olur ve onun zikrettiği bedeli
ödemesi gerekli olur. Bu konu keffaretler bölümünde gelecektir. Burada kişinin
sanki şöyle demiş olduğu kabul edilir: "Köleni bana şu kadara sat, daha
sonra bana vekaleten azat et!" Karşı taraf da buna olumlu karşılık vermiş
kabul edilir.
Satım bedelinin
zikredilmesinin şart olduğu çok açık bir mesele olduğundan Nevevi ondan
bahsetmemiştir. Bunu ifade etmek için de bir takım sözcükler kullanılmaktadır.
Bunlardan bazıları -daha önce geçtiği üzere- "şu kadara" ifadesidir.
Bedeli belirtmede aslolan ifade budur. Yine bunlardan bir kısmı "bana şu
kadar vermen şartıyla", "senden şu kadar alacaklı olmam
şartıyla" gibi ifadelerdir. Yahut da müşterinin "senin benden şu
kadar alacağın vardır" ifadesidir. "Sana bine sattım" vb.
ifadeler de böyledir.
G. MÜŞTERİNİN
İFADESİNİN SATICININ İFADESİNDEN ÖNCE OLMASI
Müşterinin sözünün
[satıcının sözünden] önce olması caizdir.
Müşteri "bana
sat" dese, satıcı da "sana sattım" dese daha güçlü görüşe göre
satım akdi kurulmuş olur.
1. [Bir satım akdi
yapılırken] müşterinin sözünün satıcının sözünden önce olması dıizdir, çünkü
akdin amacı bu şekilde de gerçekleşmektedir.
Cüveynı ve Kaffal'in
"kabul ettim" sözünün satıcının sözünden önce söylenemeyeceği
şeklindeki hükümleri Rafii ve Nevevi'nin bu bölümdeki ifadelerinden de
anlaşılmaktadır.
Ancak bu ikisi
"nikahta başkasını ve kil kılma" meselesinde şöyle demişlerdir:
Kocanın vekili kadının
velisinin vekiline önce "falan kadının nikahını senden filan adamla
evlenmesi için kabul ettim" dese, velinin vekili de "ben de onu falan
adamla evlendirdim" dese bu caiz olur.
Bu hükme kıyasla kişi
"bu malın senin tarafından şu kadara satılmasını müvekkilim için veya kendim
için kabul ettim" dese ve karşı taraf da "kabul ettim" dese akit
sahih olur. Bu kıyas, zahir olan [güçlü olan] hükümdür; çünkü nikahta satım
akdindekinden daha fazla ihtiyat gösterilir.
2. Bir kimse başka bir
şahsa emir kipiyle [sigasıy[a] "bana şu malı şu kadara sat!" dese,
diğer şahıs da "sana sattım" dese [bununla satım akdi kurulmuş olur
mu? Bu konuda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş bulunmaktadır:]
[Birinci görüş]
Daha güçlü görüşe göre
satım akdi kurulur. Çünkü "bana sat!" ifadesi müşterinin satıma razı
olduğunu gösterir.
[İkinci görüş]
Müşteri bundan sonra
tekrar "satın aldım" veya "kabul ettim" demedikçe satım
akdi kurulmuş olmaz. Çünkü kişi mala olan rağbetini göstermek için "bana
sat!" demiş olabilir.
3. Satıcı "bu malı
satın al" dese müşteri "satın aldım dese" bunun hükmü tıpkı
müşterinin "bu malı bana sat" deyip de satıcının "sana
sattım" demesi gibidir. Bunu Beğavi söylemiş, Nevevi de her ne kadar
buradaki ifadesinden anlaşılmıyorsa da el-Mecmu'da bunu sahih görmüştür.
4. Kişi "bunu
senden şu kadara satın aldım" dese satıcı da "sana sattım" dese
bu akdin kurulacağı konusunda icma vardır. Bunu Ezrai, İbn Yunus'un
Şerhu'l-Veciz adlı eserinden aktarmıştır.
5. Kişi emir kipi
kullanmaksızın geçmiş zaman veya muzari fiil [geniş zaman, şimdiki zaman ve
gelecek zaman] kipi kullanarak şöyle dese "sen bana sattın" veya
"sen bana satarsın / satıyorsun / satacaksın" dese, satıcı da
"sattım" dese, müşteri tekrar kabulde bulununcaya kadar akit kurulmuş
olmaz.
