|
zadu’l-mead |
İkİncİ kİtap peygamber'İn (s.a.) İbadetler konusundakİ tutumu |
ana sayfa
kur’an hadis sözlük biyografi
a) zekat konusundakİ
tatbİkati
1- giriş
2- zekatı verilecek mallar
3- senede bir kere verilmesi
4- zekatın miktar ve nisabı
5- zekatın hikmeti
6- zekat verilecek kimseler
7- zekat tahsildarları
8- zekat alınmayan mallar
9- balın zekatı
10- zekat verene dua edişi
1- giriş:
hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) zekatın vakti, miktarı, nisabı, kimlere farz
olduğu ve nerelere sarfedileceğı konularında en mükemmel düzenlemeyi
getirmiştir. zekatta hem mal sahiplerinin, hem de yoksulların menfaatini
gözetmiştir. allah teala da zekatı hem mal, hem de mal sahibi için bir temizlik
aracı kılmış ve zekatlarını verirlerse zenginlere, menfaat sağlayacağını
belirtmiştir. malın menfaatini zekatını verenler görür. hatta allah zekatını
verenin malını korur, artırır ve mala gelecek tehlikeleri zekat sayesinde
savuşturur, zekatı mala bir sur, bir kale ve bir bekçi yapar.
2- zekatı verilecek
mallar;
hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) zekatın dört sınıf maldan verileceğini
belirtmiştir ki, bunlar halk arasında en çok dolaşan ve insanların zorunlu
ihtiyaçları olan mallardır:
1- zirai mahsuller ve
meyveler,
2- hayvanlar: deve,
sığır ve davar.
3- dünyanın nizamı
kendilerine bağlı olan iki mücevher: altın ve gümüş.
4- her türlü ticaret
malı.
3- senede bir kere
verilmesi:
zekatın her sene bir
kere verilmesini farz kılmıştır. tahıllar ve meyvelerden zekat alma zamanını,
olgunlaşma ve kıvamına gelme vakti olarak tayin etmiştir. bu, olabilecek en
adil düzenlemedir. Çünkü her ay veyahut her cuma verilmesi farz kılınmış
olsaydı mal sahipleri zarar görürdü. Ömürde bir kere verilmesi farz kılınmış
olsaydı yoksullar zarar görürdü. Şu halde her sene bir kere verilmesinin farz
olmasından daha adil bir düzenleme olamaz.
4- zekatın miktar ve
nisabı:
sari', mal sahiplerinin
malları elde etme yolunda çalışmalarına, malı elde etmenin kolaylığına veya
zorluğuna göre zekatın mallardan alınacak miktarlarını birbirinden farklı, ayrı
ayrı düzenlemiştir. İnsanın toplu ve biriktirilmiş bir vaziyette tesadüf ettiği
mallardan yani rikaz ( = define)'dan beşte bir oranında zekat verilmesini farz
kılmış ve bunun için üzerinden bir sene geçmesini itibara almamış, ne zaman
bulmuşsa o zaman beşte bir oranında zekat vermesini farz kılmıştır.
elde etme zorluğu,
yorgunluğu ve külfeti bundan daha yukarı olan mallarda bu oranın yarısı olan
onda bir oranında zekat verilmesini farz kılmıştır. bu oran, arazilerinin
sürülmesini ve sulanmasını, tohumlarının ekilmesini insanın bizzat kendisinin
yaptığı; kulun herhangibir külfete katlanmasına, su satın almasına, kuyu açıp
dolap çalıştırmasına gerek kalmaksızın allah'ın (yağmurla) sulamayı bizzat
kendisinin üstlendiği meyvelerde ve zirai mahsullerde verilmesi farz olan
orandır.
kulun külfete katlanarak
kovalar, su çeken develer vs. ile sulamayı üstlendiği mahsulatta yirmide bir
zekat verilmesini farz kılmıştır.
