KUR’AN’DA DUA VE RASULLERİN DUA ÖRNEKLERİ 8

Fevzi Zülaloğlu. 8

ÖNSÖZ.. 8

GİRİŞ. 9

Duamız Olmasa! 9

1- KUR'AN'DA DUANIN ANLAMI 10

A. İlahi Davete Bir İcabet Olarak Dua. 11

B. Duanın Hedef ve Amaçları 12

1. Zikir ve Tespih. 12

2. Hamd ve Şükür 12

3. İstiâne ve İstiâze. 13

4. İstiğfar 13

C. Hayalperestliğin Şifası Dua. 13

D. İsra ve Duanın Anlam Dünyamızdaki Yeri 14

İsra ve Duanın Amaç Birliği 14

Ve Namaz. 14

2-SAHİH BİR DUADA YER ALMASI GEREKEN UNSURLAR.. 15

A. Asgari Unsurlar 15

1. İstiâze ve Besmele. 15

2. İstiâne/Sadece Allah'tan Yardım Dilemek. 15

a) Tağutlardan Yardım Dilenmek. 16

b) İstiânede Vesile İttihaz Etmek. 16

c) Allah'a Ulaşmak İçin Ölülerden Yardım İsteme Zilleti 16

3. Tevhidin Tevekkülle İlişkisi 17

B. Diğer Unsurlar 17

1. Doğrudan Allah'a Hitap Etmeli 17

2. Allah'ı Tespih Eden Sıfatlarla Başlayıp Bitmeli 18

3. Gereken Şükür Öğelerini Taşımalı 19

4. Kavli ve Fiili İhlas Bulunmalı 19

a) İhlasın Göstergesi Salih Ameller 20

b) Musa Peygamberin İhlaslı Yakarışı 20

c) Fiili Dua ile Birlikte Yapılan Makbul Dualar 20

5. Sabır ve Salat ile Takviye Edilmeli 21

6. Zaman ve Mekan Unsurlarına Dikkat Edilmeli 21

a) Sadece Sıkıntıya Düşünce Değil, Her Halükârda Dua Edilmeli 21

b) Duyarlılığı Yükselten Zaman ve Mekanlar Tercih Edilmeli 22

7. Ye's Anında Yapılmamalı 22

a) Dua Öncelikle Dünyada Yapılmalı 22

b) Duhan Duasının Makbul Olmayacağı Ye's Anı 23

c) Korku ve Ümit Arasındaki Bir Psikoloji ile Yapılmalı 23

8. Dünyayı Değil Ahireti Öncelemeli 23

9. Ahit Tazelemek Amacıyla Yapılmalı 24

10. İ'sar İlkesine Uygun Olarak Yapılmalı 24

Sözün Özü. 24

3- KUR'AN'DA DUA ÇEŞİTLERİ 25

A. Makbul Olan Dua Örnekleri 25

Kur'an'da Makbul Olarak Beyan Edilen Dua Örnekleri 25

1. Tevhid Duaları 26

a) Tespih, Tevazu ve Teslimiyet Duaları 26

Tespih Duası 26

Tevazu ve Tespih Duası 27

Yunus Peygamberin Tespih, Tehlil ve İstiğfar Duası 27

İbrahim Peygamberin Teslimiyet Duası 27

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Tespih Duası 27

İlahi Vahyin Bilgisine Muttali Olmuş Alimlerin Tespih Duası 28

Müminlerin Tespih Duası 28

Yolculukta Tespih Duası 28

b) Tevhid ve Tenzih Duaları 28

Râsihûnun/İlimde Derinleşenlerin Tenzih Duası 28

c) İstiâze Duaları 29

1) Peygamberimize Öğretilen İstiâze Duaları 29

2) Nuh Peygamberin İstiâze Yakarışı 29

3) Musa Peygamberin İstiâze Duaları 29

Cahillerden Allah'a Sığınış Duası 29

Ahiret Gününün İnkar Edenlerden Allah'a Sığınış Duası 29

d) İstiâne ve İmdad Duaları 29

Beş Vakit Namazda İstiâne Duası 30

Rahmet Duası 30

Maide/Sofra Duası 30

İmdad Duaları 31

İmdad ve İftitah Duaları 31

Muhafaza ve Necat Duası 31

İstihare Duası 31

İtiraf ve İmdad Duaları 31

İnşirah ve İsar Duası 32

Sabır/Direniş Duası 32

Nusret/Yardım ve Zafer Duaları 32

Necat /Kurtuluş Duası 32

Fitneden Muhafaza Duası 32

e) Tevekkül Duaları 32

İbrahim (a) ve İman Eden İlk Müminlerin Tevekkül ve Fitneden Muhafaza Duası 33

Musa (a)'nın Arkadaşlarının Tevekkül ve Necat Duası 33

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Tevekkül Duaları 33

Müminlerin Tevekkül Duası 33

f) Tahkim Duası 33

g) Tezkiye Duaları 33

2. Hamd ve Şükür Duaları 34

İbrahim Peygamberin Hamd Duası 34

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Hamd Duaları 34

Şükür Duaları 34

Süleyman Peygamberin Şükür Duası 35

3. Sonsuz Hidayet Duaları 35

a) Râsihûnun Sonsuz Hidayet Duası 35

b) Musa (a) ve Arkadaşlarının Sabır ve Kesintisiz Hidayet Duası 35

c) Yusuf Peygamberin Şükür ve Daimi Hidayet Duası 35

4. Gayelilik Duaları 35

5. Adayış-Adanış Duaları 36

6. Cihad ve Direniş Duası 36

7. Ebedi Hicret ve Beraat Duaları 37

Cahillerden Beraat ve Selam Duası 37

Musa Peygamberin Beraat ve İftirak Duası 37

Mümin Kadının Beraat Duası 37

Ashab-ı Kehf'in Ebedi Hicret ve Beraat Duası 37

Araf’takilerin Beraat Duası 37

8. İman ve Şahitlik Duaları 38

Müminlerin İman ve Şahitlik Duası 38

Önceki Ümmetlerin İman ve Şahitlik Duası 38

Havarilerin İman ve Şahitlik Duası 38

Havarilerin İman, Şahitlik ve Teslimiyet Duası 38

Allah'a İman ve O'nu Tenzih Eden Urvetü'l-Vüska Duası 38

9. İmamet Duası 38

10. Şefkat Duası 39

11. İstiğfar Duaları 39

Bütün Peygamberlerin ve Öncülerin Yaptığı İstiğfar Duası 40

Adem (a) ve Eşinin İstiğfar Duası 40

Nuh (a)'un İstiğfar Duası 40

İbrahim Peygamberin İstiğfar Duaları 40

Musa (a)'nın İstiğfar Duaları 40

Süleyman Peygamberin İstiğfar Duası 40

Peygamberimiz Muhammed (s) ve Arkadaşlarının İstiğfar Duaları 40

Peygamberimiz Muhammed (s)'den Kendisi ve Diğer Müminler İçin Yapması İstenen İstiğfar Duası 41

İlahi Övgüye Mazhar Olmuş Müminlerin İstiğfar Duaları 41

Müminlerin İstiğfar ve Rahmet Duası 41

12. Sabır ve Şifa Duası 42

13. Ahirete Öncelik Veren Dualar 42

Rağbet Duası 42

14. Azaptan Muhafaza Duaları 42

a) Musibet Duası 42

b) Helaktan Muhafaza Duaları 42

Musa Peygamberin Helaktan Muhafaza Duası 42

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Helaktan Muhafaza Duası 43

İlahi Övgüye Mazhar Olmuş Müminlerin Azaptan Muhafaza Duası 43

c) Duhan Azabından Muhafaza Duası 43

d) Cehennem Azabından Muhafaza Duası 43

e) Müminlerin Ebedi Hüzünden Muafiyet Duası 43

15. Cennet Ehlinin Ahirette Yapacakları Dualar 44

a) Mutlak Kopuş/Ebedi Beraat Duası 44

b) Sonsuz Nur ve İstiğfar Duası 44

c) Hamd Duaları 44

d) Tespih ve Hamd Duası 44

B. Makbul Olmayan Dualar 44

1. Dünyada Yapıldığı Halde Makbul Olmayan Dualar 44

a) Nuh (a)'un Oğlu İçin Yaptığı Dua. 44

b) İbrahim (a)'in Babası İçin Yaptığı Dua. 45

c) Ru'yetullahı/Allah'ın Görülmesini Talep Eden Dua. 45

d) Ye's/Ümitsizlik Duaları Firavun'un Ye's Duası 45

Duhan/ Duman Duası 46

e) Münafıkların Cennete Girmesi İçin Yapılacak Dua. 46

2. Ahirette Yapıldığı İçin Makbul Olmayan Dualar 46

a) Hulül/Enkarnasyon Duaları 46

b) Batıl Mazeret Duaları 47

c) İtiraf Duası 47

d) Cehennem Ehlinin Duaları 47

C. Fiili Dua. 48

D. Kahhariye ve Helak Duaları 48

Beddua ile Kahhariye Duası Arasındaki Fark. 48

1. Nuh (a)'un Helak Duası 49

2. Hûd (a)'un Nusret Duasıyla Gelen Helak. 49

3. Şuayb Peygamberin İftitah Duasıyla Gelen Helak. 49

4. Musa Peygamberin Helak Duası 50

5. Peygamberimiz Muhammed (s)'in Kahhariye Duaları 50

a) Tebbet Duası 50

b) Veyl Duası 50

E. Kainatın Duası 51

Gök Gürültüsünün ve Meleklerin Tespih Duası 51

F. Meleklerin Duaları 51

1. Tespih Duası 51

2. Hamd ve İstiğfar Duaları 51

3. Meleklerin Peygamberler İçin Yaptıkları Salat Duası 52

G. Şeytanların Duaları 52

4- PEYGAMBER DUALARI 52

1. Adem (a) ve Eşinin Yaptığı Yakarış. 52

2. Nuh (a) 53

a) Tebliğ, İnayet ve Kurtuluş Duaları 53

İtiraf ve Tevekkül Duası 53

İftitah ve Necat Duası 53

Nusret Duası 53

Hüsrandan ve Dalaletten Kurtuluş Duası 53

İtiraf ve Nusret Duası 53

b) Kahhariye ve Helak Duaları 53

Helak Duası 54

İstiğfar ve Helak Duası 54

İstiâze ve İstiğfar Duası 54

c) Güvenli Belde-Mübarek Menzil Duası 54

d) Hamd Duası 54

3. Hud (a) 54

Tevekkül Duası 54

4. Lût (a) 54

Nusret Duası 55

Necat Duası 55

a) Fitneden Muhafaza Duası 55

Hamd Duası 55

5. İbrahim ve İsmail Peygamberler 55

a) Fitneden Muhafaza Duası 55

b) Muttakilere Önderlik Yapacak Salih Evlatlar İçin Yakarışları 56

Salih Nesil Duası 56

Emniyet Duası 56

Namaz ve Rızık Duası 56

Hamd Duası 56

Namaz Duası 56

İstiğfar Duası 56

c) Kıyamete Kadar Yaşayacak Bir Güvenlik Kuşağı İçin Yakarışları 56

Emniyet ve Rızık Duası 57

Teslimiyet Duaları 57

Tezkiye/Günahlardan Arınma Duası 57

d) Dünyada Takva ve Hikmet; Ahirette Af ve Cennet İçin Yakarış. 57

Hikmet Duası 57

6. Yakup Peygamber 57

7. Yusuf Peygamber 57

b) Ebedi Hidayet Duası 58

8. Eyyub Peygamber 58

Sabır ve Şifa Duası 58

9. Şuayb Peygamber 58

İftitah Duası 58

10. Musa-Harun Peygamberler 58

a) İstiğfar Duası 58

b) Necat ve Hidayet Duası 59

c) Hayr ve İnayet Duası 59

d) İftirak Duası 59

e) İtiraf ve İnayet Duaları 59

f) İnşirah ve İşar Duası 59

g) Helak Duası 60

h) Helaktan Muhafaza Duası 60

Tespih ve Helaktan Muhafaza Duası 60

i) İstiğfar Duası 60

j) İstiâze /Allah'a Sığınış Duaları 60

Cahillerden Allah'a Sığınış Duası 60

Ahiret Gününü İnkar Edenlerden Allah'a Sığınış Duası 60

11. Davud ve Süleyman Peygamberler 60

a) İstiğfar ve İktidar Duası 60

b) Hamd Duası 61

c) Şükür Duası 61

12. Yunus Peygamber 61

Yunus Peygamberin Tespih, Tehlil ve İstiğfar Duası 61

13. Zekeriyya Peygamber 61

a) Kesintisiz Risalet Duası 61

b) Zürriyet Duası 62

c) Zürriyet ve Tespih Duası 62

14. İsa Peygamberin Duası 62

Maide / Sofra Duası 62

15. Muhammed Mustafa (s)'nın Duaları 62

a) Teheccüd Duası 62

b) Tevhid, Tevazu ve Tevekkül Duaları 62

Yüce Allah'ın Vahiyle Peygamberimize Öğrettiği Tevekkül Duaları 63

c) Hamd Duaları 63

d) Tahkim Duaları 63

e) İstiâze Duaları 63

İstiâze ve Beraat Duası 64

f) Tespih Duası 64

Yüce Allah'ın Peygamberimize Söylemesini Emrettiği Tespih Duası 64

g) Tenzih Duası 64

h) İlim Duası 65

i) Şikâyet Duası 65

j) Kahhariye Duaları 65

Tehlil ve Kahhariye Duası 65

Veyl Duası 65

'Tebbet/Kahrolsun’ Duası 65

k) Helaktan Muhafaza Duası 65

5- RABBENA DUALARI 66

Peygamberlerin ve Öncülerin Yakardıkları Gibi 66

Adem (a) ve Eşinin Yakardıkları Gibi 66

Nuh Peygamberin Yakardığı Gibi 66

Hûd Peygamberin Yakardığı Gibi 67

Lût Peygamberin Yakardığı Gibi 67

İbrahim-İsmail Peygamberlerin Yakardıkları Gibi 67

Yusuf Peygamberin Yakardığı Gibi 68

Şuayb Peygamberin Yakardığı Gibi 68

Musa Peygamberin Yakardığı Gibi 68

Ahiret Sevabını Tercih Eden Mümin Kadının Yakardığı Gibi 70

Talut'un Ordusundaki Mümin Askerlerin Yakardıkları Gibi 70

Zekeriyya Peygamberin Yakardığı Gibi 70

Meryem'in Annesinin Yakardığı Gibi 70

Havarilerin Yakardıkları Gibi 71

Ashab-ı Kehf'in Yakardığı Gibi 71

Alemlere Rahmet Olan Peygamberimiz Muhammed (s)'in ve Güzide Arkadaşlarının Yakardıkları Gibi 71

Mustazafların/Yeryüzünde Zalimler Tarafından Haksızlığa Uğratılanların Yakardığı Gibi 72

İlahi Kelamın Övgüsüne Mazhar Olmuş Bütün Müminlerin Yakardıkları Gibi 72

Meleklerin Müminler İçin Yakardıkları Gibi 73

6- GÜNLÜK HAYATIMIZA YÖN VEREN DUALAR.. 73

A. Hayatımızın Önemli Anlarıyla İlgili Dualar 73

1. Zürriyet Duaları 73

a) Doğum Öncesi Adayış Duası 74

b) Doğum Sonrası Nimete Şükür ve Hamd Duaları 74

Peygamberimize Nispet Edilen Hamd Duası 74

İbrahim Peygamberin Hamd Duası 75

Çocuğu Olanı Tebrik Etmek. 75

Tebriğe Karşılık Vermek. 75

2. Rızık Duası 75

3. Yemek Duası 76

4. Nikâh Duası 76

5. Şifa Duası 77

Hayatından Ümit Kesen Hastanın Yapacağı Dua. 77

6. Yolculuk Duaları 77

Nuh (a)'un Mübarek Menzil Duası 77

Yolculukta Tespih Duası 78

İbrahim Peygamberin Büyük Hayat Yolculuğunda Yaptığı Tevekkül Duası 78

7. Kelime-i Şahadet Duası 78

8. Cenaze Duası 78

Hadislerde Cenaze Duası 79

9. Musibet ve Taziye Duası 80

Ölüm ve Musibetlerin Acısını Hafifleten "Allah'a Aidiyet Bilinci". 81

B. Mücadele Duaları 81

1. Gaybî Yardım Duaları 81

a) Mücadelemize Yön Veren Diğer Gaybî Yardım Duaları 81

b) Mustazafların Gaybî Yardım Talebi ve Bizim Görevimiz. 82

2. Şahitlik/Şehitlik Duası 83

3. Vasat Ümmet Duası 83

4. Salih Nesil Duası 85

5. Salih Neslin Yakarışı 87

6. Sabır, Direniş ve Cihad Duası 87

Sabır ve Direniş Duası 87

Cihad Duası 87

C. Peygamberimizden Rivayet Edilen Örnek Dualar 88

1. Kunut Duaları 88

2. Taif Duası 88

Helakten Muhafaza Duası 88

3. Ezan Duası 89

4. Telbiye Duası 89

BİBLİYOGRAFYA.. 89


KUR’AN’DA DUA VE RASULLERİN DUA ÖRNEKLERİ

 

Fevzi Zülaloğlu

 

1969 yılında Sivas'ta doğdu. 1985 yılında Sarıyer İmam Hatip Lisesi’nden, 1990 yılında Marmara Üni­versitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1992 yı­lında Oltu İmam Hatip Lisesi'nde öğretmenliğe baş­ladı. 1995 yılından itibaren Sarıyer İmam Hatip Lise­si’nde öğretmenliğe devam etmektedir.

Haksöz dergisinde makaleleri yayınlanmakta olan yazarın, "Temel Kaynağımız Kur'an" adlı kitabı daha önce Ekin yayınları tarafından yayınlanmıştır.[1]

 

ÖNSÖZ

 

"...Beni anın ki Ben de sizi anayım; Bana şükredin ve Beni inkar etmeyin."[2]

"Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın ve sabah akşam O'nun şanını yüceltin."[3]

"Rabbiniz buyurur ki. Bana dua edin, duanızı kabul ede­yim. Bana kibirlenerek kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, mutlaka aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir."[4]

Rabbimiz Kur'an'ı hiçbir beşeri üründe yer alamayacak ken­dine has özellikler taşıyan bir kitap olarak tanzim etmiştir. Bazı akademik ve bilimsel eserlerde olduğu gibi ilahi kelam, konulu an­latımı takip etmek mecburiyetinde değildir. Ne ki tüm hayata reh­berlik etmek üzere indirilen kitap sadece bir konuyu izah etmek üzere de gönderilmemiştir. Bu sebeple Kur'an'da anılan ve örnek gösterilen dualar, tabii ki tasnif edilmiş bir şekilde yer almamakta­dır. Mesela "Dua" diye bir bölüm yoktur Kur'an'da.

Bu nedenle nasıl dua etmemiz gerektiğine ilişkin bütüncül ve güvenilir bir bakış açısı kazanabilmek için, özel bir gayrete ihtiyaç duyulmaktadır. Duanın neliğine ve nasıllığına ilişkin bu araştır­mamız esnasında, başlangıçta tahmin edemeyeceğimiz kadar çok sayıda örnek yakarışın Kur'an'da yer aldığını gördük. Öyle ki biz müminlerin satır aralarında kaybettiğimiz, surelerin içinde belki de defalarca okuduğumuz halde, hiç fark etmeden geçtiğimiz dua­lardı bunlar.

Aslında sonuç şaşırtıcı değildir. Değil mi ki Allah ile kulları arasında var olması gereken münasebete dair kesin bilginin kay­nağıdır Kur'an? Öyleyse hem temel ölçüleri, hem de örnek ifade­leriyle Kur'an'ın tamamı bir tür duadır. Bu anlamda biz Kur'an'ın her ayetiyle Allah'a yakarışta bulunabiliriz. Bir başka deyişle, siyasetten, iktisattan, hukuktan söz eden ayetleri okuyarak da Rabbimizi tespih edebiliriz. Ancak bizim araştırmamızın konusu, doğrudan yakarış ifade eden ayetlerdir.

Belli bir alan seçip orada yoğunlaşmadan bilgide derinleşememek insan olarak zaaflarımızdan kaynaklanmaktadır. Çünkü biz insanlar bir dünyaya kulak kesilmişsek diğerine sağır davranabiliyoruz. Bu yüzden çok boyutlu bir fıkhetme yeteneği, ilahi dene­tim alanda görev yapan peygamberlerde ve az sayıda yetişen ön­derde bulunabiliyor.

Her ne kadar anlamı kısıtlayan bazı mahzurları olsa da tasnif usulü, tahlil ve tahkik amaçlı araştırmalar için kaçınılmaz olarak başvurulması gereken bir usul. Biz de bu usulden yararlanarak Kur'an'daki dua ifadelerine çeşitli isimler verdik. Akılda kolay kalmasını ve kolayca bulmayı sağlasın diye sınıflandırmalara git­mek zorunda kaldık. Ancak şunu peşinen ifade etmek istiyoruz: Dua ifadelerine verdiğimiz isimler tasnif ve anlatım kolaylığını sağlamak amacıyla kullanılmıştır; kesin bir karineye dayanmamak­tadır. İçinde geçen konuya uygun olarak çeşitli isimlendirmelere gittiysek de bunları mutlaklaştırmak niyetinde değiliz.

Öte yandan tasnif ve isimlendirme usulü bizim örfümüzde yabancı olunan bir husus da değildir. Bilindiği gibi, Kur'an'da yer alan sure isimleri, içinde en çok vurgulanan konularla irtibatlıdır. Biz de bu örneklikten hareketle dualara taşıdığı anlamlara uygun isimler verdik.

Kullanmaya çalıştığımız "konularına göre tasnif metodu"nun zaaflarından dolayı, bir duada birden çok konunun öne çıkması dolayısıyla, yer yer tekrarlar yapmak zorunda kaldık. Mesela bir duada hem ihlas hem de istiğfar ön planda duruyorsa, iki üç yerde aynı ifadeleri hatırlatmak zorunda kaldık. Daha fazla ana konu varsa daha çok yerde anmak durumunda kaldık. Bu sebeple bir duayı hem Dua Çeşitleri Bölümü'nde, hem Peygamber Duaları Bölümü'nde hem de Rabbena Duaları Bölümü'nde hatırlatmak durumunda kaldık. Diğer bölümlere atıflar yaparak tekrarlardan kaçınabilirdik; fakat bunu yapmadık.

Bilerek tekrarlara yer vermemizin üç nedeni vardır: Birincisi, farklı cephelerden duaları tanıtmaktır. İkincisi, bir duada tek bir konunun yer almamasından dolayı, farklı niyetlerle ve farklı amaç­larla onlara başvurabileceğimizden dolayıdır. Üçüncü sebebi ise, kitabımıza bir eğitim aracı işlevi yüklemiş olmamızdan kaynak­lanmıştır. İstedik ki, hayatına dua ile yön vermek isteyen bütün kardeşlerimiz, aradıkları konuya çeşitli cephelerden bakış açılarıy­la kolayca ulaşabilsinler.

Kaçınılmaz bir yöntem olarak kullandığımız tasnif usulünü mümkün olduğu kadar formelleştirmekten kaçınarak kullanmaya çalıştık. Çünkü formun yanında ruhun kaybolmasını ya da gölge­de kalmasını istemedik. Duanın biçimi ve ruhuna ilişkin Kur'an'ın rehberliğinde samimi bir öğrenci gibi davranarak gerekli tüm ay­rıntılara ulaşmayı amaçladık. Bu nedenle okuyucularımızdan bi­çimden çok öze dikkat etmelerini beklemekteyiz.

Çalışmamızda yeri geldikçe dua ile ilgili hadislere de işaret et­tik, ancak büyük bir bölüm ayırmadık. Zira hadislerde geçen bü­tün dualara yer vermek çok hacimli bir eserin ortaya çıkmasına neden olacaktı; bu da çalışmanın pratik faydalarını gölgede bıra­kabilecekti. Bu sebeple ana eksenimizi ve hareket noktamızı belir­leyen Kur'an çerçevesi içinde kalmaya özen gösterdik. Yine araş­tırmamız sırasında gördük ki, bir yaşam biçimi olarak dua; hem Kur'an'da, hem de hadislerde tüm hayatımıza yön verecek yeterli­likte ve kapsamdadır. Kaynaklanınız bu konuda çok zengin veri­lerle doludur. Ancak atıl bir vaziyette kitapların sayfaları arasında duran şifa kaynağı dualarımız bize bir yarar sağlamayacaktır. Aslolan onları yeniden üreterek hayatımızın merkezine yerleştirmek, bizden sonraki kuşaklara manevi bir miras olarak en sahih şekilde aktarabilme becerisini göstermektir.

İnsanların hayatı çürüten ve bir felakete doğru sürükleyen kötü davranışlarından ve yönetme makamını işgal edenlerin uy­gulamalarından şüphesiz Kur'an'ın can veren ışıltılarıyla kurtu­labiliriz. Fakat insanlığın Kur'an'a bu gözle baktığını söylemek oldukça zordur. Peki ya Müslümanlar? Adına "İslam dünyası" denilen iki milyara yakın insan, Kur'an'a hakkettiği ilgiyi göster­meye çalışıyor mu? Kur'an ne kadar hayatımızda? Kur'an'da ör­nek gösterilen dualar ne kadar fiillerimizi süsleyerek ibadet an­lamı katıyor? Kur'an'ın aynı zamanda bir dua kitabı olduğunun farkında mıyız?

Yaşadığımız topluma baktığımızda dinî yaşantının içinde Kur'an'ın örnek dualarının yeterince yer almadığını görüyoruz; tabii sahih olanlar yer almayınca, tashihe muhtaç olanlar onların yerini hemen doldurabiliyor. Bu nedenle çalışmamızın amaçların­dan biri de duanın hayatın kenarına itilmesi gereken iğreti bir "şe­kil" değil, nefes aldığımız her anı kuşatması gereken bir "değer" olduğunu ortaya koyarak, Kur'an'ın aynı zamanda bir dua kitabı olduğunu örneklerle göstermektir.

Kur'an aynı zamanda bir dua mecmuasıdır; daha ilk suresi olan Fatiha; hamd ü sena ile başlayan, "doğru yol" talebiyle devam eden bir önsözdür; yakarış formunda bir önsöz. Fatiha, Bakara ve Nas sureleri arasındaki tüm surelerde yakarış formunda bir dua yer almaktadır; öyle ki bütün hayatın bir ibadet olduğu gerçeğin­den hareketle bütün ayetlerin aynı zamanda bir dua olduğunu söyleyebiliriz. Biz müminler hayatı bölmeden-parçalamadan, tü­münü Rabbimize adamakla yükümlüyüz; bu nedenle faizden, mi­rastan, şûradan, kısaca "dünyevî" diye niteleyebileceğimiz işler­den bahseden ayetler ne kadar hayatımızın rehberiyse, bir ibade­tin yerine getirilmesiyle ilgili dua formundaki ayetler de böyle değerlendirilmelidir.

Kur'an'da duanın sabır ve namazla birlikte, salih amellerle takviye edilerek yapılması gerektiğine ilişkin sık rastlanan vurgu­lar; çalışmamızın gayesinin oluşumunda bize rehberlik etmiştir. Bu gayeyi şöyle özetlemek mümkündür: "Duanın kuru kuruya söylen­miş sözler yığını olmayıp hayata çekidüzen veren, varoluşumuzu anlamlandıran eylemler olduğu"nu her fırsatta vurgulamak; gönüllerimizi ve davranışlarımızı dua ile anlamlandırmak... Bir başka deyişle Allah'ı anmayı hayatın gayesi olarak gören; Allah’ın da kendilerini dünyada ve ahirette salihler içinde anacağı müminlerden olabil­mek...

Değil mi ki Allah katında bize değer kazandıracak bir ibadet­ten bahsediyoruz, öyleyse duanın biçimi ve ruhuna ilişkin gereken en büyük önemi vermek durumundayız. Amacımız; bunun idraki­ne varanlara mütevazı bir katkı sağlamaktır.

Çalışmak bizden, yardım ve başarı Alemlerin Rabbi Olan Al­lah'tandır...

Fevzi Zülaloğlu

Ocak 2005, Sarıyer[5]

 

GİRİŞ

 

Duamız Olmasa!

 

"De ki: 'Sizin dua ve kulluğunuz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin ki?" [6]

Dua bir ibadettir, ibadetlerin özüdür.[7] Tüm hayatı içine alıp kucaklayan bir ibadet olarak duanın en belirgin vasfı, tevazudur. Ancak kibirden arınmış insanlar dua etmeye yanaşırlar. Yaratıcıya sunabilecekleri tek geçer akçedir dua. Çünkü O'nun katında malın-mülkün, bir ömrün boş yere harcandığı, uğrunda savaşlar verilen beşeri değerlerin bir kıymeti yoktur. Bizi O'nun katında değerli kılan ve rızasına yaklaştıran tek değerdir dua.

Dua, varoluşun gayesi olan ibadetin en önemli unsurlarından biridir. "Ve cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etmeleri için yarat­tım."[8] diyerek varoluş gayemizi beyan eden Rabbimiz, şüphesiz selim akıl sahipleri için en doğru hedefi göstermiştir.

Dua, kalbin maddi alemin kirlerinden kurtularak manevi alemlere doğru yelken açması, ruhun kusursuz bir kemal, sonsuz bir kudret ve merhamet, eşsiz bir güzellik sahibi olan Allah'a doğ­ru yükselişe geçmesidir.

Dua öyle sözle sınırlanacak, kelamın kabuğuna sığacak kadar küçük ve değersiz değildir. O eylemdir, hayat tarzıdır. Değil mi ki dua bir davranış modeli, hayatın kendisidir; öyleyse hayatı kuşatmalı, hayat dua ile anlamlandırılmalıdır. Bir manada kalbimiz her an dua ile atmalı, dilimizle gönlümüz arasında sözlü ve fiili yakarışlarda bulunarak yıkılmaz köprüler kurmalıyız.

Dua, insanı neden-sonuç ilişkilerine mahkum eden çağımız hastalıklarından determinizmin ilacıdır. Eskiyi karalayıp yeni olan her şeyi baş tacı etmeyi tavsiye eden modernizmin yok ettiği has­letleri yeniden kazandıracak tek değerdir dua ve şeytanlaşmış in­sanların ürettiği içi kof değerlerden kurtaracak olan şifa kaynağı­dır.

Dua bir çeşit sihir olmadığı gibi, nesnel çerçevesi belli, deney ve gözlemle tahlil edilebilir bilimsel yasalara da bağlı değildir. Al­lah'a samimiyetle yönelmek ve O'nun gaybi yardımlarının olma­dığı, O'nun izni olmadığı hiçbir şeyin kainatta gerçekleşmeyeceği bilincine ermektir. Dua, Allah'tan bağımsız kendi kendine saat gibi işleyen tasavvurları yok ederken suya, tuza, pirinç tanelerine üfle­yerek tedavi niyeti izhar eden şarlatanlığı da reddeder.

Dua, "boş söz" anlamına gelen ve Kur'an'da ısrarla kaçınma­mız emredilen 'lehve'l-hadîs'ten kaçınmanın da en güzel yoludur. Yine "boş işlere dalmak" anlamına gelen 'lağv’ın yol açtığı dertlere de şifadır...

Dua ibadetin özü, Rabbe kulluğun bir ifadesidir. Yoksa ihti­yaçlarımızı karşılamakla görevli bir memura sunulan dilekçe de­ğildir. Bir tevekkül aracı olarak işlerimizin başını ve sonunu an­lamlandıran bir münâcattır. Ve dua tüm sorunlarımızın ancak kai­natın sahibi olan Allah'ın iradesi ile göndereceği gaybi yardımlarla çözüleceği bilincine ermektir.

Dua; zayıflığımızı, acizliğimizi, yoksulluğumuzu bir bir dışa vurarak şahadet etmek, sonsuz yaratma kudretini tespih ederek Yüce Rabbimizden bu şahitliğe şahitlik etmesini beklemektir.

Dua, sadece ihtiyaç bildirmek değil, insanın manevi duyarlılı­ğını itiraf ederek dışa vurması, ilahi nimetlere karşı duyduğumuz hayranlık hissini dile getirmektir.

Dua; bencillikten, yaşanan anın olumsuz koşullarından; inançlarımızın sorunlarımız tarafından biçimlendirilmesinden Allah'a sığınmaktır.

Dua, öz benliğimizin sahip olduğu yüce duyguları korumak­tır. Hanif olarak Allah'ın yarattığı öz olan fıtrata gözümüzü gönlümüzü çevirmek, olumlu insani erdemliliklere talip olmaktır. Kalbin zekası, aklın cilasıdır dua.

Capcanlı bir ilişki, aşkın bir haberleşme yöntemi olan dua, sı­ğınakların en güvenlisi olan Allah'a sığınmayı öğreten bir özgüven kaynağı olarak tüm kainatta nokta kadar bile olmayan yerimizi dev bir meşaleyle pekiştirir, büyütür...

Dua, takvayı kuşanıp takvayı bahşedene başvurmaktır. Bir di­reniş şeklidir dua; İblis'in şeytani tuzaklarına karşı, şeytani güçle­rin günaha çağıran ahlaksız tekliflerine karşı.

Dua, sıfatları, makamı, zatı, insanlıkla ilgisi, tüm varlık âlemi­ni yönetmesi dolayısıyla, Yaratıcı'nın yüceliğinin, müminin dili ile takdir edilmesidir.

Dua, Rabbimizin bitmez tükenmez hazinelerine bizi götüren esrarlı bir anahtar gibidir.

Dua; hem nimetler içinde yüzmekten duyduğumuz memnu­niyeti, hem de ilahi azaptan duyduğumuz korkuyu, kötü bir işten dolayı duyduğumuz pişmanlığı samimi bir şekilde dile getirmenin en güvenilir yoludur.

Dua; varsıl-yoksul, kalbi mesrur-gönlü kırık, emniyette olan-kıvranıp duran bütün insanların umudu, sığınağıdır.

Dua, kainatın içinde meydana gelen sayısız tını içindeki en anlamlı ses, en anlamlı meltem esintisidir.

Dini şuuru harekete geçirecek, Yüce Kudret'e teslimiyeti do­ğuracak görsel ayetlerle dolu olan evrende iradeli bir ibadet olan dua, insanın Yaratıcı'ya sunabileceği tek geçer akçedir.

Ne desek yetersizdir onu tanımlamaya. Dua yaşamak ister, sonsuza dek yaşatılmak... Hem duamız olmasa nasıl ulaşırız ilahi rızaya ve sonsuzluk yurdu olan cennete? [9]

 

1- KUR'AN'DA DUANIN ANLAMI

 

Varoluş gayemizi anlamlandıran eylemlerimizin en başta ge­leni olan dua kelimesi, Kur'an'da yirmisi mastar olarak türevleriy­le birlikte iki yüz küsur ayette geçmektedir. D-a-v kök harflerinden türeyen dua kelimesi çağırmak, seslenmek, yalvarıp yakarmak, sığınmak, ilgi kurmak gibi anlamlar taşımaktadır. Aynı kökten tü­reyen dava ve davet gibi dua da "talep ve niyaz anlamında" mas­tar kalıbında bir isimdir."[10]

Dua fiilinin ardından bir ismin gelmesi zaruridir. Çünkü muha­tabın belli olması gerekir. Duanın eş anlamlılarından "nida" kelime­sinin ardından bir muhatap ismin gelmesi ise zorunlu değildir.[11]

Terim olarak dua, kuldan Allah'a doğru yapılan sözlü, yazılı veya fiili çağrı demektir. Esası Allah'ı zikretmek ve O’na saygı sunmak olan dua, kulun kendi varlığının bilincinde olarak acizliğinin idrakine varıp Yaratıcı'ya sığınmasıdır. Sadece zorda kaldı­ğında, sıkıntıya uğradığında değil, tüm hayatı boyunca Rabbi ile münasebeti kesmemesidir. Bir başka deyişle daimi zikrullah'tır dua; sürekli Allah'ı anmak, O'ndan gafil bir saniye bile geçirme­mektir.

Dua, insandan Allah'a doğru —aşağıdan yukarıya— yapılır­ken, bunun icabeti Allah'tan insana doğru —yukarıdan aşağıya— gerçekleşir.[12]

 

A. İlahi Davete Bir İcabet Olarak Dua

 

Kur'an, Allah'ın insanlığa bir davetidir. Terim anlamında du­adan farklı olarak, yukarıdan aşağıya ilahi bir çağrıdır. Yunus Suresi'nde beyan edildiği üzere:

"(Bilin ki) Allah insanı selam yurduna (esenlik ve güvenlik or­tamı olan cennete) davet etmektedir ve dileyeni dosdoğru yola yönelt­mektedir." [13]

Öte yandan daru's-selama/selam yurdu cennete çağıran Al­lah'ın davetine icabet etmeyenler, şeytan ve dostlarının batıl dava­sına kapılıp gittikleri için ateşle arkadaşlığa mahkumdurlar. Çün­kü onlar, Allah'ın güvenlik kuşağı olan iman ve onun davasından yüz çevirmişlerdir.[14]

Hak olan çağrı Allah'ın çağrısıdır; O'ndan başkalarının da­veti ise batıldır. Nasıl davetin kurtuluşa götüreni Allah'tan geli­yorsa, bizden Allah'a giden bir çağrı olan dua da sadece O'na doğru yöneltilmelidir. Kudreti sonsuz olan Rabbimiz her şeyi görmekte, tüm çağrıları işitmekte, dilediğini gerçekleştirmeye karar verme yetkisini elinde bulundurmaktadır. Allah'tan başka­sına yapılan çağrılara cevap gelse bile sanaldır, geçicidir ve kur­tuluşa götürmez, Ra'd Suresi'nde beyan edildiği gibi yakarışını sanal güçlere yapanlar, serap görenlerin durumuna benzer:

"Nihai gerçeğe varmak için yapılan bütün dualar, bütün çağrı ve arayışlar ancak O'na yöneltilmelidir. Çünkü insanların O'nu bırakıp da yakardıkları (nesneler, kişiler, kurumlar ve boş değerler) bu yakarış­larına hiçbir şekilde karşılık veremezler. Öyle ki onlara yalvarıp yakaranın durumu ellerini suya doğru uzatıp, suyun kendisine doğru gelmesini bekleyen birinin durumuna benzer. Oysa bu durumda su asla ona ulaşmayacaktır. Bunun içindir ki kafirlerin yakarması kendilerini sapıklık içinde tüketmekten başka bir sonuç getirmez.”[15]

Duaya muhtaç olan biziz; Allah değil. Bakara Suresi'nde Rabbimizin bize tenezzül buyurup tavsiye ettiği gibi biz O'nu anmalıyız ki, O da bizi ansın.[16] Zor zamanlarımızda bize sahip çıksın.

Dua, sadece tehlikeler karşısında sığınmak için değil, korku­larla yüzleşmede cesur olmak için Rabbani destek istemektir. Ne ki, Allah salih amellerimizin destekleyicisidir, sınırsız isteklerimi­zin memuru değildir. Bu, dua esnasında hatırdan çıkarılmaması gereken bir hakikattir.

Dua bir hayat tarzıdır. Bu nedenle sadece fakirlerin, muhtaç­ların darda kalanların bir sığınağı olarak lanse edilemez. Salih bir kul her daim Yaratıcı ile iletişimini duaların elçiliğinde gerçekleş­tirmelidir. Sadece darlık ve sıkıntı esnasında Allah'a el açıp, diğer zamanlarda Yaratan'ın varlığından habersizmiş gibi yaşayanlar, Kur'an-ı Mubin'de kınanmış, taşkınlık yapmakla suçlanmışlardır: "İnsana bir darlık dokunduğu zaman yatarken, otururken veya ayakta iken Bize yalvarır. Biz onun darlığını giderdiğimizde sanki başına gelen darlık sebebiyle Bize hiç yalvarmamış gibi geçip gider. İşte böyle müsrifle­re/taşkınlık yapanlara ettikleri şey güzel görünür."[17]

Dilediğini sınırsız yapma gücüne sahip olan Allah, biz insan­ları sınamak için bu hayatı ve ölümü yaratmıştır. Hayatın bir imti­han olduğu hep hatırda tutulması gereken bir hakikattir. Duasının sonucunu bekleyen, bu gerçeği göz önünde bulundurmalıdır. Dua sadece ağrılarımızın dinmesi, bireysel ihtiyaçlarımızın giderilmesi için kullanılan bir araç değil, şeytanla olan mücadelemizde benli­ğimizi takviye etmek, düşmandan değil sadece Allah'tan yardım dileneceğinin bilincine ermektir.