İsnevi şöyle demiştir:
İsm-i fail ve emir lamının bitişik olduğu muzari fiil gibi emre delalet eden
sigaların da emir kipi gibi değerlendirilmesi uygun olur.
6. İki tarafın
kullandığı sözcüklerin farklı olmasının bir zararı yoktur. Buna göre kişi
"bunu senden şu kadara satın aldım" dese, satıcı da "sana temlik
ettim" dese veya satıcı "sana temlik ettim" dedikten sonra diğer
şahıs "satın aldım" dese akit sahih olur. Çünkü bu sözcükler amacı
yerine getirmektedir.
7. "Bana sat"
ifadesine karşılık olarak "yaptım" ifadesiyle veya "sattım"
ifadesine karşılık olarak "evet" ve "satın aldım"
ifadeleriyle satım akdi sahih olarak kurulur.
H. KİNAYE LAFIZLARLA
SATIM AKDİ YAPILMASI
Daha doğru görüşe göre
satım akdi "bunu şu kadara sana ait kıldım" gibi kinaye sözlerle de
kurulur.
1. Nevevi'nin ifadeleri
ayrıca bir açıklamayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Buna göre satım akdi
kinaye lafızlarla da kurulabilir. Kinaye lafız niyetle birlikte hem satım için
hem de başka anlamda kullanılması muhtemelolan lafızdır.
2. Örneğin kişi satım
akdine niyet ederek "bunu şu kadara sana ait kıldım", "bunu şu
kadara al", "bunu şu kadara teslim al", "seni bu mala şu
kadara musallat / yetkili kıldım" dese [bunlarla satım akdi kurulmuş olur
mu? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır:]
[Birinci görüş]
Daha doğru olan görüşe
göre satım akdi kurulmuş olur.
"Daha doğru olan
görüşe göre" ifadesi "satım akdinin kurulması" ile ilgili olup
"sana ait kıldım" ifadesinin kinaye lafızlardan olduğuna dair değildir.
Çünkü bunun kinaye lafızlardan olduğu konusunda görüş aynlığı bulunmamaktadır.
Nevevi tıpkı
el-Muharrer' de olduğu gibi "daha doğru görüşe göre kinaye lafızIa akit
kurulur, buna örnek olarak bu malı şu kadara sana ait kıldım verilebilir"
demiş olsa daha uygun olurdu.
[İkinci görüş]
Satım akdi kinaye
lafızlarla kurulmaz; çünkü muhatap kendisine satış konusundan bahsedilip
bahsedilmediğini anlayamaz.
Buna şu şekilde cevap
verilmiştir: "Şu kadara" diye bedel zikredilmesi bununla satımın
kastedildiğini açık olarak göstermektedir.
3. Şunlar da kinaye
lafızlardan kabul edilir:
> Allah bunu sana şu
kadara satsın,
> Allah bunu sana şu
kadara ikale etsin,
> Allah bunu sana
ikale yoluyla döndürsün,
"Allah seni beri
kılsın" ifadesi ise kinaye olmayıp sarih lafızdır. Bu tıpkı "Allah
seni boşasın" ifadesinin boşama konusunda sarih olmasına benzer.
Bu konudaki ilke şudur:
"İbra" vb. gibi kişinin tek başına yapabileceği tasarruflarda bu tip
ifadeler sarih lafız olur, tek başına yapılamayacak "satım" gibi
tasarruflarda ise bu tip ifadeler kinaye kabul edilir.
4. "Sana bu malı şu
kadara mübah kıldım / serbest bıraktım" ifadesi satım konusundaki kinaye
ifadelerden değildir. Nevevi bunun gerekçesini el-Mecmu'da şöyle açıklar:
"Çünkü bu ifade karşılıksız olarak serbest bırakma konusunda kullanılan
açık bir ifadedir, başka bir konuda kinaye olarak kullanılamaz". Kimileri
buna itiraz etse bile bu konuda güçlü olan görüş budur.
5. Cüveynı
Nihayetü'l-matlab adlı eserde sarhoşun kinaye yo~ luyla boşama yapmasını
istisna etmiş [yani bunu geçersiz saymıştır].