artışı, mal sahibinin
kimi zaman yolculuğa çıkarak, kimi zaman dolaştırarak ve kimi zaman da
bekleyerek aralıksız çalışmasına bağlı bulunan mallarda bunun yarısı yani
kırkta bir oranında zekat verilmesini farz kılmıştır. kuşkusuz bunun külfeti
zirai ürün ve meyvelerin külfetinden daha büyüktür. hem zirai ürün ve
meyvelerin artışı, ticaretin artışından daha net ve daha fazladır. bu yüzden
onlardan verilmesi farz olan zekat, ticaret mallarının zekatından daha fazla
olmuştur. yağmur ve nehirlerle sulanan mahsulattaki artışın açıklığı kova ve su
develeriyle sulanan mahsulatınkinden daha fazladır. kenz ( = gömülü mal,
hazine) gibi biriktirilmiş ve toplu halde bulunan mallardaki artışın açıklığı
ise diğer bütün mallarmkinden daha fazla ve daha nettir.
her mal az da olsa
denklik taşımadığından dolayı denklik taşıyan mal için, denk olduğu takdir
edilen ve mal sahiplerini fakir düşürmeyen, yoksulların da işini gören nisablar
tayin etmiştir. İşte bu yüzden gümüşün nisabını 200 dirhem, altınınkini 20
miskal, tahıllar ile meyvelerinkini 5 vesk -beş arap devesi yükü-, davarınkini
40 baş, sığınnkini 30 baş ve deveninkini de 5 baş olarak tayin etmiştir. ancak
develerin nisabı kendi cinslerinden denklik taşımadığı için beş devede bir
koyun verilmesini farz kılmıştır. beş deve beş kere tekrarlanıp 25 olduğunda
develerin nisabı bir deveyle denklik taşır ve dolayısıyla bunun verilmesi farz
olur.
develerin çokluğuna, ve
azlığına göre verilmesi farz olanın yaşını, arttırma ve eksiltme suretiyle bir
yaşını doldurmuş ikisine basmış erkek deve (ibn mehad) ve dişi deve (binti
mehad); daha yukarısını iki yaşını doldurmuş üçüne basmış erkek deve (ibn
lebun) ve dişi deve (binti lebun); daha yukarısını üç yaşını doldurmuş, dördüne
basmış erkek deve (hıkk) ve dişi deve (hıkka) ve daha yukarısını dört yaşını
-doldurmuş beşine basmış erkek deve (ceze') ve dişi deve (cezea) olarak tayin
etmiş ve develerin sayısı arttığında zekat verilecek devenin yaşını da
arttırmış; işte o zaman malın sayısının artımı karşılığında verilmesi gereken
zekatın sayısının artımım koymuştur.
5- zekatın hikmeti:
zekatın hikmeti şudur
ki, sari', denkleştirme imkanı taşıyan mallarda, mal sahiplerini fakir
düşürmeyen ve yoksullara yeterli olup artık onların başka bir şeye ihtiyaç
duymamalarım sağlayan bir ölçü getirmiş; zenginlerin mallarında fakirlere
yeterli olacak kadar zekatı farz kılmıştır. aksi halde her iki taraftan zulüm
ortaya çıkabilirdi. zengin üzerine farz olanı vermez, alan da hakkı olmayanı
alırdı. bu yüzden iki taraf arasından yoksullar aleyhine muazzam bir zarar ve
şiddetli bir yoksulluk doğardı. bu durum onların türlü türlü hile yollarına
sapmalarını ve dilencilikte ısrar etmelerini icabettir irdi.
6- zekat verilecek
kimseler:
İşte rab teala zekatın
paylaştırılmasını bizzat kendisi üstlendi ve onu sekiz bölüme ayırdı. o sekiz
bölümü, toplam iki sınıf insan alır: 1- İhtiyaçtan dolayı alanlar:
İhtiyaçlarının şiddet ve zayıflığına, çokluk ve azlığına göre alırlar. bunlar,
fakirler, yoksullar, köleler ve yolculardır. 2- menfaatleri için alanlar: zekat
memurları;' kalbleri İslamiyet'e ısındırılacak olanlar (müellefe-i kulub),
durumunu düzeltmek için borçlananlar ve allah yolunda cihad eden gaziler. Şu
halde şayet alan kimse muhtaç değilse ve onda muslümanların bir faydası yoksa
onun zekatta payı da yoktur.
hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) bir insanın zekata mustehak olduğunu bilirse ona
zekat verirdi. Şayet zekata mustehak olan biri kendisinden ister, fakat kendisi
o kimsenin durumunu bilmezse ona, zenginin ve çalışıp, kazanan güçlü kimsenin
zekatta nasibi olmadığını bildirdikten sonra zekat verirdi. zekatı, vermeleri
gereken kimselerden alıp layık olanlara verirdi.
zekatı, malın bulunduğu
şehirdeki hak sahiplerine paylaştırırdı. Şayet mal, o şehir halkına
dağıtıldıktan sonra artarsa kendisine getirilir ve hz. peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) bizzat dağıtırdı. bu yüzden zekat tahsildarlarını badiyelere
gönderir, köylere göndermezdi. hatta muaz b. cebel'e zekatı, yemen halkının
zenginlerinden alıp onların fakirlerine vermesini emretti; zekatı alıp
kendisine getirmesini emretmedi.
7- zekat tahsildarları:
zekat tahsildarlarını
yalnızca sürüler, zirai mahsuller ve meyveler gibi görünen açık mal sahiplerine
gönderirdi. hurma sahiplerine, ağaçlarındaki hurmaları tahmin edecek, kaç vesk
geleceğini araştıracak ve böylece onların ne kadar zekat vermeleri gerektiğini
hesaplayacak bir tahminci (= haris) gönderirdi. hurmalara gelebilecek
afetlerden dolayı tahminciye, ağaçtaki hurmanın üçte birini veya dörtte birini
mal sahiplerine terketmesini, bu miktar hurmayı tahminde hesaba katmamasını
emrederdi. bu tahmini ölçüm işi, meyveler yenmeden ve koparılmadan önce zekat
hesaplansın, sahipleri istedikleri şekilde tasarrufta bulunsunlar ve zekat
miktarını tazmin etsinler diye yapılmaktaydı. bundan dolayı hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem), kendileriyle musakat ve müzaraat akdi yaptığı
hayberlilere tahminci gönderir, meyveleri ve zirai mahsulleri tahmini olarak
hesaplattırır ve bunların yarısını onlara tazmin ettirirdi. onlara abdullah b.
ravaha'yı göndermişti. ona rüşvet vermek istediler. bunun üzerine abdullah:
"bana haram mı yedireceksinizi! vallahi, ben size, en sevdiğim insanın
yanından geldim. siz benim gözümde maymun ve domuz sayılmanızdan daha
iğrençsiniz. size nefretim ve o'na olan sevgim beni» size adil davranmamaya
sevketmez." dedi. onlar da bu sözler üzerine: "işte bununla gökler ve
yeryüzü ayakta durur." dediler.
8- zekat alınmayan
mallar:
hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) atlardan, kölelerden, katırlardan, merkeplerden
ölçülemeyen ve muhafaza edilip saklanılamayan sebzelerden, karpuz ve kavundan,
salatalık ve acurdan, üzüm ve hurma dışındaki meyvelerden zekat almazdı. Üzüm
ve hurmanın zekatım toplu alır, kurumuş / kurumamış ayırt etmezdi.
9- balın zekatı:
bal konusunda hz. peygamber'den
(sallallahu aleyhi ve sellem) farklı rivayetler aktarılmıştır. ebu davud, amr
b. Şuayb - babası - dedesi senediyle rivayet eder ki, müt'anoğullarından hilal
adında birisi allah rasukvne (sallallahu aleyhi ve sellem), arılarından elde
ettiği balın öşrünü (onda birini) getirmiş ve o'ndan "selebe"
adındaki bir vadiyi arıların bal toplama yeri olarak tayin etmesini istemişti.
bunun üzerine allah rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) o vadiyi anlar için
bal toplama yeri olarak tayin etmişti. hz. Ömer İbnü'l-hattab (r.a.) halife
olunca, süfyan b. vehb bir mektup yazıp bunu sordu. hz. Ömer cevap olarak şöyle
yazdı: "Şayet allah rasulü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) ödediği,
arılarından elde ettiği balın öşrünü sana da öderse selebe'yi onun arılarının
bal toplama yeri olarak bırak. aksi takdirde arı, yağmur sineğidir..(bal yapmak
için yağmurlu ve bitek arazi arar). oralardan dileyen arısına bal toplatabilir.