Aslında yegane dost olan Allah'a dayanmaya bizim ihtiyacı­mız vardır; yoksa O'nun bizim şükrümüze ihtiyacı yoktur. Biz du­aya muhtacız, Allah bizim duamıza muhtaç değil. Yaratanına karşı kadirşinas olduğunu ispatlaması gereken biz kullarız. Kimsenin anmasına ve takdirine muhtaç olmayan Yüce Allah müstağnidir. Kendi başına yeterlidir ve hiç kimseye muhtaç değildir. Fakat dua ile yücelmeye, nefsin kötü arzularına ve tutkularına karşı çıkmayı öğrenmeye biz kulların ihtiyacı vardır.[18]

Dua, kurtarılmak için endişeli bir bekleyiş içinde olmaktansa, geniş imkanlar elde edeceğimiz yakın bir gelecekte Rabbimizin bizi özgürlüğümüze kavuşturacağını umut etmektir.

Zayıf yaratılmış olan insanoğlu zorda kalınca birine sığınma ih­tiyacı hisseder. Böyle durumlarda Allah dışındaki varlıklara nesne­lere ve sahte değerlere sığınmak eşrefi mahlukat olan insan için bü­yük bir onursuzluktur. Hem dünyada hem de ahirette rezil olmaya yol açabilecek bu zillet hali, Rabbimize ellerimizle birlikte gönlümü­zü de açmakla aşılabilecek sık rastlanan insani bir sorundur.

Görece başarısızlık durumlarında bile biz müminler, tağuti otoritelerin sanal güçlerine değil, bakî olan yitip gitmez sonsuz güç sahibi olan Allah'a kavli ve fiili dualarla sığınmalıyız. Değil mi ki, tağutlara sığınmak karanlığa teslim olmaktır. Her rekat namazda Fatiha Suresi'yle sonsuz kudret sahibi Rabbimize arz ettiğimiz "Yalnız senden yardım dileriz." düsturunu hayatımızın tümüne şa­mil kılmalıyız.

Haddi zatında gücüne sığınılan, yardımına başvurulan somut ve soyut güçlerin Allah'a denk olması mümkün olmadığı gibi, ta­lep edilenleri gerçekleştirebilmeleri de söz konusu değildir. Hatta kıpırdamadan duran bir nesneden, ya da mezarında sessiz sakin uyuyan bir ölüden dua ile talepte bulunmak Rabbimizin buyurdu­ğu gibi sapıklıktır.

"Allah'tan başkasına dua edenden daha sapık kim vardır? Onlar kendilerine kıyamet gününe kadar cevap veremezler ve kendilerine yapı­lan duadan habersizdirler." [19]

"Peki kimdir kendisine başvurduğunda darda kalmış olanın darına yetişen, kötülüğü gideren ve sizi yeryüzüne mirasçı kılan? Allah'la bera­ber başka bir tanrı, öyle mi? Aklınızda ne kadar az tutuyorsunuz (bütün bu gerçekleri)!" [20]

 

B. Duanın Hedef ve Amaçları

 

"Öyleyse beni zikredin/anın ki, Ben de sizi anayım; Bana şükredin ve küfre düşerek Bana karşı nankörlük etmeyin."[21]

Duanın temel amacı Allah'ı zikrederek tespih etmektir. Yani bizi yaratarak başıboş bırakmayan, varoluş gayemizi öğreterek yol gösteren Rabbimizi her an hatırda tutmak, O'ndan gafil hiçbir anımızı geçirmeden tüm sözlerimizde ve tüm eylemlerimizde O'nu yüceltmeyi gaye edinmektir.

Duanın temel amacı olan zikrullah/Allah'ın anılması Kur'an'dan ve Rasulullah'ın örnekliğinden öğrendiğimize göre, daha geniş anlamda şu şekillerde olur: Tespih ederek/ yücelterek, tehlil ederek/Lâ ilahe illallah: "O'ndan başka ilah yoktur" diyerek, tenzih ederek/tüm noksan sıfatlardan O'nu uzak tutarak, gereğince tak­dir ederek, hamd ederek/överek, şükrederek/verdiklerine de vermediklerine de teşekkür ederek; istiânede bulunarak/sadece O'ndan yardım dileyerek, istiâze yaparak/tüm şer güçlerden O'na sığınarak, istiğfar ile/tövbe ve niyaz kapısı olarak sadece Allah'a başvurarak...

Akılda kalıcı olması için bunları tasnif etmek gerekirse, dua­nın amaçlarını dört başlıkta toplayabiliriz:[22]

 

1. Zikir ve Tespih

 

Hatırlamak anlamına gelen zikir, hayatımızın tüm zamanla­rını kuşatan bir ibadettir. Sınırlı, sonlu bir varlık olarak, sınırsız-sonsuz kudret sahibi Allah'ı bollukta da darlıkta da hatırlamaktır zikir. Tespih ise, Allah'a mutlululuğumuzu da mutsuzluğumuzu da arz ederek mütevazı bir iletişim kurmaktır; her fırsatta O'na niyazda bulunarak sonsuz kudreti, merhameti ve tüm "esmâü'l-hüsna'sı/güzel isimleri"nin temsil ettiği üstün vasıflarıyla Rabbimizi anarak yüceltmektir. Bir hadiste Allah'ı zikreden kimse ile zikretmeyen kimse, ölü ile diri temsiliyle karşılaştırılmıştır.[23]

Ahlaki arınma ve ruhî tekamül için, manevi doyuma ulaşmak ve tüm huzursuzluklardan kurtulmak için Allah'ı zikretmek baş­vurulacak tek yöntemdir:

"Onlar ki, iman etmişlerdir ve Allah'ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur. Çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah'ı ana­rak huzura erişir."[24]

 

2. Hamd ve Şükür

 

Hamd, Allah'ı her halükarda verdiği nimetlerden dolayı öv­mektir. Şükür ise, verdiği rızıklar ve her tür imkan için Yaratıcı'ya daima —bollukta da darlıkta da— vazife bilinciyle teşekkür etmektir.[25]

 

3. İstiâne ve İstiâze

 

İstiâne; nihai anlamda yardım dilenecek makam olarak sadece Allah'a sığınmak, her türlü iyilik için niyazda bulunmaktır. Bir yandan dünyevi ve uhrevi nimetler talep ederken diğer yandan bu nimetlere ulaşırken yolumuza çıkan şeytani engellere karşı Al­lah'tan yardım dilemektir.

İstiâze ise; tüm şer güçlerden, bizi yolumuzdan alıkoyacak tüm engellerden, büyük sınavın önünde engel oluşturan tüm fitne­lerden Allah'a sığınmaktır. Bir başka ifadeyle zorlukların ve sıkın­tıların ebedi huzurun kaybedilmesine yol açmaması için, güçsüz­lüğümüzün idrakine vararak tüm şer odaklarına, tüm kötülüklere karşı Allah'a sığınarak O'nun yardımını dilemektir.[26]

 

4. İstiğfar

 

İstiğfar; Allah'tan af dilemektir. İşlediğimiz kötü fiillerden do­layı pişmanlık içinde kalbi yeniden arındırmak için Rabbimizin yardımına başvurmaktır. İstiğfar sadece günahlardan sonra Al­lah'a niyazda bulunmak demek değildir. Kul olarak başarılanınız­dan sonra da Rabbimizden af dilememiz gerekir. Çünkü başarıla­rın insanı şımartan, Yaratıcı karşısında hak etmediği bir gurura sevk eden zaaflarına karşı istiğfar ile direnebiliriz. Bu yönden istiğ­far, kalbi gurur hastalıklarından kurtarıp arındıran bir dua şekli­dir.

İstiğfarın sadece işlenen günahlardan bir af dileme şekli ol­madığına ilişkin Nasr Suresi bize rehberlik etmektedir. Nasr Sure­si[27] Peygamberimiz ve arkadaşlarının horlandıkları, işkenceye uğ­radıkları, kovuldukları bir şehir olan Mekke'ye muzaffer bir şekil­de girişlerini ilahi kelamın penceresinden bizlere aktarmaktadır. Konumuzla ilgili en ilginç mesajı; bu büyük fethin ardından Rabbimizin müminlerden istediği hamd, tespih ve istiğfardır:

"Allah'ın yardımı ve zafer geldiğinde ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde Rabbinin sınırsız şanını yücelt, O'na hamd et ve O'ndan mağfiret dile: Çünkü O, her zaman tövbeleri kabul edendir."[28] Duanın bu dört temel amacı, şüphesiz en güzel şekilde na­mazda tekamüle ulaşmaktadır. Fakat namaz ile dua aynı şey de­ğildir. Formüle etmek gerekirse, "Her namaz bir duadır, ama her dua bir namaz değildir. "[29]

 

C. Hayalperestliğin Şifası Dua

 

İnsan günlük hayatta yapamadıklarının hayalini kurarak ide­allerine kavuşacağı, arzularına sahip olacağı günlerin özlemi ile yaşar. Hayaller, hatta ütopyalar insan kişiliğinde faydaya haiz hizmetler görse de tüketim çılgınlığını teşvik eden cin ve insan şey­tanlarının elinde tehlikeli bir silaha dönüşür, insanın manevi dün­yasını tahrip edecek seviyede hayal kurmak bu nedenle dünyevileşmeye, sekülerleşmeye-laikleşmeye yol açar.

Seküler insan doyumsuzdur; kısacık ömürden çok şey ister, çok şey bekler. Dünyevileşmiş insan başkalarını umursamaz, ben­cildir, ebedileşme iştiyakıyla her şeyi yığar da yığar. Bu zafiyeti en ekonomik bir şekilde değerlendiren modern tüketim ikonlarının desteğinde kapitalizm insanları tüm fıtri değerlerinden soyarak kuru bir ceset, yürüyen bir ölü haline getirir.

Dünya hayatında ulaşılabilecek hedeflerin hayali ile avunan zavallı insan asıl amacını, var oluş gayesini unutmaktadır. Tüketim insanı, bir robot gibi alıp öğütmeye programlanmıştır. Malik değil­se bile, hiç kullanmayacağı, hiçbir zaman ihtiyaç duymayacağı eş­yalara sahip olabilmenin hayali ile yaşamakta, hevasının peşinde sürüklenip durmaktadır.

Pazar tanrısı insanların şu anda ihtiyaç duyduklarını değil, yarın ihtiyaç duyacaklarını hatta yıllar sonra belki de ömür boyu işine yaramayacak olan sanal ihtiyaçlarını piyasaya sürmektedir.

Ne kadar zengin olursa olsun, sürekli bir rızık endişesi içinde ya­şayan, sonsuz ihtiyaçlarını gidermek için doyumsuzca biriktiren insanoğlu için imkanları yetmediğinde, geriye sermaye olarak "sa­hip olacağı günlerin hayalini kurmak" kalmaktadır.

Bu minval üzere işleyen sıradan hayatlar içinde, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan müminler olarak gelecek tasarımlarımı­zın da belli bir ölçü içinde kurulması gerekir. Ahireti önceleyen sonsuz bir hayat telakkisi, dünya ile kayıtlı sınırsız tüketim çılgın­lığının neden olduğu hayalperestliğin ilacıdır.

Hayat içerisinde gerçekleştirmeyi başaramadığımız kısa ve uzun vadeli gelecek tasarımlarımız ve hayallerimiz için Rabbimizden yardım dilemenin yolu dua etmektir. Dua; elde olmayan imkanla­rın, maruf isteklerimizin Allah'tan yardım dileyerek O'na dayan­mak suretiyle gerçekleşeceğine dair ümidimizi korumaya yara­maktadır.

Dua hayalden farklı olarak ma'ruf ölçülerde kurgulanacağı için bizi hayalperestlikten koruyarak aşırılıklara saplanmamızı en­gelleyecektir. Hayal ise insanı başlangıçta avutan bir rehavete sü­rükler ve o rehavetin yol açtığı gaflet ortamından yararlanan gü­nah tüccarlarına gün doğar. Hayalleri satın alıp içki ve özellikle kumar gibi avutarak insana varoluş gayesini unutturan günahlar satanlar, "ya çıkarsa" diye pazara vesvese ve velvele, hümeze silah­ları taşıyan hannaslar sürerler.

Hayallerin sahte avuntusu yerine, duanın olgunlaştıran ve yücelten gerçekliğine koşmalıyız...[30]

 

D. İsra ve Duanın Anlam Dünyamızdaki Yeri

 

Rasulullah'a özgü ilahi bir bağış olan İsra, gizemli bir yolcu­luktur. Bizi Allah'a yaklaştıracak olan dua ise bu gizemli yolculu­ğun biricik azığı...

İsra, benliğimizi ve çevremizi kalp gözüyle okumak, evrenin uçsuz bucaksız ufuklarındaki görsel ayetlere en yakından bakmak ve her yerde Allah'ın ayetlerini görmektir. Dua ise, öz benliğimizdeki ayetlerden aldığımız gücü yücelere doğru yöneltmek, benliğimizdeki ayetleri ifsâd eden şeytani güçlere karşı direniş cepheleri açmaktır.

İsra, Rasulullah gibi ilahi övgüyü hak eden bir makama çık­mak için kesintisiz manevi yükselişi hedeflemek; bunun için zor­lu bir yolculuğa çıkmayı göze almaktır; dua ise dertleri Allah'a açmak; O'nunla hasbihal etmek ve sadece O'ndan yardım dile­mektir.

Özünde toprak olan insanın dua ile çıktığı gizemli yolculuk­tan hayatın içine geri dönmesi gerekir. İsra, ilahi vahiyden azıklanmaktır; dua ise fiili yönüyle ıslah ve ihya etmek üzere top­luma şahitlik etmektir.

Nefsini arındırmak için tekamül yolculuğuna çıkabilen "mü­min", tanrıda fena olmayan, ferdiyeti olan, benliğini yok etmeyen ama ıslah eden bir mücahiddir. Nirvanasız bir yolculuktur isra; insanın varoluşunu anlamlandıran en iyi cevap olan Kur'an'la çıkılması gereken bir yolculuk...

İsra; günahlardan arınmak için Allah'ın yardımı ile gizemli gece yolculuğuna çıkmak ve gecenin imkanlarından yararlanmak­tır; dua ise bu yolculuğa benzer bir şekilde Kur'an'ın rehberliğinde yücelere yelken açmaktır.

İsra, Allah'ın rızasına doğru kutlu bir yolculukla yükselmek­tir; dua, ilahi vahyin tenezzül edişine karşılık vermek; yücelere doğru mütevazı bir mesaj göndermektir.

İsra, alemlere rahmet Allah'ın kutlu elçisi Muhammed Musta­fa (s)'nın yaptığı gibi peygamberlerin geçiş güzergahı mekanlar­dan geçmektir; dua, bütün peygamberler gibi fiili yakarışla kavli yakarışı birlikte gerçekleştirmektir.[31]

 

İsra ve Duanın Amaç Birliği

 

İsrada amaç Kudüs ile Mekke arasındaki gaye birliğini, Mescid-i Haram'ın Mescid-i Aksa'ya kardeşliğini yeniden ilan et­mek, iki tevhid merkezi arasında köprü kurmaktır. Duada amaç, kardeş şehirleri ayıran tağutlara karşı cihad ederken Allah ile kul arasında gereken rabıtayı kurmaktır.

İsrada amaç, Mekke'yi ve Kudüs'ü ebediyen şirkten arındıra­cak hazırlıkları yapmak, cihadı kuşanmak ve Taif'in yenilgilerin­den çıkan derslerle yakın bir fethin zafer tacını hazırlamaktır. Du­ada amaç, aracısız saf bir yönelişle Allah'a el açmak, benliğimizde ve çevremizde Mescid-i Haram gibi güvenlik kuşakları oluştur­maktır.

İsrada amaç Yaratıcı'run, Elçisi'nin ve müminlerin destekçisi olduğunu dosta düşmana ilan etmek, gündüzün zorluklarına manevi azık hazırlamak, Allah'ın görsel ayetleriyle özgüven taze­lemektir. Duada amaç hakimlerin hakiminden şeytana ve toplu­mun ürettiği fitnelere karşı koyacak bir donanım istemektir.

İsranın gayesi bedenin tutkularına egemen olmayı öğretmek, ahireti dünyaya öncelemektir; duanın gayesi, sunulan hayat fırsa­tını meleklerin dahi gıpta edeceği Yüce bir ahlak sahibi olabilmek için kullanmaktır.

İsra ve duanın ortak amacı; Allah'ın yakınlığını kazanmaktır... [32]

 

Ve Namaz

 

Namaz: Duanın kıyama kalkmış, ahenkli şekillerle duayı ey­lemle besleyen ibadetimiz...

Dua ve namaz, insanın kişiliğini buharlaştırmaz; eline kopmaz bir tutamak verir o kadar. Değil mi ki, Allah'a giden yolun sadece yeryüzünden geçtiğinin bilincinde olanların duası makbul­dür; öyleyse dünyada kalmalı ama düşmemek için bir tutamağımız olmalıdır.

İsra, nefsi insan şeytanlarına karşı cihada hazırlamak; dua, cihad üzere yaşamaktır... Ve namaz, cihadın sapmasına engel olmak için Allah ile kesintisiz bir rabıta kurmaktır. Alemlerin Rabbine sunulan namaz gibi yakınlaşma elçileri, O'nun kendisine değil rızasına ulaştırır; O'nun mekanına değil, makamına yaklaştı­rır. Çünkü O, şah damarından yakındadır ve yakarışları tüm imalarıyla birlikte duyar. Bunun içindir ki, Allah'ı uzakta zannedenler sadece gafillerdir.

Nefsimize karşı yaptığımız cihadı, âfâktaki düşmanlara yö­neltmekten çekinmemeli, iç ve dış düşmanların yolculuğumuzu engellemelerine karşı uyanık olmalı, İslami mücadeleyi şahsi men­faat aracı olmaktan korumalıyız. Bunun için sürekli zikir halinde olmalı, ayaktayken, otururken ve uzanırken dua etmeli ve duamızı kıyama kaldıran namazı kararlılık halinde kılmalıyız.

Değil mi ki dua bizi yükselten ihlaslı elçilerimizdir; öyleyse duamız olmasa nasıl yakınlaşırız Allah'a?[33]

 

2-SAHİH BİR DUADA YER ALMASI GEREKEN UNSURLAR

 

A. Asgari Unsurlar

 

Duamız öncelikli olarak "tevhidi değerler taşımalı". Duada tevhid ilkesine uygun hareket etmek ise, duayı sadece Allah'a yö­neltmekle olur. İstiâne ve imdat dilerken de, kulluğun bir nişanesi olarak hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadığımız geniş zamanlarda da duayı sadece Allah'a has kılmak gerekir.

Sınırlı ve sonlu bir varlık olan insanoğlunun kurtuluşu, son­suz kudret sahibi Allah karşısındaki aczini kabul ederek O'na yönelip sadece O'ndan yardım dilemesiyle mümkündür. Bu da geniş anlamda dua ile, hayatımıza duanın temsil ettiği değerleri hakim kılarak olabilir. Allah'ın icabetini hak edebilecek bir dua, asgari olarak tevhidin açılımı anlamına gelen şu unsurları barındırmalıdır: İstiâze ve besmele, istiâne ve tevekkül.

Allah'a sığınmak anlamında istiâze, O'nun adına uygunluk anlamında besmele, O'ndan başkasından yardım dilememek anla­mında istiâne, işin başını-sonunu, başarısını-başarısızlığını nihai anlamda Allah'a bırakmak anlamında tevekkül[34] bir duanın taşıması gereken asgarî unsurlardır. Bu unsurları barındırmayan bir duanın Kur'an'a uygunluğundan bahsetmek mümkün değildir. Şimdi bu dört esası kısaca izah etmeye çalışalım.[35]

 

1. İstiâze ve Besmele

 

Dua, Allah'ın adı ile başlamalıdır. Bunun gereği olarak Allah'a tevekkül edilmeli, şeytani değerlerden Yaratıcı'ya sığınış amacı taşı­yan söz ve fiillerle desteklenmelidir. Yaratıcı'yı birlemenin bir teza­hürü olarak O'nu öven, yücelten, O'na teslimiyetin ifadesi olan ya­karışlar takdim edilmelidir. Dua, tevazu amaçlı ifadeler taşımalıdır.

İnsanın aczini itiraf ederek içtenlik ve samimiyetle Allah yo­lundan yoksun kalmamayı dilemesi gerekir. En güzel isimlerin sa­hibi olan Rabbimize en güzel ifadelerle yakarmak gerekir.

Bilindiği gibi çokça unutkan olan biz insanlar için bir şeyin bıktırmayacak aralıkta ve bezdirmeyecek estetik biçimde tekrar edilmesine ihtiyaç vardır. Bu hikmete binaen olsa gerek Rabbimiz, biz müminlere her gün belli aralıklarla kıldığımız namazlarda aynı ayetleri defalarca okumamızı emretmektedir ve Kur'an'da çok faz­la tekrar vardır. Bu tekrarların hikmeti, hayata çekidüzen vermek için indirilen ilahi vahyin insan karakterini dikkate alıyor olması­dır. Hatta en çok okumak zorunda bulunduğumuz Fatiha Suresi, defalarca özeleştiri imkanı bahşeden bir mesaja sahiptir. Papağan gibi değil de, tahkik ve zikir ehli bir mümin gibi okuduğumuzda, bu sureden meşale gibi önümüzü aydınlatan dersler çıkarabiliriz.[36]

 

2. İstiâne/Sadece Allah'tan Yardım Dilemek

 

İstiâne ilkesi de bu meşalelerden biridir. Her gün Rabbimize Fatiha Suresi dördüncü ayette defalarca şöyle seslenmekteyiz: "Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz."

Allah'ın hoşnutluğunu kazanamamış hiçbir güçten, daha son­ra özgürlüğümüzü ipotek altına alacak hiçbir yardım istememeliyiz. Fakat maalesef bugün İslam dünyasında kurulu düzenlerin hemen hemen hepsi, yeryüzünü fesada boğan "tağutlardan icazet­li" olarak, onlardan "yardım dilenerek" oluşturulmuştur. Namaz­da, Fatiha Suresini okuduğu halde Allah'ın razı olmadığı şekilde tağutlardan yardım dilenmek, imana zulüm karıştırmakla, giderek şirke bulaşmakla sonuçlanabilir.

İstiâne konusunda iki tür hata yapılmaktadır: Birincisi, tağutlardan istiâne/yardım dilenmek; ikincisi, istiânede vesile itti­haz etmek.[37]

 

a) Tağutlardan Yardım Dilenmek

 

İzah etmeye çalıştığımız gibi, tağutlarla velayet ilişkisine gire­cek kadar yakınlaşıp İslam ümmetinin geleceğini ve özgürlüğünü ipotek altına sokacak anlaşmalar yapmak, Allah'ın haram kıldığı, tevhid akidesine uygun olmayan bir davranıştır.[38]

Dünya hayatında verdiğimiz sınavda zorluklarla karşılaşmak mukadderdir. Fakat tıkanan sorunları çözmek, düğümleri açmak için, düşman olduğu kesin olan bir yapı ile yardımlaşıp dayanışmaktansa, sabretmek ve tevekkül ile Allah'tan imdad dilemek Kur'an akidesine uygun olan tavırdır. İtikadımıza zulüm karıştır­mamakla yükümlü olduğumuzu unutmamak, ilkelerimize bağlılı­ğı elden bırakmadan hareket etmek görece başarısızlıklarla da bizi yüz yüze bırakabilir. Fakat unutulmamalıdır ki, "büyük başarı" Al­lah'ın rızasını kazanmaktır.

Firavun gibi güçlü bir iktidarın ifsad çağrılarına teslim olma­yan Musa Peygamber ve müminler, ilahi rızadan mahrum ve na­sipsiz şer güçlere yağcılık yaparak durumu "maslahat" avuntusu ile geçiştirmek yerine, içinde bulundukları güç durumdan kurtar­ması için Allah'tan imdad dilemişlerdir. Peygamberimize de çeşitli yardım teklifleri gelmişti. Ancak karşılığında, putlarına karşı say­gılı olmasını istemişlerdi. Fakat o, diğer peygamberler gibi sabrı, tahammül ederek direnmeyi, inançlarının gereğini yerine getirmede başarılı olmayı seçmiştir.[39]

 

b) İstiânede Vesile İttihaz Etmek

 

"İstiânede vesile ittihaz etmek" ise, genellikle dua yaparken görülen bir yanlıştır. Dua yoluyla yapılan yardım çağrıları, sadece Allah'a yöneltilmelidir. Allah'tan başkasına dua edilmemelidir.

Aracı kişi ve kurumlarla duaya zulüm karıştırmak, insanı şirke düşürebilmektedir. Fakat "vesile edinmeden" müminlerin birbirle­rine dua etmelerinde tevhid akidesi açısından bir sakınca yoktur.

Birçok sahih hadisteki aktarımlardan anladığımıza göre Pey­gamberimiz somut olarak bazı müminlere, genel olarak tüm İslam ümmetine dua etmiştir. Fakat duasına hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi aracı kılmamıştır. Hatta bazı ayetlerde Rabbimiz, Peygamberimiz Muhammed (s)'den münafıkların hidayeti için ve onların etki ala­nında yer alan kalbi hastalıklı müminler için[40] ve salih müminler için dua etmesi istenmiştir.[41] Ancak öldükten sonra münafıklar ve hainler için Allah'tan bağışlanma dilemek yasaktır.[42]

Kur'an'ın sarih beyanlarından öğrendiğimize göre müminle­rin müminlere dua etmesi, dua etmesini istemesi tevhid inancına uygundur. Mesela, Yakup Peygamber'in kendi çocukları için Yu­suf'u kaybettiklerinden dolayı Allah'tan bağışlanma dilediğini Yu­suf Suresi'nin muhkem anlatımından öğrenmekteyiz.[43]

Yine müminlerin diğer müminlerin gıyabında Allah'tan bağış­lanma dilemesi de, Kur'an'da teşvik edilen dua şekillerinden biri­dir. Muhammed Suresi'nde buyurulduğu gibi:

"O, kalpleri hakikati anlamaya karşı duyarsızlaşanlar son saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Şüphesiz onun geleceği şimdiden ha­ber verilmiştir. O bir kez başlarına geldikten sonra geçmiş günahlarını hatırlamalarının onlara ne faydası olacak? Bil ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ve (hâlâ vakit varken) kendi günahlarının ve öteki bütün mümin erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Çünkü Allah bütün geliş gidişlerinizi ve bütün kalkışlarınızı bilir." [44]

Allah'ın salih bir kulu da olsa, kendisini gıyabında vesile itti­haz etmek doğru değildir. Hele hele bu mezarında sessiz sakin yatan bir ölüden duaya icabet beklemek, selim akıl sahiplerine yakışır bir davranış değildir. Hem de bu beyinsiz davranış, salih gibi gözüken bir amelin hubûtuna/boşa çıkıp geçersiz olmasına, değe­rinin sıfırlanmasına yol açabilecek karakterdedir. Ancak müminle­rin müminlere gıyabında dua etmesi mümkündür, hatta teşvik edilmiştir.[45]

 

c) Allah'a Ulaşmak İçin Ölülerden Yardım İsteme Zilleti

 

İnsanlardaki sevdiklerini aşırı yücelterek ilahlaştırma eğilimi zamanla ölülere doğrudan ya da dolaylı olarak ilahi bir rol biç­melerine yol açabilmektedir. Türklerin eski dini olan Şamanizm[46] bir atalara —onların ruhlarına— tapınma dinidir. Buna göre ata­ların sürekli olarak kendi akrabalarını belli aralıklarla ziyaret et­tiklerine ve onları denetlediklerine inanılır. Aslında ruhların öl­mediği, yaşadığı inanışı birçok eski kültürde de bulunmaktadır. Bu inanışa dinler tarihi çalışmalarında animizm denilmektedir. Animizm ilkel kabile dinleri arasında sayılmaktadır. Fakat benzer inanışlara en çağdaş toplumlarda dahi rastlanmaktadır. Ne ki ölümü bir yok oluş kabul etmeyecek şekilde yaratılmış olan insa­noğlu, bu eğilimini tevhid inancı ile eğitip denetlemezse çok sefih durumlara düşebilir.

Günümüzde de devam eden bir şirk çeşidi olan "mezarlarda yatan ölülere dualarda aracılık rolü verme"ye, tevhid ile kişiliğini te­kamüle eriştirmemiş insanlarda rastlanmaktadır. Allah'tan başka­sına yalvarmak veya O'na ulaşmak için sevilen bir kimseyi aracı olarak kullanmak kesin olarak haram kılınmıştır:

"Allah'tan başka o yalvarıp yakardıklarınıza gelince —bunların ken­dileri yaratılmış varlıklar olduklarına göre— hiçbir şey yaratamazlar. Onlar hayat belirtisi taşımayan ölülerdir, ne zaman diriltileceklerini de bilmezler." [47]

 

3. Tevhidin Tevekkülle İlişkisi

 

"... Ve toplumu ilgilendiren her konuda onlarla müşavere et. Sonra bir hareket tarzında karar verince de Allah'a tevekkül et/güven. Zira Allah, kendisine tevekkül ederek güven duyanları sever."[48]

Tevhid ilkesine uygun olmayan hiçbir dua makbul değildir. Duanın tevhid akidesine uygunluğunun en önemli şartlarından biri de tevekküldür. Tevekkül her halükârda Allah'ı vekil ve dost olarak hatırlayıp O'na bağlanmaktır. Tevekkül tembel otu­rup İsrailoğulları'ndan Yahudileşenler gibi bizim yapmamız ge­reken işi Allah'a havale etmek değildir. Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te mücadeleyi kazanacak tüm hazırlıkları tamamladıktan sonra, sonucun hayırlı gerçekleşmesi için Allah'a dua ederek bekleyen Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s)'nın yaptığıdır, tevekkül.[49]

 

B. Diğer Unsurlar

 

Allah katında bize değer kazandıran duanın sahih bir düz­lemde, doğru bir ölçü ile dillendirilmesi elzemdir. Duada biçim ve muhtevanın uyumlu olması gerekir. Rabbimizin rızasını, memnu­niyetini, hoşnutluğunu ve takdirini elde etmenin en önemli yolla­rından biri olan dua eylemimizde yanılgıya düşmemek istiyorsak konuyla ilgili temel bakış açımızı Kur'an'a göre oluşturmamız ge­rekmektedir.

Kendimize "Nasıl dua etmeliyiz?" diye sorduğumuzda Kur'an'dan karşımıza yolumuzu aydınlatan rehberlik edici apaçık hakikatler çıkmaktadır.

Bu hakikatleri Kur'an'da geçen örnek dualardan kalkarak Allah'a ideal bir yakarışın nasıl olması gerektiğine ilişkin temel ilkelerden çıkarabiliriz. Duanın taşıması gereken asgari unsurlar "tevhid" terimi ile özetlenebilir. Tevhide bağlı olarak Rabbimize yakarışlarımızda gözetmemiz gereken diğer ilkeleri şöyle sırala­yabiliriz:[50]

 

1. Doğrudan Allah'a Hitap Etmeli

 

"Nihai gerçeğe varmak amacıyla yapılan bütün dualar, bütün çağrı ve arayışlar ancak O'na yöneltilmelidir. Çünkü insanların O'nu bırakıp da yakardıkları (öteki varlıklar ve güçler) bu yakarışlarına hiçbir şekilde karşılık veremezler. Öyle ki (onlara yakarıp duran kimsenin durumu) ellerini suya doğru uzatıp, suyun kendisine ulaşmasını bekleyen birinin durumuna benzer. Oysa bu durumda su asla ona ulaşmayacaktır. Bunun içindir ki, kafirlerin yakarması kendilerini sapıklık içinde tüketmekten başka bir sonuç getirmez." [51]

"Eğer kullarım sana Benim hakkımda sorarlarsa bilsinler ki, Ben çok yakınım. Dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm. Öyleyse on­lar da Bana karşılık versinler ve Bana gönülden iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler."[52]

Allah'a dolaylı olarak —araya aracılar koyarak— dua etmek de şirktir; O'nu hiçe sayıp başka güçlerin ubudiyet boyutunda yardımına başvurmak da. "Dini Allah'a halis kılarak başkalarına ege­menlik hakkı tanımadan dua etmek" tevhid dini İslam'ın vazgeçilmez bir hakikatidir. Bu değişmez gerçek neredeyse Kur'an'ın bütün ayetlerinde tekrarlanmıştır.

Değil mi ki asla affedilmeyecek günah şirktir; öyleyse biz müminler bu konuda çok hassas davranmalı, gizli-açık bütün şirk çeşitlerinden uzak durmalıyız. Duamızla Yüce Rabbimize takdimeler yollarken bu konuda dikkatli davranmalıyız.

"Bize şah damarından daha yakın olan Allah”a. çağrıda bulunmak gerektiğinde, randevu almak, araya torpilciler koymak, yetki ala­bilmesi mümkün olmayan din adamları ve kilise gibi kurumları vesile ittihaz edinmek doğru değildir. Değil mi ki, Allah insana kendisinden daha yakındır; öyleyse O'na ulaşmak için araçlar kul­lanmaya ne hacet vardır?

Rabbimizin insana her zaman ulaşabileceği yakınlıkta olduğu, dolayısıyla şefaatçi ve torpilcilere ihtiyaç olmadığını Kur'an'ın apaçık beyanlarından öğrenmekteyiz:

"Andolsun ki, biz insanı yarattık. Ona nefsinin ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız."[53]

"Onlar, yalnızca sonucun ortaya konmasını mı bekliyorlar? Sonucun geldiği gün, önceleri onu unutmuş olanlar: 'Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şimdi bize şefaat edecek bir şefaatçi var mı?" [54]

Hem Allah her tür çağrıyı ve her tür kıpırtıyı işitebilen bir ilahtır. O'nun işitmesinde hiçbir noksanlık yoktur ki, çağrımızı ve yakarışlarımızı duyurmak için aracılar edinelim.[55]

İslam ümmeti arasından bazı kardeşlerimiz dillerinin bir alış­kanlığı ile, "Şefaat ya Rasulullah/şefaat ey Allah'ın Elçisi!" şeklin­de bir yakarışı bilmeden tekrar edip durmaktadır. Oysa şefa­at/yardım sadece Allah'tan dilenir, bu yardım yağmurla, bulutla, meleklerle ya da Peygamberimizin elçiliği ile gelse bile yine de şe­faat dilenmesi gereken tek güç Allah'tır.[56]

 

2. Allah'ı Tespih Eden Sıfatlarla Başlayıp Bitmeli

 

Dua Allah Teâlâ'dan istendiği için yakarışın konusuna göre O'nun bir ismini anmak gerekir. Rahmete son derece muhtaç bir durumda şifa talep eden Eyüp Peygamber, duasında Allah'ın mer­hamet sıfatını gündeme getirmiştir.[57]

Allah'ın rahmetine sığınmak, güzel bir duanın taşıması gereken öğelerdendir. Duada hitap edilen makam, Allah olduğu için kuru kuruya direkt olarak isteklerin sıralanması doğru değildir. Tüm ha­yatı kuşatan bir ibadet olan duada Allah'ın tespih, tenzih ile yücelti­lip övülmesi gerekir. Ancak bundan sonra taleplerin dile getirilme­siyle kulluk şuuruna uygun makbul bir dua yapılmış olunabilir. Yü­ce Allah yeryüzünde tevazu ile yürüyen dürüst ve erdemlilik timsali kulları için çok sayıda tespih ve tenzih örneğini Kur'an-ı Mubin'de zikretmiştir. Al-i İmran Suresi'nden bir örnek okuyalım:

"De ki: Ey mutlak egemenlik sahibi Allahım! Sen egemenliği diledi­ğine verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler Senin elindedir. Doğrusu Sen istediğini yapmaya kadir­sin. Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır ve geceyi kısaltarak gündüzü uza­tırsın. Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın. Ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın." [58]

Duanın başında ve sonunda anılan Allah'ın sıfatı, kulun sade­ce ihtiyaçlarını Rabbine bildirmeyip, asıl amacının O'nu anmak olduğunu gösterir. Çünkü istekte bulunma hakkı öncelikle Al­lah'ındır. Değil mi ki O bir ilah, biz ise birer kuluz, emretmesi ge­reken Allah'tır. Öyleyse O'nu duamızı gerçekleştirmekle görevli bir memur gibi tasavvur etmek zulümdür.

Peygamberlerin Kur'an'da örnek olarak anılan dualarına bak­tığımızda sadece muhtaç durumda Allah'ın yardımının talep edilmediğini, asıl O'nu tespih etmek için içinde bulunulan ruhi şart­lardan yararlanıldığı görülür. Mesela Süleyman (a) duasının so­nunda Allah'ın latif sıfatını anarak, Musa (a) sonsuz merhametine sığınarak, Zekeriyya (a) sonsuz işitme gücüne ve kudretine vurgu yaparak O'nu tespih etmiş, yüceltmiştir.[59]

Duanın asıl amacı, kulun tevazu hislerini Rabbine iletmesi, bollukta da darlıkta da O'na yönelerek ibadet etmesidir. Öyleyse kuru kuruya, Allah'ı yücelten ifadelerle güçlendirilmemiş peş peşe isteklerin sıralandığı bir dua, tevhid inancına da uygun değildir. İsa Peygamber elbiseleri gibi yürekleri de bembeyaz olan arkadaş­larının imanda yakîne erişmek için istedikleri gök sofrası için Al­lah'a yakarmıştır. Bu makbul duanın da başında ve sonunda "Al­lah'ı tespih-tenzih ederek yüceltmek" esasına riayet edilmiştir:

"Meryem'in oğlu İsa, 'Ey Allahım, ey Rabbimiz!' dedi. 'Gökten bize bir sofra gönder; o bizim için —ilkimizden sonuncumuza kadar— sürekli tekrarlanan bir ziyafet ve Senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira Sen rızık verenlerin en iyisisin!”[60]

 

3. Gereken Şükür Öğelerini Taşımalı

 

Nankörlüğün dile getirildiği bir dua ifadesi, kul-yaratıcı ilişki­sinde bulunması gereken asgari unsurlardan mahrumdur. Çünkü Allah bizim duamıza ve yönelişimize ihtiyaç duymaz. O ganîdir, müstağnidir; kendi kendine yeter bir zenginliğe sahiptir. Bu sebep­le şükrün faydası dua eden içindir; Allah'a hiçbir yarar sağlamaz. Lokman Suresi'nde Rabbimizin buyurduğu gibi:

"Biz Lokman'a 'Allah'a şükret' diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendi faydası için şükreder. Kim de nankörlük ederse şüphe yok ki, Allah ganîdir/hiç kimseye muhtaç olmayacak derecede zengindir ve hamîdir/övülmeye en layık olandır." [61]

Hayatın her anında sözlü ve fiilî dua ile Yaratıcı'ya şükretmeyi alışkanlık haline getirmek sorumlu bir müminin ihmal etmemesi gereken temel görevlerindendir. Hayatın bir imtihan olduğunu unutarak bizi uyarmak ya da sınamak maksadıyla, Rabbimizin başımıza sardığı belalara karşı sabırsız davranıp aceleyle def edil­mesini istemek bir tür bencilliktir ve dolayısıyla şükür bilincine aykırıdır. Şükür bilincine erişmiş sorumlu bir mümin, başa gelen sıkıntıları da iyilikleri de bir ilahi sınama biçimi olarak görmelidir. Bu yüzden hemen sızlanıp Rabbimize nankörlüğün tezahürü ola­rak dile gelmiş sözlerden sakınmak gerekir.