Sonrakilerden biri de
"buna kıyasla sarhoşun kinaye sözlerle alımsatım yapması da sahih
olmaz" demiştir. Oysa zahir olan görüş her iki konuda da sarhoşun kinaye
sözünün geçerli olmasıdır.
6. Niyet edilmesi
halinde kinaye lafızlar kullanılarak satımdan başka şarta bağlamayı kabul
etmeyen diğer akitler de kurulabilir.
Şayet rakit sırasında
kullanılan kinaye sözcüklerle] satım akdinin kastedildiğine dair birbirini
destekleyen karineler [göstergeler] bulunursa bu durumda akdin sahih olduğunu
tek görüş olarak benimsemek gerekir. Nikah akdi ve şahit koşmanın şart
koşulduğu vekilin satışı kinaye lafızlarla kurulmaz; çünkü şahitler insanların
niyetlerinibilemezler. Bununla birlikte ikinci durumda bunu gösteren karineler
bulunursa Gazali "zahir olan bunun inikad etmesidir" demiş, Nevevi de
er-Ravda' da bunu kabul etmiştir. İtimad edilmesi gereken görüş de budur. Buna
karşılık el-En var yazarı bununsahih olmadığı görüşünü kabul etmiştir. Bununla
nikah arasındaki fark nikah konusunda ihtiyata daha fazla riayet edilmesidir.
Şart şu şekilde olur:
"Bana bunu şahit tutman şartıyla sat".
Şayet kişi "sat ve
şahit ol" derse şahit tutmayı şart koşmuş olmaz.
Mer'aşı bunu açık olarak
ifade etmkiştir, başka alimlerin sözlerinden de anlaşılan budur.
I. SATIM AKDİNİ YAZILI
OLARAK YAPMAK
1. Satım vb. akitleri
bir levha, yapmak veya toprağa yazmak da bu konuda kinaye yerine geçer, bu yazma
niyetle birlikte yapılırsa akit kurulur. Ancak sıvı bir şeye veya hava üzerine
yazı yazmak kinaye yerine geçmez; çünkü bunlarda yazı sabit kalmaz.
2. Yazı yazılması
durumunda kendisine yazı yazılan kişinin bunu öğrendiği anda kabul etmesi
şarttır; böylece imkan ölçüsünde kabul icaba bitişmiş olur. Kabul ettiğinde,
kabul ettiği mecliste bulunduğu sürece [akdi bozma veya devam ettirme
konusunda] seçim hakkına sahip olur.
3. İcabı yazan kişinin
muhayyerliği, karşısındaki muhatabın muhayyerliğinin sona ermesine kadar devam
eder. Yazının yazıldığı şahıs daha meclisteyken yazıyı yazan şahsın icabından
döndüğü bilinirse onun bu dönüşü sahih olur ve satım akdi kurulmuş olmaz, yani
kap devam etmez.
4. Kişi icabı mecliste
hazır bulunan bir kimseye yazılı olarak verse mezhep içindeki iki görüşten
birine göre bu da sahih olur. Zerkeşi de tıpkı Subki gibi bu görüşü tercih
etmiştir ki itim ad edilmesi gereken görüş de budur.
İ. İCABIN YAPILDIĞI
YERDE BULUNMAYAN ŞAHSA İCAPTA BULUNMAK
Kişi malını kabın yapıldığı
yerde bulunmayan birine yönelterek "evimi falancaya sattım" dese o
kişi de haber kendisine ulaştığında bunu kabul etse tıpkı mektup göndermesi
durumunda olduğu gibi bu da sahih olur; hatta bunun sahih olması daha da
önceliklidir.
Not: Kişi Arapça konuşabilecek durumda olsa bile
satım vb. akiHeri Arapça' dan başka bir dille yapabilir. Bu konuda görüş
ayrılığı yoktur. Nikah konusunda ise akdin Arapça yapılmasının taabbudi bir
emir olup olmadığı konusunda görüş ayrılığı vardır. Daha doğru görüşe göre Arapça
dışında bir dille yapıldığında nikahın da sahih olacağı görüşüdür.
J. İCAP VE KABUL
ARASINDA UZUN ZAMAN BULUNMAMASI
[Satıcı ve müşterinin
akit yaparken kullandığı] sözcükler [kap ve kabul] arasında uzun zaman
bulunmaması şarttır.