(yani dağlarda bulunan balı toplamada önce gelen daha haklıdır.)"
bu hadisin bir diğer
rivayetinde: "her on tulum baldan bir tulum zekat verilir."
denmektedir.
İbn mace'nin, sözen'inde
amr b. Şuayb - babası - dedesi senediyle rivayetine göre hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) baldan öşür almıştır.
İmam ahmed'in
müsned'inde rivayet* edildiğine göre ebu seyyare el-mütei diyor ki: hz.
peygamberce (sallallahu aleyhi ve sellem) "ey allah'ın rasulü! benim
arılarım var." dedim. "Öşür ver." buyurdu. "ey allah'ın
rasulü! arıların bal topladığı yeri bana ayır" dedim. o da benim için
orasını arılarımın bal toplama yeri olarak tayin etti.
abdürrezzak'ın, abdullah
b. muharrer - zühri - ebu seleme - ebu hureyre senediyle rivayetine göre allah
rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) yemenlilere baldan öşür alınmasını yazdı.
Şafii'nin, enes b. iyaz
- haris b. abdurrahman b. ebu zübab - babası abdurrahman senediyle rivayetine
göre sa'd b. ebu zübab anlatıyor: allah rasulü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem)
gelip muslüman oldum. sonra: "ey allah rasulü! kavmimin mallarını muslüman
oldukları zamandaki şekliyle bırak." dedim. allah rasulü (sallallahu
aleyhi ve sellem) de öyle yaptı ve beni onlara zekat memuru olarak tayin etti.
sonra ebu bekir (r.a.) ve ondan sonra da hz. Ömer (r.a.) beni zekat memuru
tayin etti. -ravi diyor ki: sa'd, serat halkındandı.- bal konusunda kavmimle
konuştum ve onlara: "balda zekat vardır. zekatı verilmeyen bir gelirde
hayır yoktur." dedim. "acaba ne kadar verilecek, senin bu konudaki
görüşün nediri" diye sordular. "Öşür = onda bir" dedim ve
onlardan öşür aldım. hz. Ömer İbnü'l-hattab (r.a.) ile karşılaştım. ona olanı
haber verdim. hz. Ömer aldığım öşrü benden aldı (ve sattı), sonra parasını
muslümanların zekatları arasına (hazineye) koydu. bu hadisi İmam ahmed rivayet
etmiştir. metin Şafii'ye aittir.
a) balın zekatı yoktur
diyenler:
İlim adamları bu
hadislerde ve hadislerin ifade ettiği hükümde ihtilaf etmişlerdir: buhari:
"balın zekatı konusunda hiç sahih hadis yoktur.", tirmizi: "bu
konuda hz. peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) aktarılan rivayetlerin
çoğu sahih değildir.", İbnü'l-münzir: "balın zekatının farz olduğuna
dair ne allah rasulü'nden (sallallahu aleyhi ve sellem) sabit bir hadis, ne de
bir icma vardır. balda zekat yoktur." ve Şafii: "baldan öşür
alınacağı yolundaki hadis zayıftır; öşür alınmayacağı konusundaki hadis de
zayıftır. ancak bu ikincisi hakkında Ömer b. abdülaziz'den sahih bir rivayet
vardır." demiştir.
bunlar diyorlar ki: farz
olduğunu ifade eden bütün hadisler illetlidir:
1- İbn Ömer hadisi: bu
hadis sadaka b. abdullah b. musa b. yesar - nafi' - ibn Ömer senediyle rivayet
edilmiştir, İmam ahmed, yahya b. main ve başkaları senedde geçen sadaka adlı
raviyi zayıf saymışlar; buhari: "bu hadis nafi* yoluyla hz. peygamber'den
(sallallahu aleyhi ve sellem) mürsel olarak rivayet edilmiştir." ve nesai:
"sadaka bir hiçtir. bu hadis münkerdir." demiştir.