Kur'an'da Rabbimizin övgüsünü kazanmış müminler daimi şükür halinde yaşayanlardır. İyilik bulunca sevinen, başına bir imti­han belası ilişince de yerinip dövünen bir tepkisellikle olayları karşı­layanların duaları ilahi övgüden nasipsiz kalmaya mahkumdur.

Fussilet Suresi'nde buyurulduğu gibi dua ve şükür her halü­kârda yapılması gereken temel kulluk görevlerimizdendir:

"İnsan iyiliği istemekten usanmaz. Ona bir bela isabet ettiği zaman hemen ümitsizliğe düşer; boynunu büker." [62]

Şükrün bir başka ifadesi de kibirden arınmak, daima Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşımaktır. Samimi bir yönelişle Rabbe açılan eller, beşeri gururu bir kenara bırakmış, tevazuu ahlak edinmiştir. Duaları kabul edip etmemek tamamıyla Allah'ın elinde­dir. Fakat böyle bir ruhla yapılan yakarışlara olumlu karşılık ver­meye Rabbimiz söz vermiştir:

"... Bana dua edin; size cevap vereyim. Bana kulluk etmekten büyüklenenler, zillet içinde cehenneme gireceklerdir."[63]

 

4. Kavli ve Fiili İhlas Bulunmalı

 

"Kafirleri ne kadar öfkelendirse de, muhlisler olarak/içten bir inançla yalnız Allah'a bağlanarak O'na dua edin!"[64]

Her şeyi duyan Allah'ın bizi duyması için bağırıp çağırmaya gerek yoktur. Kur'an ile Allah'a yakardığımızda, kavli bir dua ey­lemi sergilediğimizden sesimizi ne yüksek ne de alçak tutmalıyız; orta bir yol tercih etmeliyiz. Sözlü bir dua şeklini tercih etmediği­miz diğer zamanlarda ise, sessizce, gizli gizli, duyarlılığın ürünü olan ve tüm bedeni saran bir ürperti ile, boyun bükerek samimi bir tevazu ile Rabbe yükselmeli yakarışlarımız.

Kavli ve fiili dualarımızı ister gizli ister açık olsun içtenlikle ta derinlerden gelen, gönülden gelen arzularla ifade etmeliyiz. Sesimiz soluğumuz ve eylemlerimiz birlikte soluk soluk ulaşırken göklere doğru O'na takdim ettiğimiz serzenişler bile bir hediye heyecanını taşımalıdır. Sesimiz sözümüz, vücut dilimiz ve gönül dilimiz birbiriyle örtüşmelidir. Kime el açtığımızı tüm hücreleri­mizde hissetmeden, kiminle konuştuğumuzu bütün benliğimizde duyumsamadan lalettayin bir sesle, öylesine dudaklardan dö­külmüş sözlerle dua olmaz; çünkü bütün kemal sıfatlarını kendi­sinde toplayan Yüce Allah en güzel yakarışlara layıktır ve biz kullar için bunun farkında olduğumuzu göstermenin tek yolu da duadır.

İster sözlü, ister sözsüz olarak kalpten, isterse fiili bir şekilde olsun dualarımızda ihlas, olmazsa olmaz şarttır. İhlassız bir ya­karışın şuurdan nasibi yoktur. Bu nedenle kime söylendiği, niçin söylendiği belirsizdir. Yeryüzünde samimi bir şekilde iyilik için çırpınan bir mümin, fiili duasını tamamlamış demektir; sıra kavli duaya geldiğinde ise nasıl bir ruh hali içinde olunması gerektiği­ni Rabbimizin beyanlarından öğrenelim:

"Rabbinize yalvara yakara, gizlice dua edin. O sınırı aşanları sevmez. Yeryüzünde ıslah edildikten sonra bozgunculuk yapmayın. Al­lah'a korku ve ümit ile dua edin. Allah'ın rahmeti iyi kimselere yakındır."[65]

 

a) İhlasın Göstergesi Salih Ameller

 

Belli bir bütünlük ve amaç taşımalı dualarımız. Öylesine, lalettayin, bilinçsiz bir şekilde dizilmiş sözler tekamül etmiş bir duaya yakışmaz. Dualarımızın değerli bir gayesinin olması ge­rekir. Tarihin o anında yaşanan tevhid-şirk mücadelesinin izle­rini taşımalı dua. Zaten söz nedir ki? Söze dönüştürdüklerimiz O'nun bildiklerinin sadece bir kısmını beyandan ibarettir, o ka­dar...

Samimiyetin bir ifadesi olarak vücut dili de önemlidir. Elleri göğe kaldırarak, iki yana açarak, elleri birbirine kavuşturarak, ayakta, oturarak veya yürürken çeşitli hallerde yapılabilecek yaka­rışlarda biçim ve öz birliğine dikkat etmeliyiz. Samimi olduğumu­zu vücut dili ile de takviye etmeliyiz. Peygamberimizin dua ederkenki halini tasvir eden bazı hadislerde onun "koltuk altı gözükünceye kadar ellerini kaldırdığı"[66] ifade edilmiştir. Bu pozisyon tabii ki bir örnektir, her zaman bu halde dua etmenin makbul ol­duğu anlamına gelmez. Burada önemli olan, samimiyetin vücut dili, söz ve eylem birliği içinde kalpten gelen yakarışlarla birbirine uyumlu bir şekilde göğe yükseltilmesidir.

Tamamıyla afaki ve bencil isteklerin ifadesi olan dua tabii ki makbul olamaz. Hayatın, tevhid dininin değerleri tarafında yeni­den inşa edilmesi, şirk düzenlerinin devrilmesi talep edilmelidir. Kur'an'da anılan makbul dualar samimi ve bilinçli bir şekilde ya­pılmıştır:

"Ve Rableri onların dualarını şöyle cevaplar: İster erkek, ister kadın olsun Benim yolumda cihad edenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkar­mayacağım. Çünkü hepiniz birbirinizin soyundan gelirsiniz. Zulüm ve kötülük diyarından hicret edenlere, yurtlarından sürülenlere, Benim yo­lumda eziyet çekenlere ve bu yolda savaşıp öldürülenlere gelince, onların kötülüklerini mutlaka sileceğim ve onları Allah'tan bir mükafat olarak içinde ırmaklar akan has cennetlere sokacağım. Zira mükafatların en gü­zeli Allah katında olanıdır." [67]

Yüce Allah gönülden boyun eğen akıl sahiplerinin sefihlik içermeyen dualarını kabul eder. Rabbimizin kadın-erkek ayrımı gözetmeyen dualara icabeti yapılan samimi amellerle takviye edildiğinde kolaylaşmaktadır. Mesela cihad, hicret, O'nun yo­lunda işkenceye uğramak, can vererek şehadet şerbetini içmek gibi salih ameller duaların kabulünü takviye edeceği gibi, geçmiş günahların da affedilmesini sağlayacak değerde eylemlerdir. Salih amellerle desteklenmiş dualarımız özden gelen samimi ya­karışlarla Allah'a doğru yükseldiğinde kabul edilmemesi için hiçbir neden kalmamış demektir. A'raf Suresi'nde buyurulduğu gibi:

"Rabbinize alçak gönüllüce ve yüreğinizin ta derininden seslenin. Doğrusu O, çizgiyi aşanları sevmez."[68]

 

b) Musa Peygamberin İhlaslı Yakarışı

 

Musa Peygamber utanmadan, çekinmeden, tüm kişisel za­aflarını, eksiklerini ve kusurlarını dahi samimi olarak Allah'a itiraf etmiştir. Zaten her şeyi bildiği halde, o bir ihlas ifadesi olarak Allah'a tüm sıkıntılarını açmıştır.[69] Aynı samimiyetle Musa Peygamber kardeşini risalet görevine yardımcı olması için Allah'tan peygamber yapmasını istemiştir; bu duası kabul edil­miştir.[70] Zalimlerin elinden kurtulmayı dilemiştir, kurtulmuş­tur.[71] Allah'ın ayetleriyle arınmaya yanaşmayan Firavun ve çev­resinin helak edilmesini istemiş, bu yakarışı da makbul dualar arasında yer almıştır.[72]

 

c) Fiili Dua ile Birlikte Yapılan Makbul Dualar

 

Fiili dua —ani sorumlulukların yerine getirilmesi— bir sami­miyet göstergesidir. İhlasın fiili şahidi olan tüm peygamberler gibi Şuayb Peygamber de ellerini göğe doğru uzatırken Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirmiş salih bir kulun ruh yapısına sa­hipti. O, fiili uyarılarına rağmen yine adaleti ikame etmeye yanaş­mayan Medyen halkını —üstüne üstlük onu ve arkadaşlarını sür­me kararı almışlardır— Allah'a şikâyet etmiştir. Kendisiyle birlikte iman eden müminler bu fiili durum karşısında sığınılması gereken en güvenli kaynak olan Allah'a bir dua ile sığınmışlardır. Şuayb Peygamber ve arkadaşlarının toplu halde yaptıkları tevekkül dua­sı, müminler hariç tüm toplumun "racfe depremi ile helak edilmesi" şeklinde karşılık bulmuştur:

"... Ey Rabbimiz! Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar. Çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı Sensin. Ne var ki, kavimleri arasından kafir olanların ele başları (Şuayb'ın yandaşlarına): 'Doğrusu eğer Şuayb'a uyarsanız, bilin ki kaybedenlerden olacaksınız' dediler. Der­ken bir deprem onların işini bitirdi: kendi evlerinde cansız olarak yere serildiler." [73]

 

5. Sabır ve Salat ile Takviye Edilmeli

 

"Ey iman edenler! Sabır ve salat ile Allah'tan yardım dileyin. Şüp­hesiz Allah sabredenlerle beraberdir."[74] Allah'tan yardım istemeyi hak etmek gerekir. Bunun için Rabbe duanın kuru kuruya değil, namaz ve ibadetlerle süslenmesi, takviye edilmesi şarttır. Duada sabırsızca hemen gerçekleşecek bir sonuç istemek de doğru değildir.[75] Bir işin başında yapılan dua, destek almak içindir; fakat sonuç isteyen dualar, yapılacak hiçbir şey kalmadığında, elden gelen bütün gayretler sarf edildiğinde, bütün imkanlar tüketildiğinde tekamüle erişebilir.

Sabır; özünde bıkmamak, usanmamak, sebat göstermek, inançlarımızın asli eksenini, eylemlerimizin sıhhatini bozmamak, acele etmemek gibi unsurlar taşımaktadır. Aceleden yaratılmış olan insanoğlu maalesef bir işin hemen oluvermesini istemektedir.[76] Her şeyi bir ölçüye göre yaratan Allah ise, dualarımıza da belli bir ölçü çerçevesinde cevap verecektir. Duamızın sonucunu beklerken acele ermemek ve kesin netice ummamak da gerekir; çünkü neyin nihai anlamda iyi neyin kötü olduğunu mutlak manada sadece Allah bilebilir.[77] Ayrıca Allah'ın duaya icabeti geciktirmesi imtihan için de olabilir.[78]

Biz müminlere yaraşan doğru tavır; arzu ettiklerimiz olmuş olmamış, şartlar lehimize dönmüş dönmemiş; ihlasla, vefa hisle­riyle ara vermeden Rabbimize bağlılığımızın, sadakatimizin ve samimiyetimizin en önemli göstergesi olan duadan kopmamaktır.

Sabır meleklerle de dosttur, öyle ki eğer üzerimize sağanak sağanak rahmet yağmasını istiyorsak ayaklarımızı hak olan yolda sabit kılmak zorundayız. Rabbimiz, gaybi yardımlara elçilik yapan meleklerin taşıdığı rahmete mazhar olabilmenin şartını "sabır-sebat göstermek" olarak beyan ermiştir:

"Rabbimiz Allah'tır, diyen ve sebatla doğru yolu izleyenlere gelince, onların üzerine sık sık melekler iner ve şöyle derler: Korkmayın ve üzül­meyin, işte alın size vaad edilmiş olan cennet müjdesini."[79]

Kur'an'da geçen makbul dualar sabırla ve ibadetle birlikte yapılmışlardır. Mesela, Yakup (a)'un Yusuf'a kavuşmak için yaptı­ğı dualar yıllar sonra sabrın meyvesi olarak makbul olmuştur. Yu­suf (a)'un sabırla ve fiili dua ile zindanda yaptığı dualar kabul edilmiştir.[80] Eyüp Peygamber şeytanın telkinlerine açık hale gelecek derecede hastalıklarla imtihan edilmiştir. Öyle ki vücudunun her yanı yaralarla berelerle dolmuştur. O yine de Allah'a asi olmamıştır; sonunda sabrının meyvesini yemiş tüm hastalıklarından şifa bulmuştur.[81]

Kısaca Yakup (a)'un Yusuf'una kavuşması, Yusuf'un zindan­dan kurtularak geçmişi temizlenmiş bir vaziyette güç ve iktidara ulaşması, Eyüp Peygamberin ölümcül hastalıkların pençesinden kurtulması; hep dua ile eğitilmiş, olgunlaşmış salih kulları, ihlaslı, direngen müminler oluşları dolayısıyladır.

Dua kulluk görevimizin bir parçasıdır. Yoksa bakalım kabul ediyor mu? diye Allah'ı denemeye kalkma aracı değildir. Bu ne­denle duanın, mutlaka kabul edilmesini beklemek, tevhid inancına aykırıdır; Allah bizim hizmetimizde değildir. Biz Allah'ın hizme­tindeyiz; ibadet ermek zorunda olan biziz.[82]

 

6. Zaman ve Mekan Unsurlarına Dikkat Edilmeli

 

a) Sadece Sıkıntıya Düşünce Değil, Her Halükârda Dua Edilmeli

 

"Zaten, insanın başına bir sıkıntı gelince yan yatarken de, oturup kalkarken de, Bize yalvarıp yakarır; ama ne zaman ki sıkıntısını gideririz, başına gelen sıkıntıdan kendisini kurtaralım diye sanki Bize hiç yalvarıp yakarmamış gibi, (nankörce) davranmaya devam eder! Kendi güçlerini boşa harcayan (budala)lara, yapıp ettikleri işte böyle güzel görünür." [83]

Dua bollukta da darlıkta da, zenginlikte de fakirlikte de daima O'na yönelişin bir ifadesi olmalıdır. Dua bir hayat tarzıdır. İnsanın ayakta, otururken, yan yatarken Allah'ı anarak dua etmesi gerekir:

"Namazınızı bitirdiğinizde Allah'ı anın —ayakta iken, otururken, uzanmış halde— ve yeniden güvenliğinizi sağladığınızda namazlarınızı eksiksiz eda edin. Namaz bütün müminler için günün belli zamanları ile kayıtlı bir yükümlülüktür."[84]

Dua, zamanında yapılmalı. Allah'a sadece darlıkta yalvarıp bollukta yüz çevirmek makbul bir tarz değildir. Müminlerin duası her şeyden önce tüm hayatı kuşatan bir yaşam biçimidir. Hayat dua, dua hayattır. Dua darlıkta da bollukta da aynı duyarlılıkta yapılması gereken bir şahadet, Allah'ı yaşadıklarımıza ve yaşaya­madıklarımıza, tüm tavır alışlarımıza şahit olmaya çağırmaktır.

Hem bollukta hem de darlıkta Allah'ı çeşitli şekillerde zikret­mek sorumluluk bilincine sahip olan dürüst ve erdemli insanların davranış tarzıdır. Allah ile olan sahih bir münasebet, sadece zora düşünce değil, her halükarda olmalıdır. Çünkü ihtiyacı giderilince yüz çevirenler, dürüst değil, bencildir. Zor zamanda dua ile Al­lah'a yönelmek her insanın fıtratındaki baskıya boyun eğmesinden ibarettir. Her zaman dua etmek ise, iradesiyle hareket eden bilinçli, akıllı insanların davranış biçimidir.

Dalgalarla kuşatılmış bir gemide katıksız bağlı gibi davranıp, sahile çıkınca Allah'ı unutarak büyük bir aldanış içinde duyarsızca yaşamak kınanmıştır:

"Denizde bir tehlikeyle karşılaştığınız zaman O'ndan başka bütün o yalvarıp yakardığınız şeyler sizi yüzüstü bırakır; ama ne zamanki, sizi sağ salim karaya çıkarır, hemen yüz çevirip (unutuverirsiniz O'nu). Çünkü, insanoğlu gerçekten çok nankördür!" [85]

 

b) Duyarlılığı Yükselten Zaman ve Mekanlar Tercih Edilmeli

 

Dua şüphesiz her zaman yapılabilir; ancak yine de zaman ve mekan unsurları samimiyet ve duyarlılığa katkı sağlayabilecek öğelerdir. Yürekten Allah'a bağlı olanlar, servetlerini inançlarının hakimiyeti için feda edenler, zorluklara karşı direnişi bir yol bilen müminler, seher vakitlerinde tüyleri diken diken eden bir duyarlı­lıkla tâ derinden Rablerine yakarırlar. Seher vaktinin dua ve yaka­rış için önemli bir vakit olduğunu bizzat Rabbimizin beyanların­dan öğrenmekteyiz.[86] İnsanın duyarlılığını yükselten, içinde Kadir gecesini barındıran Ramazan ayı, hac ayları, Kabe ve çevresi {Ara­fat, Meşar, Mina, Safa-Merve) gibi mekanlar şüphesiz hikmetinin idrakinde olanlar için çeşitli bereketler ve fırsatlarla doludur.[87]

Hangi mekanda yapıldığı duanın sonucunu mutlak anlamda belirleyecek önemde değildir. Çünkü tüm yeryüzü —bütün do­ğular, bütün batılar— Allah'ındır; bizim mescidimizdir. Gizliyi de aşikarı da bilen Allah'a yerde ve gökte olan hiçbir şey gizli kalmaz. O tüm mekanların üzerinde hepsini kuşatan bir makam sahibidir.[88]

Öte yandan dua ile nefsin arındırılmasında gece eğitiminin de ayrı bir önemi vardır. Rabbani övgüyü hak etmiş müminlerin gece­lerini secdede ağlayarak geçirdikleri, yalvarıp yakardıkları beyan edilmiştir. Yüce Allah, Peygamberimizin gece kalkıp namaz ve dua ile Allah'a yaklaşma çabasının, üstün bir makama erişmeyi sağlayacak değerde olduğunu beyan etmiştir.[89]

Gecenin çok azında uyuyan, bağışlanmak için kalplerinin de­rinliğinden gelen bir yakarışla Allah'a yönelenler, Kur'an'da öv­güye değer insanlar arasında anılmıştır:

"(Ama Allah'tan sakınan, O'na karşı sorumluluk bilinci taşı­yan muttakiler) gecenin az bir kısmında uyurlardı. Bağışlanmak için kalplerinin derinliğinden gelerek yalvarırlardı. Ve sahip oldukları her şeyden, yardım isteyenlere ve sıkıntı içinde bulunanlara bir pay ayırırlar­dı." [90]

 

7. Ye's Anında Yapılmamalı

 

a) Dua Öncelikle Dünyada Yapılmalı

 

Dünyada yapılması gereken kulluğu ahirete ertelemek de in­sanların yaptığı temel yanlışlardandır. Firavun'un ölüm anında "ye's tövbesi" denilen yakarışı Allah katında makbul olmamıştır. Çünkü o, yerini gördükten sonra kendi özgür iradesiyle değil, korkularına yenik düştüğü için tövbe etmiştir; böyle zamanda yapılan duayı Yüce Allah kabul buyurmayacağını beyan etmek­tedir.[91]

Firavun ve Nemrut gibi büyüklenerek kendilerini yeryüzünde ölümsüz ve güç yetirilmez bir iktidara malik olduklarını zanne­denler ve onların zavallı yardakçıları olan kitleler davetlerini ve davalarını Allah'ın adı ile yürütmezler. Hevalarının buyruğuna göre yaşayan insanlığın zalim yöneticileri de onlara bel bağlayan duyarsız kitleler de ilahi azap ile karşılaştıklarında itiraf ve yalvarmalarla "Biz gerçekten zalimlermişiz."[92] diye af dileyeceklerdir. Fakat ne çare iş işten geçmiştir artık. Asgari tevazu şartlarını taşı­yan bir yakarış ahirette değil de dünyada Allah katında kabul gö­recektir. Ahirette sadece müminlerin duaları kabul görecektir;[93] kafirlerin hiçbir duasına olumlu yanıt gelmeyecektir. Kafirlerin son nefeste ölüm esnasında, öldükten sonra dünyaya yeni bir şans için geri dönüş istekleri ve cehennemden kurtuluş talepleri dua for­munda bile olsa Allah tarafından kabul edilmeyecektir.[94]

 

b) Duhan Duasının Makbul Olmayacağı Ye's Anı

 

Kıyamet sahnesinde "acı duman azabı"ndan korunmak için Allah'a yapılan bağlılık yakarışı makbul olmayacaktır. Çünkü artık iş işten geçmiştir. Hüküm gerçekleşmek üzeredir; bütün alametler belirmiş, nihai helakin süreci başlamıştır. Azabı apaçık gördükten sonra ilahi kudreti itiraf edip O'na sığınmak bir maharet değildir. Önemli olan Allah'a görmeden, kalbin sağladığı imkanlarla iman edebilmektir.[95]

Zaten ilahi azabı apaçık karinelerle gördükten sonra, iman et­meyen kalmayacaktır. Bu nedenle ölüm anında —ki bir hadiste küçük bir kıyamet olarak nitelendirilmiştir— ya da büyük kıyamet sahnesinde iman etmek Firavun'un dahi kaçamayacağı bir şey ol­duğundan dolayı bir değer ifade etmez. Öyleyse duhan (acı duman azabından muhafaza) duası kıyamet sahnesinde değil, çok daha önce, belirtileri ortaya çıkmadan, normal zamanda yapılmalıdır.[96]

 

c) Korku ve Ümit Arasındaki Bir Psikoloji ile Yapılmalı

 

"(Asla büyüklük taslamayan o muttakiler) yataklarından (gece­leri) kalkarak, korku ve ümit içinde Rablerine yalvaranlardır ve kendile­rine geçinmeleri için verdiklerimizden başkalarına harcayanlardır."[97]

Bu ayetin rehberliğine göre, dua ederken korku ile ümit ara­sında bir ruh hali taşımalıyız; hem endişe içinde olmalıyız hem de ümitlerle dolu olmalıyız: Korkmalıyız, çünkü Allah'ın gazabı da vardır. Ümitli olmalıyız, çünkü O'nun rahmeti her şeyi kuşa­tır.[98]

Günah işlemiş olmak dünya sınavı devam ettiği müddetçe ki­şiyi ümitsizliğe düşürmemelidir. Allah'ın tövbe kapılarında sonsuz merhametinin nişanelerini hissetmek mümkündür. Ayrıca korku da taşımak gerekir; çünkü kimse cenneti garantilemiş değildir.[99] Allah azabından korkulması gereken, sevildiği için gücendirilmemesi gereken bir ilahtır, bu da günahlardan uzak durmak suretiyle gerçekleşir. Korku ile ümit arasında olma hali, bir samimiyet ifade­sidir; samimi dualar da makbuldür.[100]

 

8. Dünyayı Değil Ahireti Öncelemeli

 

Allah, dünyayı isteyenlere dünyayı verir; ancak bu kısa ömür­lü alemde yaşanacak üç kuruşluk mutluluk için ebedi mutluluk heba edilmiş olur.[101] Bu nedenle salih-sahih bir duanın daima ebedi nimetler yurduna öncelik vermesi şarttır. Dualarımızda her zaman ahiret öncelikli olmalıdır. Fakat güzel, temiz, dolayısıyla helal olan dünya nimetlerini istemek haram değildir. Bakara Suresi'nde buyurulduğu gibi:

"İbadetlerinizi bitirdiğinizde (haccın şiarlarından Meş'ar-Müzdelife, Mina mevkiinde) atalarınızı hatırladığınız gibi, hatta daha güçlü bir hatırlayışla Allah'ı anın. Çünkü öyle insanlar var ki; sadece 'Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver' diye dua ederler. Böyleleri ahiretin nimetle­rinden nasip alamayacaklardır. Ama içlerinde öyleleri de vardır ki: 'Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateşin azabın­dan koru' diye dua ederler." [102]

 

9. Ahit Tazelemek Amacıyla Yapılmalı

 

Toplumsal bir suç olan şirk zulmünün affedilebilmesi için tüm halkın Allah'a verdiği iman ahdini yenilemesi gerekir. Aksi halde helak ihtimali belirir. Bu ihtimalden olsa gerek, Musa Peygamber "içimizdeki sefihler yüzünden bizi de helak etme!"[103] diye Allah'a yal­varmıştır. Bu toplumsal zulme engel olan, daha sonra da affetmesi için yakaran yetmiş iki inanmış adamın duası kabul edilmiştir. Çünkü Allah ile olan ahdin —O'na ortak koşmama sözünün— yenilenmesi söz konusudur.[104]

Musa Peygamberin halkın içinden seçtiği yetmiş adamla bir­likte, Samiri'nin yaptığı buzağıya taparak Allah'a ortak koşan hal­kını helak etmemesi için Allah'a yakarışları şöyle olmuştur:

"... Ey Rabbim! Eğer dikseydin daha önce de onları yok ederdin ve (onlarla beraber) beni de. İçimizden birtakım dar kafalı sefihlerin yaptık­larından ötürü bizi helak edecek misin (şimdi)? Bütün bunlar Senin bir sınamandan başka bir şey değil. Ki onunla dilediğinin sapmasına fırsat verir, dilediğini de doğru yola sokarsın. Bizim velimiz yakınımız Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bize acı. Çünkü bağışlayanların en hayırlısı Sensin." [105]

 

10. İ'sar[106] İlkesine Uygun Olarak Yapılmalı

 

Bencilce kişisel arzuları dillendirmek dürüst ve erdemli mü­minlere yakışmaz. Bu nedenle Kur'an'daki örnek dualarda "ben" zamirinden çok "biz" zamiri daha yoğundur. Mesela Fatiha Suresi'nden her gün beş vakit namazda defalarca tekrarladığımız şu yakarış: "Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet."[107]

Tabii ki bu durum şahsi dua yapamayacağımız anlamına gelmez. Fakat duamız da ahlakımıza uygun olmalıdır. Bilindiği gibi Kur'an ahlakının en temel ilkelerinden biri "i'sar"dır. İ'sar; kendimizi Müslüman kardeşlerimizin yerine koyarak düşünmek ve onların çıkarlarını kendi çıkarımıza tercih etmektir. Sadece şahsi çıkarları ön plana çıkararak, duayı bencil isteklerin aracı kılmak doğru değildir.[108]

İşte i'sar'ın duaya yansıyan diğergâm ifadeleri:

"Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla ve müminlerden hiçbirine karşı kalplerimizde kin —nefret, yersiz düşün­ce ve duygulara— yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen sonsuz şefkat sahibisin ve sınırsız rahmet kaynağısın."[109]

 

Sözün Özü

 

Yüce Allah'ın Kur'an'da beyan ettiklerine bakarak içeriğini on başlıkta özetlemeye çalıştığımız bu halleri taşımayan dua, makbul olmayacaktır. Bu yüzden biz müminler, boşa zaman kaybetme­mek, boşuna ümitlenmemek, hepsinden önemlisi Rabbimize yara­şır bir kulluk yapabilmek için bu şartlara dikkat etmek zorundayız. Aksi takdirde içine rahmet dolması için açarız ellerimizi de boşu boşuna bekler dururuz. Yarattığı her şeyi belli bir ölçüye göre var eden Rabbimiz, rahmetinin kapılarını aralamayı da belli kaide­lere bağlamıştır. Öyleyse Allah katında bizi değerli kılan tek geçer akçemiz olan yakarışlarımızda da bu ilahi ölçülere riayet etmek zorundayız.

Gerekli şartları taşımayanların durumları "su için avucunu açmış bekleyen ama hiçbir zaman suya kavuşamayacak adam"ın du­rumuna benzetilmiştir. Kulun tevazusunun bir ürünü olarak aşağıdan yukarıya doğru Yaratıcı'ya yapılan çağrılar doğrudan doğruya aracısız bir şekilde yapılması gerekir. Ra'd Suresi'nde buyurulduğu gibi:

"Gerçek dua, yalnızca O'nadır. O'ndan başka dua ettikleri, kendile­rine hiçbir cevap veremezler. Durumları suyun ağzına gelmesi için avuç­larını ona açmış bekleyen adama benzer. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin duası sapıklıktan başka bir şey değildir." [110]

 

3- KUR'AN'DA DUA ÇEŞİTLERİ

 

Dualar, Kur'an'da tasnif edilmiş bir şekilde yer almamaktadır. Rabbimiz Kur'an'ı hiçbir beşeri üründe görülmeyen kendine has özellikler taşıyan bir kitap olarak tanzim etmiştir. Mesela "Dua" diye bir bölüm yoktur Kur'an'da. Bu nedenle nasıl dua etmemiz gerektiğine ilişkin bütüncül ve güvenilir bir bakış açısı kazanabil­mek için özel bir gayrete ihtiyaç duyulmaktadır.

Satır aralarında kaybettiğimiz, surelerin içinde belki de defalar­ca okuduğumuz halde, hiç fark etmeden geçtiğimiz çok sayıda ör­nek yakarışın Kur'an'da yer aldığını görüyoruz. Belli bir alan seçip orada yoğunlaşmadan bilgide derinleşememek insan olarak zaafla­rımızdan kaynaklanmaktadır. Çünkü biz insanlar bir dünyaya kulak kesilmişsek diğerine sağır davranabiliyoruz. Tasnifler, her ne kadar anlamı kısıtlayan bazı mahzurları olsa da tahlil ve tahkik amaçlı araştırmalar için kaçınılmaz olarak başvurulması gereken bir usul.

Biz bu çalışmada tasnif usulünü mümkün olduğu kadar az formelleştirerek kullanmak istiyoruz. Çünkü formun yanında özün kaybolmasını ya da gölgede kalmasını istemiyoruz. Duanın biçimi ve ruhuna ilişkin Kur'an'ın rehberliğinde samimi bir öğrenci gibi davranarak gerekli tüm ayrıntılara ulaşmayı amaçlıyoruz. Çünkü Allah katında bize değer kazandıracak bir ibadetten bahsediyoruz, öyleyse duanın biçimine ve içeriğine ilişkin gereken en büyük önemi vermek durumundayız.[111]

 

A. Makbul Olan Dua Örnekleri

 

Hiç kuşkusuz duanın kalbi insan, takdim edilen makam yüce­ler yücesi Allah'tır. Ve o makamın sahibi; tevazu hisleri ile, salih bir niyetle gerçekleşen yönelişe olumlu karşılık vereceğine söz vermiştir:

"Eğer kullarım sana Benim hakkımda soru sorarlarsa (bilsinler ki) Ben çok yakınım, dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana gönülden iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler."[112]

Yukarıdaki ayet Yüce Allah'ın her duayı kabul edebileceği anlamına gelmiyor. Hangi duanın makbul olduğunu, hangilerinin makbul olmadığını Musa Peygamberin kıssasından iki örnekle izah edebiliriz. Birinci örnek Musa Peygamberin halkının su ihtiya­cı için yaptığı duadır. Bu samimi ve mütevazı yakarış makbul ol­muş, âsânın vuruşu ile on iki kaynak Allah'ın bir lütfu olarak in­sanların ihtiyaçlarına sunulmuştur.[113]

İkinci örnek de yine İsrailoğullarıyla ilgilidir. Hz. Musa'nın kabul edilmiş duasının akabinde gelen ayette beyan edildiğine göre, İsrailoğulları kendilerine sunulmuş olan bıldırcın etini tek çeşit ol­duğu için az bulmuşlar, yerden Allah'ın kendilerine sebze, soğan, sarımsak, mercimek gibi yiyecekler bitirmesini istemişlerdir. Verilen nimetlere şükretmeyip, nankörce ve pişkin pişkin, Musa Peygambe­rin kendileri için dua etmesini istemişlerdir. Ayetin üslubundan an­ladığımıza göre İsrailoğulları duayı bir alçakgönüllülük ifadesi olarak değil, Allah'a emreder gibi Musa (a)'ya ısmarlamışlardır. Tabii ki onların bu küstah tavırlarını Yüce Allah karşılıksız bırak­mamıştır; salih bir duaya verdiği gibi nankörlüğe de karşılık ver­miştir. Ancak bu karşılık küstahlıklarının karşılığı olan "yoksulluk ve düşkünlük damgası vuran ilahi gazap" şeklinde gerçekleşmiştir.

Çünkü onlar Allah'ı kendi hizmetlerine amade bir sihirli lamba cini gibi takdir etmekle O'na şirk koşmuşlardır. Allah duaların me'muru değildir. O, sadece erdemli ve dürüst insanların samimi yakarışlarını kabul eder. [114]

 

Kur'an'da Makbul Olarak Beyan Edilen Dua Örnekleri

 

"Biz elçilerimizi ve müminleri (hem) bu dünya hayatında, hem de bü­tün şahitlerin hazır bulunacağı günde koruyacağız. O gün zalimlere maze­retlerinin hiçbir faydası olmayacak, onların payına her türlü iyilikten yok­sun bırakılma ve korkunç bir son düşecektir." [115]

Özeleştiri yapanlar için tövbe kapılarını daima açık tutan Yü­ce Rabbimiz, imanını salih amellerle takviye edip koruyan mümin­lere dünyada ve ahirette yardım etmeye söz vermiştir. Bu yardım sözlü bir duanın neticesinde de olabilir; fiili olarak rüştünü ispat­lamaktan kaynaklanan bir hak ediş olarak da gelebilir, doğrudan doğruya Allah'ın bir lütfu olarak da gelebilir. Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi, imandan nasibi olmayan zalimlerin ise zamansız bir şekilde iş işten geçtikten sonra yapacakları duaları kabul edil­meyecektir. Çünkü onlar, imtihan devam ederken, tövbe kapısı açıkken —yani dünya hayatında iken— dua etmeyi tercih etme­mişlerdir. Zalimler, Allah'ın yarattığı ya da kendi ürettikleri değer­leri putlaştırdıkları için zaten dünya hayatında saf bir yakarışta bulunma yeteneğinden kendi kendilerini mahrum bırakmışlardır.[116]

Samimi ve mütevazı bir kuldan Allah'a yöneltilmiş ubudiyet mesajı mahiyetindeki bu sözlü duaların ortak temaları şunlardır: Tevhid, hidayet, tefekkür, tevekkül, istiane, tespih, hamd, şükür, istiğfar, istiâze, tenzih, tahkim, teslimiyet.[117]

 

1. Tevhid Duaları

 

Tevhidin/Allah'ı birlemenin en güzel ifadesi hiç kuşkusuz "Lâ ilahe illallah"tır.

İslam'ın Kur'an'la insanlık sahnesinde yeniden boy gösterdiği ilk günden bu yana bu tevhid ifadesi biz müminlerin şiarı olmuştur.[118] Lâ ilahe illallah; dillerimizde, gönüllerimizde, ezanımızda ve namazımızda, bebeklerin ilk isimleriyle birlikte ilk duydukları anahtar bir şiar olarak yerini almıştır. Küfür orduları karşısında İs­lam ordusunun sancağı hep kelime-i tevhid olmuştur.

"Lâ ilahe illallah"; tüm kaynaklarımızda kelime-i tevhid ola­rak anılmaktadır. Bir dua olarak söylendiğinde ise, kelime-i tevhid "tehlil" ismini almaktadır.[119]

Kur'an'da dua amacıyla —tehlil için— söylenebileceğine ilişkin en vurgulu örnek Yunus Peygamberin hayatında yer almıştır. Bilin­diği gibi o, kavminin arınmasından ümidi kestiği için, yaşadığı böl­geyi tepkisel-duygusal bir kararla terk ermiştir. Yüce Allah, hatası­nın farkına varması için ona bir bela vermiştir; işte Yunus (a) bu musibetten kurtulabilmek amacıyla içinde tehlil olan bir dua et­miştir:

"... Ve o balık olayının kahramanını da an; hani o öfkelenerek gi­derken, kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Ama sonunda ka­ranlıklar içinde, 'Senden başka ilah yoktur, sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen her şeyin üstündesin, doğrusu ben gerçekten büyük bir haksızlık yap­tım' diye seslenmişti." [120]

Hadislerde en çok rastlanan tehlil duası ise şöyledir: "Allah'tan başka ilah yoktur. O, tektir ve ortağı yoktur. Mülk/bütün iktidar ve egemenlik O'nundur ve hamd/bütün övgü­ler O'nadır. Yaşatan ve öldüren O'dur. O, her şeye gücü yetendir."[121]

 

a) Tespih, Tevazu ve Teslimiyet Duaları[122]

 

Tespih Duası

 

Tespih, Yüce Allah'ı her tür noksan sıfattan tenzih etmek, uzak görmektir. Bu terimin Allah'a ortak koşmak anlamına gelen fiillerin teşhir edildiği ayetlerde gündeme getirilmesi tespihin tevhidle ne kadar iç içe olduğunu göstermektedir.[123] Tespih; insanın evinin ya da mescidin bir köşesine çekilerek sürekli Allah'ın bir ismini tekrar etmesi demek değildir. Allah'ın isminin bir sıfatıyla birlikte, anlamlı bir eylemsel bağlam içinde, yaşamın içinde bir gayeye yönelik olarak söylenmesi durumunda ancak tespihten söz edebiliriz. Rabbimizi yüceltmek, tespih etmek her mümin için farzdır. Ancak bunu Rasulullah'ın sünnetine uygun yapmak gerekir. Peygamberimiz, Medine dönemi özelinde ifade edersek, seferi kıldığı namazlar mukim kıldığı namazlardan daha fazla olan bir peygamber olarak örneğimizdir. Ondan öğrendiğimiz ahlaka göre; "düşmana atacak bir mermimiz varsa, bir köşede zikir adı altında Allah'ın isimlerini tekrarlamak" görevden kaç­maktır, kaytarmaktır, kaçak güreşmektir. Sözün özü; Rabbimizin isimlerini salih bir eylem eşliğinde kalpten gelen bir bilinçle söy­lemek tespihtir. Ancak lalettayin bir şekilde, şuurdan yoksun bir tekrarı tespih diye pazara çıkarmak; kendi kendimizi kandırmak­tır. Böylesi bir tarz manevi dünyamıza bir katkı sağlamadığı gibi, gerçeğin yerini sahtekarlık, hakkın yerini batılın alması gibi so­nuçlar doğurabilir.

Rahman'ın tevazuu şiar edinmiş olan alçakgönüllü kulları, çevrelerindeki afaki ve enfusi ayetlere basiretli bir şekilde bakmalı, Yaratıcı'yı şöyle tespih etmelidirler:

"Rabbimiz! Sen bunların hiçbirini batıl için/anlamsız ve amaçsız ola­rak yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın. (Seni tespih ederiz!) Bizi ateşin azabından koru." [124]

 

Tevazu ve Tespih Duası

 

Allah'a kulluk bilincine sahip olan müminler böbürlenmez, büyüklenmezler. Çünkü bilirler ki, evrendeki kendi konumları bir nokta kadar bile değildir. Onlar hadlerini bilir, nefislerini ilahlaştırmazlar. İlahlığı, rabliği bir tek Allah'a yakıştıran Rahman'ın biz mütevazı kulları, en güzel övgülerle Yaratıcımızı yüceltmeli, O'nun huzurunda alçakgönüllü bir şekilde dua etmeliyiz; Kur'an'da örnek gösterildiği gibi:

"De ki: Ey egemenlik sahibi Allahım! Sen hakimiyeti dilediğine ve­rirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini yüceltir dilediğini alçaltırsın. Bü­tün iyilikler Senin elindedir. Doğrusu Sen istediğini yapmaya kadirsin. Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarırsın ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın." [125]

Göklerin ve yerin mutlak egemenliği Allah'ın elindedir; O, yaratıp kenara çekilmekten, dünyevi işlere karışmaksızın etkisiz bir eleman olarak seyretmekten münezzehtir. Rabbimiz yarattıktan sonra, rububiyetiyle terbiye eder; yarattıklarıyla ilgili olmaya, ya­rattıklarına müdahil olmaya devam eder. Bu nedenle Rabbimizin yaratma ve emir/yönetme hakkını kendisinde görmeye kalkan kibirli insanların sonu dünyada ve ahirette felaketlere uğramaktan ibarettir.