1. İcap ve kabul ister
sözlü olarak yapılsın isterse yazılı olarak veya dilsiz bir kimsenin işareti
yoluyla olsun arasında uzun zaman bulunmaması şarttır.
"Sözcükler"
ifadesi bir örnek olarak zikredilmiştir. Nevevi bunun yerine benim açıklarken
zikrettiğim şeyleri zikretse daha iyi olurdu.
2. Şayet arada uzun
zaman bulunursa bunun akde zararı olur; çünkü arada uzun zaman bulunduğunda
ikinci olarak söylenen söz birinciye cevap olmaktan çıkar.
3. Ziyadetü'r-Ravda'nın
"nikah" bölümünde belirtildiği ne göre "uzun zaman" icaba
muhatap olan tarafın kabulden yüz çevirdiği hissini uyandıracak kadar bir
zamandır. Bundan farklı olarak kap ve kabul arasında kısa zamanın bulunması
durumunda icaba muhatap olan tarafın kabulden yüz çevirdiği hissi uyanmaz.
4. Akdi yapanlar
meclisten ayrılmamış olsalar bile akitle ilgisi olmayan bir sözün -bu söz kısa
bile olsa- kapla kabul arasına girmesinin zararı olur; çünkü bu, kabulden yüz
çevirmektir. Ancak hulu' yapılırken araya giren küçük konuşmaların zararı
olmaz.
Satım ile hulu arasında
şu ayrım yapılmıştır: Hulu' da, koca açısından bakıldığında boşamayı maddi bir
değer almaya bağlamak [ta'llk], kadın açısından bakıldığında ise istediği şey
yapılırsa ücret ödemek [cuale] özelliği vardır. Her iki tasarrufta da esneklik
söz konusu olup bunlardaki bilinemezliğe göz yumulmuştur. Satım akdi ise böyle
değildir .•
Alimlerin sözlerinin
zahirinden anlaşıldığına göre "araya giren sözün, akdi tamamlamak isteyen
kimse tarafından söylenmesiyle başka bir kimse tarafından söylenmesi"
arasında bir farkın olmadığı anlaşılmaktadır. Doğrusu da budur. Nitekim;
[a] - Kadı Hüseyin'in
sözünden de bu anlaşılmaktadır.
[b] - Ayrıca Rafii ve
Nevevi'nin hulu yaparken icapta bulunan kimsenin irtidat etmesini "kısa
süren konuşma" yani akde yabancı konuşma olarak görmelerinden de bu
anlaşılmaktadır.
[c] - Bir diğer husus da
şudur: İcaptan sonra kabul gerçekleşmediği sürece icapta bulunan kimse akitle
bağlantılıdır. İcapta bulunan kimse bu esnada akit yapmaya ehil olmaktan çıksa
veya delirse karşı tarafın kabulü halinde akit sahih olmaz. Hüküm böyle olduğu
halde sonrakilerden biri buna karşı çıkmış ve [akdin geçersiz hale gelmesi
için] bunun kabul eden kimsede bulunmasını şart koşmuştur.
"Söz" ile
kastedilen Arap dili gramerinde [nahivde] "kelam" diye
terimleştirilen şeyolmayıp nahivdeki kelimeyi ve kelimi de [anlamlı bir
bütünlük oluşturmasa bile birkaç kelimeden oluşan konuşmayı da] kapsamaktadır.
''Akitle ilgisi
olmayan" ifademiz akitle ilgili konuşmaları dışarıda bırakır; çünkü
bunların zararı olmaz.
El-Envar'da "akitle
ilgisi olmayan sözler" akdin gereğinden, maslahatlarından ve
müstehaplarından olmayan konuşmalar olarak açıklanmış ve şöyle denilmiştir:
"[Satıcı icapta bulunduktan sonra] müşteri Bismillah, elhamdülillah
ve's-salatü ve's-selamu ala Resulullah, akdi kabul ettim dese akit sahih
olur."
Bu hüküm ancak Rafii'nin
rivayeti esas alındığında geçerli olur.
Ancak Nevevi'nin nikah
konusunda "sahih" kabul ettiği görüş esas alındığında bu sözleri
söylemek müstehap değildir. Şu var ki nikahta olduğu gibi burada da bu sözleri
söylemenin akde zararı yoktur.