2- ebu seyyare el-mütei
hadisi: süleyman b. musa, ebu seyyare'den rivayet etmiştir. buhari:
"süleyman b. musa, allah rasulünün (sallallahu aleyhi ve sellem)
ashabından hiçbirine yetişmemiştir." diyor.
3- hz. peygamberdin
(sallallahu aleyhi ve sellem) baldan öşür aldığı yolundaki öteki amr b. Şuayb
hadisi: bu hadisin senedinde amr'dan rivayette bulunan Üsame b. zeyd b. eşlem
vardır. onlara göre bu ravi zayıftır. İbn main: "zeyd'in üç oğlu da
hiçtir" ve tirmizi: "zeyd b. eslem'in çocukları arasında sika bir
ravi yoktur." diyor.
4- zühri - ebu seleme -
ebu hureyre senediyle rivayet edilen hadis, zühri'den bu hadisi rivayet eden
abdullah b. muharrer'den arınmış olsa ne açık bir delil olurdu! buhari, onun bu
hadisi hakkında: "abdullah b. muharrer'in rivayet ettiği hadis terkolunur
(metruktür). balın zekatı konusunda hiç sahih hadis yoktur." diyor.
5- Şafii'nin (r.h.)
hadisine gelince: bu hadisi beyhaki, salt b. muhammed - enes b. iyaz - haris b.
abdurrahman (yani İbn ebu zübab) - müneyyir b. abdullah - babası abdullah -
sa'd b. ebu zübab senediyle rivayet etmiş; yine aynı senedle safvan b. İsa,
haris b. ebu zübab'dan rivayet etmiştir. buhari: "sa'd b. ebu zübab'dan
rivayette bulunan müneyyir'in babası abdullah'ın rivayet ettiği hadis sahih
olmaz. bana ali b. el-medini: bu müneyyir'i, bu hadis dışında hiç tanımıyoruz,
dedi." diyor. Şafii diyor ki: "sa'd b. ebu zübab'ın aktardığı rivayet
göstermektedir ki, allah rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ona baldan zekat
almasını emretmemiştir, bu yalnızca onun kendi görüşüdür ve bal sahipleri için,
verdikleri bu zekat, nafile sadaka yerine geçmektedir." yine Şafii diyor
ki: "kendilerinden zekat alınan şeyler hakkında hadisler ve sahabe
tatbikatı sabittir. bu konuda ise sabit değildir. herhalde baldan zekat muaf
tutulmuştur."
yahya b. adem'in, hüseyn
b. zeyd - cafer b. muhammed - babası muhammed senediyle rivayetine göre hz. ali
(r.a.): "balda zekat yoktur." demiştir.
yahya: "hasan b.
salih'e bal soruldu; onda gerekli bir şey görmedi.'diyor ve muaz'ın baldan hiç
bir şey almadığını kaydediyor.
humeydi'nin, süfyan -
İbrahim b. meysera - tavus senediyle rivayetine göre muaz b. cebel'e baldan ve
zekat nisabına ulaşmayan sığırdan zekat getirildi. muaz: "allah rasulü
(sallallahu aleyhi ve sellem) bana, bu ikisinden herhangi bir şey almamı
emretmedi." dedi.