Allah'ın sınırsız kudret ve sonsuz rahmetiyle verdiği nimetleri görünce yapılması gereken aşağıdaki dua Yaratıcı'nın verdiği lütuflarla O'na caka satmaya —hava atmaya— kalkışan kibirli ve bencil insanlara bir cevap mahiyetindedir:

''...Allah'ın dediği olur; çünkü yaratıcı güç ancak Allah'ın elinde­dir..." [126]

 

Yunus Peygamberin Tespih, Tehlil ve İstiğfar Duası

 

"Ve o balık olayının kahramanı(nı —Yunus'u— da an); hani o gücümüzün kendisine ulaşamayacağını sanarak öfkeyle çıkıp gitmişti. Ama sonra düştüğü karanlığın içinde şöyle seslenmişti: 'Senden başka ilah yok! Sınırsız kudret ve sınırsız yüceliğinle Sen her şeyin üstünde­sin. Doğrusu ben gerçekten büyük bir haksızlık yaptım.'" [127]

 

İbrahim Peygamberin Teslimiyet Duası

 

"Hani bir zaman İbrahim'e kerem sahibi Rabbi 'İslâm ol!' dedi. Bu­nun üzerine o (Allah'ın çağrısına hemen) şöyle diyerek yanıt verdi: 'Âlemlerin Rabbine teslim oldum/bütün varlığımla O'na adandım.'" [128]

 

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Tespih Duası

 

"... Ve Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O'ndan başka varlıklara ortaklık yakıştıran kimseler­den değilim."[129]

 

İlahi Vahyin Bilgisine Muttali Olmuş Alimlerin Tespih Duası

 

"(Ve şöyle) derler: Sınırsız kudretiyle ne yücedir Rabbimiz! İşte Rabbimizin vaadi apaçık gerçekleşti!"[130]

 

Müminlerin Tespih Duası

 

"Toprağın verdiği her türlü üründe, insanların bizzat kendilerinde ve hakkında henüz bilgi sahibi olmadıkları şeylerde karşıt-çiftleri yaratan Allah ne yücedir!"[131]

 

Yolculukta Tespih Duası

 

Gemileri, hayvanları ve her tür binek aracını Allah'ın yarattık­larından yararlanarak üreten insanoğlu bu nimetlere sahip olduğu için gurura, kibre kapılmamalıdır. Bilakis bu nimetlerin asıl sahibi olan Allah'ı hatırlayıp dünya hayatının bir yolculuğa benzediğini fark ederek, bu yolculuğun ahiret günü kurulacak nihai mahke­mede sona ereceği bilinci ile hareket etmelidir. Aşağıdaki dua, biz müminlere sahip olduğumuz nimetlerle şımarmayıp, onların ger­çek sahibini, verdiği lütuflardan dolayı övüp yüceltmeyi öğret­mektedir:

"Ve gerçek şu ki: Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz." [132]

 

b) Tevhid ve Tenzih[133] Duaları

 

Tevhidin salih kulların kalplerindeki ve eylemlerindeki somut tezahürü olan tespih ve tenzihin özetini İhlas Suresi'nde bulmak­tayız:

"De ki: O tek Allah'tır. Allah sameddir/öncesiz ve sonrasız, bütün var olmakta olanların sebepsiz sebebidir, kimseye muhtaç değildir, herkes ona muhtaçtır. O doğurmamıştır, doğurulmamıştır ve hiçbir şey O'nun dengi değildir, O'nunla mukayese edilemez." [134]

Allah'ı noksan sıfatlardan uzak tutup, O'na gerçek sıfatlarıy­la yalvarıp yakarma, her türlü eksiklikten tenzih ederek olur. Tenzih dualarıyla bu gayemizi en güzel şekilde gerçekleştirebili­riz. Yüce Allah'ı tenzih etme amacımızı yakarış formunda ifade edebileceğimiz en güzel örneklerden birini de Haşr Suresi'nde bulmaktayız:

"Allah O'dur ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mutlak hakim, kutsal, kurtuluşun tek kaynağı, iman bağışlayan, doğru ile yanlışın tek belirleyi­cisi, üstün, eğriyi düzeltip doğruyu ihya eden/ bütün ihtişamın sahibi! Şanı yüce olan Allah her şeyden münezzehtir. O, Allah'tır; yaratıcı, bü­tün özlere ve görüntülere şekil veren yapıcı! Bütün mükemmellik vasıfları yalnız O'nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O'nun sınırsız şanını yüceltir. Çünkü yalnız O'dur kudret ve hikmet sahibi olan." [135]

Allah'ın yetkilerini çiğneyip sınırlarına giren şefaatçiler edin­mek "tenzih" ilkesine aykırı bir fiildir. Rabbimizi tüm mükemmel isimleri ve sıfatları ile anmak ve zikrullaha halel getirebilecek ta­savvurlar geliştirmekten sakınmak ise O'nu tespih etmektir. Tespih ile tenzihin derli toplu mükemmel örneklerini yine en güzel Rabbimizin kelamından öğrenebiliriz; Ayet el-Kürsi'de olduğu gibi:

 "Allah O'ndan başka ilah yoktur. Her zaman diridir, bütün varlık­ların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu, ne uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmak­sızın nezdinde şefaat edebilecek olan da kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da bilir. Oysa O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudret ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar ve onların ko­runup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten Yüce ve büyük olan yalnızca O'dur." [136]

 

Râsihûnun/İlimde Derinleşenlerin Tenzih Duası

 

 

"Ey Rabbimiz! (Geleceğine) hiç şüphe olmayan o günü görüp ya­şamaları için mutlaka insanlığı bir araya toplayacaksın: Allah vadini yerine getirmekten asla kaçınmaz." [137]

 

c) İstiâze Duaları

 

İstiâze, cin ve insan şeytanlarından Allah'a sığınmak demek­tir.[138] İnsan ve cin şeytanlarının kurdukları planlardan Allah'a sığınmak gerekir. Toplumsal hayat içindeki saf gerçekleri cin ve in­san şeytanlarının dayanışması bulandırabilmektedir. Bu nedenle daima istiâze duası yapmak, kalplerimizin paklığını korumak için şarttır. Çok şükür Rabbimiz bunu da nasıl yapacağımızı kazandır­dığı bilinçle birlikte öğretmiştir.[139]

 

1) Peygamberimize Öğretilen İstiâze Duaları

 

Peygamberimiz Muhammed (s) içtihadi alanda yapabileceği hata ihtimallerine karşı, kendisini yönlendirebilecek tüm kötü dür­tülerden ve içgüdüleri olumsuz istikamette harekete geçiren şer güçlerden Allah'a şu duayla sığınmıştır:

"Ey Rabbim! Şeytani güçlerin kışkırtmalarına karşı Sana sığınıyo­rum. Rabbim! Onların bana yaklaşmalarından da Sana sığınıyorum."[140]

Ve Peygamberimize iki sure bütünlüğünde öğretilerek emre­dilen istiâze duaları:

"De ki: Sığınırım ben yükselen şafağın Rabbine. O'nun yarattıkla­rının şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren kadınların şerrinden ve kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrin­den." [141]

"De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların hakimine, insanların ilahına, fısıldayan sinsi ayartıcının şerrinden, insanların kalbine fısıldayan cinlerin ve insanların bütün ayartmalarından." [142]

 

2) Nuh Peygamberin İstiâze Yakarışı

 

Nuh (a)'un babalık hislerine yenik düşerek, kötü bir kasdı olmaksızın oğlunun da gemide olmasını arzu etmesi sebebiyle işlediği hatadan sonra Allah'a sığınışı şu yakarış ifadeleriyle ol­muştur:

"Ey Rabbim! Senden hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şey istemekten Sana sığınırım. Çünkü beni bağışlamaz, beni acıyıp esir­gemezsen, şüphesiz kaybedenlerden olurum." [143]

 

3) Musa Peygamberin İstiâze Duaları

 

Cahillerden Allah'a Sığınış Duası

 

“…(Musa dedi ki:) Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım."[144]

 

Ahiret Gününün İnkar Edenlerden Allah'a Sığınış Duası

 

"Buna karşılık Musa: 'Kibre kapılarak hesap gününü reddedenler­den, sizin de Rabbiniz, benim de Rabbim olan Allah'a sığınırım' dedi." [145]

 

d) İstiâne ve İmdad Duaları

 

İstiâne; Allah'tan yardım dilemek demektir; aynı anlam ala­nında yer alan inayet ve imdad ise, "Bollukta ve darlıkta sığınıp gü­venecek tek güvenilir merci olarak Allah'tan yardım istemek" demektir.

Allah'ın dışındaki güçlerden (insanlardan, ölülerden veya canlı-cansız nesnelerden) yardım istemek bir ibadet formu ve muh­tevası ile yapılıyorsa şirktir. Bir sosyal hayatta varlığını devam etti­ren insanın hiçbir yardım almaksızın yaşamını sürdürmesi müm­kün değildir. Ancak insanlar yardıma muhtaç varlıklar olarak ta­lep ettikleri yardımları bir ibadet havasına büründürebilmektedir. "Yardım isteyende oluşan minnet hislerinin ilahlaştırmaya dö­nüşmesi, yardımı verenin de Firavunlaşarak ilahlık makamına oturmak istemesi" gibi durumlara, hem kadim hem de çağdaş dün­yada sıkça rastlanmaktadır.

Bütün putlardan azade olarak hürriyetin Allah'a ibadette ol­duğu bilincini ruhlarımıza kazıyan Kitab'ı Mubin'de, Allah'tan yardım dileyen iki tür insandan bahsedilmektedir: Birincisi, sadece ihtiyaç duyduğu anda bencilce arzuların ürünü olan yardım dile­yenler. İkincisi ise; her halükarda —bollukta da darlıkta da— Al­lah'tan yardım dileyenler. Birinci gruptaki insanlar menfaatlerini yücelten ve Allah'ı, adeta ihtiyaçlarını gören bir "memur tanrı" gibi tasavvur ettikleri için kınanmışlardır. İkinci gruptakiler hiç şüphesiz alemlere üstün kılınan ve örnek gösterilen peygamberler ve onların mirasçısı olan müminlerdir. Her halükarda anılması, yüceltilmesi ve ibadet edilmesi gereken Rabbimiz sadece başımız darda kalınca yöneleceğimiz bir merci değildir. Nihai anlamda yardım dilenecek tek makamdır.

Allah'ı hiçbir zaman anıp hatırlamayan bir üçüncü gruptan da söz edilebilir; ancak bunların sayısı ve niteliği insanlık tarihi boyunca kayda değer bir yekuna ulaşmadığından olsa gerek Kur'an'da muhatap olarak kabul edilmemişlerdir. Zaten bu üçün­cü grup Allah'ın varlığını tartışmaya açtıkları için hiç dikkate alınmamışlardır. Çünkü Yüce Allah kendi varlığını tartışmaya aç­mamış, bu yüzden de ispat sadedinde kanıtlar ileri sürme yoluna gidilmemiştir.

Kur'an'da her halükarda sığınılması, yardımının dilenmesi gereken bir ilah olan Allah'a takdim edilmesi gereken örnek yaka­rışlar vardır. Bunlardan bazılarını alıntılayarak günlük hayatımıza girmeyenleri de yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istiyoruz. Var­lıkların en küçük bir kıpırtısının tüm ayrıntılarından dahi haberdar olan Yüce Allah'tan tevhid dini İslam'ın önderlerinin daha birçok yardım dileme örneği vardır.

Bunlar; başarısızlığı itiraf ederek yardım çağırmak, nusret/zafer talep etmek, zalimlerin planlarına karşı güvenlik istemek, gaybi yardımlar istemek, hayırlı bir gelecek kurmak için ilahi yardım talep etmek, mücadele esnasında güç koşulların üstesinden gelmek için inşirah istemek, necat /kurtuluş istemek şeklinde gerçekleşmiş­tir. Şimdi talep edilen ilahi yardım çeşitlerini gözler önüne sermek için bazı örnekler üzerinde duralım:[146]

 

Beş Vakit Namazda İstiâne Duası

 

Biz müminler her gün beş vakit namazda Allah'a sığınmakta ve ortak koşmamaya söz vermekteyiz:

"Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz." [147]

 

Rahmet Duası

 

Hicretin ve tevekkülün ender numunelerini tarihin altın say­falarına yazan bir grup adanmış gencin/ Ashab-ı Kehf'in Allah'tan imdad dileyen yakarışı:

"Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulundu­ğumuz harici şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat.” [148]

Nuh Peygamber, müşriklerin zulümleriyle baş edebilmek için, risalet mücadelesini desteklemesi için Allah'tan şu dua ile ina­yet/yardım dilemiştir:

"Ey Rabbim! Onlar bana tamamen karşı çıktılar, zaten onlar serveti ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uyarlar; ve sana karşı en korkunç tuzakları kuranlara; çünkü onlar (kendilerine uyanlara): 'İlahlarınızı hiçbir zaman terk etmeyin; ne Vedd, ne Suva ne Yeğûs, ne Ye'ûk, ne de Nesr'i terk etmeyin' demişlerdi. Onlar böylece çoğu kimseyi saptırdılar. O halde Sen bu zalimlere yalnızca özlem duy­dukları şeylerden uzaklaşmalarını emret!"[149]

 

Maide/Sofra Duası

 

Havariler gönüllerinde yer etmiş olan imanın pekişmesi için melekut aleminden bir sofra istemişlerdir;[150] bu mucizevi isteği İsa Peygamber Rabbine şöyle dillendirmiştir:

"Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, öncekile­rimize de sonrakilerimize de bir bayram ve Senden bir ayet/gösterge olsun ve bizi besle, zaten Sen rızık verenlerin en iyisisin!"[151]

 

İmdad Duaları

 

Yeryüzünde zayıf bırakılarak hakları ellerinden alınmışla­rın/mustazaflarm Allah'ın yardımını talep ettikleri imdad duası:

"Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtarıp öz­gürlüğümüze kavuştur ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder." [152]

Musa Peygamber, Firavun'un sahip olduğu dünyevi iktidarın gücünden Allah'a sığınarak O'ndan imdad duasıyla yardım iste­miştir:

"... Ey Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm ve bu yüzden onların da beni öldürmelerinden korkuyorum..."[153]

Yusuf Peygamber de kendisini günah bataklığına çekmek is­teyen zinakâr kadınlara karşı, aşağıdaki dua ile Allah'tan imdad dilemiştir:

"Ey Rabbim! Benim için hapis bu kadınların isteklerine boyun eğ­lekten daha iyidir. Çünkü Sen onların oyunlarını-tuzaklarını uzak tutmazsan, ben o zaman onların ayartmalarına kapılır ve (doğru nedir, eğri nedir) seçemeyen şaşkın kimselerden olurum." [154]

 

İmdad ve İftitah Duaları

 

Nuh Peygamber uzun soluklu bir mücadelenin ardından ıslah olmamakta direnen halkından ümidini kestiği bir anda, kendisiyle onlar arasına set çekmesi ve durumlarının açıklığa kavuşturulması için Allah'tan iftitah duasıyla medet dilemiştir. Kafirlerle arasının açılmasını iftitah duasıyla isteyen Nuh Peygamber, bu kopuşun ardından kendisini ve müminleri kurtarması için Yüce Allah'tan şu sözlerle yardım niyaz etmiştir:

"Ey Rabbim! İşte halkım beni yalanladı. Bu yüzden benimle onlar arasında gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koy. Beni ve benimle beraber olan müminleri kurtar." [155]

Şuayb Peygamber ve arkadaşları kendilerinin başına çorap örmek üzere işbirliği yapan zalimlere karşı Allah'tan durumlarını açıklığa kavuşturması için iftitah duası yaparak yardım istemişler­dir:

"Ey Rabbimiz! Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar; çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı Sensin."[156]

 

Muhafaza ve Necat Duası

 

Sebep olduğu kaza ölümünden sonra Musa (a) can güvenliği­nin tehlikeye düştüğünü görünce Yüce Allah'tan gaybi yardım isteyerek kendisini korumasını niyaz etmiştir:

"Rabbim! Zalimler topluluğundan beni kurtar!" [157]

 

İstihare[158] Duası

 

Mısır'dan göçmek zorunda kaldıktan sonra, Medyen'de bir sığınak arayan Musa (a) kendisi için hayırlı olanın gerçekleşmesi için Allah'a yakarmıştır. Onun geleceği için hayırlı olanı talep ettiği istihare duası Kasas Suresi'nde anılmıştır:

"Ey Rabbim! Bana bahşedeceğin her hayra öylesine muhtacım ki!"[159]

 

İtiraf ve İmdad Duaları

 

Nuh (a) elinden geleni yaptığı halde başarısızlıklarını Allah'a itiraf ederek O'ndan şöyle yardım dilemiştir:

"Ey Rabbim! Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum. Ama bu çağrım onları senden daha da uzaklaştırmak(tan başka bir işe yarama­dı). Ve doğrusu onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar; günahkarlık giysilerine büründüler; daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında daha da azgınlaştılar. Doğrusu ben onları açık açık çağırdım. Onlara açıktan tebliğde bulundum; ayrıca onlarla gizlice özel olarak da konuştum. Ve dedim ki: Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin; çünkü o kuşkusuz bağışlayıcıdır." [160]

Musa Peygamber, kardeşi Harun'la birlikte risalet görevini yüklendikten sonra, korkularını tüm sırlara vakıf ve tüm sıkıntı­lardan haberdar olan Allah'a itiraf ederek, O'na dayanmak için şöyle yardım talep etmiştir:

"Ey Rabbimiz! Onun (Firavun'un) bize düşmanca davranmasın­dan yahut azgınlıkta devam etmesinden korkarız."[161]

 

 

İnşirah ve İsar[162] Duası

 

Musa Peygamber İslam'ı tebliğ ederken karşılaşacağı güç ko­şulları metanetle aşabilmek için Allah'tan yardım dilemiş, göğsünü daraltan sıkıntılardan kurtulup ferahlığa kavuşabilmek için aşağı­daki inşirah duasını yapmıştır:

"Ey Rabbim! İçimi senin aydınlığınla genişlet, görevimi bana kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler; ve bana yakınlarımın arasından yükümü paylaşacak bir yardımcı tayin et: Kardeşim Harun'u. Onunla benim gücümü pekiştir; görevimden ona da bir pay ver ki, insanların katında senin yüceler yücesi adını daha da yükseklere çıkaralım; ve seni sürekli analım; muhakkak ki sen bütün varlığımızla bizi görmektesin."[163]

 

Sabır/Direniş Duası

 

Firavun'un çevresindekilerden bazıları Allah'a iman ettikleri zaman, ellerinin ayaklarının çaprazlama kesilmesi tehdidiyle karşılaşmışlardır; henüz yeni iman etmiş olmalarına rağmen bu müminler, doğru yolda başlarına gelebilecek zorluklardan yıl­mayacaklarını, direneceklerini itiraf ederek, dönemin zalimine karşı Rabbimizden şu sözlerle yardım istemişlerdir:

"... Ey Rabbimiz! Dar zamanda bize sabır ihsan et ve yürekten Sana bağlanan kimseler olarak canımızı al!"[164]

 

Nusret/Yardım ve Zafer Duaları

 

Nuh Peygamber görevini başarıyla yapabilmek için Allah'tan nusret duasıyla yardım istemiştir:

"Ey Rabbim! Cahillerin beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!"[165]

Lût (a) günaha dibine kadar gömülmüş, tebliğ ve öğütle ıslah olmaya yanaşmayan halkına karşı Allah'tan şöyle yardım istemiş­tir:

"Ey Rabbim! Bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açan bu insanlara karşı bana yardım et."[166]

 

Necat /Kurtuluş Duası

 

Lût (a) zalimlerin yaptığı çirkin işlerin müminlere de bu­laşmasından çekinerek, hem toplumda adet haline gelmiş iğrenç günahlardan hem de bu günahlar dolayısıyla başa gelebilecek helak türlerinden kurtuluşu necat duasıyla dile getirmiştir:

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldikleri kötülüklerden kurtar."[167]

 

Fitneden Muhafaza Duası

 

İbrahim Peygamber ve arkadaşları kafirlerin fitnelerin­den/onurlarını ayaklar altına almak isteyen planlarından Allah'a tevekkül ederek, O'nu tespih ile yücelterek, tenzih ile tüm kirlilik­lerden uzak tutarak ve günahlarından istiğfar ederek şöyle yardım dilemişlerdir:

"Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bütün yolların varışı sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, Çünkü tek kudret ve hikmet sahibi olan Sensin."[168]

 

e) Tevekkül Duaları

 

Tevekkül; iman edip Allah'a bağlandıktan sonra "başa gelecek her tür sıkıntıyı metanetle karşılayıp O'na güvenmek" demektir.[169]

 

İbrahim (a) ve İman Eden İlk Müminlerin Tevekkül ve Fitneden Muhafaza Duası

 

"Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bütün yolların varışı sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, Çünkü tek kudret ve hikmet sahibi olan Sensin."[170]

 

Musa (a)'nın Arkadaşlarının Tevekkül ve Necat Duası

 

Firavun'un zulüm düzeninden korkmayıp, cesareti Allah'a iman etmekte bulan ve O'na güvenip dayanan, yardımı sadece O'ndan bekleyen, kurtuluşu da tevekkülde arayan müminlerin[171] örnek yakarışı şöyle olmuştur:

"Ey Rabbimiz! Bizi zalim bir toplumun elinde rezil rüsvay etme/fitneleriyle onurumuzu çiğnetme ve bizi lütfunla kafirler toplumunun elinden kurtar."[172]

 

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Tevekkül Duaları

 

"Fakat (bütün merhametine ve şefkatine rağmen) onlar yine de yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter! O'ndan başka ilah yoktur; hep O'na dayandım, O'na güvendim ben. Çünkü O'dur en yüce hükümranlı­ğın Rabbi."[173]

"(De ki:) O'dur benim Rabbim, O'dan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ediyorum/güven bağlamış bulunuyorum ve O'na dönüktür yö­nüm." [174]

 

Müminlerin Tevekkül Duası

 

Müminler olarak Allah uğrunda başımıza bir sıkıntı geldiğin­de veya bir tehditle, işkenceyle korkutulduğumuz zaman sadece Rabbimize güven bağlayarak O'na tevekkül etmeliyiz; aşağıdaki ayette örnek gösterilen müminlerin yaptıkları gibi:

"O iman edenlere başka insanlar, 'Bakın size karşı bir ordu toplan­mış, onlardan kendinizi koruyun' demişlerdi; ama bu onların sadece ima­nını artırdı ve şöyle cevap verdiler: 'Allah bize kafidir; O, ne mükemmel bir koruyucudur.'" [175]

 

f) Tahkim Duası

 

Tahkim; Allah'ı işlerimizde hakem kılmak demektir. Gaybî boyutu olduğu için karar vermekte güçlük çektiğimiz veya son sözü söyleyemediğimiz konularda işi Yüce Allah'ın hakemliğine bırakmak gerekir. Peygamberimiz Muhammed (s)'den kendisini hesap gününün zamanı konusunda bilgisizce sıkıştıranlara tahkim duası yaparak cevap vermesi istenmiştir:

"Ey Rabbimiz! Aramızda hakça hüküm ver! Rabbimiz sizin O'na dair tüm tanımlama gayretlerinize karşı yardımına başvurulabilecek ye­gane (Hakim)'dir!"[176]

 

g) Tezkiye Duaları

 

Tezkiye; günahlardan arınmayı istemek, çevremizi elimizden geldiği kadar manevi kirliliklerden arındırmaya çalışmak demek­tir. Arınmanın ilkeleri, ilahi vahiyle bildirilmiştir ve bütün pey­gamberler de arınışın ve arındırmanın öncü örnekleri olmuşlardır. İbrahim Peygamberin kendisi, çocukları ve gelecek mümin kuşak­lar için tezkiye/arınma talebinde bulunmuştur:

"Ey Rabbimiz! Soyumuz içinden onlara senin mesajlarını iletecek vahyi ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak bir elçi çıkar. Çünkü yalnız Sensin kudret ve hikmet sahibi."[177]

 "Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye, senin kutsal evinin yakınına yerleştirdim ki, ey Rabbimiz, namazı devamlılık ve duyarlılık içinde yerine getirsinler; öyleyse insanların kalplerini onlara meylettir ve onlara verimli-bereketli rızıklar bahşet ki şük­retsinler. Ey Rabbimiz! Şüphesiz gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilen Sen'sin: Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail'i ve İshak'ı arma­ğan eden Allah'a özgüdür. Elbette benim Rabbim, duaları/yakarışları eş­siz bir şekilde işitendir. Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen insanları namazda devamlı ve duyarlı kıl. Ve ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur. Hesabın görüleceği gün, beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağış­la."[178]

 

2. Hamd ve Şükür Duaları

 

Hamd kısaca en güzel sıfatlarla O'nu övmek demektir.

Rabbbimiz kendisini nasıl övüp yüceltmemiz gerektiğini bize Kur'an'ın çeşitli yerlerindeki beyanlarında öğreterek yanlış takdir­lerden bizi korumuştur. Bu sebeple dışarıdan ithal isim ve sıfatlar uydurmaktan kaçınmalıyız. O'nu O'nun istediği gibi övmeliyiz.[179]

 

İbrahim Peygamberin Hamd Duası

 

Kendisine kocamış haliyle iki salih evlat -İsmail ve İshak’ı- lütfeden Allah'a İbrahim Peygamber şöyle hamd etmiştir:

"Hamd/en içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail ve İshak'ı ar­mağan eden Allah'a özgüdür. Elbette benim Rabbim, duaları, yakarışları işitendir."[180]

 

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Hamd Duaları

 

"Her türlü hamd/övgü yalnızca bütün alemlerin Rabbi, rahman, ra­him, hesap gününün yegane hakimi olan Allah'a mahsustur."[181]

"Her türlü övgü, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve parlak aydın­lığı var eden Allah'a özgüdür. Ama kafirler, başka güçleri Rableri ile eş tutarlar."[182]

"Ve de ki: Bütün övgüler, çocuk edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, güçsüzlükten, düşkünlükten ötürü herhangi bir yardıma-yardımcıya gereksinme duymayan Allah'a yakışır. İşte O'nu (hep böyle) yücelterek an."[183]

"Bütün övgüler, kuluna ilahi kelamı indiren ve onun anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer vermeyen Allah'adır."[184]

"Hamd göklerde ve yerde ne varsa tümünün gerçek maliki olan Al­lah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsus olacaktır. Yalnız O'dur hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan. O, toprağa giren ve çıkan her şeyi, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. O, tek başına rahmet kay­nağıdır, mağfiret sahibidir."[185]

"Her türlü övgü, göklerin ve yerin yaratıcısı olan ve melekleri iki, üç veya dört kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O dilediğini kendi yaratılış alemine katıp onu genişletir. Kuşkusuz Allah her şeye kadirdir. Allah'ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz. Ve O'nun kapattığını da kimse açamaz. Çünkü O, kudret ve hikmet sahibi­dir."[186]

 

Şükür Duaları

 

Öncelikle Allah'a, verdiği nimetlerden dolayı, nankörlük yapmayan her kulun sürekli şükretmesi gerekir. Daha sonra da yine ilahi birer nimet olan anne-babanın şefkat ve merhamet kanat­ları altında devam eden bağımlılık ve olgunlaşma serüveni esna­sında, emeği geçenlere gereken ilgi ve alakayı gösterdikten sonra, aşağıdaki duanın hissettirdiği duyarlılığı her olgun müminin gös­termesi lazımdır.

"Ey Rabbim! Bana ve anne-babama lütfettiğin nimetler için ebedi­yen şükretmemi ve Senin kabulüne mazhar olacak şekilde doğru ve yararlı işler yapmamı nasip et. Benim soyuma da iyilik bağışla. Gerçek şu ki, pişmanlık içinde Sana döndüm. Elbette ben Sana teslim olanlardanım."[187]

 

Süleyman Peygamberin Şükür Duası

 

Aşağıdaki duada Süleyman (a) Allah'ın kendisine verdiği ni­metlere karşılık gerektiği gibi şükretmeye çalışmış, nankörlük et­mekten Rabbine sığınmıştır. Bilindiği gibi, zenginlik, mal, mülk sahibi olan insanlar, genellikle refahtan şımarmış bir tutumla gu­ruruna esir olarak dünyevi imkanlarını şeytanların emrinde kulla­nırlar. O, süfli arzularının tutsağı olan iktidar sahiplerinin, güç, makam ve çeşitli imkanlara sahip olanların yaptığı gibi yapmamış, salihlerle birlikte olma, onlarla dayanışma içinde şer güçlere karşı mücadele kararlılığını göstermiştir. İşte onun samimi hislerini yansıtan örnek şükür duası:

"Ey Rabbim! İçimde öyle düşünceler uyandır ki, bana ve ana-babama bahşettiğin nimetler için sana hep şükreden biri olayım ve hep Senin hoşnut olacağın doğru dürüst işler yapıyor olayım ve beni rahme­tinle salih kullarının arasına sok."[188]

 

3. Sonsuz Hidayet Duaları

 

Fatiha Suresi'nde vahiy nimetine karşı duyarsız davranan­lardan ve onun saflığını bulandıran tahrifçilerden beraat isteme­yi, sonsuz hidayet istemeyi öğreten bir yakarış dile getirilmekte­dir:

"Bizi dosdoğru yola ilet! Nimet verdiklerinin yoluna, gazabına uğ­rayanların ve sapkınların yoluna değil."[189]

 

a) Râsihûnun[190] Sonsuz Hidayet Duası

 

İman ettikten sonra insanların kalplerinin eğrilmesi müm­kündür. Bunun için hidayetten sonra Allah'ın hâdî ve mümin sıfat­larının sağlayacağı güvenlik şemsiyesi altında kalıp, daimi bir ko­ruma istemek gerekir; işte bu arzumuzu dillendirebileceğimiz bir yakarış örneği:

"Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi hakikat­ten bir daha saptırma ve bizi rahmetinle bağışla. Sensin gerçek lütuf sahi­bi."[191]

 

b) Musa (a) ve Arkadaşlarının Sabır ve Kesintisiz Hidayet Duası

 

Musa Peygamber ve onun getirdiği mesaja bağlılık duyan müminler "inançlarının, sorunlarının cenderesinde sıkışıp boğulmaması için", daima hidayet üzere kalabilmek için Allah'tan zor­luklara karşı tahammül gücü talep etmişlerdir:

"Ey Rabbimiz! Dar zamanda bize sabır ihsan et ve yürekten sana bağlanan kimseler olarak canımızı al."[192]

 

c) Yusuf Peygamberin Şükür ve Daimi Hidayet Duası

 

Yusuf Peygamber kölelikten hapse, oradan büyük bir iktidara doğru devam eden hayat serüveninde kendisine geniş imkanlar bahşeden ve olayların ardındaki gerçeği görme yeteneği lütfeden Allah'a imanını daima muhafaza etmesi için şöyle yakarmıştır:

"Ey Rabbim! Bana nüfuz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yakınımda-yanımda olan, beni koruyup destek­leyen Sensin. Canımı bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"[193]

 

4. Gayelilik Duaları

 

Bütün zamanlarda iman nimetine sahip olan müminlerin dualarındaki ortak temalar, kalpteki güzelliklerin şahitliğini yaparak gizlememek, Allah'a teslimiyetle birlikte uhrevi hüzünden ebedi muafiyet dileğidir. Varoluşun gerçek amacını tefekkür ve tefekkuh ile kavradıkları için ilahi kelamın övgüsüne mazhar olmuş mümin­lerin örnek yakarışları şöyle olmuştur, kıyamete kadar da devam edecektir:

"Ey Rabbimiz! Sen bu kainatın uçsuz bucaksız ufuklarında yer alan şeylerin hiçbirini boşuna yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın. Bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz! Kimi ateşe mahkum edersen onu alçaltmış olursun. Ve zalimler hiçbir yardımcı da bulamazlar. Ey Rabbimiz! 'Rabbinize gönülden iman edin!' diye bizi imana çağıran bir ses duyduk ve böylece imana geldik. Rabbimiz! Günahlarımızdan ötürü bizi affet ve kötülüklerimizi sil ve iyilerle birlikte olduğumuz halde canımızı al. Ey Rabbimiz elçilerin vasıtasıyla vaad ettiğin şeyi bize bahşet ve bizi kıyamet günü mahcup etme. Şüphesiz Sen sözünden caymazsın."[194]

 

5. Adayış-Adanış Duaları

 

Hayatı bir dua, duayı da bir hayat tarzı haline getirebilmiş müminler tarih boyunca var olagelmiştir. Rabbimiz bu tür mümin­leri insanlık alemine rahmet taşıyan bir örnek olarak Kur'an-ı Mubin'de anmıştır. Salih bir anne-babanın çocuğuna hangi gözle bakması gerektiğinin Meryem (a)'in annesi, İmran'ın eşinden öğ­renebiliriz. İşte Allah'a adanmışlığın ve O'nun için adanmanın öv­güye değer bir numunesini tarihe silinmez bir şekilde kazıyan Meryem (a)'in annesinin (İmran'ın eşi) yakarışı:

"Ey Rabbim! Rahmimdeki çocuğumu Senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul buyur. Doğrusu yalnız sen her şeyi duyan, her şeyi bilensin,"[195]

İbrahim (a)'in salih nesil duası da bir adayış-adanış bilincinin ürünüdür. Çünkü o kayıtsız şartsız, ilkesiz-ölçüsüz bir istekte bu­lunmamıştır; yeryüzüne İslam'ın nurunu yayacak yeterliliğe sahip önderler yetiştirmek maksadıyla zürriyet sahibi olmak istemiştir:

“Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli olacak çocuk(lar) bağışla."[196]

Kurban ibadeti de bu adayış duasında varolan bilinçle anla­şılmalıdır. Yüce Allah insanlığa yeryüzünde yaşama imkanı verdi­ği günden bu yana emanet olarak verdiklerinin, yüce değerler için feda edilmesini istemiştir.[197]

Adayışla kurban ibadeti arasındaki ilişki İbrahim-İsmail peygamberlerin kıssasının anlatıldığı ayetlerde görülebilir. Bu kıssada İbrahim Peygamber en sevdiklerinden Allah için vazgeçebilen bir fedai, İsmail Peygamber de Allah yolunda feda olmayı kabul eden bir fedaidir. Onların Allah için, feda etme ve feda edilme bilinçleri, örnek olarak Kur'an-ı Mubin'de bizlere hatırla­tılmaktadır. Çünkü Onlar Allah'ın fedaisidirler. İbrahim Pey­gamber hayatta en sevdiği oğlunu Allah'a kurban edecek kadar tevhidi bilince sahiptir. İsmail Peygamber ise, Allah için kurban edilmeyi göze alacak kadar yüreğinde tevhidi bilinç taşımakta­dır. Unutmayalım ki, biz de onlar gibi Rabbin yolunda fedakarlık şuuruna sahip olmadıkça imanımızın kalelerini şeytana karşı perçinleyemeyiz. Bu örnek fedakarlıklar Kur'an'da şöyle anlatıl­mıştır:

"Ve (bir gün, çocuk İsmail, babasının) tutum ve davranışlarını anlayıp paylaşacak olgunluğa erişince babası şöyle dedi: 'Yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm, bir düşün ne dersin?' İsmail, 'Babacığım! Sana emredilen ne ise onu yap! İnşallah beni sabreden­ler/sıkıntıya tahammül edenler arasında bulacaksın.' dedi."[198]

Her anne-babanın bu bilinçle evlat sahibi olması gerekir. Ve her iktidar sahibinin, her imkan sahibinin parasını pulunu, malını mülkünü, ilmini makamını feda edebilecek bir bilinçte bulunması gerekir. Bu ise zaten fiili duadır. Fiili dua ile birlikte yapılan sözlü duaya Allah'ın olumlu yanıt vermesi ise mukadderdir.

Zekeriyya Peygamberin zürriyet duası da adayış bilinciyle yapılmış, Kur'an'da övgüye değer yakarışlar arasında —makbul dualar içinde— yerini almıştır. O Rabbine halisane niyetlerle yönelirken ilahi vahyin can veren ışıltılarıyla besleyip büyüteceği bir salih evlat istemiş ve Allah bu duaya yapıldığı mekanda iken ica­bet etmiştir:

"Ey Rabbim! Beni çocuksuz bırakma! Fakat beni varissiz bıraksan bile biliyorum ki, herkes göçüp gittikten sonra kalıcı olan biricik varlık Sensin." [199]

 

6. Cihad ve Direniş Duası

 

Allah yolunda karşılaşılan zorluklara direnmek, sebatkar müminlerin başarabileceği yüce bir salih ameldir. Talut ile birlik­te direnen az sayıdaki mümini Rabbimiz Kur'an'da bize örnek olarak göstermektedir. İşte imanını fitnelerden muhafaza etmiş, sabır, direniş ve cihad konusundaki kararlı tutumlarıyla sözlü ve fiili duayı birleştiren Talut'un ordusundaki mümin askerlerin yakarışı:

"Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla. Adımları­mızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu kafirler güruhuna karşı bize yardım et."[200]

 

7. Ebedi Hicret ve Beraat Duaları

 

Hicret önce kafir toplumun kötü alışkanlıklarından uzakla­şarak ahlaki planda özde gerçekleşen bir salih ameldir. Bu an­lamda her iman eden mümin aynı zamanda muhacirdir. Her hic­ret imanın ilk tezahürleri arasında yer alan dürüst ve erdemli iş­lerin giriş kapısı mahiyetindedir. Manevi hicreti kendi özünde yaşayan müminin, imkanların tükendiği mekanlardan çıkarak İslam'ın yaşanabileceği mekanlara yeni umutlarla yelken açması da mekansal hicrettir. Beraat ise Allah'a tevekkül edişin ve O'nun yolunda hicretin bir başka ifadesidir. Bir başka ifadeyle beraat, şeytani kirliliklerden, zalimlerden ve yaptıkları kötülüklerden uzak durmak, onların başına gelebilecek felaketlerden kurtulmak demektir.