K. KABULÜN İCABA
MUHATAP OLAN ŞAHIS TARAFINDAN YAPILMASI
Kabulün icaba muhatap
olan şahıs tarafından yapılması da şarttır.
Bu şart gereğince;
İcaba muhatap olan şahıs
kabulde bulunmadan önce ölse, onun mirasçısı kabulde bulunsa akit kurulmuş
olmaz.
Yine -alimlerimizin
sözlerinden anlaşıldığına göre- icaba muhatap olan şahsın [kendisi değil de]
vekili veya müvekkili kabulde bulunsa akit kurulmuş olmaz. İbnü'l-Mukrı
Şerhu'l-İrşad adlı eserinde bunu tek görüş olarak zikretmiştir. Buna karşın
Naşirı müvekkilin kabul etmesi halinde akdin sahih olacağını söylemiştir.
L. İCAPTA BULUNAN
KİŞİNİN KABUL GERÇEKLEŞİNCEYE KADAR İCABINDAN DÖNMEMESİ
Akdin kurulabilmesi için
konuşmaya ilk olarak başlayan kişinin [yani icapta bulunan kişinin] karşı taraf
kabul edinceye kadar icabında ısrarlı olması [icabından dönmemesi], ehliyetinin
de devam etmesi şarttır.
Mesela kişi akdi
"vadeli" olarak icapta bulunsa veya muhayyerliği şart koşsa daha sonra
vade şartını veya muhayyerlik şartını kaldırsa yahut delirse yahut da bayılsa
tek başına kabın zayıf kalması sebebiyle akit sahih olmaz.
M. İCAP VE KABULÜN
İŞİTİLEBİLECEK ŞEKİLDE OLMASI
Taraflardan her birinin
kap ve kabulü -muhatap taraf duymasa bile- yakında olan kişinin duyabilecği
şekilde söylemesi şarttır.
N. AKDİN BİR SÜREYLE
SINIRLANDIRILMAMASI
Akdin bir süreyle
sınırlandırılmaması da şarttır. Örneğin icapta bulunan kişi "sana bunu bir
aylığına sattım" dese akit sahih olmaz.
O. AKDİN, AKİT GEREĞİ
OLMAYAN BİR ŞARTA BAĞLANMAMASI
Akdin, akit gereği
olmayan bir şarta bağlanmaması şarttır.
Bundan dolayı kişi
"Zeyd geldiğinde bunu sana sattım" dese akit sahih olmaz.
Ancak akit, akdin gereği
olan bir şarta bağlanırsa sahih olur.
Örneğin kişi "bu
malı sana şu kadara sattım istersen" dese, diğeri de "satın
aldım" dese,
Kişi "senden bu
malı şu kadara satın aldım istersen" dese, diğeri de "sattım"
dese akit sahih olur.
Bu tür şarta
bağlamaların akde zararı yoktur; çünkü burada akdin gereği olan bir şeyaçıkça
zikredilmiştir. Bu, kişinin "şayet bu mal benim mülküm ise onu sana şu
kadara sattım" demesi gibidir.
["İstersen"
diye icapta bulunan kişiye karşı muhatabı] "istedim" diye cevap
verirse akit sahih olmaz; çünkü "istemek" sözcüğü temlik ifade eden
lafızlardan değildir.
Sonrakilerden
bazılarının da dediği gibi "razı olursan", "hoşuna
giderse", "tercih edersen", "iraden varsa" gibi
ifadeler de "istersen" ile aynı hükümdedir.
İcapta bulunan şahıs
muhatabına "kabul edersen sana şu kadara sattım" dese karşı taraf da
kabul etse akit sahih olur. Maverdi bu görüşü doğru saymıştır.
Kişi "bunu senden
şu kadara satın aldım" dese, satıcı da "sana sattım istersen"
dese Cüveyni'nin belirttiğine göre akit sahih olmaz; çünkü [istersen diyerek]
şarta bağlamak, daha sonrasında bir şeyin [isteme fiilinin] bulunmasını
gerektirir, oysa burada bu bulunmamaktadır. Malı satın almak isteyen kişi daha
sonra "satın aldım" veya "kabul ettim" dese bile akit sahih
olmaz. Çünkü istemeyi kabulü çağrıştıran bir lafız yerine koymak daha önce
geçtiği üzere mümkün değıidir. Bu durumda geriye tek seçenek kişinin kendi
isteği kalmaktadır. Bu ise akdin tamamen şarta bağlanmasıdır ki bu akdi
geçersiz kılar.