Şafii'nin malik'den
rivayetine göre abdullah b. ebu bekir diyor ki: Ömer b. abdülaziz'den (r.a.)
babama mina'da bulunuyorken at ve baldan zekat almamasını emreden bir mektup
geldi. malik ve Şafii bu görüşü benimsemişlerdir.
b) balın zekatım kabul
edenler:
ahmed, ebu hanife ve bir
grup alim baldan zekat verilmesi görüşünü benimsemiştir. onların görüşüne göre
bu rivayetler birbirlerini takviye ederler. pek çok yoldan değişik senedlerle
rivayet edilmişlerdir. mürsel olanları, musned olanlarını güçlendirir. ebu
hatim er-razi'ye: ''müneyyir'in babası abdullah'ın sa'd b. ebu zübab'dan
rivayet ettiği hadis sahih midiri" diye sorulduğunda "evet"
cevabını vermiştir.
bunlar diyorlar ki: zira
bal, ağaçların çiçeklerinden ve kır çiçeklerinden meydana gelir; ölçülebilir,
saklanabilir bir maldır. bu yüzden tahıllar ve meyvelerde olduğu gibi onda da
zekat vaciptir. onun elde edilmesindeki külfet, zirai mahsuller ve meyvelerdeki
külfetten aşağıdır.
ayrıca ebu hanife diyor
ki: Şayet bal, Öşri arazideki andan elde ediliyorsa zekat olarak öşür (1/10)
gerekir. eğer harac araziden elde ediliyorsa hiçbir şey gerekmez. Çünkü harac
arazinin sahibi, arazide elde ettiği meyvelerden ve zirai mahsullerden dolayı
harac vermekle mükelleftir. harac arazide, mahsullerden dolayı bir başka hak
gerekmez. Öşri arazide ise sahibinin zimmetinde, bu araziden dolayı bir hak
gerekmez. bu yüzden ondan elde edilen şeylerden hakkın alınması gerekir.
İmam ahmed bu konuda her
iki araziyi eş tuttu ve arazi ister öşri, ister haraci olsun kişinin kendi
mülkünden yahut Ölü (mevat) araziden elde etmiş olduğu baldan zekat alınmasını
gerekli gördü.
balda zekatı gerekli
görenler bunun belli bir nisabı olup olmadığında ihtilaf etmişler ve ortaya iki
görüş atmışlar: 1- İster az, ister çok olsun zekat gerekir. bu ebu hanife'nin
(r.h.) görüşüdür. 2- muayyen bir nisabı vardır. bu görüşü kabullenenler nisabın
miktarında ihtilaf etmişlerdir: ebu yusuf 10 rıtıl ve muhammed b. hasan 5
feraktir diyor. ferak, 36 irak rıtlına eşittir. ahmed, balın nisabı 10 ferak
diyor. sonra hanbeli alimleri ferak konusunda üç görüş ortaya atmak suretiyle
ihtilaf etmişlerdir: 1) ferak, 60 ntıldır, 2) 36 rıtıldır, 3) 16 ntıldır. İmam
ahmed'in sözünden anlaşılan bu (üçüncüsü)dür. en iyi bilen allah'dır.
10- zekat verene dua
edişi:
bir adam zekat getirdiği
zaman hz. peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ona dua eder; bazan
"allah'ım! bu adama bolluk ver, develerini bereketlendir. ve bazan da
"allah'ım! bu şahsa rahmet ve mağfiret eyle." diye dua ederdi.
zekatta malların en iyilerini değil, malın vasat kalitelisini alırdı. bundan
dolayı muaz'a, malların en iyilerini almamasını emretmiştir.
hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem), zekat veren kimseye, verdiği zekatı satın almayı
yasaklamıştır. fakir kimsenin kendisine verilen zekattan zengine hediye etmesi
halinde o zenginin zekattan yemesini mubah sayardı. bizzat hz. peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem), berire'ye zekat olarak verilen etten yemiş ve:
zekattır ve bize ondan hediyedir." demiştir.
(bu, ona zaman zaman
zekat mallarından muslümanların yararına borç alıp kullanırdı. nitekim bir
keresinde bir ordu donatmış, develer tükenmişti. bunun üzerine abdullah b.
amr'a zekat develerinden almasını emretti.
zekat develerine kendi
eliyle damga vururdu. damgayı develerin kulaklarına vururdu. başına bir iş
geldiğinde zekat verecek kimselerden zekatı vaktinden önce alırdı. nitekim
(amcası) hz. abbas'tan (r.a.) iki senelik zekatı vaktinden önce almıştır.
sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
b) fitir
sadakasindakİ tatbİkati