Hicret de beraat de bir süreç eylemidir. Önce zalimlerin dav­ranış şekilleri terk edilir; daha sonra aşama aşama onlarla birlikte paylaşılan tüm mekanlardan hicret edilir; ya da onlardan arındı­rılmış "Mescid-i Haram" gibi kurtarılmış güvenlik kuşakları tesis edilir.[201]

 

Cahillerden Beraat ve Selam Duası

 

"Onlar ki boş ve anlamsız sözler işittikleri zaman, ondan hemen yüz çevirip şöyle derler: Bizim yapıp ettiklerimizin hesabını biz vereceğiz, sizin yapıp ettiklerinizin hesabını da siz vereceksiniz. Size selam olsun; bizim (bizim doğru ile yanlışın anlamından habersiz) cahil kimselerle işimiz yok."[202]

 

Musa Peygamberin Beraat ve İftirak Duası

 

Musa Peygamber, aşağıdaki duası ile manevi olarak kirlenmiş bir cahiliyye toplumuyla arasında varolması gereken perdeyi "da­imi hicret ve beraat halinde yaşama bilinci"ni dile getirmiş, delale­te düşenlerden nasıl beraat edilebileceğini, kalbini arınmaya açık tutan müminlere miras olarak bırakmıştır:

"Ey Rabbim! Benim sadece kendime ve kardeşime sözüm geçiyor. O zaman bizimle bu sapkın halk arasına bir çizgi çek (aramızı ayır)."[203]

 

Mümin Kadının Beraat Duası

 

Firavun'un mümin olan hanımına ait olan aşağıdaki ayette geçen beraat duası, tüm imkansızlıklara rağmen imana erişmenin özgür iradenin tercihiyle ilgili olduğunu ispat eden ilginç bir ör­nektir. Bu mümin kadın, dünyanın bütün nimetleri ayaklarının önüne serildiği halde, ahireti tercih ettiğini bu duasıyla ortaya koymuş, zalimlerin yaptıklarından hicret ederek, onlardan ve yaptıkları çirkinliklerden ebediyen kopmayı Rabbinden şöyle niyaz etmiştir:

"Ey Rabbim! Senin katında olan cennette benim için bir köşk inşa et; beni Firavun'dan ve yaptıklarından koru ve beni şu zalim halkın elin­den kurtar."[204]

 

Ashab-ı Kehf'in Ebedi Hicret ve Beraat Duası

 

Kafirlere eğilmeden onurlu bir gelecek arayan, hicret ve bera­at ilkelerinin ender numunelerini kıyamete kadar yaşayacak mü­minlere miras bırakan bir grup adanmış gencin -Ashab-ı Kehf'in- şartlar ne olursa olsun, yeryüzünde daima bir çıkış yolu bulundu­ğunu ispatlayan örnek yakarışı:

"Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve (içinde bulundu­ğumuz harici şartlar ne olursa olsun) bizi doğruluk bilinciyle donat.”[205]

 

Araf’takilerin Beraat Duası

 

Araf’ta cennete giriş izni bekleyenlerin, cehennemdeki zalim­lerle birlikte tutulmamak için Allah'a yapacağı ebedi beraat duası söyle olacaktır:

"Ey Rabbimiz! Bizi şu cehenneme doluşmuş zalim insanlar arasına katma."[206]

 

8. İman ve Şahitlik Duaları

 

İman; kişinin Allah ile, kendisi ile ve çevresi ile kurduğu dü­rüst ilişkidir; bu münasebetle insan dünyada ve ahirette Allah'ın güvenlik kuşağı altına girerek ebedi bir emniyet garantisi altına girer. Şahitlik ya da şahadet ise; ilke ve uygulama zemininde ger­çeğin açıkça ilan edilmesi, hakikatin, üstünü örten toz bulutların­dan arındırılmasıdır.[207]

 

Müminlerin İman ve Şahitlik Duası

 

"Deyiniz ki, biz, Allah'a ve bize indirilmiş olana ve İbrahim'e, İs­mail'e, İshak'a, Yakup'a ve onların soyundan gelenlere indirilmiş olana ve Musa ile İsa'ya verilene ve peygamberlere Rableri tarafından veril­miş olan şeylere iman ettik. Biz onlardan hiçbirinin arasını ayırmayız ve biz O'na —Allah Teâlâ'ya— teslim olanlarız."[208]

 

Önceki Ümmetlerin İman ve Şahitlik Duası

 

Aşağıdaki dua; ilahi hakikatin bir kısmını tanıyan ehli kitap­tan göz yaşlarına boğulacak kadar duyarlı ve Allah'a bağlı mümin­lere aittir. Bizim için ise hakikat karşısında inatçı kesilmeyip, doğru olana teslim olarak salihlerle dayanışma içinde olacağımıza dair Allah'a takdim edebileceğimiz bir ahd/sözleşme örneğidir. İşte Allah'a imanın sağladığı duyarlılıkla tekamülün zirvesine çıkan müminlerin hakikatin şahitliğini ilan etmekten çekinmeyen yaka­rışları:

"Ey Rabbimiz! Biz iman ediyoruz, Öyleyse bizi hakikate şahitlik ya­panlarla bir tut. Ve Rabbimizin bizi salihler arasına katmasını o kadar şiddetle arzuladığımız halde nasıl Allah'a ve bize indirilen hakikate inan­makta zaaf gösterebilirdik ki?"[209]

 

Havarilerin İman ve Şahitlik Duası

 

İsa Peygamberin elbiseleri gibi yürekleri de bembeyaz-tertemiz olan arkadaşlarının tevazu içinde Allah'a teslimiyet bildi­rirken yaptıkları şahitlik yakarışı:

"Ey Rabbimiz! Bize yücelerden indirdiklerine iman ettik ve bu elçiye tabi oluyoruz. O halde bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut."[210]

 

Havarilerin İman, Şahitlik ve Teslimiyet Duası

 

"Ve (hatırla o vakit ki) havarilere 'Bana ve elçime iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar bu ilahi çağrıya şöyle cevap verdiler: Biz iman ediyoruz ve şahit ol ki kendimizi (Sana) teslim etmişiz."[211]

 

Allah'a İman ve O'nu Tenzih Eden Urvetü'l-Vüska Duası

 

Allah'a iman Kur'an'da urvetü'l-vüskaya —kopmaz sapa sağ­lam bir kulpa yapışmaya— benzetilmiştir; O Allah ki kendi kulpu­na yapışanları dünyada tüm tehlikelerden korur, sonsuz aydınlık diyarı ve ebedi nimetler yurdu olan cennetlerde yaşatır. İşte dün­yada, ahirette eşsiz bir güvence sağlayan iman ve urvetü'l-vüska duası:

"Dinde zorlama yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden ayrılmış­tır: O halde, şeytani güçlere ve düzenlere (uymayı) reddedenler ve Allah'a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam mesnede —urvetü'l-vüskaya— tutunmuşlardır: Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilen­dir. Allah inanç sahiplerine yakındır, onları koyu karanlıktan aydınlığa çıkarır; oysa hakikati inkara şartlanmış olan kafirlere yakınlık gösterenler onları aydınlıktan çıkarıp derin karanlığa iten şeytani güçlerdir. İçinde yaşayıp kalmak üzere ateşe mahkum olanlar da işte böyleleridir."[212]

 

9. İmamet Duası

 

Müminlerin nasıl bir aile ve nasıl bir gelecek tasarımı kurma­ları gerektiğine ilişkin, göz nuru olacak yeni nesilleri irşad ederken Allah'tan istenecek olan yardımlar için sorumluluğa, en ön safa talip olan irşad ve imamet ufkuna sahip müminlerin, göğe doğru yükselen yakarışı:

"Ey Rabbimiz! Bize göz nuru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan muttakiler için örnek ve öncü yap!"[213]

 

10. Şefkat Duası

 

Ahlakı ilahi vahiyle oluşmuş bir müminin kendi yanında ih­tiyarlayan anne-babasına karşı nasıl davranması gerektiği bir dua formuyla Kur'an'da yer almıştır. Bu mesajdan, anne-babalara karşı davranış şekillerini belirleyecek ince bir ruha ka­vuşmak için iki ders çıkarabiliriz: Birincisi, bizi besleyip büyüt­tükleri için onlara duymamız gereken minnet hissi; ikincisi ise dua formunda dillendirilen anne-baba hakkının ilahi güvence altında oluşu.

Salih bir evladın anne-babasına hangi gözle bakıp nasıl bir değer vermesi gerektiğini, rahmeti sonsuz Rabbimiz yapacağımız yakarışın muhtevasını, dürüstlüğü ve erdemliliği ahlak edinen müminlere öğretmektedir. Anne-baba için şefkat ve merhameti öne çıkaran örnek bir yakarış:

"Ey Rabbim! Anne-babamın beni küçükken sevgi ve şefkatle besleyip büyüttükleri gibi, Sen de onlara merhamet eyle (bana da sevgi ve şefkatle, onlara öf bile demeden davranabilmeyi kolaylaştır.)"[214]

 

11. İstiğfar Duaları

 

"Öyleyse günahlarınız için Rabbinizden bağışlanma dileyin ve sonra da tövbe ve pişmanlık içinde O'na yönelin! Çünkü O, acıyıp esirgeyenlerin en yücesi sevginin kaynağı-gözesidir."[215]

Kur'an'da çok sayıda istiğfar/bağışlanma duası örneği vardır. Allah'a yalvararak kendini affettirmek bir salih amel olarak dün­yada yapılmalıdır. Ahirette kafirler tarafından yapılacak af dileme yakarışlarının bir anlamı yoktur.[216] Rahmeti sonsuz olan Allah'tan ümit kesmeyenlerin yakarışlarının gereken şartları taşıdığı sürece karşılıksız kalmayacağı beyan edilmiştir. Ne kadar günahkar olu­nursa olunsun, dünya hayatındaki sınav devam ettiği müddetçe — ye's anı olan ölüm kollarına düşmedikçe— ümidi kaybetmek doğ­ru değildir.[217]

Müminler, hiç günah işlemeyen melekler değildir; ancak şey­tandan ve şeytanlaşmış insanlardan farklı olarak hatanın hata ol­duğunu kabul edip Rablerinden istiğfar dileyen tevazu sahibi, ha­kikat ehli dürüst ve erdemli olmayı şiar edinmiş insanlardır; ayet-i kerimede beyan edildiği gibi:

"Ve onlar utanç verici bir iş yaptıkları veya kendi kendilerine bir zulüm işledikleri zaman Allah'ı anar ve günah­larının affı için yalvarırlar. Zaten Allah'tan başka kim günahları affedebi­lir ki?"[218]

Dünyada ve belli bir duyarlılıkla, sabırla, ibadetle, fiili dua ile birlikte, kararlılık gösterilmesi bütün duaların temel ön şartlarındandır. İstiğfarın dünyada sonsuz merhamet sahibi Allah'a yapıl­ması gerekir; aşağıdaki ayetteki gibi en içten gelen arzu ve gönül­den yapılan haykırışlarla:

"Ey Rabbim! Beni bağışla, bana acı, çünkü gerçekten acıyıp bağışla­yabilecek tek güç sensin."[219]

İstiğfar şüphesiz her zaman yapılabilir; ancak yine de zaman ve mekan unsurları samimiyet ve duyarlılığa katkı sağlayabilecek öğelerdir.[220] Yürekten Allah'a bağlı olanlar, servetlerini inançları­nın hakimiyeti için feda edenler, zorluklara karşı direnişi bir yol bilen müminler, seher vakitlerinde tüyleri diken diken eden bir duyarlılıkla, tâ gönüllerinden gelen bir ihlasla Allah'a şöyle yakarırlar:

"Rabbimiz! Sana iman ediyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla. Bizi ateşin azabından emin kıl!"[221]

Kendisinden nasıl bağışlanma dileyeceğimizin örneklerini Kur'an-ı Mubin'de eksiksiz bir şekilde beyan eden Allah'a hamd ü senalar olsun... Kur'an'da yer alan çok sayıda istiğfar "bağışlanmayı isteme" duası vardır. Yukarıda andıklarımıza ek olarak bunları şöyle sıralayabiliriz:[222]

 

Bütün Peygamberlerin ve Öncülerin Yaptığı İstiğfar Duası

 

"Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla. Adımlarımızı sağlamlaştır ve hakikati inkar eden kafirlere karşı bize yar­dım et."[223]

 

Adem (a) ve Eşinin İstiğfar Duası

 

Adem (a) ve eşinin cennetteki yasak meyveden yedikten son­ra yaptıkları istiğfar duası:

"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik (yazık ettik), bizi bağışlamaz bize merhamet etmezsen, ebediyen kaybedenlerden olacağız."[224]

 

Nuh (a)'un İstiğfar Duası

 

Nuh Peygamber, annesi babası ve evine mümin olarak giren herkes için Allah'tan bağışlanma dilemiştir:

"Ey Rabbim! Bana, anneme babama, evime mümin olarak giren her­kese ve daha sonraki bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenlerin sadece helakini arttır!"[225]

 

İbrahim Peygamberin İstiğfar Duaları

 

İbrahim Peygamberin, tüm çevresine karşı duyduğu sorumlu­luk bilincinin eseri olan istiğfar duası:

"(Ey Rabbimiz!) Hesabın görüleceği gün, beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla!"[226]

İbrahim Peygamber ve arkadaşları kafirlerin fitneleriyle eğlence aracı durumuna düşürülmekten ve zalimlerin fitnelerini derinleş­tirmelerine sebep olmaktan Allah'a sığınmışlardır; istemeden sebep olabilecekleri ayartılar için de şu ifadelerle istiğfar dilemişlerdir:

"Ey Rabbimiz! Bizi kafirler için bir fitne (oyun ve eğlence aracı) yapma. Ve günahlarımızı bağışla. Ey Rabbimiz! Çünkü Sensin tek kudret ve hikmet sahibi."[227]

 

Musa (a)'nın İstiğfar Duaları

 

Musa Peygamber, risaletinden önce daha henüz genç bir deli­kanlı iken, kendi kavminden bir suçluya arka çıktığı için pişman olmuş ve Allah'tan kendisini bağışlamasını dilemiştir:

"Ey Rabbim! Ben kendime yazık ettim. Beni bağışla!.. Ey Rabbim! Bana bahşettiğin nimetler hakkı için bir daha suçlulara arka çıkmayaca­ğım."[228]

Yüce Rabbimiz Musa Peygamberden geçmiş günahlarının affı için, fiili dua olan sabırla birlikte şöyle istiğfar etmesini istemiştir:

"O halde sıkıntılara karşı sabırlı ol; çünkü Allah'ın vaadi mutlaka gerçek­leşecektir, günahların için bağışlanma dile ve Rabbinin şanını sabah ak­şam yücelt."[229]

Musa (a)'nın bir başka istiğfar duası da Samiri'nin yaptığı bu­zağı putuyla ilgilidir. O, kendisi ve kardeşi Harun adına Samiri'nin putperestlik ideolojisine karşı önceden tedbirler alıp şirke engel olamadıkları için şu sözlerle af dilemiştir:

"Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve rahmetine kabul et; çünkü Sen merhametlilerin en merhametlisisin."[230]

 

Süleyman Peygamberin İstiğfar Duası

 

"Ey Rabbim! Günahlarımı affet, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; çünkü sen bol bol veren lütuf sahibisin.”[231]

 

Peygamberimiz Muhammed (s) ve Arkadaşlarının İstiğfar Duaları

 

Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s)'nın Medineli diğergam arkadaşları ensarın, Mekke'de imanın öncüleri olarak dert çeken, daha sonra da kendilerine misafir olan muhacirler için yaptıkları istiğfar duası:

"Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve müminlerden hiçbirine karşı kalbimizde yersiz, uygunsuz düşünce ve duygulara yer bırakma! Ey Rabbimiz! Sen şefkat sahibisin, rah­met kaynağısın."[232]

Peygamberimizin güzide arkadaşları olan sahabenin şahsında ifade edildiği gibi, Kur'an'a gönül veren tüm müminlerin yapma­ları gereken tövbe-istiğfar ve sonsuz nur duası:

"Ey Müminler! Gönülden tövbe ederek Allah'a yönelin! Umulur ki, Rabbiniz kötü fiillerinizi yok eder ve Allah'ın Peygamberi ile onun inancını paylaşanları utandırmayacağı o gün, sizi içinde ırmaklar akan bahçelere koyar: Onlar, önlerinden ve sağ taraflarından hızla ışık yayar­lar. Ve: ... 'Ey Rabbimiz! Bu ışığımızı ebediyen parlat ve günahlarımızı bağışla. Çünkü Sen her şeye kadirsin.' diye yalvarırlar."[233]

 

Peygamberimiz Muhammed (s)'den Kendisi ve Diğer Müminler İçin Yapması İstenen[234] İstiğfar Duası

 

Allah'tan kendimiz için bağışlanma dileyeceğimiz gibi, değer­lerimizden uzaklaşarak hataya düşen kardeşlerimiz için de isteye­biliriz. Rahmeti gazabını geçen sonsuz bağışlayıcı olan Rabbimiz, Kur'an'ın gönülsüz takipçisi olan münafıklara uyan "kalbi hasta­lıklı müminler" için Peygamberimizden dua etmesini istemiştir:

"Allah'a onları bağışlaması için dua et. Unutma ki Allah çok bağışlayıcı­dır, rahmet kaynağıdır."[235]

 

İlahi Övgüye Mazhar Olmuş Müminlerin İstiğfar Duaları

 

Kalplerinde imandan başka duygulara sığınak imkanı verme­yen, alınlarına şehadeti koyan, gözlerini Allah'ın rızasına, gönülle­rini O'nun vaad ettiği ebedi mutluluklara kaptıran bütün mümin­lerin yaptığı ebrar ve istiğfar duası:

"Ey Rabbimiz! Bizi imana çağıran, 'Rabbinize gönülden iman edin!' diyen bir ses duyduk: Ve böylece imana geldik. Rabbimiz! Günahlarımız­dan ötürü bizi affet ve kötülüklerimizi sil ve iyilerle birlikte olduğumuz halde canımızı al."[236]

 

Müminlerin İstiğfar ve Rahmet Duası

 

"... Ey Rabbimiz! Biz Sana iman ettik. Öyleyse bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı. Çünkü gerçek acıyanımız, esirgeyenimiz Sensin."[237]

İnsanın zaafını itiraf ederek tevazua yönelmesi ve yapama­dıklarından dolayı Allah'ı tespih edip O'ndan bağışlanma dilemesi gerekir. Tevazu, istiğfar, takat ve ihlasın birlikte dillendirildiği ör­nek bir yakarış:

"Ey Rabbimiz! Peygamberlerin getirdiği mesajları işittik ve itaat et­tik, bize mağfiret et; zira bütün yolculukların varış yeri Sensin.

Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorguya çekme. Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma. Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve rahmetini yağdır üstümüze. Sen yüce Mevlamızsın, hakikati inkar eden topluma karşı bize yardım et."[238]

Dünya sınavı devam ettikçe münafıkların dahi yanlıştan dönme ihtimali vardır. Bu nedenle rahmeti sonsuz Rabbimizin af kapısına gelen her grup insan için bağışlanma olasılığı vardır; işte bu imkanı kullanmak isteyen herkes için Allah'ın rahmet ve tövbe kapıları ölene —veya kıyamete kadar— açıktır.

"Her kim kötülük yapar yahut da başka bir şekilde kendisine zulme­der de, daha sonra affetmesi için Allah'a yalvarırsa, Allah'ı çok bağışlayıcı ve rahmet kaynağı olarak bulacaktır. Çünkü günah işleyen kimse yalnız kendine zarar verir. Ve Allah her şeyi bilen, hikmet sahibidir."[239]

 

12. Sabır ve Şifa Duası

 

Eyyub Peygamber dert ve sıkıntıların da en az Allah'tan gelen huzur ve mutluluklar kadar değerli olduğunun idrakine varmış ender insanlardandır. O, ağır hastalığının yol açtığı derin umutsuz­luklara rağmen uzun yıllar sabretmiş ve sonunda ilahi bir işaretle ayağını yere vurarak çıkardığı şifalı mucizevi su sayesinde tüm dertlerinden kurtulmuştur.[240] Rabbani bir lütuf olarak gelen şifa öncesinde Eyyub Peygamber Allah'ın merhamet sıfatına sığınarak şöyle yakarmıştır:

"Ey Rabbim! Bu dert beni buldu; ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin."[241]

 

13. Ahirete Öncelik Veren Dualar

 

Firavun’un sarayında dahi imana erişmeyi başaran, dünya sevabını değil ahiret sevabını tercih eden Firavun'un mümin olan eşi dünyanın bütün nimetleri ayaklarının önüne serildiği halde, ahireti tercih ettiğini bu duasıyla ortaya koymuş, zalimlerden ebe­di bir hicretle kopmayı niyaz etmiştir:

"Ey Rabbim! Senin katında olan cennette benim için bir köşk inşa et; beni Firavun’dan ve yaptıklarından koru ve beni şu zalim halkın elin­den kurtar."[242]

Müminler dualarında ve eylemlerinde öte dünyanın güzellik­lerine öncelik vererek tercihte bulunurlar.[243] Ve işte dünyadan ta­mamıyla kopmadan ahirete öncelik vermenin, her iki alemde de ihsan ile bütünleşme talebinin yakarış olarak beyan edilebileceği örnek bir imdad ve ihsan duası:

"Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateşin azabından koru."[244]

 

Rağbet Duası

 

Allah'ın bize verdikleri ile sevinmeli, vermediklerinden dolayı öfkeye kapılarak isyankar olmamalıyız; her halükarda ümitle Rabbimize yönelip yürekten O'na bağlanmalıyız. Nifakın ve isya­nın şifası, gönülden Rabbimize bağlanmaktır; İşte bu bağlılığımızı Rabbimizin öğrettiği gibi ifade edebileceğimiz duygu-duyarlılık dolu bir yakarış örneği:

"... Allah bize yeter! Allah, bolluk ve bereketinden bize (dilediğini) verecektir; O'nun elçisi ise bize verilmesini (sağlayacaktır); doğrusu biz rağbet ederek Allah'a yönelenleriz."[245]

 

14. Azaptan Muhafaza Duaları

 

a) Musibet Duası

 

Allah'tan gelen musibet[246] karşısında yapılması gereken ideal yakarış şöyle olmalıdır:

"... Biz Allah'a aitiz. Ve elbette O'na doğrudur yönelişimiz."[247]

 

b) Helaktan Muhafaza Duaları

 

Musa Peygamberin Helaktan Muhafaza Duası

 

Tur'dan döndükten sonra kavmini buzağıya taparken görme­si Musa Peygamberi çok üzmüştü; kavmi içinden seçtiği yetmiş adam ve kardeşi Harun'la toplam yetmiş iki duyarlı insan, ruhla­rını saran büyük bir sarsıntı eşliğinde helaktan kurtuluş duası yapmışlardır. Sünnetullahı dikkate alarak şirke karşı mücadeleden vazgeçmeyen bu yetmiş iki salih adama Allah rahmetini indirmiş, onları atfetmiştir. Böylece helak yasalarının işleyiş süreci durmuş­tur. Çünkü "Helak edilmeye layık olan kafirler, onların yardakçı­ları münafıklar ve zulme seyirci kalan kalbi hastalıklı kimselerdir."

"Ey Rabbim! Eğer dileseydin sana şirk koşanları daha önce yok ederdin ve onlarla beraber beni de. İçimizden birtakım dar kafalıların yap­tıklarından dolayı bizi helak edecek misin? Bütün bunlar senin bir imti­hanından başka bir şey değil; ki onunla dilediğinin sapmasına fırsat verir, dilediğini de doğru yola sokarsın. Bizim velimiz sensin öyleyse bizi bağış­la. Bize acı, çünkü bağışlayanların en hayırlısı sensin. Bizim için bu dün­yada da ahirette de iyi ve güzel olanı yaz. Bak işte pişmanlık içinde sana yöneldik."[248]

 

Peygamberimiz Muhammed (s)'in Helaktan Muhafaza Duası

 

Peygamberimiz Muhammed (s), şirk ve zulüm işledikleri, mümineleri kızgın kumlarda işkenceye yatırdıkları için Mekke müşriklerinin sünnetullah yasaları gereğince bir ilahi helak em­riyle karşı karşıya olduklarını düşünmüştür; işte bu ihtimale kar­şı dua etme gereği hissetmiştir. Peygamberimizin örgütlü suçun liderleri olan zalimlerin sebep olabileceği muhtemel helak çeşitle­rinden, müşriklerin manevi kirliliklerinden beraatı, azaptan mu­hafaza edilmeyi amaçlayan yakarışı şu sözlerle olmuştur:

"Ey Rabbim! Sana ortak koşarak başkaldıranların vaad edildikleri azabın gerçekleşmesine tanık olmamı diliyorsan, Rabbim o zaman, benim de bu zalim insanlardan biri olmama izin verme."[249]

 

İlahi Övgüye Mazhar Olmuş Müminlerin Azaptan Muhafaza Duası

 

"Ey Rabbimiz! Sana gönülden iman ediyoruz, bizi affet, günahları­mızı bağışla ve bizi ateşin azabından emin kıl."[250]

"Ey Rabbimiz! Sen bu kainatın uçsuz bucaksız ufuklarında yer alan şeylerin hiçbirini boşuna yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın. Bizi ate­şin azabından koru."[251]

 

c) Duhan Azabından Muhafaza Duası

 

İlahi azaplardan muhafaza olmayı amaçlayan duaların olayla karşılaşmadan önce yapılmış olması gerekir. Yoksa olay esnasında şiddetli korku, endişe ve ümitsizlikten dolayı yapılan yakarışlar makbul değildir. Duhan Suresi'nde kıyamet sahne­sinde yaşanacak azaplardan Allah'a sığınış duası yer almakta­dır. Ancak bu dua daha önce iman etmekte isteksiz davranan ve kaçak güreşen menfaatçilerin yakarışıdır ve geri çevrilecek bir yalvarıştır:

"Ey Rabbimiz! Bizi kıyametin sahnelerinde yer alan acı duman gibi korkunç azaplardan uzak tut; çünkü biz sana inanıyoruz."[252]

 

d) Cehennem Azabından Muhafaza Duası

 

Yeryüzünde tevazu ile dolaşan, gecelerini kıyamda, rüku ve secdelerde geçiren, seccadeleri göz yaşlarıyla ıslanan, Allah'a son­suz bağlılıklarını ve gayba kuşkusuz iman edişlerini gösteren mü­tevazı kulların kesintisiz yakarışı:

 

"Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır; çünkü onun çektireceği azap gerçekten pek korkunç, pek yaralayıcı olacaktır. Gerçekten o ne kötü bir yer, ne kötü bir duraktır."[253]

 

e) Müminlerin Ebedi Hüzünden Muafiyet Duası

 

"Ey Rabbimiz elçilerin vasıtasıyla vaad ettiğin şeyi bize bahşet ve bizi kıyamet günü mahcup etme. Şüphesiz Sen sözünden caymazsın."[254]

 

15. Cennet Ehlinin Ahirette Yapacakları Dualar

 

a) Mutlak Kopuş/Ebedi Beraat Duası

 

Cennetlikler artık zalimlerden mutlak bir şekilde beri olmak is­tediklerini Yüce Allah'a dua ile arz edeceklerdir. Nasıl zulüm ehli karanlık dostları ile dünya hayatında istemeden aynı ortamlarda bulunmak bize ıstırap veriyorsa, hesap günü de o sıkıntı kat kat his­sedilecektir. Ancak yeniden diriliş günü kötülüğün yarenlerinden mutlak bir kopuş gerçekleşecektir. Çünkü hayırlı, salih dostlarıyla birlikte olmak hayır ehlinin hakkıdır. Ve bakışlar cehennemdeki ateş yolcularına doğru çevrilince Araf’takiler şöyle diyeceklerdir:

"Ey Rabbimiz! Bizi şu cehenneme doluşmuş zalim insanlar arasına katma."[255]

 

b) Sonsuz Nur ve İstiğfar Duası

 

Ashab-ı Yemin[256] dürüstlüğün ve arınmış bir kalple Allah'ın huzuruna çıkışın ifadesidir. Nur ise cennetin kapısına gelen mü­minlerin küçük günahlarından tamamıyla arındırılarak ebedi ni­metler yurduna buyur edilmesi için Allah'ın sunacağı bir nimettir. İlahi bir nur olan vahyin takipçileri ve ışığın dostları, amel defter­lerini sağ yanlarından aldıklarında sevinçten gözleri parıldayacak. Gönüllerini aydınlatacak, kalplerdeki günahın tüm izlerini silecek pak bir şuanın sonsuza dek kendileriyle daim olmasını cennet ehli, Rablerinden şu sözlerle dileyeceklerdir:

"Ey Rabbimiz! Cennetteki ışığımızı ebediyen parlat ve günahlarımızı bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin."[257]

 

c) Hamd Duaları

 

Allah'a O'nun yarattığı varlıkları eş koşarak büyük bir zulüm işleyen hakikat inkarcısı kafirlere karşılık, tevhid ve adaleti şiar edinen müminler, imanlarının gereği olarak şöyle hamd ederler:

"Her türlü övgü, gökleri ve yeri yaratan, derin karanlığı ve nu­ru/parlak aydınlığı var eden Allah'a özgüdür..."[258]

Cennete girdikten sonra orada bulunan nimetleri gören mü­minler daha önce dünya hayatında yaptıkları gibi, ondan daha bir içtenlikle Allah'ı hamd ederek öveceklerdir:

"... Hamd/bütün övgüler bizi bu bahtiyarlığa eriştiren Allah'a yakı­şır. Çünkü eğer O bize yol göstermeseydi biz asla doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçekten de bize doğruyu söylemişlerdir..."[259]

"Hamd, bize acı ve üzüntü tattırmayan Allah'a mahsustur. Rabbimiz gerçekten çok bağışlayıcıdır. Şükrün karşılığını anında veren­dir. O lütfuyla bizi bu konağa yerleştirdi. Orada bize ne bir çatışma ve gerginlik bulaşır ne bir yorgunluk ne de bıkkınlık."[260]

 

d) Tespih ve Hamd Duası

 

Kur'an'ın bildirimlerinden öğrendiğimize göre, Allah'ın son­suz kudretini tespih ederek yücelten, verilen nimetlere hamd eden dualar takdim edeceğiz ve Rabbimizin celal ve cemal sıfatlarının dünya hayatındaki tezahürlerine nasıl hayranlıkla bakıyor idiysek bitimsiz nimetler yurdundaki nimetlere bakarken de hayranlığımızın kat kat artmasıyla şöyle diyeceğiz:

"... Ey Allahım! Sınırsız kudret ve izzetinle ne yücesin!... Bütün övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah'a özgüdür..."[261]

 

B. Makbul Olmayan Dualar

 

1. Dünyada Yapıldığı Halde Makbul Olmayan Dualar

 

a) Nuh (a)'un Oğlu İçin Yaptığı Dua

 

"Bu arada Nuh Rabbine yakarıp: 'Ey Rabbim! o benim oğlumdu, ai­lemden biriydi; demek ki, Senin vaadin herkes için geçerli ve Sen hüküm verenlerin en adili, en söz geçirenisin' dedi.

Allah: 'Ey Nuh! O senin ailenden sayılmazdı. Çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey yaptı o; ayrıca hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şey isteme Benden, böylece sana cahillerden olmamanı öğütlüyorum' dedi.

(Nuh): 'Ey Rabbim! Senden hakkında bilgi sahibi olmadığım her­hangi bir şey istemekten Sana sığınırım. Çünkü, beni bağışlamaz, bana acıyıp esirgemezsen şüphesiz kaybedenlerden olurum.' dedi."[262]

Bir baba şefkati ile oğlunun sularda boğulmasına gönlü razı olmayan Nuh Peygamberin duası gereken şartları taşımadığı için geri çevrilmiştir. Çünkü cehennemlik olduğu belli olduktan sonra bir kimse için dua etmek doğru değildir; kafir olan biri için ancak hidayet duası yapılabilir. Sünnetullaha/Allah'ın önceden koyduğu ve değişmesi mümkün olmayan yasalarına göre helak edilmesi takdir edilmiş bir kimsenin torpille ilahi azaptan kurtarılabilmesi mümkün değildir.[263]

 

b) İbrahim (a)'in Babası İçin Yaptığı Dua

 

"(Ey Rabbim!) babamı bağışla; çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlar arasında. Ve o herkesin kaldırılacağı gün beni utandırma. O gün ki ne malın mülkün, ne de çoluk çocuğun bir yararı olmayacaktır. Yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacak­lardır)."[264]

İbrahim Peygamberin bu duası babasına verilmiş bir söze da­yanıyordu. O son derece şefkatli, yüreği duyarlı bir insandı. İbrahim (a)'in yaptığı hata/ babasına karşı duyduğu şefkat ve merhamet his­lerine yenik düşerek onun için bağışlanma dilemektir. Fakat ne olur­sa olsun insanın zaafları ve zayıf yanları ilahi ilkelere riayette gevşek davranmayı gerektirmez. Öte yandan şunu da eklemek gerekir ki, Müslüman olmayan akrabalarımız için hayatta iken hidayet vermesi için Allah'a yakarabiliriz. Ancak imansız olarak öldüğü aşikar olan akrabalarımız için bağışlanma dilemek kesin olarak haram kılınmış­tır.[265]

İbrahim Peygamberin yukarıdaki gibi illetler taşımadığı için kıyamete kadar yaşayacak müminlere örnek teşkil edecek çok sa­yıda duasına Kur'an'da yer verilmiştir. Mesela bunlardan birinde o, ''Allah'a ve ahiret gününe iman edenler" demek suretiyle, kendileri için yakardığı kimseleri istisna etmiştir; herkes için dua edilemeye­ceğinin bilinciyle Rabbine şöyle niyaz etmiştir:

"Ve İbrahim: 'Ey Rabbim! Burayı emin bir bölge yap ve halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bereketli rızıklar bağışla' diye yalvardı..."[266]

 

c) Ru'yetullahı/Allah'ın Görülmesini Talep Eden Dua

 

"Musa belirlediğimiz vakitte belirlediğimiz yere (Sina Dağı'na) va­rınca, Rabbi onunla konuştu. (Musa da:) 'Ey Rabbim! Göster bana ken­dini ki Seni göreyim' dedi. (Allah:) 'Beni asla göremezsin. Ama yine de istersen şu dağa bir bak, eğer öylece yerinde kalırsa, o zaman ancak o za­man beni görebilirsin!' Ve Rabbi şavkını dağa gösterir göstermez, onu toza toprağa çevirdi; ve Musa da bayılıp düştü. Uyanıp kendine geldiği zaman: 'Ne sınırsız bir yücelik Seninki! Pişmanlık içinde Sana sığınıyo­rum ve bundan böyle daima (Allah'ın insan yetenekleriyle görülemezliği konusunda) müminlerin ilki olacağım."[267]

Bu ayette anlatıldığı gibi, Musa (a)'nın ru'yetullah isteği red­dedilmiştir. Çünkü her ne kadar iyi niyetle de olsa emrullaha aykı­rı bir istekte bulunulmuştur. Daha sonra hatasını anlayıp Rabbinden mağfiret dilemiştir. Allah'ın insan tabiatı için koyduğu yasalar, bizim sınırlı kabiliyetleri olan eksik varlıklar olmamızı gerektirmiştir. Bu sebeple Allah ile aynı yatay düzlemde olmayı gerektiren ru'yetullah isteğine olumlu yanıt verilmesi mümkün değildir. Evet, Allah'ın kudreti sonsuzdur; ama bizim kudretimiz sınırlıdır. Bu sebeple kendi olanaklarımızı hesaba katmadan Al­lah'tan herhangi bir istekte bulunmamalıyız.[268]

 

d) Ye's/Ümitsizlik Duaları Firavun'un Ye's Duası

 

"Derken İsrailoğullarını denizin öteki yakasına geçirdik. Bunun üzerine Firavun'un ordusu hışımla onların ardına düştü, (denizin dalgala­rı onları örtüp de Firavun) boğulmak üzereyken: 'Elhak iman ettim' dedi; İsrailoğullarının inandığı ilahtan başka ilah yok! Ve ben de artık kendini yürekten O'na teslim eden kimselerdenim!' (Ona): 'Ancak şimdi mi? Oy­sa bugüne kadar hep başkaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın?' denildi."[269]

Görüldüğü gibi Firavun'un duasını olağanüstü koşullarda ve geri dönülmesi mümkün olmayan bir yolculuk olan ölüm anında yaptığı için kabul edilmemiştir. Çünkü ye's anındaki yakarışlar özgür irade ile yapılmadığından bir kıymeti yoktur.[270]

 

Duhan/ Duman Duası

                            

"Ey Rabbimiz! Bizi kıyametin sahnelerinde yer alan acı duman gibi korkunç azaplardan uzak tut; çünkü biz sana inanıyoruz.”[271]

Duhan Suresi'nde kıyamet sahnesinde yaşanacak azaplardan Allah'a sığınış duası yer almaktadır. Ancak bu dua daha önce iman etmekte isteksiz davranan ve kaçak güreşen menfaatçilerin ümit­sizlik anındaki yakarışıdır; bu nedenle de geri çevrilecek bir yalva­rıştır. Çünkü ilahi azaplardan muhafaza olmayı amaçlayan duala­rın olayla karşılaşmadan önce yapılmış olması gerekir. Yoksa olay esnasında şiddetli korku, endişe ve ümitsizlikten dolayı yapılan yakarışlar makbul değildir. Bu sebeple kıyamet sahnesinde yaşa­nacak bir tür azap olan "duhan/duman"ın vereceği sıkıntılardan kurtulmak, duanın olaydan önce yapılmasına bağlıdır. Azapla eş­zamanlı olarak yapılan bu dua, Firavun'un ölümü esnasında yap­tığı yakarışa benzemektedir. Bir farkla ki: Firavun'un yakarışı şah­sidir; "el-hak iman ettim" şeklinde sadece kendisi adına konuşmuş "ben dili" kullanmıştır. Fakat kıyamet sahnesinde içtimai bir helak durumu söz konusudur. Bu yüzden de duhan ayetinde "biz dili" kullanılmaktadır.[272]

 

e) Münafıkların Cennete Girmesi İçin Yapılacak Dua

 

"Onların bağışlanmaları için ister dua et ister etme, (hiçbir şey fark etmeyecektir, çünkü), onlar için istersen yetmiş kez (defalarca) af dile, Allah'ı ve O'nun elçisini inkara yeltenmelerinden dolayı, Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah böylesine kötülüğe batmış bir topluluğu doğru yola çıkarmaz."[273]

Bu ayetin bağlamından anladığımıza göre Yüce Allah, Pey­gamberimizden Tebuk Seferi'ne katılmayan münafıkların affedil­meleri için hiçbir şekilde dua etmemesini istemiştir. Çünkü onlar müminleri en zor zamanlarında yalnız bıraktıkları gibi, çeşitli za­manlarda da düşmanla işbirliği yapmışlardır. (Hendek Savaşı'nda, Yahudilerden Kureyzaoğulları ile birlikte hareket etmişlerdir.)[274]

 

2. Ahirette Yapıldığı İçin Makbul Olmayan Dualar

 

Duaların kabul görebilmesi için muhtevasının ve ifade şekli­nin edebine uygun olması gerekir. Kur'an'da Rabbimizin hoş kar­şılamadığı ve boşa çıkardığı bazı yakarış örnekleri vardır. Bu dua­ların sahipleri genelde dünyaya geri dönüp ikinci bir hayat sür­dürmek için yeni bir şans istemektedirler. Oysa amelleriyle evlen­dirilen cehennem halkının başına gelenler ise zaten kendi elleriyle yaptıklarının sonucu olduğundan artık kurtuluşları imkansızdır.[275]

 

a) Hulül/Enkarnasyon Duaları

 

"O gün onlar başları bir medet ararcasına yukarı kalkık, bakışları kendi hallerini göremeyecek kadar çarpılmış, ve kalpleri bomboş, oradan oraya koşuşturup dururlar. Bunun içindir ki, insanları azabın başlarına geleceği gün için uyar; o gün ki zulmedenler: 'Ey Rabbimiz!' derler, 'Bize kısa bir süre daha ver ki Senin çağrına icabet edelim. Senin elçilerine uyup peşlerinden gidelim..."[276]

Kafirlerin ahiret günü yapacakları dualar, makbul olmayacak­tır. Çünkü orası ağlanıp sızlanmanın fayda vermeyeceği ebediyet yurdudur. İmtihan yurdu ise dünyadır. Duanın işe yaraması için dünyada yapılması şarttır. Kafirlerin ahirette yapacakları duala­rında şefaatçiler bulup koymaları da bir işe yaramayacaktır. Çünkü bir duanın makbul olabilmesi için ister dünyada isterse ahirette olsun doğrudan doğruya Allah'a yönelik yapılması gerekir. Gerek­li şartları taşımadığı için, kafirlerin dünyaya tekrar geri dönmek amacıyla hulul/enkarnasyon isteyen yakarışları asla kabul edil­meyecektir.