Kişi "istersen sana
sattım" dese akit sahih olmaz; çünkü burada akdin kendisini şarta bağlamak
söz konusudur, bu ise olamaz.
Not: "Akdin şarta bağlanmaması"
şartından şu mesele istisna edilir:
Bir kimse başka bir
şahsı kendisi için bir cariye satın almaya vekil kılarken "Sana cariyeyi
yirmi dirheme satın almayı emretmişsem cariyeyi sana sattım" dese veya
"cariye benim mülkümse sana sattım" dese bu sahih olur.
Kişi satım akdini
[inşaallah diyerek] Allah'ın dilemesine bağlasa bunun üç hali söz konusu olur
ki bunlar abdest konusunda geçmişti. Oradaki hükümleri n kıyas yoluyla burada
da geçerli olması gerekir.
Kabulün, icabın ve
onunla ilgili hususların tamamen sona ermesinden sonra yapılması şarttır.
Örneğin bir kişi "sana bu kumaşı parası bir ay sonra ödenmek üzere bin
dirheme üç gün muhayyer olma şartıyla sattım" dese ve daha satıcı bu
sözünü tamamlamaDan önce müşteri kabulde bulunsa akit geçersiz olur. Bu şuna
benzer: Kişi bir başkasına "kızımı sana bir ay sonra ödenecek bin dirhem
mehir karşılığında nikahladım" diyecekken henüz sözü bitmeden karşı taraf
kabul etse akit geçersiz olur.
Ö. KABULÜN İCABA UYGUN
OLMASI
İcaba muhatap olan
şahsın icaba uygun şekilde kabulde bulunması şarttır.
Buna göre sabcı
"sana bunu bin kınk olan bin dirheme sattım" dese, karşı taraf
"sağlam bin dirheme satımı kabul ettim" dese akit sahih olmaz.
1. İcabın anlarnca
kabulü uygun olması şarttır.
Örneğin [satılan mal ve
ödenecek bedelin] cins, tür, nitelik, miktar, peşinlik veya veresiyelik
açısından kap ve kabul birbirine uygun olmalıdır.
2. Buna göre;
> Bir kimse mesela
"bu köleyi sana kırık olan bin dirheme sattım" dese karşı taraf da
"sağlam olan bin dirheme satın aldım" dese veya -evleviyet yoluyla
anlaşıldığına göre- bunun aksi olsa,
> Kişi "bunu
sana bine sattım" derken karşıdaki "binbeşyüze" kabul etse,
> Kişi "bine
sattım" derken karşıdaki "beşyüze" kabul etse,
> Kişi bir malı
satarken müşteri malın bir kısmını satın almayı kabul etse,
> İki kişi bir malı
satarken örneğin "kölemizi sana bin dirheme sattık" dediklerinde
muhatap kişi ortaklardan birinin payını almayı kabul etse
Bu durumlarda kap ve
kabul arasında anlarnca fark olduğundan akit sahih olmaz.
3. İcapta bulunan kişi
"sana bine sattım" dedikten sonra muhatap "yarısını beşyüze
diğer yarısını da beşyüze kabul ettim" dese Mütevel!i'ye göre bu akit
sahih olur. İbnü'l-Mukri bunu tek görüş olarak belirtmiştir. İsnevi bu akdin
batıl olacağı görüşüne meyletmişse de itim ad edilecek olan görüş bunun sahih
olduğudur. Çünkü mutlak olarak zikredilen hususun zaten gerektirdiği şeyi muhatabın
zikretmiş olmasında icaba aykırı bir durum yoktur. Rafii ise burada şöyle bir
problem olduğunu belirtmiştir: "İcapta bulunan kişi tek bir akit hakkında
icapta bulunduğu halde kabulde bulunan iki ayrı akdi kabul etmiştir. Çünkü
satım bedelinin bölünmesiyle akit bölünmüştür." Nevevi el-Mecmu'da
"durum gerçekten de Rafii'nin dediği gibi problemlidir, ancak zahir olan
-yani nakil açısından güçlü olan görüş- bunun sahih olduğudur".