Kafirlerin ve duası gerekli şartları taşımayanların durumları "Su için avucunu açmış bekleyen ama hiçbir zaman suya kavuşa­mayacak adam"ın durumuna benzetilmiştir. Kulun tevazusunun bir ürünü olarak aşağıdan yukarıya doğru Yaratıcı'ya yapılan çağ­rıların doğrudan doğruya aracısız bir şekilde yapılması gerekir. Ra'd Suresi'nde buyurulduğu gibi:

"Gerçek dua, yalnızca O'nadır. O'ndan başka dua ettikleri, kendile­rine hiçbir cevap veremezler. Durumları suyun ağzına gelmesi için avuç­larını ona açmış bekleyen adama benzer. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin duası sapıklıktan başka bir şey değildir."[277]

Yeniden dirilişi, hesabı ve kitabı inkar ederek kendi kendileri­ne zulmedenlerden birine ölüm gelip çatınca şöyle yalvarır:

"Ey Rabbim! Beni geri döndür, izin ver dünyaya döneyim de daha önce ihmal ettiğim konularda dürüst ve erdemli işler göreyim. Yoo... Onun söylediği, şüphesiz yalnızca boş ve anlamsız bir sözden ibarettir. Çünkü ölenlerin ardında, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir ber­zah/engel bulunmaktadır."[278]

Ahireti inkar edip hakikatlere duyarsız bir ömrü tükettikleri için amel defterlerini sol yanlarından alan kafirlerin yeniden dün­yaya dönüp ikinci bir şans kullanmak amacıyla talep ettikleri hulul (enkarnasyon/bedenlenme) isteklerini de Yüce Rabbimiz hiçbir şekilde dikkate almayacaktır. Bu tür bir duanın talepleri de zaten ilahi ahitlere ve ilahi adalete uygunluk şartlarını haiz değildir. Za­limleri cehenneme dolduracağına ilişkin verdiği sözden asla cay­mayacak olan Allah, kafirlerin yeniden bedenlenme isteklerini ka­bul etmeyecektir.

"Böylece kafirler, ateşin karşısına getirilecekleri ve 'Bu gerçek değil mi?' diye sorulacağı gün 'Rabbimize andolsun ki öyle' diye cevaplayacak­lardır. Bunun üzerine Allah: 'Öyleyse hakikati inkar etmenizin karşılığı olan bu azabı tadın' diyecektir."[279]

Duaya icabetin olabilmesi için özellikle günahlardan istiğfar da içeriyorsa dünyada iken yapılması gerekir. Ahirette yapılan günahları itiraf ve istiğfar duasının, dünyaya geri dönüş taleplerinin hiçbir anlamı yoktur. Onun için icabet de yoktur.[280]

 

b) Batıl Mazeret Duaları

 

Amel defterini sol yanından alan ashabı meş'eme, hesap günü “kaderimiz böyleymiş, ne yapabilirdik, kör talihimiz suçludur” şek­linde bir mazeret ileri süreceklerdir. Sapıklığı tercih etmelerinin suçunu üstlerinden atmayı amaçlayan bu mazereti Rabbimiz kabul etmeyecektir. Çünkü hidayeti dalaletle, ahireti dünya ile takas edip değiştiren bir bilinçli tercih, onları cehennemin önüne getirmiştir. Fırsatlar tükenmiş, iş işten geçmiştir.

"Tartısı hafif gelenler şöyle yakarışta bulunacaklardır: 'Ey Rabbimiz! Bize kötü talihimiz galebe çaldı ve biz bu yüzden eğri yola saptık. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, eğer tekrar günaha dönersek o zaman ger­çekten zalim kimseler oluruz."[281]

 

c) İtiraf Duası

 

Günahları itiraf ve tövbenin geçerli sayılabilmesi için ahirette değil dünyada yapılmış olması gerekir. Suçu itiraf, edip tövbe et­mek ve gereğince salih ameller yapma yeri ahiret değil dünya ha­yatıdır. Bu yüzden cehennemliklerin hesap günü kurtuluş için gös­terdikleri çabalar boşunadır; o gün itiraf ve tövbe yakarışları bir işe yaramayacaktır.

"Kafirler şöyle feryad u figan edeceklerdir: Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün iki defa dirilttin (ölü iken dünyaya getirerek dirilttin, sonra öldürdün, sonra yine dirilttin). Peki günahlarımızı itiraf ettiğimiz şu anda bir kurtuluş yolu yok mudur? (Yüce Allah şöyle cevap verecektir:) Bu kadar. Çünkü siz tek Allah'a çağrıldığınız halde bu hakikati inkar et­tiniz. Allah'a şirk koşulunca hemen inandınız. Artık hüküm, büyük ve Yüce Allah'ındır."[282]

 

d) Cehennem Ehlinin Duaları

 

Kur'an'ın beyanlarından anladığımıza göre cehennem, içinde ölümün ve yaşamın kendine özgü bir şekilde varolduğu bir ebedi­yet mekanıdır. Oradan çıkmak, dünyaya geri dönüp ikinci bir şans yakalamak imkansızdır.[283] Bu gerçeği kabul etmeyen kafirler yine ateşin içinde kıvranırken son bir çırpınışla ümitsiz bir yakarışta bulunacaklardır. Fakat ne çare, bütün çırpınmalar, yalvarıp ya­karmalar boşunadır:

"Rabbimiz! Bizi bu azaptan kurtar! Bundan sonra artık eskiden yap­tıklarımızdan farklı iyi şeyler yapacağız. (O zaman Yüce Allah onlara şöyle cevap verecektir:) Size düşünmek isteyen herkesin düşünebileceği kadar uzun bir ömür vermedik mi? Ve size bir uyarıcı (rasul) da gelmişti. Öyleyse şimdi tadın bakalım azabı. Zalimler hiçbir yardımcı bulamaya­caklardır."[284]

 

C. Fiili Dua

 

Sabır ve salat birer salih amel olarak fiili dua yerine geçer.

"Ey iman edenler! Sabır ve salat ile Allah'tan yardım dileyin. Şüp­hesiz Allah sabredenlerle beraberdir."[285] Allah'tan yardım istemeyi hak etmek gerekir. Bunun için dua, kuru kuruya değil, salih ameller eşliğinde yapılmalıdır. Duanın ibadetlerle süslenmesi, takviye edilmesi şarttır. Duada sabırsızca hemen gerçekleşecek bir sonuç istemek de doğru değildir.

Yusuf (a)'un sabırla ve fiili dua ile zindanda yaptığı dualar kabul edilmiştir.[286] Eyyûb Peygamber şeytanın telkinlerine açık hale gelecek derecede hastalıklarla imtihan edilmiştir. Öyle ki vücudu­nun her yanı yaralarla berelerle dolmuştur. O yine de Allah'a asi olmamıştır; sonunda sabrının meyvesini yemiş, hastalıklarından şifa bulmuştur.[287]

Allah yolunda cihada çıkmış bir komutan olan Talut'un ordusundaki müminler de zorlu sınavlardan sabrettikleri için başarıyla çıkmışlar, arkadaşlarının çoğunun elenmesine rağmen "Nice az topluluk çoğunluğa galip gelir." hükmü gereğince, kavli-fiili duaları makbul olmuştur. Onlar kendilerinden kat kat güçlü bir orduya karşı Allah için karşı koyarken şu duayı yapmışlardır:

"... Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, zorluklara karşı taham­mül gücü bağışla, adımlarımızı sağlam kıl ve kafirlere karşı bize yardım et..."[288]

Emrullaha/Allah'ın koyduğu fiziksel yasalara saygı da bir tür fiili duadır. Fiili mücadele yöntemlerini kullanırken başarırının maddi ve manevi yasalarına uygun davranmak gerekir. Bu nedenle gücün, çalışmanın ve hedefin belli olmadığı bir eylem için dua etmeye kalkmak boşunadır. Peygamberlerin ve salihlerin özellikle imdad diledikleri dua anları, fiili dua halinde olmuştur.

Şeytan işi pisliklerden, çirkin fiillerden kaçınmak da bir tür "fiili dua halinde olmak" şeklinde nitelendirilebilir. Şans oyunları, sarhoşluk verici şeyler Allah'ı anmaktan alıkoyar, insanlar arasın­da kin ve nefret tohumlarının atılmasına sebep olurlar. Bu nedenle böylesi çirkin ameller, fal okları gibi putperestlik uygulamaları şeytan işi olduğu için duanın oluşumunu engeller; Allah'ı ve onun bizi yarattığı gayeyi unutturur. Fiili dua, böylesi çirkinliklerden kaçınmaktır.[289]

 

D. Kahhariye ve Helak Duaları

 

Beddua ile Kahhariye Duası Arasındaki Fark

 

'Bed', kötülük demektir. Beddua ise, kötülüğün gerçekleşmesi için yapılan duadır. Beddua kötülük için yapılır; adalet şartı aranmaz. Yenmek, ezmek, hakimiyet kurmak gibi anlamlara gelen 'kahr'da[290] ise adalet şartı aranır. Bu nedenle, kahhariye duasında ilahi adaletin gerçekleşmesi için Allah'a yakardır. Zaten şerrin/kötülüğün hakim olması için Allah'a yakarmak doğru bir davranış da değildir.

Kahhariye duaları, onulmaz hatalar işledikleri halde hiçbir kurtuluş gayreti göstermeyen kafir ve zalim bir toplumun sınır tanımaz ayartılarına karşı Allah'tan istenen bir tür yardım, görece başarısızlıkların itiraf edilip Allah'a tevekkül etmektir.

İlahi vahyin irşad eğitiminden geçmeyen insanlar olayların görünen yüzüne bakarak acele ile hareket edip, hayatın bir imtihan olduğunu unutarak şuursuzca şerri dileyebilmektedirler. İşte böyle bilinçsizce yapılan dualar bedduadır ve makbul de değildir. Bu şekilde dua etmek Allah'a karşı sorumluluk bilinci oluşmuş müminlere asla yakışmaz.

İnsanın 'acele'den yaratılmış olması, ilahi vahyin rehberliğin­de yoğrulup eğitilmediğinde tepkisel bir şekilde onu kötülüğün gerçekleşmesini dilemeye sevk edebilmektedir; İsra Suresi'nde buyurulduğu gibi:

"İnsan iyilik için dua ettiği gibi kötülük için de dua eder. Zaten in­san çok acelecidir."[291]

Kahhariye duası ise Allah yolundan alıkoyan zalimlerin ege­menliklerinin sona ermesi için yardım dilemektir. Zalimlerin kah­rolmasını istemektir. Çünkü bir kötülüğün gerçekleşmesi için de­ğil, İslam'ın zaferinin önündeki engellerin kalkması istendiğinden iyiliğin hakimiyeti için çağrıda bulunulmaktadır.

Yeryüzünde adaleti yok eden küfrün, şirkin ve tuğyanın yok edilmesi, ıslahından ümit kesilen kalpleri mühürlenmiş kafirlerin helak edilmesi İçin Allah'tan yardım istemek bir beddua/kötü dua değildir; haksızlığın ve haksızlık yapanların kahrolmasını istemek­tir. "Yazıklar olsun" anlamına gelen "veyl" de bir beddua değil, kınama ifadesidir.[292]

 

1. Nuh (a)'un Helak Duası

 

Nuh Peygamberin ıslah olmaktan ümit kesilmiş olan toplu­mun helak edilmesi için yaptığı dua da kötülüğün değil, adaletin egemen olmasını talep ettiği için beddua değildir. Bu tür duanın en güzel örneklerini Nuh peygamberin 950 yıllık tebliğ mücadelesi üzerinde görebiliriz. O, üstüne düşen tüm sorumluluklarını yerine getirdikten sonra yapacak hiçbir şeyinin kalmadığına kanaat ge­tirmiş, neticenin tayini için Allah'a, "Ey Rabbim! Yeryüzünde tek bir kafir bırakma!"[293] diyerek tevekkül etmiştir.

Bir sabır abidesi ve bir direniş timsali olan Nuh Peygamber, fesadı ve sapıklığı inatla sürdüren ve artık bütün uyarılara kulak tıkayan halkının kalpleri çürüten, tüm toplumu ifsad eden hataları dolayısıyla helak edilmeleri için şu yakarışlarda bulunmuştur:

"Ey Rabbim! Yeryüzünde bu hakikati inkar edenlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan, Sana kulluk edenleri hep saptırma­ya çalışırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen kafirliğe sebep olur­lar.

Ey Rabbim! Bana, anneme babama, evime mümin olarak giren her­kese ve daha sonraki bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!"[294]

Kahhariye duaları, her halükarda kendisine başvurulacak en güvenli sığınağın Allah olduğu bilincini taşıyanların bir eylem tar­zıdır. Rabbimize tevekkülün anlamı "O'ndan başkasından yardım dilememek" düsturu değil mi? Öyleyse İslami mücadele esnasında yaşanan görece dünyevi başarısızlıklardan sonra, Allah'a karşı taş­kınlık yapan kişi ve kurumlardan yardım dilememek tevhid akide­sinin bir gereğidir.

İşte Nuh Peygamberin yaptığı kahhariye duasını da bu meyanda değerlendirmek gerekir. Tevhid ve adalet mücadelesi için bütün imkanlar seferber edildikten sonra, küfürde ve onulmaz bir düşmanlıkta ayak diretenlere Allah'a tevekkül ede­rek kahhariye duası ile helak edilmelerini dilemek mümkündür.[295]

 

2. Hûd (a)'un Nusret Duasıyla Gelen Helak

 

"Ey Rabbim! Bunların bu yalanlamalarına karşı bana destek ol!"[296]

Hûd Peygamber her tür depreme dayanıklı evler yapmalarıyla ünlü Âd kavmini ilahi hakikatlerin nurlarıyla arındırmayı başa­ramayınca nusret/yardım duasıyla Allah'a sığınmıştır. Çünkü on­lar peygamberi yalancılıkla, tanrıları tarafından çarpılmışlıkla it­ham etmişler, tevhid ve adalet çağrısına karşı kulaklarını tıkayıp hiçbir şey olmamış gibi yeryüzünü zulümle doldurmaya devam etmişlerdir. Yüce Allah, İrem şehrinin mimarı olan Âd halkını yedi gün sekiz gece süren kuru ve dondurucu bir rüzgârla ve onun çı­kardığı sayha/korkunç sesle helak etmiştir.[297]

 

3. Şuayb Peygamberin İftitah Duasıyla Gelen Helak

 

Şuayb Peygamber ve mümin arkadaşları "Allah'a iman etmiş olmaktan başka hiçbir kusur işlemedikleri halde" toplumdaki şirk önderleri tarafından sürgüne mahkum edilmişlerdir. Onlar da hep birlikte durumlarını Allah'a tevekkül ederek bildirmişlerdir. Zaten her şeye şahit olan Yüce Allah onların bu yakarışına "suça gömül­müş o toplumu helak etmek suretiyle" cevap vermiştir.[298]

"Ey Rabbimiz! Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar. Çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı sensin."[299]

 

4. Musa Peygamberin Helak Duası

 

Musa Peygamber de ıslah olacaklarından ümidi kestiği, hiçbir uyarının artık fayda vermeyeceği derecede duyarlılıklarını yitirmiş Firavun ve refahtan şımarmış azgın çevresinin mücadelenin niha­yetinde helak edilmesini niyaz etmiştir. Bu bir kahhariye yakarışı olarak değerlendirilebilir.

"Ey Rabbim! Gerçek şu ki, Sen Firavun ve onun seçkinler çevresine dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki, bunun sonucu olarak onlar da başkalarını Senin yolundan çeviriyorlar! Ey Rabbimiz! Öyleyse artık onların zenginliklerini silip yok et! Kalplerini katılaştır! Çünkü onlar çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar."[300]

 

5. Peygamberimiz Muhammed (s)'in Kahhariye Duaları

 

a) Tebbet Duası

 

Kur'an'da, Leheb Suresi'nde geçen Ebu Leheb ve karısının hakimiyetlerinin sona ermesi için yapılan çağrı bir beddua değil, kahr duasıdır.[301]

"Kahrolsun Ebu Leheb'in iki eli (egemenliği) ve kahrolsun kendisi, kahroldu da zaten. Ne faydası olacak servetinin ve kazancının? Öteki dünyada şiddetle parlayan bir ateşe atılacak. İğrenç söylentilerin taşıyıcısı olan karısı ile birlikte. O ki, boynunda bükülmüş iplerden bir halat taşır." [302]

 

b) Veyl Duası

 

Veyl; yazıklar olsun, kahrolsun anlamına gelen bir kınama ifadesidir.[303] Hümeze Suresi'nin özellikle birinci kısmı bir yakarış olarak Allah'a takdim edildiği vakit, kahhariye duaları kapsamın­da değerlendirilebilir. Çünkü içinde kötü niyetle müminleri dille­rine dolayarak çekiştirenlere veyl edilmesi/kınanması talebi yer almaktadır.

Peki kimdir hümeze-lümeze grupları?

Hümeze Suresi'nde Yüce Allah hümeze-lümeze güruhuna[304] veyl etmekte, bizden de veyl etmemiz istenmektedir. Maddi servetlerini kendisine kalkan yapan zengin kafirler, dürüstlüğü ve erdemi esas alan İslam'ın gelişmesini önlemeye çalışırlar. Böylesi tağutlara "yazıklar olsun" demek, fiili olarak da kahrolması için çalışmak her müminin temel görevlerindendir. İşte bu fiili mücadele esnasında Allah'tan yardım dilerken örnek alacağımız biçim ve muhteva Hümeze Suresi'nde yer almaktadır.

“Veyl olsun bütün hümeze-lümeze gruplarına. O (gruplar) ki, ser­veti biriktirir ve onu bir kalkan sayar. Zanneder ki serveti onu sonsuza dek yaşatacak! Hayır aksine o öteki dünyada hutameye/çökerten bir azaba terk edilecektir. Bilir misin nedir o hutame? Allah tarafından tutuştu­rulmuş bir ateştir (günaha batmış olanların tüm hücrelerine işleyen), gönüllerin üstüne kurulmuş, üzerlerine salınacak olan bir ateş; uzayıp giden sütunlar arasında."[305]

 

E. Kainatın Duası

 

Yüce Allah'ı, yarattığı her şey tespih ederek yüceltmektedir. Varlık aleminin görevlerini harfiyen yerine getirip en ufak bir ita­atsizlik etmemesi "kevni dua" diye isimlendirilebilir. Yani oluş yasalarının cereyan etmesi bir duadır. Gökler ve yer arasında bu­lunan her şey Allah'ı tespih etmek suretiyle O'na ibadet etmekte­dir. Bu ibadeti, biz müminlerin tarzından farklı olsa da kavramsal anlamda dua olarak isimlendirmek mümkündür.

"Yedi gök ile yer ve onların içinde yer alan her şey O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini anmaktadır. O'nun yüceliğini, aşkınlığını Övgüyle anmayan bir tek nesne yoktur. Ne var ki siz onların yüceltmelerini anlayamıyor, kavrayamıyorsunuz! Yine de hem çok bağışlayıcı hem de halim olan O'dur."[306]

"Göklerde ve yerde olan her şey O'na aittir, hepsi O'nun iradesine tâbidir."[307]

 

Gök Gürültüsünün ve Meleklerin Tespih Duası

 

"Gök gürlemesi O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle anmak­ta, melekler de korku ve sakınma içinde bunu yapmaktalar. Ve O, yıldı­rımları gönderip onlara dilediğini çarpmaktadır. (Hal böyleyken) onlar yine de Allah hakkında tartışıp duruyorlar; hem de O'nun kavranamaz ince ve derin planını gerçekleştirmek için sınırsız kudrete sahip olduğu halde.”[308]

 

F. Meleklerin Duaları

 

1. Tespih Duası

 

Melekler Yüce Allah'ı sübhan ismi ile sürekli tespih ederler; bu tespihin kavli şahadetini Kur'an'dan okuyalım:

"Melekler dediler ki: (Ey Rabbimiz!) Sen sübhansın: Kudret ve ege­menlikte kusursuz ve eksiksizsin. Senin bize bildirdiğinin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu yalnız Sensin her şeyi bilen, gerçek hikmet sahi­bi!"[309]

 

2. Hamd ve İstiğfar Duaları

 

"En üstteki gökler (O'nun korkusundan) neredeyse parçalanır; melekler Rablerinin sonsuz ihtişamını hamd ile yüceltir ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır."[310]

Yukarıdaki ayetlerde apaçık görüldüğü gibi melekler İslami mücadele içinde olan müminlerin günahlarının bağışlanması için Allah'tan istiğfar dilerler. Ancak böyle bir dua ile onurlanmak için bizim de fiili dua halinde olmamız gerekir. Yani daimi bir zikir halinde, daimi bir ibadet halinde melekleri imrendiren salih amel­ler peşinde olmamız gerekmektedir.

Arş melekleri Allah'ın kudret tahtını taşırlar ve bir yandan da O'nu hamd ile tespih ederler. Rabbimizin yakınlığını kazanmış bu melekler, yeryüzünde tevhidin yücelmesi için mücadele eden müminleri kötü fiiller işlemekten koruması için Allah'a yakarırlar. Bu yakarış Allah'a sürekli hamd etmek ve müminler için O'ndan bağışlanma dilemek şeklinde gerçekleşir.[311]

Arşı taşıyan melekler ve Allah'a yakın olanlar, Rablerinin sı­nırsız ihtişamını hamd ile yüceltirler. O'na iman ederler ve mümin­ler için bağışlanma dileyerek şöyle derler:

"... Rabbimiz! Sen her şeyi ilmin ve rahmetinle kuşatırsın. Tövbe edip yoluna uyanları bağışla ve yakıcı azabın ateşinden onları koru.

Rabbimiz! Onları atalarından, eşlerinden ve çocuklarından dürüst ve erdemli olanları vaad ettiğin cennetin sonsuz esenlik bahçelerine koy! Şüphesiz kudret ve hikmet sahibi olan yalnız Sensin. Ve o salih mümin­leri kötü fiiller işlemekten koru! O hesap günü kötü fiillerin lekesinden kimi korursan onu rahmetinle onurlandırmış olursun. Bu büyük bir kur­tuluştur."[312]

 

3. Meleklerin Peygamberler İçin Yaptıkları Salat Duası

 

Salatın Kur'an bütünlüğünde üç anlamı vardır: Dua, namaz ve destek. Aşağıdaki ayette meleklerin salatı, onların "Peygambe­rimizin mücadelesinin başarısı için Yüce Allah'tan destek istemele­ri" anlamında geçmektedir.

"Allah ve melekleri Peygambere salat ederler/başarı temennisinde bulunur, desteklerler, ey imana ermiş olanlar! Siz de onu (kavli ve fiili dua ile) destekleyin ve kendinizi (O'nun rehberliğine) tam bir teslimiyetle terk edin!"[313]

 

G. Şeytanların Duaları

 

"Ey Rabbim! Bana yeniden diriliş gününe kadar mühlet tanı. (Al­lah:) Pekâlâ öyle olsun, diye buyurdu. Kendilerine zaman tanınanlardan biri olacaksın. Vakti ancak Benim tarafımdan bilinen o güne kadar. (Bu­nun üzerine İblis:) Beni yolun dışına attığın için ben de kuşkusuz yeryü­zünde kötülükleri onlara süsleyip bezeyeceğim ve muhakkak ki onların hepsini ayartıp yoldan çıkaracağım. Yalnızca Senin gerçek kulların bu­nun dışında kalacak."[314]

Dualist bir egemenlik anlayışını savunan eski İran dini Zerdüştilikte, tanrı ile şeytanın güçleri neredeyse eşittir. Buna göre kainatta iki eşit güce dayanan bir otorite vardır. Oysa Kur'an'da bizlere anlatılan şeytan ise yaptığı görev için —ki insanların büyük dünya sınavı için gereklidir— Allah'tan izin almıştır. Bu iznini de dua formunda dikey olarak —aşağıdan yukarıya— dile getirmiştir. İnsanlara fitne/imtihan vesilesi olabilmek için izin isteyen şeytanın bu isteğini dua biçiminde dile getirmesinin hikmeti onunla Allah arasında yatay bir ilişkinin olamayacağını da göstermektedir. Ay­rıca İblis ve dostlarının insanı saptıracak mutlak bir güçleri yok­tur.[315]

Daha önce "melek gibi" olan, fakat ilk sınavında kaybeden İb­lis, meleki makamdan kovulduktan sonra, kendisi ve ordusu için Allah'tan fitne çıkarma iznini dua ile almıştır. Bu izin de göster­mektedir ki, şeytanın belirleyici bir gücü yoktur.[316]

Çünkü o me'zundur; bağımsız bir gücü yoktur:

"Ey Rabbim! O halde herkesin dirileceği güne kadar bana zaman ver!"[317]

 

4- PEYGAMBER DUALARI

 

"Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla. Adımlarımızı sağlamlaştır ve hakikati inkar eden kafirlere karşı bize yar­dım et."[318]

Sabır, görevde sebat ve gerekli tüm tedbirleri aldıktan sonra Allah'tan zafer dilemek, bir fiili dua örneği olarak bütün peygam­berlerin dualarında yer alır. Yukarıdaki ayetin bağlamından anla­dığımıza göre peygamberler ve onların izinden giden öncü mü­minler, "Allah'tan istiğfar, sabır ve ilahi yardım" ekseninde sözlü-fiili dualarını yapmışlardır.

Bu bölümde Kur'an'da örnek gösterilen peygamber dualarını —ki bunlardan bazılarını dua çeşitlerinde zikretmiştik— göz önü­ne sermeye çalışacağız. Bu örnek dualar, "peygamberlerin ağzın­dan ilahi kelamın beyan edilişi" şeklinde Kur'an'da yer almakta­dır. İdeal bir duanın tüm gerekli ayrıntılarına rastlayabileceğimiz bu yakarışlar, bir işin başında, ortasında ve sonunda; bir sevinç veya üzüntü esnasında sonsuz kudret sahibi Yüce Allah'ın mer­hametine sığınma şeklinde olmaktadır.[319]

 

1. Adem (a) ve Eşinin Yaptığı Yakarış

 

Adem ve eşinin günahı itiraf, tevazu ve gönülden yakarışın sözlü ifadeleri olan bu duaları, ilahi mağfirete muhtaç olan bütün insanların örnek alması gereken bir muhteva ile tefekkür ehlinin ilgisini beklemektedir:

"Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik, bizi bağışlamaz bize mer­hamet etmezsen, ebediyen kaybedenlerden olacağız."[320]

 

2. Nuh (a)

 

a) Tebliğ, İnayet ve Kurtuluş Duaları

 

Bu duaların ortak temaları, "tebliğ, inayet, tevekkül ve kurtu­luştur. Nuh Peygamber bütün elçiler gibi başarısını da başarısızlığını da sıkıntısını da mutluluğunu da alemlerin Rabbi olan Allah'a itiraf etmiş, O'nunla dua formunda konuşup dertleşmiştir:[321]

 

İtiraf ve Tevekkül Duası

 

"Ey Rabbim! Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulundum. Ama bu çağrım onları senden daha da uzaklaştırmak(tan başka bir işe yaramadı). Ve doğrusu onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağ­rıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar; günahkarlık giysi­lerine büründüler; daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında daha da azgınlaştılar. Doğrusu ben onları açık açık çağırdım. Onlara açıktan tebliğde bulundum; ayrıca onlara gizlice özel olarak da konuştum. Ve dedim ki: Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin; çünkü O kuşkusuz bağışlayıcıdır."[322]

 

İftitah ve Necat Duası

 

'"Ey Rabbim! İşte halkım beni yalanladı. Bu yüzden benimle onlar arasında gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koy. Beni ve benimle beraber olan müminleri kurtar!"[323]

 

Nusret Duası

 

Nuh Peygamber tevazu sahibi bir gönlün en güzel yakarış ör­neklerini sunduğu dualarında, Allah'a teslimiyetin cahiliyye top­lumundan tam bir kopuşla kopmayı gerektirdiğini nusret duası ile göstermiştir:

"Ey Rabbim! O cahillerin beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!”[324]

 

Hüsrandan ve Dalaletten Kurtuluş Duası

 

"Ey Rabbim! Onlar bana tamamen karşı çıktılar, zaten onlar serveti ve çocukları yüzünden hızla manevi iflasa koşan kimselere uyarlar; ve sana karşı en korkunç tuzakları kuranlara; çünkü onlar (kendilerine uyanlara): 'İlahlarınızı hiçbir zaman terk etmeyin; ne Vedd, ne Suva ne Yeğûs, ne Ye'ûk, ne de Nesr'i terk etmeyin' demişlerdi. Onlar böylece çoğu kimseyi saptırdılar. O halde Sen bu zalimlerin delaletlerinden başka bir şeylerini artırma!"[325]

 

İtiraf ve Nusret Duası

 

Nuh Peygamber gece gündüz, gizli açık bıkıp usanmadan hakikati halkına anlatmıştır. Onu yalanlayan, kendisine seba­tından ve direngen onurlu duruşundan dolayı kavmi ona "bu­dala" demişti. O, bu çaresiz durumdan kurtuluş için zalimlerle uzlaşma yolları aramamış, her salih müminin yapması gerektiği gibi kalbinden geçenleri Allah'a tevekkül ederek şöyle arz et­miştir:

"O Rabbine şöyle yakardı: Doğrusu ben yenik düştüm, artık sen ba­na yardım et!"[326]

 

b) Kahhariye ve Helak Duaları

 

Bir sabır âbidesi ve bir direniş timsali olan Nuh Peygamber, fesadı ve sapıklığı inatla sürdüren ve artık bütün uyarılara kulak tıkayan halkının kalpleri çürüten, tüm toplumu ifsad eden hataları dolayısıyla helak edilmeleri için yakarırken aynı zamanda kendisi ve müminler için bağışlanma dilemiştir.[327]

 

Helak Duası

 

"Ey Rabbim! Yeryüzünde bu hakikati inkar edenlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan, Sana kulluk edenleri hep saptırma­ya çalışırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen kafirliğe sebep olur­lar."[328]

 

İstiğfar ve Helak Duası

 

"Ey Rabbim! Bana, anneme, babama, evime mümin olarak giren her­kese ve daha sonraki bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!"[329]

 

İstiâze ve İstiğfar Duası

 

"Ey Rabbim! Senden hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şeyi istemekten sana sığınırım. Çünkü beni bağışlamaz, bana acıyıp esir­gemezsen şüphesiz kaybedenlerden olurum."[330]

 

c) Güvenli Belde-Mübarek Menzil Duası

 

Tufandan ilahi yardımlarla kurtulan Nuh Peygamber gemi­deyken, bütün övgülerin gerçek layığı olan ve kendilerini zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamd etmiş, mübarek bir menzile/şirkin uğramadığı kutsal bir konaklama yerine ulaştırması için O'na şöyle yakarmıştır:

"Ey Rabbim! Senin tarafından kutlanmış, güvenli kılınmış bir yere eriştir beni. Çünkü insana erişmesi gereken yere nasıl erişeceğini en iyi gösteren sensin."[331]

 

d) Hamd Duası

 

Müminlerle birlikte yolculuk hazırlıklarını tamamlayıp gemi­ye bindiği zaman emredildiği gibi Allah'a şöyle övgüde bulun­muştur:

"... Hamd, bizi bu zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a aittir."[332]

 

3. Hud (a)

 

Ahiret gününü, ilahi hakikatleri inkar eden Âd kavminin du­yarsızlığı karşısında bütün ümidini yitiren Hud Peygamber Yüce Allah'tan nusret duasıyla yardım talep etmiştir:

"Ey Rabbim! Bunların yalanlamalarına karşı bana destek ol!”[333]

 

Tevekkül Duası

 

"Gerçek şu ki ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ediyor/O'na güvenip dayanıyorum. Çünkü hiçbir canlı yoktur ki ipini O tutuyor olmasın. Rabbimin yolu elbette (yolların) dosdoğru olanıdır."[334]

 

4. Lût (a)

 

Lût Peygamber onca uğraşısına rağmen toplumsal kirlenme­nin yol açtığı ahlaki çöküşten, sadece arınmak isteyen bir iki mü­mini beri tutabilmiştir. O, tebliğ ve öğütle ıslah olmaya niyeti ol­mayan, günaha dibine kadar batmış, ahlaki çöküntü halinin tüm toplumu sarıp çürüttüğü bir ortamda, yine de çoğunluğa değil ha­kikate teslim olmuş, mücadelenin tıkandığı noktada Allah'ı yardı­ma çağırmıştır.

Kötü ahlakı din edinmiş bir toplumda, tek bir mescid olan ha­nenin sahibidir Lût Peygamber. Bozgunculuğu bardağı taşıran if­lah olmaz bu halkın, şehrin en ıssız köşelerinde ve en kalabalık mekanlarında dahi sınır tanımayan günahlarından Lût (a) yılmıştır. Gerekli çalışmaları yaptığı halde, düzelmemekte inatla ısrar eden nefislerine zulmeden bu halka karşı Allah'tan nusret/yardım istemiştir.[335]

 

Nusret Duası

 

"Ey Rabbim! Bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açan bu insanlara karşı bana yardım et."[336]

 

Necat Duası

 

a) Fitneden Muhafaza Duası

 

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldikleri kötülüklerden kurtar."[337]

 

Hamd Duası

 

Lût Peygamberin karısı ve tüm hemşehrileri, helak eden bir yağmurla cezalandırılmışlardır. Bu korkunç yağmurun getirdiği dehşetli günden sonra, şehirde hiçbir canlılık emaresi kalmamıştır. Öte yandan sünnetullah gereğince Rabbimiz Lût Peygamber ve ailesinden mümin olanları kurtarmıştır. Böylesi bir kurtuluş tabii ki, Allah'a hamd etmeyi, şükr etmeyi gerektirmektedir. Lût Pey­gamber de öyle yapmıştır:

"De ki: Hamd/bütün övgüler Allah'a yaraşır. Selam olsun O'nun seçtiği kullara. Zaten Allah insanların ilahlaştırdıkları her şeyden daha üstün, daha hayırlı değil mi?"[338]

 

5. İbrahim ve İsmail Peygamberler

 

Putların korkulu rüyası, cesaret ve hikmet timsali İbrahim Peygamberin Allah'a yakarışları çoğunlukla kabul edilmiştir. Fakat soyundan gelen herkesin ebediyen şirkten ve cehennemden ko­runmasını istemesi, sünnetullaha aykırı olduğu için kabul edilme­miştir.[339]

 

a) Fitneden Muhafaza Duası

 

İbrahim Peygamber ve onunla hak yolunda dayanışma için­de olan müminlerin bu yakarışı "usvetün hasene" (güzel örnek) olarak takdir edilmiştir. Düşmanlık ve nefreti hak etmiş müşrik bir toplumdan derin bir kopuş yaşarken İbrahim (a) ve dostları Allah ile bir pazarlığa girişmemişlerdir. Onlar her şeylerini feda edecekleri ve her şeyleri ile feda edilmeyi kabul edebilecekleri andı ile imana gelmişlerdir. Yine onlar tevekkül ile sığınılması, güvenilmesi gereken tek dostun, tutulması gereken tek kulpun Allah'ın ipi ve O'nun kulpu olduğu bilincini kuşanarak ellerini duaya kaldırmışlardır.

İbrahim (a) ve onunla birlikte bulunan müminlerin yapama­dıklarından ve hatalı eylemlerinden dolayı istiğfar dilediği bu dua, aynı zamanda kafirlerin fitnelerinin elinde izzetsiz, onursuz bir oyuncak olmaktan muhafaza edilmeyi de içermektedir. Bu, imtihandan kaçmak değildir; iyilik için seferber edilecek imkan­ların kafirlerin çıkardıkları fitneler tarafından yenilip yutulma­sından endişe etmektir. Onların fitneden korunmayı dilemeleri, zalimlerle birlikte uzlaşarak yaşamayı istemek değildir. Çünkü onlar Allah'ın rızası dışında kalan ne varsa terk etmişler, cahiliyye toplumuyla kurulması gereken beraat temelli bir ilişki­nin imkanlarını göstermişler ve istiğfar, inayet, tevekkül ve kafir­lerden beraat talep eden sönmeyen bir dua meşalesini biz mü­minlere miras bırakmışlardır.

"Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bütün yolların varışı sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, çünkü tek kudret ve hikmet sahibi olan Sensin." [340]

 

b) Muttakilere Önderlik Yapacak Salih Evlatlar İçin Yakarışları

 

İbrahim Peygamber ilerlemiş yaşına rağmen çocuk sahibi olamamış; fakat o sonsuz güç ve merhamet sahibi olan Allah'tan ümidini kesmemiş, içten yakarışlarla salih nesiller sahibi olmak için yalvarmıştır. Bu yakarışları karşılıksız bırakmayan Rabbimiz onu risalet görevini devredebileceği, namazında devamlılık göste­ren, kuşaklar boyu muttakilere önderlik edecek salih evlatlarla ödüllendirmiştir. O da nankörlük etmeyerek bu ödüllere karşılık, dualarla Allah'ı hamd ederek yüceltmiştir. İşte onun salih evlatlar için yaptığı dualar ve bu kabulün ardından onların şeytani amelle­re karşı Allah'tan güvence istediği yakarışları:[341]

 

Salih Nesil Duası

 

"Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli olacak çocuk(lar) bağışla.”[342]

 

Emniyet Duası

 

"Ey Rabbim! Bu beldeyi emin kıl; beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyen uzak tut! Çünkü ey Rabbim! Bu tapınma nesnele­ri gerçekten, insanlardan pek çoğunu yoldan çıkardı."[343]

 

Namaz ve Rızık Duası

 

"Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye —senin kutsal evinin yakınına— yerleştirdim ki, ey Rabbimiz, namazı devamlılık ve duyarlılık içinde yerine getirsinler; öyleyse insanla­rın kalplerini onlara meylettir ve onlara verimli-bereketli rızıklar bahşet ki şükretsinler."[344]

 

Hamd Duası

 

"Ey Rabbimiz! Şüphesiz gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilen Sensin. Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Al­lah'a özgüdür. Duaları/yakarışları eşsiz bir şekilde işiten elbette benim Rabbimdir."[345]

 

Namaz Duası

 

"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen insanları namazda devamlı ve duyarlı kıl. Ve ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur." [346]

 

İstiğfar Duası

 

"Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün, beni, anamı babamı ve bü­tün müminleri bağışla." [347]

 

c) Kıyamete Kadar Yaşayacak Bir Güvenlik Kuşağı İçin Yakarışları

 

Azimet sahibi, görevine sıkı sıkıya bağlı olan put kırıcı İbra­him ve İsmail peygamberler, seçilmiş Kabe ye çevresini, kendileri ve gelecek Müslüman kuşaklar için şirkten arındırılmış güvenli bir bölge yapmayı amaçlamışlardır.

İbrahim Peygamberin muttakiler için ebediyen güvenli ola­cak bir belde istediği yakarışını Yüce Allah kabul etmiş, bugün­kü Kabe'nin içinde yer aldığı Mescid-i Haram'ı lütuf buyurmuş­tur.

İşte yeryüzündeki ilk mescid olan Kabe'yi Allah'ın buyruğu gereğince dünya üzerinde yaşayacak gelecek nesiller için şirkten azade kılınmış bir anavatan-bir başkent olarak inşa ederken İbra­him ve İsmail peygamberlerin yaptıkları dua:[348]

 

Emniyet ve Rızık Duası

 

"Ey Rabbim! Buraları muvahhidler için ebedi bir güvenlik kuşağı kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bereketli rızıklar bağışla."[349]

 

Teslimiyet Duaları

 

"Ey Rabbimiz! Bu amelimizi kabul buyur. Sensin her şeyi bilen her şeyi duyan; bizi Sana teslim olanlardan kıl ve soyumuzdan da Sana tes­lim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz yalnız Sensin tövbeleri kabul eden, rahmet dağıtan."[350]

"Hani bir zaman İbrahim'e Kerem sahibi Rabbi İslâm ol!' dedi. Bu­nun üzerine o (Allah'ın çağrısına hemen) şöyle diyerek yanıt verdi: 'Alemlerin Rabbine teslim oldum/işlerimi ona bıraktım."[351]

 

Tezkiye/Günahlardan Arınma Duası

 

"Ey Rabbimiz! Soyumuz içinden onlara senin mesajlarını iletecek vahyi ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak bir elçi çıkar. Çünkü yalnız Sensin kudret ve hikmet sahibi."[352]

 

d) Dünyada Takva ve Hikmet; Ahirette Af ve Cennet İçin Yakarış

 

İbrahim Peygamber ıslah olmamakta direten, kalbini hida­yete açmayan halkı ile hesaplaşırken destek ve yardımı sadece Allah'tan istemiştir. Ayrıca o, bir hicab duymadan diğer pey­gamberler gibi, ahirette cennet nimeti ile lütuflanmayı istemiştir. Cenneti Allah'ın sonsuz merhametinin salih kullarına yönelik bir tezahürü olarak gören İbrahim (a) cenneti birkaç huriden ibaret görerek küçümseyenler gibi, onu istemekten hicab duymamış­tır.[353]

İşte İbrahim (a)'in Allah'tan olayları doğru değerlendirebile­cek bir hikmetli kavrayış yeteneği, salihlerle dayanışmada ilahi destek istediği, takva temelinde yükselen hikmetle yoğrulmuş bir dünya hayatı ve onun meyvesi olan ebedi mutluluklar diyarını istediği yakarışı:[354]

 

Hikmet Duası

 

"Ey Rabbim! Bana doğru ile eğrinin ne olduğuna hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni salih insanların arasına kat. Ve ger­çeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver bana. Ve beni o nimetler­le dolu cennetin varislerinden biri yap! Ve babamı bağışla.[355] Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlar arasında. Ve herkesin yeniden diriltileceği gün beni utandırma! O gün ki, ne malın ne mülkün ne de çoluk çocu­ğun bir yararı olmayacaktır. Yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten arınmış bir kalple çıkanlar kurtulacaktır."[356]

 

6. Yakup Peygamber

 

Yusuf (a)'u kıskançlıklarından dolayı kuyuya atan oğullan için Yakup Peygamber Allah'tan bağışlanma dilemiştir. Ne var ki, Kur'an'da onun dilediği istiğfarın hangi sözlerle olduğuna ilişkin bir malumat yoktur. Yakup Peygamberin kendi çocukları için Yu­suf'u kaybettiklerinden dolayı Allah'tan bağışlanma dilediğini Yu­suf Suresi'nin muhkem anlatımından öğrenmekteyiz.

"Ey babamız! dediler, bizim için Allah'tan günahlarımızı bağışla­masını dile, çünkü biz gerçekten günahkar kimseler olmuştuk. Rabbimden sizi bağışlamasını dileyeceğim. Çünkü çok acıyıp esirgeyen gerçek bağış­layıcı O'dur."[357]

 

7. Yusuf Peygamber

 

a) İnsıraf ve İmdad Duası

 

Yusuf Peygamber ahlaksız teklifle karşılaşan iffet sahibi her Müslüman erkeğin takınması gereken bir tutumla hareket etmiş ve sığınakların en güvenlisi olan Allah'a nasıl bir tevekkül ile yönele­ceğimizin alemlere örnek tanıklığını yapmıştır. O, günahların cazi­besine karşı Allah'tan yardımını işte bu insıraf ve imdad duası ile dilemiştir. Terk etmek, yüzünü çevirmek, uzaklaşmak anlamına gelen insıraf eylemi, Yusuf Peygamberin yaptığı gibi, ahlaksız bir teklif karşısında her müminin takınması gereken doğru tutumu temsil etmektedir. İmdad ise; olağanüstü durumlarda Yüce Allah'a sığınarak O'ndan acil yardım istemektir. Ancak imdadın tahakkuk etmesi için insırafı takip etmesi şarttır:

"Ey Rabbim! Benim için hapis, bu kadınların zina isteklerine boyun eğmekten daha iyidir. Çünkü sen onların oyunlarını-tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben o zaman onların ayartmalarına kapılır doğruyu eğriyi seçemeyen kimselerden olurum."[358]

 

b) Ebedi Hidayet Duası

 

Yusuf Peygamber bu duasında olayları yorumlama ilmini ken­disine öğrettiği için Yüce Allah'a şükrünü ifade etmiştir. Ayrıca "hayatın yegane amacının Allah ile yakınlık kurup, adanmış biri olarak canı sahibine teslim etmek olduğu"nu örnek bir yakarışla dile ge­tirmiştir. Rabbimiz bu yakarışı tüm zamanlarda yaşayacak mümin­ler için örnek olarak Kitab'da anmıştır. Bu yakarışı muhtevasından hareketle "şükür ve ebedi hidayet duası" olarak isimlendirebiliriz:

"Ey Rabbim! Bana nüfuz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yakınımda-yanımda olan, beni koruyup destek­leyen Sensin: Canımı bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"[359]

 

8. Eyyub Peygamber

 

Sabır ve Şifa Duası

 

Eyyub Peygamber dert ve sıkıntıların da en az Allah'tan gelen huzur ve mutluluklar kadar değerli olduğunun idrakine varmış ender insanlardandır. O, ağır hastalığının yol açtığı derin umutsuz­luklara rağmen uzun yıllar sabretmiş ve sonunda ilahi bir işaretle ayağını yere vurarak çıkardığı şifalı mucizevi su sayesinde tüm dertlerinden kurtulmuştur.[360] Rabbani bir lütuf olarak gelen şifa öncesinde Eyyub Peygamber Allah'ın merhamet sıfatına sığınarak şöyle yakarmıştır:

"Bu dert beni buldu; ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin."[361]

 

9. Şuayb Peygamber

 

İftitah Duası

 

Döneminin en yaygın şirk işleme biçimi olan ekonomik soy­guna karşı yılmadan mücadele eden adalet timsali Şuayb Peygam­ber ve az sayıda mümin kendilerini sürmek veya öldürmek için planlar kuran zalim topluma karşı Allah'a güvenmişlerdi. O ve yandaşı olan müminler tevekkülü zırh edinmişler, hak yoldan sapmayacaklarını ve sonuna kadar direneceklerini ilan ederek Al­lah'a şöyle yakarmışlardır:

"Ey Rabbimiz! Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar. Çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı Sensin."[362]

 

10. Musa-Harun Peygamberler

 

Yeryüzünün en muktedir hükümdarlarından biri olan Firavun'a karşı kararlılıkla mücadele eden ve adalet için kesintisiz bir özgürlük cihadı başlatan tevhid dininin önderlerinden Musa Pey­gamberin Kur'an'da çok sayıda duası zikredilmektedir.[363]

 

a) İstiğfar Duası

 

Musa Peygamberin risaletinden önce sebep olduğu kaza ölü­münden dolayı Allah'tan af dileyen yakarışı:

“Ey Rabbim! Ben kendime yazık ettim. Beni bağışla!..

Ey Rabbim! Bana bahşettiğin nimetler hakkı için bir daha suçlulara arka çıkmayacağım."[364]

 

b) Necat ve Hidayet Duası

 

Musa (a) sebep olduğu ölümcül bir kazadan sonra, maktulün Firavun'un ırkından olmasından ve ırk ayırımcısı olan Mısır adale­tine güvenmemesinden dolayı hicret etmeye karar vermiştir. Ve idam fermanı verilmiş bir suçsuz olarak -korkuyla ve umutla- Al­lah'a şu dualarla sığınmıştır:

"... Ey Rabbim! Zalimlere karşı beni koru... Ve Medyen'e doğru yola çıkarken kendi kendine şöyle dedi: Umarım Rabbim beni böylece doğru yola yöneltir."[365]

 

c) Hayr ve İnayet Duası

 

Musa (a)'nın Medyen'de bir sığınak ararken Allah'tan yardım istemek için yaptığı yakarış:

"Ey Rabbim! Bana bahşedeceğin her hayra öyle muhtacım ki."[366]

 

d) İftirak Duası

 

Musa Peygamber bu duasında, manevi olarak kirlenmiş bir cahiliyye toplumuyla arasında varolması gereken farkı, "daimi hicret ve beraat halinde yaşama bilinci"ni dile getirmiş, kalbini arınmaya açık tutan müminlere örnek yakarışını miras olarak bı­rakmıştır. Bu yakarışın öne çıkan terimi iftiraktır; yani bozguncu­larla aradaki çizgiyi kalınlaştırmak. Gönülsüz takipçilerinin işle­dikleri günah kirlerinin kendisine bulaşmaması için Musa Pey­gamber iftirak talebinde bulunmuştur:

"Ey Rabbim! Benim sadece kendime ve kardeşime sözüm geçiyor. O zaman bizimle bu sapkın halk arasına bir çizgi çek."[367]

 

e) İtiraf ve İnayet Duaları

 

Musa Peygamber mücadelenin başında yaşadığı sıkıntılı hali­ni Rabbine açmıştır. Görevin zorluğundan kaynaklanan göğsün daralması, ilahi bir lütuf olan inşirah ile açılacaktır. Bu sebeple o, Allah'tan inşirah/göğsüne ferahlık vermesi ve sultan/destekleyici maddi-manevi güçler vermesi için şöyle yakarmıştır:

"Ey Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından, göğsümün daralacağından ve dilimin dolaşacağından korkuyorum; bu yüzden bu işi Ha­run'a tevdi et. Üstelik, onların benim aleyhime ciddi bir suçlamaları da var ortada; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum."[368]

Musa (a)'nın tebliğle görevlendirildiği ilk andaki ruh halini anlatan diğer bir ayet de şudur:

"(Musa) şöyle yakardı: Ey Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm, bu yüzden onların da beni öldürmelerinden korkuyorum. Ayrıca, karde­şini Harun'un konuşma tarzı benimkinden daha açık, daha düzgündür; öyleyse benim söylediklerimi doğrulayan bir yardımcı olarak onu benimle birlikte gönder. Çünkü gerçek şu ki, ben yalanlayacaklarından korkuyo­rum."[369]

Musa Peygamberin bu duasında bir salih amelin nasıl yapıl­ması gerektiğine ilişkin şu dersler çıkarılabilir: İşe Allah'ın yardı­mını talep ederek O'nun adı ile başlamak; kendimiz gibi olanlarla dayanışma içinde olmaya çalışmak; bireysel hareket etmemek/güç birliği yapmak; başarıda da başarısızlıkta da Allah'ı anmaktan asla vazgeçmemek... Musa ve Harun peygamberler Firavun'a gitmeden önce Allah'tan istedikleri yardımı birlikte yaptıkları dualarla da dile getirmişlerdir:

"Ey Rabbimiz! Firavun'un bize düşmanca davranmasından yahut azgınlıkta devam etmesinden korkarız."[370]

 

f) İnşirah ve İşar Duası

 

"Ey Rabbim! İçimi senin aydınlığınla genişlet, görevimi bana kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler. Ve bana yakınlarımın arasından yükümü paylaşacak bir yardımcı tayin et: Kardeşim Harun'u. Onunla benim gücümü pekiştir; görevimden ona da bir pay ver ki, insanların katında Senin yüceler yücesi adını daha da yükseklere çıkaralım ve Seni sürekli analım; muhakkak ki Sen bütün varlığımızla bizi görmektesin."[371]

 

g) Helak Duası

 

Musa Peygamber hiçbir uyarının artık fayda vermeyeceği de­recede duyarlılıklarını yitirmiş Firavun ve refahtan şımarmış azgın çevresinin mücadelenin nihayetinde helak edilmesini niyaz etmiş­tir:

"Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki, Sen Firavun ve onun seçkinler çevresine dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki, bunun sonucu olarak onlar da ey Rabbimiz, başkalarını Senin yolundan çeviriyorlar! Ey Rabbimiz! Öyleyse artık onların zenginliklerini silip yok et! Kalplerini katılaştır! Çünkü onlar çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar."[372]

 

h) Helaktan Muhafaza Duası

 

Tur'dan döndükten sonra kavmini buzağıya taparken görme­si Musa Peygamberi çok üzmüştü. Gerekli uyarıları yaptıktan son­ra ilk iş olarak şirk suçunun muhatabı olan Allah'tan özür dilemek üzere toplu bir yakarış gerçekleştirmiştir. Kavmi içinden seçtiği yetmiş adam ve kardeşi Harun olmak üzere toplam yetmiş iki du­yarlı insan, ruhlarını saran büyük bir manevi sarsıntı eşliğinde he­lakten muhafaza buyurması için Allah'a şu yakarışta bulunmuş­lardır:

"Ey Rabbim! Eğer dileseydin Sana şirk koşanları daha önce yok ederdin ve onlarla beraber beni de. İçimizden birtakım dar kafalıların yap­tıklarından dolayı bizi helak edecek misin? Bütün bunlar Senin bir imti­hanından başka bir şey değil; ki onunla dilediğinin sapmasına fırsat verir, dilediğini de doğru yola sokarsın. Bizim velimiz Sensin öyleyse bizi bağışla. Bize acı, çünkü bağışlayanların en hayırlısı Sensin. Bizim için bu dünyada da ahirette de iyi ve güzel olanı yaz. Bak işte pişmanlık içinde Sana yöneldik."[373]

 

Tespih ve Helaktan Muhafaza Duası

 

Yüce Allah'ı görmek isteyen Musa Peygamber, dağa yansıyan tecelli karşısında bayılmıştır; ayılır ayılmaz ise bu isteğin yanlışlı­ğından dolayı bir tövbe mahiyetinde, kendisini helak etmemesi için aşağıdaki tespih duasını yapmıştır:

"... Ne sınırsız bir yücelik seninki! Pişmanlık içinde Sana sığınıyo­rum; ve (bundan böyle daima görmeden) iman edenlerin ilki olacağım!"[374]

 

i) İstiğfar Duası

 

"Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve rahmetine kabul et; çünkü Sen merhametlilerin en merhametlisisin."[375]

 

j) İstiâze /Allah'a Sığınış Duaları

 

Cahillerden Allah'a Sığınış Duası

 

"... (Musa dedi ki:) Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım."[376]

 

Ahiret Gününü İnkar Edenlerden Allah'a Sığınış Duası

 

"Buna karşılık Musa: 'Kibre kapılarak hesap gününü reddedenler­den, sizin de Rabbiniz, benim de Rabbim olan Allah'a sığınırım' dedi."[377]

 

11. Davud ve Süleyman Peygamberler

 

a) İstiğfar ve İktidar Duası

 

Süleyman Peygamber, İslam'ın yücelmesi için seferber edebile­ceği büyük bir hükümranlık vermesi için Allah'a yakarmış ve duası makbul olmuştur. Tarihte eşine ender rastlanan bir güç ve iktidara malik olduğu halde o, sahip olduğu her şeyi, hiç şımarmadan tevhid dini İslam'ın hizmetinde kullanmıştır. İşte insanlığa örnek olarak Kur'an'da anılan bu büyük hükümranlık için yapılan yakarış:

"Ey Rabbim! Günahlarımı affet, bana benden sonra kimsenin ula­şamayacağı bir hükümranlık ver; çünkü sen bol bol veren lütuf sahibi­sin."[378]

 

b) Hamd Duası

 

Davud ve Süleyman peygamberler kendilerini ilim vererek peygamber yaptığı için Yüce Allah'a hamd etmişler; vahiy nimeti­ne nankörlükle değil şükran anlamına gelen davranışlarla karşılık verdikleri için insanlığa örnek dualarıyla Kur'an'da anılmayı hak etmişlerdir:

"Ve gerçek şu ki, biz Davud'a da, Süleyman'a da ilim/vahiy verdik; bunun için onların ikisi de şöyle söylediler: Bütün övgüler, bizi iman eden öteki kullarından üstün kılan Allah'a aittir."[379]

 

c) Şükür Duası

 

Büyük bir iktidar sahibi olan Süleyman Peygamber bu duası ile Yüce Allah'ın bahşettiği her türlü nimete karşı şükran duydu­ğunu itiraf ederek ilan etmiştir. Yüzeysel bakıldığında, sıradan yö­neticilerde rastlandığı gibi böyle kudretli bir hükümdarda her şeye burun büken bir şımarıklık, gurur ve kibir ilk göze çarpan özellik olurdu. Fakat o ilahi vahyin eğitiminden geçtiği için, ne kadar güç sahibi olursa olsun, ahlakı alçakgönüllü olmayı sürdürmesini ge­rektirmiştir. Bu yüzden nankörlüğe tenezzül etmeyen bir salih kul olarak, daima kendisi gibi müminlerle dayanışma içinde olmayı mütevazı yakarış ifadeleriyle dile getirmiştir:

"Ey Rabbim! İçimde öyle düşünceler uyandır ki, bana ve ana babama bahşettiğin nimetler için Sana hep şükreden biri olayım. Ve hep Senin hoşnut olacağın dürüst ve erdemli işler yapıyor olayım. Ve beni rahmetinle dürüstlük ve erdemlilik timsali salih kullarının arasına kat."[380]

Davud (a)'un oğlu olan Süleyman Peygamber bütün ihtişamı­na rağmen servetinin Allah'ı unutturmasına izin vermemiştir. İkti­dar ve zenginlik sahibi diğer insanların aksine Rabbini çok anma­sıyla alemlere örnek olmuştur.[381]

 

12. Yunus Peygamber

 

Yunus Peygamber uyarılarının bir işe yaramadığını gördüğü halkını Allah'tan izin almadan sabırsızca terk etmiştir- Öfkeyle çı­kıp gittiği şehirden çok uzaklarda, batmak üzere olduğu için yüklerinin hafifletilmesi kararı alınan bir gemide yolculuk ederken kura kendisine çıkmıştır ve bir anda kendisini balığın karnında bulmuştur. Bu sonuçtan hikmetli bir ders çıkaran Yunus (a) ta­hammülsüzlüğünden kaynaklanan hatasını itiraf ederek balığın karnında, tevazu, günahı itiraf ve istiğfar içeren bir yakarışla halini Allah'a şöyle arz etmiştir:[382]

 

Yunus Peygamberin Tespih, Tehlil ve İstiğfar Duası

 

"Ve o balık olayının kahramanı(nı -Yunus'u- da an); hani o gü­cümüzün kendisine ulaşamayacağını sanarak öfkeyle çıkıp gitmişti. Ama sonra düştüğü karanlığın içinde şöyle seslenmişti: Senden başka ilah yok! Sınırsız kudret ve sınırsız yüceliğinle Sen her şeyin üstündesin. Doğrusu ben gerçekten büyük bir haksızlık yaptım."[383]

Sahile sağ selamet bir şekilde Allah'ın yardımı ile çıkan Yunus Peygamber hemen terk ettiği halkının yanına koşmuş ve onları bıraktığından daha iyi bir durumda, pişman olmuş bir vaziyette, ıslah olma gayreti içinde bulmuştur.[384]

 

13. Zekeriyya Peygamber

 

a) Kesintisiz Risalet Duası

 

Zekeriyya Peygamber çocuğu olmayan olgun bir müminin zürriyet sahibi olmak için Allah'a nasıl yakarması gerektiğine iliş­kin bir numune olarak kıyamete kadar yaşayacak insanlar için güzel bir örnektir. İşte genç kuşakların kalbini vahyin ışıklarıyla dol­durmak için yanıp tutuşan ve İslami irşadın kesintisiz bir şekilde devam etmesi için çırpman bir arınmışlık timsali Zekeriyya Pey­gamberin yakarışı:

"Ey Rabbim! Doğrusu artık kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı, ama şimdiye kadar ey Rabbim sana yönelttiğim dualarda cevapsız bırakıl­dığım hiç olmadı. Ve gerçek şu ki ben göçüp gittikten sonra yakınlarımın yapacaklarından kaygı duyuyorum; çünkü karım baştan beri kısırdı. Öyleyse bana katından benim yerimi alacak bir yardımcı bahşet. Ki, bana ve Yakub'un evine mirasçı olsun. Ve Sen ey Rabbim, onu hoşnut olacağın bir ahlakla donat."[385]

 

b) Zürriyet Duası

 

"Ey Rabbim! Rahmetinle bana güzel bir zürriyet bağışla, zira Sen her yakarışı duyarsın."[386]

 

c) Zürriyet ve Tespih Duası

 

"Ey Rabbim! Beni çocuksuz bırakma! Fakat beni varissiz bıraksan bile biliyorum ki, herkes göçüp gittikten sonra kalıcı olan biricik varlık Sensin."[387]

 

14. İsa Peygamberin Duası

 

Maide / Sofra Duası

 

İsa (a) insanların sahip olabildikleri bütün rızıkların asıl sahibi olan Allah'tan kalpleri pekiştiren, sonsuz bir güvene eriştiren maddi manevi bereketler için kaynaklık edecek bir sofra istemiştir:

"Ey Allahım, ey Rabbimiz! Gökten bize bir sofra gönder; o bizim için —ilkimizden sonucumuza kadar— sürekli tekrarlanan bir ziyafet ve Senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira Sen rızık verenlerin en iyisisin."[388]

 

15. Muhammed Mustafa (s)'nın Duaları

 

a) Teheccüd Duası[389]

 

"Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girme­mi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağ­la; ve bana katından bir sültan/destekleyici bir güç-bir tutamak bahşet."[390]

Peygamberimiz Muhammed (s)'in bu duası, gecenin derinlik­lerinde, teheccüd ve Kur'an tilaveti için kıyam ettiğinde, güne diri bir ruh ve tevhidi bilinçle başlaması için Yüce Allah tarafından öğ­retilmiştir. "Allah'ın yardımı olmadan hiçbir işi başaramayacağı­mız" gerçeği, duada öne çıkan önemli öğedir. Yine her işe dua ile ve Allah'ın adı ile başlanması gerektiğine ilişkin vurgular taşıyan bu yakarış, bütün eylemlerimizde Rabbimizin rızasını asla hatır­dan çıkarmamamızın lüzumunu işlemektedir.[391]

 

b) Tevhid, Tevazu ve Tevekkül Duaları

 

İlahlıkta ve Rablikte ortağı bulunmayan Yüce Allah, Peygam­berimizin şahsında tüm müminlerin tevazuu nasıl kendilerine şiar edineceklerini dua formunda öğretmektedir:

"De ki: Ey egemenlik sahibi Allahım! Sen egemenliği dilediğine ve­rirsin, dilediğinden alırsın; dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Bü­tün iyilikler Senin elindedir. Doğrusu Sen istediğini yapmaya kadirsin. Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın."[392]

 

Yüce Allah'ın Vahiyle Peygamberimize Öğrettiği Tevekkül Duaları

 

"Fakat (bütün merhametine ve şefkatine rağmen) onlar yine de yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter! O'ndan başka ilah yoktur; hep O'na dayanmış, O'na güvenmişimdir ben. Çünkü O'dur en yüce hükümranlı­ğın Rabbi."[393]

"(De ki:) O'dur benim Rabbim, O'dan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ediyorum/güven bağlamış bulunuyorum ve O'na dönüktür yönüm."[394]

 

c) Hamd Duaları

 

Hamd; Allah'ı övmek, O'ndan başkasına O'na rağmen değer vermemektir. Tevhidin tüm hayata hakim kılınması gereken ibadet boyutunda yer alan hamd ihmale gelmeyecek kadar önemli bir tutumdur. Bu tutumun sözlü olarak daima dile getirilmesi, fiili olarak da her anımızı kuşatması gerekir.

Besmeleden sonra Kur'an'ın ilk kelimesidir, hamd:

"Rahman Rahim Allah'ın adı ile: Her türlü hamd/övgü yalnızca bü­tün alemlerin Rabbi, rahman, rahim, hesap gününün yegane hakimi olan Allah'a mahsustur."[395]

"Her türlü övgü, gökleri ve yeri yaratan, karanlığı ve parlak aydınlığı var eden Allah'a özgüdür. Hakikati bile bile inkar edenler başka güç­leri Rableri ile eş tutarlar."[396]

"Ve de ki: Bütün övgüler, çocuk edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, güçsüzlükten, düşkünlükten ötürü herhangi bir yardıma yardımcıya gereksinme duymayan Allah'a yakışır. İşte O'nu (hep böyle) yücelterek an."[397]

"Bütün övgüler Allah’a yakışır. O Allah ki, kuluna ilahi kelamı in­dirmiş ve onun anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer verme­miştir."[398]

"Hamd göklerde ve yerde ne varsa tümünün gerçek maliki olan Al­lah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsus olacaktır. Yalnız O'dur hikmet sahihi, her şeyden haberdar olan. O, toprağa giren ve çıkan her şeyi, ondan çıkan her şeyi, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. O, tek başına rahmet kaynağıdır, mağfiret sahibidir."[399]

 "Her türlü övgü göklerin ve yerin yaratıcısı olan ve melekleri iki, üç veya dört kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O dilediğini kendi ya­ratılış alemine katıp onu genişletir. Kuşkusuz Allah her şeye kadirdir. Allah'ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz. Ve O'nun kapattığını da kimse açamaz. Çünkü O, kudret ve hikmet sahibi­dir."[400]

 

d) Tahkim Duaları

 

Tüm varlık aleminin yegane hakimi olan Allah, insanların ay­rılığa düştükleri konularda hükmüne başvurulmaya en layık olan­dır. Dünyada iken Rabbimizin peygamberlerle insanlığa duyurdu­ğu mesajlar, bu ayrılıkların giderilmesinde başvurulması gereken kaynaklardır. Ahirette ise en küçük ayrıntı dahi karara bağlanacak­tır. Her iki alemde de tahkim yetkisi Allah'tadır. İşte bu yetkiyi in­sanlığa bir kez daha hatırlatan Kur'an'da, nasıl bir tahkim duası ya­pılması gerektiği hem Peygamberimize hem de bize öğretilmiştir:

"Ey Allahım! Ey gökleri ve yeri yaratan! Ey yaratılmış varlıkların gizlediklerini de açığa vurduklarım da bilen! Kullarının ayrılığa düştük­leri her konuda aralarında hüküm verecek olan yalnız Sensin!"[401]

Kıyametin zamanı vb. gaybî konular sınırlı bir şekilde biline­bilir. Bu yüzden insan idrakiyle bilinemeyecek olan alanlara ilişkin çabalar boşunadır. Peygamberimiz Muhammed (s) bu yakarışında, haddini bilmez insanların ileri sürdüğü çirkin iddialara karşı Rabbimizi hakem kılarak cevap vermiştir:

"Ey Rabbim! İnsanlarla aramızda hakça hüküm ver! Rabbimiz, sizin (O'na ve fiillerine ilişkin gaybı taşlamak anlamına gelen) tüm tanımlama gayretlerinize karşı yardımına başvurulacak yegane hakimdir."[402]

 

e) İstiâze Duaları

 

İnsan ve cin şeytanlarından ve onların kurdukları planlardan sığınmak gerekir. Cin ve insan şeytanlarının bulandıran çabalarından dolayı toplumsal hayat içinde hakikat, saflığını yitirebilmektedir. Bu nedenle daima istiâze duası yapmak, kalplerimizin paklığını korumak için şarttır. Çok şükür Rabbimiz bunu da nasıl yapacağımızı, Peygamberimiz üzerinden kıyamete kadar yaşaya­cak müminlere rehberlik ederek beyan etmiştir:

"De ki: Sığınırım ben yükselen şafağın Rabbine. O'nun yarattıkla­rının şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren kadınların şerrinden ve kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrin­den."[403]

"De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, insanların malikine, in­sanların ilahına, fısıldayan sinsi ayartıcının şerrinden, insanların kalbine fısıldayan cinlerin ve insanların bütün ayartmalarından."[404]

 

İstiâze ve Beraat Duası

 

Peygamberimizin zalimlerle arasındaki sınırların iyice belir­gin hale gelmesi, onların yaptıklarından beri olmayı dilediği bu yakarış Allah'a istize ederek/sığınarak bitmektedir:

"Ey Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarına karşı sana sığınıyorum. Rabbim, onların bana yaklaşmalarından da sana sığınıyorum."[405]

 

f) Tespih Duası

 

Allah'ı noksan sıfatlardan uzak tutup, O'na gerçek sıfatlarıyla yalvarıp yakarma, O'nu her türlü eksiklikten tenzih ederek olur. Kur'an'da "esmaül-hüsna" olarak nitelenen Rabbimizin en güzel isimlerini tüm dualarımızda hatırlamak gerekir. Peygamberimiz de öyle yapmış bütün yakarışlarında Allah'ın bu güzel isimlerini anmıştır. Allah'ı tespih etme adına uydurma isim ve sıfatlar kullanmak yerine Rasulullah Muhammed (s) gibi biz de tespih etme gayemizi en güzel yakarış formlarında gerçekleştirebiliriz. Tespih duasının derli toplu, en güzel örneğini Haşr Suresi'nde bulmaktayız:

"Allah O'dur ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mutlak hakim, kutsal, kurtuluşun tek kaynağı, iman bağışlayan, doğru ile yanlışın tek belirle­yicisi, üstün, eğriyi düzeltip doğruyu ihya eden, bütün ihtişamın sahi­bi! Şanı yüce olan Allah her şeyden münezzehtir. O, Allah'tır; yaratıcı, bütün özlere ve görüntülere şekil veren yapıcı! Bütün mükemmellik vasıfları yalnız O'nundur. Göklerde ve yerde olan her şey O'nun sınır­sız şanını yüceltir. Çünkü yalnız O'dur kudret ve hikmet sahibi olan."[406]

Peygamberimiz Muhammed (s) üzerinden tüm zamanlarda yaşayacak olan müminlere, kendisinin nasıl tespih edilerek yücel­tilmesi gerektiğini dahi öğreten Rabbimiz, eksiksiz bir kitap indir­miştir. En güzel dua şekillerini bize öğreten Allah'a sonsuz şükür­ler olsun. Peygamberimize uygulaması emredilmiş bir diğer tespih duası da Al-i İmran Suresi'nde geçmektedir:

"De ki: Ey mutlak egemenlik sahibi Allahım! Sen egemenliği dileği­ne verir, dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Doğrusu Sen istediğin her şeyi yapmaya kadirsin. Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın. Ölüden diri ve diriden ölü çıkarırsın. Ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın."[407]

 

Yüce Allah'ın Peygamberimize Söylemesini Emrettiği Tespih Duası

 

"... Ve Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O'ndan başka varlıklara ortaklık yakıştıran kimseler­den değilim."[408]

 

g) Tenzih Duası

 

Allah'ın yetkilerini çiğneyip sınırlarına giren şefaatçiler edin­mek "tenzih" ilkesine aykırı bir fiildir. Rabbimizi tüm mükemmel isimleri ve sıfatları anmak ve zikrullaha halel getirebilecek tasav­vurlar geliştirmekten sakınmak ise, O'nu tespih ederek yüceltmek, tenzih ederek tüm noksan sıfatlardan uzak tutmaktır. Allah'a nok­san sıfatlar isnad eden maddecilere ve mistiklere bir cevap niteli­ğindeki tenzili yakarışının derli toplu mükemmel örneklerini yine en güzel Rabbimizin kelamından öğrenebiliriz; Ayet el-Kürsi'de olduğu gibi:

"Allah, O'ndan başka ilah yoktur. Her zaman diridir, bütün varlık­ların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu, ne uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmak­sızın nezdinde şefaat edebilecek olan da kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da bilir. Oysa O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudret ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar ve onların ko­runup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur."[409]

 

h) İlim Duası

 

Peygamberimize ilminin artırılması için, Rabbimizin tavsiye ettiği bu dua, aynı zamanda tüm bilgi hazinelerinin esas itibariyle kaynağının Allah Teâlâ olduğu hakikatinin bir beyanıdır:

"Ve de ki: Rabbim, ilmimi artır!"[410]

 

i) Şikâyet Duası

 

Peygamberimiz Muhammed (s)'in, Kur'an'ı terk edenleri, onun hayatla ilgisini kesip koparanları, kıyamet günü bu dua ile Allah'a bir şikâyet olarak takdim edeceği beyan edilmiştir:

"Ey Rabbim! Halkımdan bazıları bu Kur'an'ı gözden çıkarılacak bir şey olarak gördüler."[411]

 

j) Kahhariye Duaları

 

Yüce Allah'ın kahhar sıfatı O'nun tüm kainat üzerindeki mut­lak otoritesini vurgular. Bu nedenle kavli ve fiili dualarımızda Rabbimizin eşsiz ve sınırsız gücünü hatırlamak, güçsüzlüğümüz­den kaynaklanan ümitsizlikleri, sağlayacağı manevi donanımla örtecek ve sorunlarımızın elinde mahsur kalmaktan bizi kurtararak büyük bir moral kazanmamıza yarayacaktır. Peygamberimizin risalet hayatı boyunca Rabbimizin hem sonsuz merhametini, hem de sonsuz gücünü sözlü ve eylemli dualarında hatırladığını, hatır­lattığını görmekteyiz.[412]

 

Tehlil[413] ve Kahhariye Duası

 

Rabbimiz kahhar sıfatını tevhidin özlü ifadesi olan "la ilahe il­lallah" ile birlikte anmamızı Peygamberimizin şahsında bizlere de emretmektedir:

"De ki (Ey Muhammed); Ben yalnızca bir uyarıcıyım; kahhar/bütün mevcudat üzerinde mutlak otorite sahibi olan tek Allah'tan başka ilah yoktur: Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi, kudret sahibi ve çok bağışlayıcı!"[414]

 

Veyl Duası

 

Veyl; yazıklar olsun, kahrolsun gibi anlamlara gelen bir kına­ma ifadesidir. Hümeze Suresi bir yakarış olarak Allah'a takdim edildiği vakit, kahhariye duaları kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü içinde kötü niyetle müminleri dillerine dolayarak çekiştirenlere veyl edilmesi /kınanması istenmektedir. Surede Yüce Allah hümeze-lümeze güruhuna veyl etmekte, Peygamberimizden ve bizden de veyl etmemiz istenmektedir.

"Veyl olsun bütün hümeze-lümeze gruplarına. O (gruplar) ki, ser­veti biriktirir ve onu bir kalkan sayar. Zanneder ki serveti onu sonsuza dek yaşatacak! Hayır aksine o öteki dünyada Hutame'ye/çökerten bir aza­ba terk edilecektir. Bilir misin nedir o Hutame? Allah tarafından tutuştu­rulmuş bir ateştir, (günaha batmış olanların tüm hücrelerine işleyen) gönüllerin üstüne kurulmuş, üzerlerine salınacak olan bir ateş; uzayıp giden sütunlar arasında."[415]

 

'Tebbet/Kahrolsun’ Duası

 

Leheb Suresi'nde geçen Ebu Leheb ve karısının hakimiyet­lerinin sona ermesi için yapılan çağrı bir beddua değil, kahr duasıdır. Biz de bu duada örnekten hareketle, çağdaş Ebu Leheblerin ellerini kurutmak için söz birliği ve eylem birliği yapmalı, onların sömürü saltanatlarının payandası değil korku­lu rüyası olmalıyız.

"Kahrolsun Ebu Leheb'in iki eli ve kahrolsun kendisi, zaten kahrol­du da. Ne faydası olacak servetinin ve kazancının? Öteki dünyada şiddet­le parlayan bir ateşe atılacak. İğrenç söylentilerin taşıyıcısı olan karısı ile birlikte, O ki, boynunda bükülmüş iplerden bir halat taşır."[416]

 

k) Helaktan Muhafaza Duası

 

"Ey Rabbim! (Sana ortak koşarak başkaldıranların) vaad edildikleri (azabın) gerçekleşmesine tanık olmamı diliyorsan, Rabbim o zaman, be­nim de bu zalim insanlardan biri olmama izin verme!"[417]

 

5- RABBENA DUALARI

 

Bu bölümde, ilahi övgüyü hak etmiş peygamberlerin ve mü­minlerin dilinden Allah'ın rab sıfatına hitap eden dua örnekleri yer almaktadır. Hemen hemen hayatın her alanıyla ilgili olan bu dua­lar, yaşanılan sıkıntı ve mutlulukların dua şeklinde Yüce Allah'a nasıl arz edileceğinin örnekleriyle doludur. Bu bölüm aynı zaman­da Kur'an'da dua konusunun bir özetidir.

"Allah'a nasıl yakarmalıyız?" sorusunun cevabı mahiyetindedir.[418]

 

Peygamberlerin ve Öncülerin Yakardıkları Gibi

 

"... Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla. Adımlarımızı sağlamlaştır ve hakikati inkar eden kafirlere karşı bize yar­dım et."[419]

 

Adem (a) ve Eşinin Yakardıkları Gibi

 

"... Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik, bizi bağışlamaz bize merhamet etmezsen, ebediyen kaybedenlerden olacağız.”[420]

 

Nuh Peygamberin Yakardığı Gibi

 

O bir sabır âbidesi ve direniş timsalidir.

"Ey Rabbim! Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum. Ama bu çağrım onları senden daha da uzaklaştırmak(tan başka bir işe yarama­dı). Ve doğrusu onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar; günahkarlık giysilerine büründüler; daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında daha da azgınlaştılar. Doğrusu ben onları açık açık çağırdım. Onlara açıktan tebliğde bulundum; ayrıca onlarla gizlice özel olarak da konuştum. Ve dedim ki: Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin; çünkü o kuşkusuz bağışlayıcıdır."[421]

"Ey Rabbim! İşte halkım beni yalanladı. Bu yüzden benimle onlar arasında gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koy. Beni ve benimle beraber olan müminleri kurtar."[422]

"Ey Rabbim! O cahillerin beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."[423]

"Ey Rabbim! Onlar bana tamamen karşı çıktılar, zaten onlar serveti ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uyarlar; ve sana karşı en korkunç tuzakları kuranlara; çünkü onlar (kendilerine uyanlara): 'İlahlarınızı hiçbir zaman terk etmeyin; ne Vedd, ne Suva, ne Yeğûs, ne Ye'ûk, ne de Nesr'i terk etmeyin' demişlerdi. Onlar böylece çoğu kimseyi saptırdılar. O halde Sen bu zalimlerin dalaletlerinden başka bir şeylerini artırma'."[424]

"Ey Rabbim! Yeryüzünde bu hakikati inkar edenlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan, Sana kulluk edenleri hep saptırma­ya çalışırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen kafirliğe sebep olur­lar."[425]

"Ey Rabbim! Bana, anneme, babama, evime mümin olarak giren herkese ve daha sonraki bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!"[426]

"Ey Rabbim! Senden hakkında bilgi sahibi olmadığım herhangi bir şey istemekten Sana sığınırım. Çünkü beni bağışlamaz beni acıyıp esirgemezsen, şüphesiz ebediyen kaybedenlerden olurum." [427]

"Ey Rabbim! Senin tarafından kutlanmış (güvenli kılınmış) bereket­li bir yere eriştir beni. Çünkü insana erişmesi gereken yere nasıl erişece­ğini en iyi gösteren Sensin."[428]

 

Hûd Peygamberin Yakardığı Gibi

 

O, ahiret gününü inkar edip dünyaya kazık çaktığını zanne­derek ilahi hakikatleri reddeden Âd kavmine gönderilmişti.

"Ey Rabbim! Bunların yalanlamalarına karşı bana destek ol!"[429]

 

Lût Peygamberin Yakardığı Gibi

 

Toplumsal kirlenmenin yol açtığı ahlaki çöküşten arınmak is­teyen bir iki mümini beri tutabildiği halde, yine de çoğunluğa de­ğil hakikate teslim olmuştu.

“Ey Rabbim! Bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açan bu insanlara karşı bana yardım et.”[430]

Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapageldikleri kötülüklerden kurtar.”[431]

 

İbrahim-İsmail Peygamberlerin Yakardıkları Gibi

 

Putların düşmanı ve puta tapanların korkulu rüyası, cesaret ve hikmet timsali idiler.

Ey Rabbim! Bana doğru ile eğrinin ne olduğuna hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni Salih insanların arasına kat ve gerçeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver bana. Ve beni o nimetlerle dolu cennet bahçelerinin varislerinden biri kıl. Kendisi sapkınlardan biri olan babamı bağışla! Yeniden diriliş günü beni mahzun etme! O gün, ne malın mülkün, ne de çoluk çocuğun bir yararı olacaktır. Yalnızca Allah’ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar. (kurtuluşa erecektir).”[432]

Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli olacak çocuk(lar) bağışla.”[433]

Ey Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyen uzak tut! Çünkü ey Rabbim, bu tapınma nesneleri gerçekten insanların pek çoğunu yoldan çıkardı. Bunun içindir ki, (tebliğ ettiği dinde) bana uyan kimse gerçekten bendendir; bana başkaldırana gelince, şüphesiz Sen çok acıyan, esirgeyen, gerçek bağışlayansın.”[434]

Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye –senin kutsal evinin yakınına- yerleştirdim ki, ey Rabbimiz,namazı devamlılık ve duyarlılık içinde yerine getirsinler; öyleyse insanların  kalplerini onlara meylettir ve onlara verimli bereketli rızıklar bahşet ki şükretsinler."[435]

"Ey Rabbimiz! Şüphesiz gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bi­len Sensin: Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Allah'a özgüdür. Duaları/yakarışları eşsiz bir şekilde işiten elbette benim Rabbimdir."[436]

"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen insanları namazda devamlı ve duyarlı kıl. Ve ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur." [437]

"Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün, beni, anamı, babamı ve bü­tün müminleri bağışla."[438]

"Ey Rabbim! Buraları muvahhidler için ebedi bir güvenlik kuşağı kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bereketli rızıklar bağışla."[439]

"Ey Rabbimiz! Bu amelimizi kabul buyur. Sensin her şeyi bilen her şeyi duyan; bizi Sana teslim olanlardan kıl ve soyumuzdan da Sana tes­lim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz yalnız Sensin tövbeleri kabul eden, rahmet dağıtan."[440]

"Ey Rabbimiz! Soyumuz içinden onlara Senin mesajlarını ilete­cek vahyi ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak bir elçi çıkar. Çünkü yalnız Sensin kudret ve hikmet sahibi."[441]

"... Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bü­tün yolların varışı sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, çünkü tek kudret ve hikmet sahibi olan Sensin."[442]

 

Yusuf Peygamberin Yakardığı Gibi

 

Günaha bulaşmaktansa zindana girmeyi daha evlâ görecek kadar duyarlılık sahibi, bir erdem, hikmet ve iffet timsaliydi.