4. Kabulün [anlarnca
değil de] lafzen icaba uygun olması ise şart değildir.
Buna göre satıcı
"sattım" dese, muhatap da "aldım" vb. bir şey söylese akit
sahih olur.
Satıcı "bu evi sana
bin dirheme yarısı bana ait olmak üzere sattım" dese tıpkı "yarısı
hariç olmak üzere" demesi gibi sahihtir.
"Sana ömrün boyunca
hibe ettim" veya "ben senden önce ölürsem ev senin olsun" gibi
hibe anlamına gelen sözlerle satım akdi kurulmaz. Et-Ta'lfka adlı eserin yazarı
Ebu Ali et-Taberl'ye tabi olarak bunu, tek görüş olarak zikretmiştir. Çünkü bu
sözcükler ne sarih ne de kinaye olarak satım akdi için kullanılmaz.
Sonrakilerden bazıları ise buna aykırı görüş belirtmiştir. Bu lafızlarla hibe
yapmanın sahih olması konuyla ilgili nass sebebiyledir.
Kişi karşıdakine
"sana bu kumaşta selem yaptım" dese karşı taraf da kabul etse
-ileride selem bölümünde geleceği üzere- bununla ne satım akdi kurulmuş olur ne
de selem akdi kurulur.
5. Kişi
"satım" ifadesini kullanırken satım akdini kastetmiş olmalıdır.
Nitekim aynı durum "boşama" sözcüğü için de söz konusudur.
Kişi "satım"
ifadesini kullanırken bunun anlamını hiç kastetmeksizin ağzından kaçıvermiş
olsa veya satım yapmak amacıyla değil de satımın anlamını bilmeyen yabancı bir
şahsa bunun anlamını bildirmek için söylemiş olsa akit kurulmuş olmaz.
Satım sözcüğünü
kullanırken gayr-i ciddi olarak satımı veya başka bir şeyi kastetse, tıpkı
boşama konusunda olduğu gibi, satım sahih olur.
P. DİLSİZİN İŞARET
YOLUYLA AKİT YAPMASI
Dilsizin akit yapmak
için yaptığı işaret tıpkı konuşma gibidir.
Dilsizin akit yapmak
için yaptığı işaret ve yazdığı yazı, zorunluluk sebebiyle konuşma gibi
değerlendirilir. Çünkü konuşabilen bir kimsenin sözleri onun içinden geçenleri
ifade ettiği gibi dilsizin de işaret ve yazısı içinden geçenleri ifade eder.
Nevevi'nin
el-Muharrer'de bulunmayan "akit yapmak için yaptığı" ifadesini
koymaya gerek yoktur. Hatta Subkl'nin belirttiğine göre bu kaydın konulması
anlamı bozmaktadır. Zira dilsizin fesihler, davalar, ikrarlar vb. konulardaki
işaretleri de konuşma gibi kabul edilir.
Şu var ki Nevevi bu
kaydı koymakla dilsizin namazdaki işaretini, şahitlik konusundaki işaretini ve
"konuşmayacağına dair yemin etmesini" veya bir başkasının
"dilsizle konuşmayacağına dair yemin etmesini" dışarıda bırakmak
istemiştir. Çünkü bu durumlardaki işarete konuşma hükmü verilmez.
Nevevi bu meseleyi
"boşama" konusunda da tekrarlamış ve orada akdi "helal
akid" diye nitelemiştir.
İleride geleceği üzere
dilsizin yaptığı işareti hem zeki kimseler hem de sıradan insanlar
anlayabiliyorsa bu işaret sahihtir, yalnızca zeki kimse anlayabiliyorsa kinayedir.
Not: Sonraki alimlerden biri şöyle demiştir:
Nevevi'nin "dilsizin akit yapmak için yaptığı işaretler" ifadesine
"akitte konuşmak gibidir" kaydını eklemesi gerekir. Aksi takdirde
dilsizin namaz esnasındaki satım akdini kabul etmek için yaptığı işaret de
konuşma gibi kabul edilip namazını bozması gerekir.
BİR SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN
2. AKDİ YAPAN KİŞİYE İLİŞKİN ŞARTLAR