"Ey Rabbim! Benim için hapis bu kadınların zina isteklerine boyun eğmekten daha iyidir. Çünkü Sen onların oyunlarını, tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben o zaman onların ayartmalarına kapılır doğruyu eğriyi seçemeyen kimselerden olurum."[443]

"Ey Rabbim! Bana nüfuz ve iktidar bahşettin; olayların altında ya­tan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yakınımda-yanımda olan, beni koruyup destekleyen Sensin. Canımı bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"[444]

 

Şuayb Peygamberin Yakardığı Gibi

 

Döneminin en yaygın şirk işleme biçimi olan ekonomik soy­guna karşı yılmadan cihad eden adalet timsaliydi.

"Ey Rabbimiz! Bizimle halkımız arasında hak neyse ortaya çıkar. Çünkü hakkı ortaya çıkaranların en hayırlısı sensin."[445]

 

Musa Peygamberin Yakardığı Gibi

 

Yeryüzünün en muktedir hükümdarlarından biri olan Firavun'a karşı kararlılıkla mücadele eden ve adalet için kesintisiz bir özgürlük cihadı başlatan tevhid dininin önderlerinden Musa Pey­gamber ve dürüstlüğü şiar edinen arkadaşları şöyle yakarmışlardı:

"Ey Rabbim! Ben kendime yazık ettim. Beni bağışla!.. Ey Rabbim! Bana bahşettiğin nimetler hakkı için bir daha suçlulara arka çıkmayaca­ğım."[446]

“Ey Rabbim! Zalimlere karşı beni koru..."[447]

"Ey Rabbim! Bana bahşedeceğin her hayra öyle muhtacım ki..."[448]

"Ey Rabbim! Benim sadece kendime ve kardeşime sözüm geçiyor. O zaman bizimle bu sapkın halk arasına bir çizgi çek."[449]

"Ey Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum. Göğ­sümün daralacağından ve dilimin dolaşacağından korkuyorum; bu yüz­den bu işi Harun'a tevdi et. Üstelik, ortada onların benim aleyhime ciddi bir suçlamaları da var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum."[450]

"Ey Rabbimiz! Firavun'un bize düşmanca davranmasından yahut azgınlıkta devam etmesinden korkarız."[451]

"Ey Rabbim! İçimi senin aydınlığınla genişlet, görevimi bana kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler; ve bana yakınlarımın arasından yükümü paylaşacak bir yardımcı tayin et: Kardeşim Harun'u mesela, onunla benim gücümü pekiştir; görevimden ona da bir pay ver ki, insanların katında senin yüceler yücesi adı­nı daha da yükseklere çıkaralım; ve seni sürekli analım; muhakkak ki sen bütün varlığımızla bizi görmektesin."[452]

"Ey Rabbimiz! Dar zamanda bize sabır ihsan et ve yürekten sana bağlanan kimseler olarak canımızı al."[453]

"Ey Rabbimiz! Bizi zalim bir topluluğun elinde rezil rüsva etme, bu kafir toplumun elinden lütfunla kurtar bizi."[454]

"Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki, Sen Firavun ve onun seçkinler çevre­sine dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki, bunun sonucu onlar da ey Rabbim, insanları senin yolundan çeviriyorlar. Ey Rabbimiz! Öyleyse artık onların zenginliklerini silip yok et ve böylece kalplerini sı­kıştır. Çünkü çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar."[455]

"Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve rahmetine kabul et; çünkü Sen merhametlilerin en merhametlisisin."[456]

"Ey Rabbim! Eğer dileseydin sana şirk koşanları daha önce yok ederdin ve onlarla beraber beni de. İçimizden birtakım dar kafalıların yap­tıklarından dolayı bizi helak edecek misin? Bütün bunlar senin bir imti­hanından başka bir şey değil; ki onunla dilediğinin sapmasına fırsat verir, dilediğini de doğru yola sokarsın. Bizim velimiz/dostumuz, yönetenimiz Sensin: Öyleyse bizi bağışla, bize acı. Çünkü bağışlayanların en hayırlısı Sensin. Bizim için bu dünyada da ahirette de iyi ve güzel olanı yaz. Bak işte pişmanlık içinde sana yöneldik..."[457]

 

Ahiret Sevabını Tercih Eden Mümin Kadının Yakardığı Gibi

 

Firavunların sarayında dahi imana erişmeyi başaran, dünya sevabını değil ahiret sevabını tercih eden mümin kadın da şöyle yakarmıştı:

"Ey Rabbim! Senin katında olan cennette benim için bir köşk inşa et; beni Firavun'dan ve yaptıklarından koru ve beni şu zalim halkın elin­den kurtar."[458]

Tarihte eşine ender rastlanan bir güç ve iktidara malik olduğu halde şımarmayan, tüm sahip olduklarını İslam'ın yücelmesi için seferber eden Süleyman Peygamberin yakardığı gibi:

"Ey Rabbim! Günahlarımı affet, bana benden sonra kimsenin ula­şamayacağı bir hükümranlık ver; çünkü sen bol bol veren lütuf sahibi­sin."[459]

 "Ey Rabbim! İçimde öyle düşünceler uyandır ki, bana ve ana-babama bahşettiğin nimetler için Sana hep şükreden biri olayım. Ve hep Senin hoşnut olacağın dürüst ve erdemli işler yapıyor olayım; ve beni rahmetinle dürüstlük ve erdemlilik timsali salih kullarının arasına kat."[460]

 

Talut'un Ordusundaki Mümin Askerlerin Yakardıkları Gibi

 

İmanını fitnelerden muhafaza etmiş, sabır, direniş ve cihad konusunda numunelerini miras olarak devraldığımız Talut'un or­dusundaki mümin askerlerin yakarışları şöyleydi:

"Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla. Adımları­mızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu kafirler güruhuna karşı bize yardım et"[461]

 

Zekeriyya Peygamberin Yakardığı Gibi

 

Genç kuşakların kalbini ilahi vahyin ışıklarıyla doldurmak için yanıp tutuşmuş, İslami irşadın kesintisiz bir şekilde devam etmesi için çırpınmış ve insanlığa örnek "bir arınmışlık timsali" olmuştu.

"Ey Rabbim! Doğrusu artık kemiklerim gevşedi, saçlarım ağardı, ama şimdiye kadar ey Rabbim Sana yönelttiğim dualarda cevapsız bıra­kıldığım hiç olmadı. Ve gerçek şu ki ben göçüp gittikten sonra yakınları­mın yapacaklarından kaygı duyuyorum; çünkü karım baştan beri kısırdı. Öyleyse bana katından benim yerimi alacak bir yardımcı bahşet. Ki, bana ve Yakub'un evine mirasçı olsun, ve Sen ey Rabbim, onu hoşnut olacağın bir ahlakla donat."[462]

"Ey Rabbim, rahmetinle bana güzel bir zürriyet bağışla, zira Sen her yakarışı duyarsı."[463]

"Ey Rabbim! Beni çocuksuz bırakma! Fakat beni varissiz bıraksan bile biliyorum ki, herkes göçüp gittikten sonra kalıcı olan biricik varlık Sensin."[464]

 

Meryem'in Annesinin Yakardığı Gibi

 

Allah'a adanmışlığın ve O'nun için adamanın övgüye değer bir numunesiydi o.

"Ey Rabbim! Rahmimdeki çocuğumu senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul et. Doğrusu yalnız Sen her şeyi du­yan, her şeyi bilensin."[465]

 

Havarilerin Yakardıkları Gibi

 

İsa Peygamberin ve onun elbiseleri gibi yürekleri de bembeyaz tertemiz olan arkadaşlarının yakardığı gibi:

"Ey Rabbimiz! Bize yücelerden indirdiklerine iman ettik ve bu elçiye tabi oluyoruz. O halde bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut."[466]

"Ey Allahım, ey Rabbimiz! Gökten bize bir sofra gönder; o bizim için —ilkimizden sonuncumuza kadar— sürekli tekrarlanan bir ziyafet ve Senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira Sen rızık verenlerin en iyisisin."[467]

 

Ashab-ı Kehf'in Yakardığı Gibi

 

Hicretin ve tevekkülün ender numunelerini tarihin altın say­falarına yazan bir grup adanmış gençtiler.

"Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulundu­ğumuz harici şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat."[468]

 

Alemlere Rahmet Olan Peygamberimiz Muhammed (s)'in ve Güzide Arkadaşlarının Yakardıkları Gibi

 

"Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girme­mi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla; ve bana katından bir sultan/destekleyici bir güç-bir tutamak bahşet."[469]

“Ey Rabbim! İlmimi artır!"[470]

"Ey Rabbim! Halkımdan bazıları bu Kur'an'ı gözden çıkarılacak bir şey olarak gördüler."[471]

"Ey Rabbim! Bunlar inanmayacak bir toplumdur."[472]

"Ey Rabbim! Sana ortak koşarak başkaldıranların vaad edildikleri aza­bın gerçekleşmesine tanık olmamı diliyorsan, Rabbim o zaman, benim de bu zalim insanlardan biri olmama izin verme."[473]

"Ey Rabbim! Tüm kötü dürtülerin kışkırtmalarına karşı Sana sığı­nıyorum. Rabbim, onların bana yaklaşmalarından da Sana sığınıyorum."[474]

"Ey Rabbim! İnsanlarla aramızda hakça hüküm ver! Rabbimiz sizin (O'na ve fiillerine ilişkin gaybı taşlamak anlamına gelen) tüm tanımlama gayretlerinize karşı yardımına başvurulacak yegane hakimdir."[475]

"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi hakikatten bir daha saptırma ve bize rahmetini bağışla, Sensin hakiki lütuf sahibi."[476]

"Ey Rabbimiz! Geleceğinde hiçbir kuşku bulunmayan o günü görüp yaşamaları için mutlaka insanlığı bir araya toplayacaksın. Tanıklık ederiz ki, Allah vadini yerine getirmekten asla kaçınmaz."[477]

"Ey Rabbimiz! Sana gönülden iman ediyoruz, bizi affet, günahları­mızı bağışla ve bizi ateşin azabından emin kıl."[478]

"Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla ve müminlerden hiçbirine karşı kalplerimizde, kin —nefret, yersiz düşün­ce ve duygulara— yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen sonsuz şefkat sahibisin ve sınırsız rahmet kaynağısın."[479]

"Ey Rabbimiz! Peygamberlerin getirdiği mesajları işittik itaat ettik, bize mağfiret et; zira bütün yolculukların varış yeri Sensin."[480]

"Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorguya çekme. Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma. Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve rahmetini yağdır üstümüze. Sen yüce Mevlamızsın, hakikati inkar eden topluma karşı bize yardım et."[481]

 

Mustazafların/Yeryüzünde Zalimler Tarafından Haksızlığa Uğratılanların Yakardığı Gibi

 

"Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtarıp öz­gürlüğümüze kavuştur ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder."[482]

 

İlahi Kelamın Övgüsüne Mazhar Olmuş Bütün Müminlerin Yakardıkları Gibi

 

"Ey Rabbimiz! Sen bu kainatın uçsuz bucaksız ufuklarında yer alan şeylerin hiçbirini boşuna yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın. Bizi ate­şin azabından koru."[483]

"Rabbimiz! Kimi ateşe mahkum edersen onu alçaltmış olursun. Ve zalimler hiçbir yardımcı da bulamazlar."[484]

"Ey Rabbimiz! Bizi imana çağıran, 'Rabbinize gönülden iman edin!' diyen bir ses duyduk: Ve böylece imana geldik. Rabbimiz! Günahlarımızdan ötürü bizi affet ve kötülüklerimizi sil ve iyilerle birlikte olduğumuz halde canımızı al."[485]

"Ey Rabbimiz elçilerin vasıtasıyla vaad ettiğin şeyi bize bahşet ve bizi kıyamet günü mahcup etme. Şüphesiz Sen sözünden caymazsın."[486]

"Ey Rabbimiz! Bizi şu cehenneme doluşmuş zalim insanlar arasına katma."[487]

"Ey Rabbimiz! Biz iman ediyoruz, öyleyse bizi hakikate şahitlik ya­panlarla bir tut. Ve Rabbimizin bizi salihler arasına katmasını o kadar şiddetle arzuladığımız halde nasıl Allah'a ve bize indirilen hakikate inan­makta zaaf gösterebilirdik ki?"[488]

"Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateşin azabından koru."[489]

"Ey Rabbimiz! Bize göz nuru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan muttakiler için örnek ve öncü yap!"[490]

"Ey Rabbim! Bana ve anne-babama lütfettiğin nimetler için ebediyyen şükretmemi ve Senin kabulüne mazhar olacak şekilde doğru ve yararlı işler yapmamı nasip et. Benim soyuma da iyilik bağışla. Gerçek şu ki, pişmanlık içinde Sana döndüm. Elbette ben Sana teslim olanlarda­nım."[491]

"Ey Rabbim! Anne-babam beni küçükken nasıl sevgi ve şefkatle besleyip büyüttülerse, Sen de onlara merhamet eyle (benim de sevgi ve şefkatle onlara öf bile demeden davranabilmemi kolaylaştır.)"[492]

"Ey Rabbim! Beni bağışla, bana acı, çünkü gerçekten acıyıp bağışla­yabilecek tek güç Sensin."[493]

"Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır; çünkü onun çektireceği azap gerçekten pek korkunç pek yaralayıcı olacaktır. Gerçekten o ne kötü bir yer ne kötü bir duraktır."[494]

"Ey Rabbimiz! Bizi kıyametin sahnelerinde yer alan acı duman gibi korkunç azaplardan uzak tut; çünkü biz Sana inanıyoruz."[495]

"... Ey Rabbimiz! Biz sana iman ettik. Öyleyse bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı. Çünkü gerçek acıyanımız, esirgeyenimiz Sensin."[496]

"Ey Rabbimiz! Cennetteki ışığımızı ebediyen parlat ve günahlarımı­zı bağışla; çünkü Sen her şeye kadirsin."[497]

 

Meleklerin Müminler İçin Yakardıkları Gibi

 

"... Rabbimiz! Sen her şeyi ilmin ve rahmetinle kuşatırsın. Tövbe edip yoluna uyanları bağışla ve yakıcı azabın ateşinden onları koru.

Rabbimiz! Onları atalarından, eşlerinden ve çocuklarından dürüst ve erdemli olanları, vaad ettiğin cennetin sonsuz esenlik bahçelerine koy! Şüphesiz kudret ve hikmet sahibi olan yalnız Sensin. Ve o salih müminle­ri kötü fiiller işlemekten koru! O hesap günü kötü fiillerin lekesinden kimi korursan onu rahmetinle onurlandırmış olursun. Bu büyük bir kurtuluş­tur."[498]

 

6- GÜNLÜK HAYATIMIZA YÖN VEREN DUALAR

 

Peygamberimize teheccüd namazında okuması emredilen aşağıdaki dua; her işimize anlam ve bereket katacak bir muhteva taşımaktadır:

 "Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girme­mi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağ­la; ve bana katından bir sultan/destekleyici bir güç, bir tutamak bahşet!"[499]

 

A. Hayatımızın Önemli Anlarıyla İlgili Dualar

 

1. Zürriyet Duaları

 

Takva ekseninde yetiştirilecek yeni bir "vahiy nesli" için Al­lah'tan şu dua ile gaybi yardım isteyebiliriz:

"Ey Rabbimiz! Bize göz nuru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi (hakikate kalbini daima açık tutan) muttakiler için örnek-öncü yap!"[500]

Gayesiz bir zürriyet talebi doğru değildir. Öylesine ya da salt dünyevi amaçlarla çocuk sahibi olmayı istemek doğru değildir. İbrahim (a), yeryüzüne İslam'ın nurunu yayacak yeterliliğe sahip önderler yetiştirmek maksadıyla zürriyet sahibi olmak istemiştir; çocuk sahibi olmak isteyen bütün müminler aynı duyarlılıkla ha­reket ermelidir:

"Ey Rabbim! Bana dürüst ve erdemli olacak çocuk(lar) bağışla."[501]

Zekeriyya Peygamberin zürriyet duası da amaçtan yoksun değildir; Onun zürriyet duası " tayyib/tertemiz" olma talebini içer­mekte ve bize çocuklarımızla ilgili nasıl bir gelecek tasavvuruna sahip olmamız gerektiğine ilişkin örneklik teşkil etmektedir:

"Ey Rabbim, rahmetinle bana 'güzel bir zürriyet' bağışla, zira Sen her yakarışı duyarsın."[502]

Zekeriyya Peygamberin diğer bir ayette geçen zürriyet duası da "istisna" yapılarak tevekkülle süslenmiştir. Yani o, isteğinin gerçekleşmesini nihai anlamda Allah'ın takdirine bırakan bir teva­zu hissiyle yakarışını dile getirmiştir. İlahi vahyin can veren ışıltılarıyla besleyip büyüteceği salih bir evladı şu veciz sözlerle Rabbimizden talep etmiştir:

"Ey Rabbim! Beni çocuksuz bırakma! Fakat beni varissiz bıraksan bile biliyorum ki, herkes göçüp gittikten sonra kalıcı olan biricik varlık Sensin."[503]

 

a) Doğum Öncesi Adayış Duası

 

Allah'a adanmış bir anne-babanın çocuğuna hangi gözle bak­ması gerektiğini Meryem (a)'in annesi, İmran'ın eşinden öğrenebi­liriz. O, Allah'a adanmışlığın ve O'nun için adanmanın övgüye değer bir numunesini bize miras bırakmıştır:

"Ey Rabbim! Rahmimdeki çocuğumu senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul buyur. Doğrusu yalnız Sen her şeyi duyan, her şeyi bilensin."[504]

Rabbimiz! Çocuklarımızı iffetiyle alemlere örnek olan Meryem anamızın annesi gibi dinimizin hizmetine adıyoruz, bunu bizden kabul buyur. Şüphesiz Sen her şeyi duyarsın.

İlahi! Vasat ümmetimizin umudu, gözümüzün aydınlığı, ilahi vahyin mesajını kuşanmış bismillah boylu evlatlarımızı taşlan­mış/lanetlenmiş şeytana karşı koru! Şüphesiz Senin her şeye gü­cün yeter.[505]

 

b) Doğum Sonrası Nimete Şükür ve Hamd Duaları

 

Yüce Rabbimizin verdiği bütün nimetlere karşı taşımamız ge­reken minnet hislerini, özümüz ve sözümüzle ifade etmek zorundayız. Bunu tabii ki, en güzel şekilde Allah'a hamd ederek yapabi­liriz. Böyle bir durumda, Kur'an'da yer alan çok sayıdaki hamd duasından meramımıza en yakın olanları hatırlamak gerekmekte­dir.

Allah'ın tüm nimetlerine karşı taşımamız gereken minnet his­lerini Fatiha Suresi'ndeki hamd duasıyla ifade edebiliriz:

"Rahman Rahim Allah'ın adı ile: Her türlü hamd/övgü yalnızca bü­tün alemlerin Rabbi, rahman, rahim, hesap gününün yegane hakimi olan Allah'a mahsustur."[506]

 

Peygamberimize Nispet Edilen Hamd Duası

 

“Hamd olsun Sana ey Rabbim! Sen bütün gökleri, yeri ve onların içindekileri ayakta tutansın.

Bütün övgüler Sana özgüdür ey Rabbim! Sen göklerde, yerde ve on­ların üzerinde her ne varsa tümünün nurusun, sahibi ve egemenisin.

Sana hamd olsun ki ey Rabbim! Sen haksın/mutlak gerçekliksin. Senin söz verdiklerin de, Senin huzurunda toplanmak da gerçektir. Sözün de haktır, cennet de, cehennem de gerçektir. Ey Rabbim! Nebiler de haktır, kıyametin gerçekleşeceğine dair vadin de. Bütün bunların hak olduğunu itiraf eder, Sana teslimiyetimi ilan ederim.

Ey Rabbim! Sana iman ederek güven bağladım; Sana tevekkül ederek bütün işlerimde Seni vekil edindim, Sana yönelerek şeytani işlerden yüz çevirdim.

Ey Rabbim! Hakikat inkarcısı nankörlere karşı Sana dayanarak mü­cadele ettim, başarılarımda da yenilgilerimde de nihai anlamda Seni ha­kem olarak kabul ettim; benim önceden yaptığım günahlarımı da, sonra­dan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yaptıklarımı da affeyle!

Ey Rabbim! Öne alan da Sensin, geriye bırakan da Sensin; Senden başka ilah yoktur; biliyorum ki kuvvet ve kudret ancak Sana dayanmakta­dır, Senden başka gerçek güç sahibi ve kusursuz hayat sahibi yoktur."[507]

 

İbrahim Peygamberin Hamd Duası

 

Ve İbrahim (a), çocuk sahibi olduktan sonra, Rabbimize duy­duğu minnet hislerini hamd duasıyla ifade etmiştir:

"En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Allah'a özgüdür. Duaları/yakarışları eşsiz bir şekilde işiten elbette benim Rabbimdir. Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen insanları namaz­da devamlı ve duyarlı kıl. Ve ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur."[508]

Ey Rabbimiz! Bizi ve soyumuzdan gelecek olanları namazını devamlı ve kararlı bir şekilde kılan müminlerden eyle. Çocukları­mızı salihlerden eyle ve insanların kalplerini hakikatin öncülüğü­nü ve şahitliğini yapan salih kullarına meylettir ve onlara verimli-bereketli rızıklar bahşet ki şükretsinler.

Ey Rabbimiz! Lût Peygamberin ailesi ve çocuklarıyla ilgili ta­şıdığı endişeyi anlıyor ve Sana onun gibi yakarmak istiyoruz:

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi bu (insanların) yapageldikleri kötülük­lerden (koru ve) kurtar."[509]

İbrahim Peygamberin çocukları için dilediği putlardan emni­yet duasına dünya durdukça, tevhid-şirk mücadelesi sürdükçe ihtiyacımız olacak:

"Ey Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyen uzak tut! Çünkü ey Rabbim, bu tapınma nesneleri gerçekten insanların pek çoğunu yoldan çıkardı. Bunun içindir ki, (tebliğ ettiğim dinde) bana uyan kimse gerçekten bendendir; bana başkaldırana gelince, şüphesiz Sen çok acıyan, esirgeyen, gerçek bağışlayansın."[510]

 

Çocuğu Olanı Tebrik Etmek

 

Peygamberimizden rivayet edilen bir hadiste, çocuğu olanı tebrik etmek için şu duanın yapıldığını görüyoruz:

"Sana bağışlanan (bu çocuğu) Allah senin için mübarek eylesin. Onu veren (Allah'a) şükredesin. (Çocuğun) buluğa ersin ve onun iyiliği ile rızıklandırılasın."[511]

 

Tebriğe Karşılık Vermek

 

"Allah sana bereket versin ve bereketini daim kılsın. Allah seni ha­yırla mükafatlandırsın. Allah seni de bir benzeri ile rızıklandırsın ve se­vabını çoğaltsın."[512]

 

2. Rızık Duası

 

"De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir, dilediğine az; ve başkaları için ne harcarsanız yerini (daima) doldurur, çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."[513]

Ey rezzak olan Allahımız! Ey bizi türlü türlü nimetlerle rızıklandıran Rabbimiz!

Tüm canlıların ve bizim rızkımızın Sana ait olduğu bilinciyle ellerimizi uzatıyor ve diyoruz ki: Bize verdiğin maddi-manevi rızıklara bereket ihsan et; lütfettiğin çeşit çeşit nimetleri çoğaltıp bereketlendir ve bizi ateşin azabından koru! Ve Sana İbrahim Peygamberin duasıyla yakarmak istiyoruz:

"Ey Rabbim! Buraları muvahhidler için ebedi bir güvenlik kuşağı kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bereketli rızıklar bağışla."[514]

Rasulullah (s)'ın rızık duasıyla ilgili şu rivayetlerde bulunul­muştur:

"Allahım! Bana merhamet eyle ve bana (katından çeşitli) rızıklar ih­san eyle!"[515]

"Allahım! Onu mal (servet) ve çocuk(lar)la rızıklandır."[516]

Ya Rabbi! Bize, çocuklarımıza, ailemize ve ümmetimize azdı­rıp zulme yöneltmeyen rızıklar ve yeryüzünde adaleti hakim kılıp namazı emredecek hükümranlıklar nasıp eyle! Davranışlarımızı iyiye, güzele doğru yönelt. Biz, cehennem azabından, zenginliğin ve fakirliğin kötü yanlarından sana sığınıyoruz, bizleri ve bizden önce iman etmiş milyarlarca Müslümanı muhafaza eyle!

İsteyene dünyayı, isteyene de ahireti veren Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilikler ihsan eyle!

Rabbimiz! Eğer bu dünyada bize karşılıksız olarak bağışladık­larının hakkını istesen bizim bedel ödeyecek hazinelerimiz yoktur. Eğer hatalarımızı görmezden gelirsen, bizi rahmetinle korumuş olursun.

Tüm rızıkların yegane kaynağı olan Rabbimiz! Verdiğin nimetleri şükranla kabul eder, henüz vermediklerini sabırla bekleriz. Bize bu dünyada verdiğin nimetlerin saf ve katışıksız olanlarını da cennet nimetlerini de nasib eyle.[517]

 

3. Yemek Duası

 

"Ey Âdemoğulları! Her mescid huzurunda ziynetlerinizi kuşanarak kendinize çekidüzen verin. Yiyin için, fakat israf etmeyin/saçıp savurmayın; çünkü O, müsrifleri sevmez!"[518]

"Benden bir güç ve kuvvet olmaksızın bana yediren, içiren ve beni bununla rızıklandıran Allah'a hamd olsun."[519]

Bize yediren, içiren ve bizi Müslüman kılan, esirgeyen, bağışlayan, merhameti ve zenginliği sonsuz Rabbimiz! Bize yediriyor, içiriyor, tür­lü türlü nimetler veriyorsun. Verdiğin rızıklara ne kadar şükretsek azdır. İlahi! Sonsuz nimetler yurdu olan cennetlerde, bu nimetlerin asıllarını da bize ihsan eyle.

Ey bağışlamayı seven merhameti sonsuz Rabbimiz! Bizi, anne-babamızı, evimize mümin olarak girip çıkanları, soframıza mümin olarak oturup kalkanları, tüm mümin erkek ve kadınları bağışla! Ve Allah'ın insanlara verdiği nimetleri sömürerek kısıtlayan zalim­lerin, boşa harcayan müsriflerin helakinden başka bir şeylerini ar­tırma! Şüphesiz Sen her şeye kadirsin![520]

Ey bütün rızıkların yegane sahibi ve dağıtıcısı olan, ikramı bol olan kerim Rabbimiz! Bu beldeyi/bu evi şirkten, küfürden arındırarak müminler için ebedi bir güvenlik kuşağı kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe gönülden iman edenlere bitimsiz berekette rızıklar bağışla! Şüphesiz Sen kullarına karşılıksız bağışta bulunur, kalplerini imanla dolduran müminlere rahmetini esirgemezsin...[521]

Ey tüm varlık aleminin Rabbi olan Allahımız! Ekmeğimizi, aşımı­zı, ocağımızı, soframızı dürüstlüğü şiar edinmiş kimselerle pay­laşmak istiyoruz. Soframızı müminlerle ve mustazaflarla süsleyip, karşılıklı mescid haline getirdiğimiz evlerimizi müminlerle ve me­leklerle şenlendir!

Az verip bezdirme, çok verip azdırma ya Rabbi! İslami devlet, nasibi cennet, ölenlerimize rahmet, kalanlarımıza sağlık ve sela­met, soframıza bereketler ihsan eyle ya Rab! Nimeti celilullah, be­reketi halilullah, şefaat ya Allah. el-Fatiha ve's-Salavat...

Bütün nimetlerin asıl sahibi olan Rabbimiz! Kalplerimizi pekişti­recek, bize güven verip, mücadelemizi besleyecek maddi-manevi rızıklarla bizi destekle! Şüphesiz Sen rızık verenlerin en iyisisin.

Ey mazlumların, mustazafların Rabbi! Verdiğin nimetleri müstekbirler insanlardan ve canlılardan kısmaktalar. Adil bölüşüldüğü vakit tüm insanlığı besleyebilecek nimetlerin bir kısmını sömürerek "açlıktan ölen insanların varolduğu bir dünya sistemi kuran müstağni zalimler"i bizim ellerimizle cezalandır. Bu büyük cihaddan hasıl olacak sevabı ise, günahlarımıza kefaret kıl ve Kur'an şeriatının hâkim olmasıyla adaletin ikame edileceği, açlığın ve zulmün ortadan kaldırılacağı bir dünya kurabilmeyi bizlere nasib eyle! Şüphesiz Sen her şeye kadirsin.[522]

 

4. Nikâh Duası

 

"Ey Rabbimiz! Bize göz nuru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan muttakiler için örnek ve öncü yap!"[523]

"Ey Rabbimiz! Bu amelimizi kabul buyur. Sensin her şeyi bilen her şeyi duyan; bizi sana teslim olanlardan kıl ve soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet yollarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz yalnız Sensin tövbeleri kabul eden, rahmet dağıtan."[524]

"Allah senin için bereketli kılsın ve bereketini daim etsin. İkinizin arasını hayırla birleştirsin."[525]

Sevginin ve her tür güzelliğin yegane yaratıcısı-kaynağı ve dağıtıcısı olan Rabbimiz!

Bu kutlu ailenin tarafları arasına ebedi bir ülfet, sevgi, kay­naşma, dayanışma ve kararlılık şuuru oluşturan rahmet sağanakla­rından yağdır, üzerlerinden rahmet bulutları dolaştırıp onlar için Sana dua eden melekleri eksik etme! Bu evliliği Kur'an'ın değerle­rine adanmış, devamlı ve kararlı bir sorumluluk bilinci ile, kavgacı inatçı bir takva ile donanmış, gözler aydınlığı gönüllerde güller gülücükler açtıran, selim akıl sahibi, şirkten arınmış çocuklarla süs­lemeni temenni ediyoruz, lütfen kabul buyur!

Ey Rahman, ey Rahim! Ey kalpleri birbirine ısındıran, gönül­leri birbirine bağlayan içimizden dinginlik bulabilmemiz için eşler yaratan[526] Yüce Rabbimiz!

İslam'ın ailevi tanıklığını yapmak üzere kurulan yuvaları uzun ömürlü, bitimsiz bir Kur'an ocağı olmakla şereflendir! Evlilik ahdi ile birbirlerine söz veren kardeşlerimizi iyiliği yaygınlaştırıp, her tür kötülüğe karşı direnen, dünya hayatının en büyük sınavında ihsan yarışını birincilikle tamamlayacak olan salih kullarından eyle!

Ey Rabbimiz! Nice salih ameller için güç birliği oluşturan kar­deşlerimize sağdan soldan, önden arkadan velhasıl her yönden fitne çıkarmak için yaklaşacak olan cin ve insan şeytanlarına karşı yardımını ve desteğini esirgeme! Onların evini meleklerin ve me­lek gibi insanların yurdu kıl!

İlahi ya Rabbi! Tüm birlikteliklerimizi muttakiler için tek yol gösterici olan Kur'an etrafında pekiştir, daimi kıl! Küfrün fitneye düşüren ateşiyle sınanmaktan Sana sığınıyoruz, düşmanlarımızı aptallardan seç! Çünkü ahmak düşmanlar Senin ihlaslı kullarına bağışladığın bir nimettir.

Yeryüzünde iktidar sahibi olmanın anlamını "namazı ve adaleti ikame etmek" şeklinde beyan eden Rabbimiz! Ey hakimler hakimi olan Allahmız! Güç ve iktidarın yegane sahibi Sensin.

Ailelerimizin bütün fertlerini namaz ile infakı birbirinden ayrı tutmayan, birbirlerine iyiliği emredip, kötülükten sakındıran, Al­lah'a ve Rasulü’ne itaat etmeyi kemikleşmiş bir ahlak edinen mü­minlerden eyle! Ve eşler arasında birbirini her tür şer güce karşı himaye edecek bir onurlu ilişki ihdas eyle!

Ey Rabbimiz! Sana yönelttiğimiz dualarda cevapsız bırakıl­mamız mümkün değildir. Çünkü Sen her şeyi duyarsın. Ve gerçek şu ki biz göçüp gittikten sonra yakınlarımızın yapacaklarından kaygı duyuyoruz. Öyleyse bize katından bizim yerimizi alacak yardımcılar bahşet ki, İslam'ın değerlerine mirasçı olsunlar.

Sen ey Rabbimiz! Bu ailenin bütün fertlerini hoşnut olacağın bir ahlakla donat, kurulan bu yuvayı çocuksuz çiçeksiz bırakma. Amellerimizi kabul buyur. Sensin her şeyi bilen her şeyi duyan; bizi Sana teslim olanlardan kıl. Şüphesiz yalnız Sensin tövbeleri kabul eden, rahmet dağıtan.

Ey Rabbimiz! Soyumuz içinden onlara senin mesajlarını ilete­cek vahyi ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak öncüler çıkar. Çünkü yalnız Sensin kudret ve hikmet sahibi.[527]

Ya Rabbi! Bizleri inançları sabit olan, ayakları kaymayan, za­limlere meyletmeyen, cihadı başlatmakla kalmayıp ömür boyu sürdüren, salihlerle birlikte yaşayıp onlarla birlikte rükû-secde eden ve onlarla birlikte ebedi nimetler yurdu olan cennetlere gire­cek olan kullarından eyle.[528]

 

5. Şifa Duası

 

Eyyub Peygamber, uzun yıllar süren hastalıklarına sabretmiş, Al­lah'ın merhamet sıfatına sığınarak şöyle yakarmıştır:

"Ey Rabbim! Bu dert beni buldu; ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin"[529]

Rasulullah (s)'ın şifa duasıyla ilgili olarak şu rivayette bulu­nulmuştur:

"Arşın yüce Rabbi Allah'tan sana şifa vermesini dilerim.”[530]

Rahman ve rahim olan Rabbimiz! Sen bağışlayıcısın, bağışlamayı seversin, hatalarımızdan dolayı bize dert verme, musibetlerle, helaklarla bizden intikam alma ve bize dünyada da ahirette de sağ­lık, afiyet, mutluluk ve huzur lütfeyle![531]

 

Hayatından Ümit Kesen Hastanın Yapacağı Dua

 

"Allahım! Beni bağışla ve bana merhamet eyle. Beni refîk-i a’lâ’ya/yüce makama eriştir.”[532]

 

6. Yolculuk Duaları

 

Nuh (a)'un Mübarek Menzil Duası

 

"Ey Rabbim! Senin tarafından kutlanmış (güvenli kılınmış) bereket­li bir yere eriştir beni. Çünkü insana erişmesi gereken yere nasıl erişece­ğini en iyi gösteren Sensin."[533]

 

Yolculukta Tespih Duası

 

Gemiler, hayvanlar ve her tür üretilmiş aracın birer nimet olarak asıl sahibi Allah'tır. Bu nimetler dünya hayatının bir yol­culuğa benzediğini hatırlamak için uygun ruhi atmosferi sun­maya en uygun zemin sağlarlar. İşte aşağıdaki dua nimetlerin gerçek sahibini, verdiği lütuflardan dolayı övüp yüceltmeyi öğ­retmektedir:

"Ve gerçek şu ki: Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz."[534]

 

İbrahim Peygamberin Büyük Hayat Yolculuğunda Yaptığı Tevekkül Duası

 

İbrahim Peygamber, şu fani dünya yolculuğunda Allah'a nasıl güven bağlayacağımızı, sonsuz hayat yürüyüşünü birinciler ara­sında bitirmek gerektiğini alemlere örnek olarak şu yakarışıyla öğretmiştir:

"... Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bü­tün yolların varışı Sanadır."[535]

Yolculukla ilgili Rasulullah (s)'ın şu duası rivayet edilmiştir:

"Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ı tüm noksanlıklardan tenzih ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik. Ve biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.

Allahım! Bu yolculuğumuzu bize kolaylaştır. Ve onun uzağını bize yakın kıl. Allahım! Sen, yolculukta dost ve ailemize de vekilsin; yolculu­ğun meşakkatinden, üzücü manzaralar (görmekten), ailemizde, malımızda mülkümüzde kötü değişiklikler(le karşılaşmaktan) Sana sığınırım."

Yolculuktan dönünce, aynı duaya ilaveten:

"(Biz) dönenler, tövbe edenler, ibadet edenler, Rabbimize hamd edenleriz.”[536]

 

7. Kelime-i Şahadet Duası

 

İsa Peygamberin havarilerinin Allah'a teslimiyetlerini izhar eden iman ve şahadet duası:

"Ey Rabbimiz! Bize yücelerden indirdiklerine iman ettik ve bu elçiye tabi oluyoruz. O halde bizi hakikate şahitlik yapanlarla bir tut."[537]

Resulullah (s)'dan 'tespih, tahmid, tehlil ve tekbir' ifadelerinin birlikte yer aldığı şu dua rivayet edilmiştir:

"Allah'ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim (tespih). Hamd, Al­lah'adır (tahmid). Allah'tan başka ilah yoktur (tehlil). Ve Allah en büyük­tür.”[538]

 

8. Cenaze Duası

 

"Her can ölümü tadacaktır, (ve) sonunda hepsi dönüp Bize gelecek­tir. İman edip doğru ve yararlı işler yapanları, mesken olarak alt tarafla­rından ırmaklar akan cennetteki köşklere koyacağız: Ne güzel emek sarf edenlere verilen ödül. Sıkıntılara karşı sabırlı olanlara ve yalnız Rablerine güvenenlere!"[539]

Ensarın kendilerinden önce iman eden muhacirler için yaptığı i'sar ve istiğfar duası, bizden önce iman etmiş, mümin olarak ahirete intihal etmiş kardeşlerimize yapmamız için çok uygundur:

"Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla ve müminlerden hiçbirine karşı kalplerimizde, kin —nefret, yersiz düşün­ce ve duygulara— yer bırakma, ey Rabbimiz! Sen sonsuz şefkat sahibisin ve sınırsız rahmet kaynağısın."[540]

Yaşayan ya da ölen bir mümin kardeşimize nasıl ve hangi his­lerle dua edeceğimizi Yüce Rabbimiz Kur'an'da meleklerin dilin­den bizlere öğretmektedir:

"... Rabbimiz! Sen her şeyi ilmin ve rahmetinle kuşatırsın. Tövbe edip yoluna uyanları bağışla ve yakıcı azabın ateşinden onları koru.

Rabbimiz! Onları atalarından, eşlerinden ve çocuklarından dürüst ve erdemli olanları, vaad ettiğin cennetin sonsuz esenlik bahçelerine koy! Şüphesiz kudret ve hikmet sahibi olan yalnız Sensin. Ve o Salih müminle­ri kötü fiiller işlemekten koru! O hesap günü kötü fiillerin lekesinden kimi korursan onu rahmetinle onurlandırmış olursun. Bu büyük bir kurtuluş­tur."[541]

 

Hadislerde Cenaze Duası

 

"Allahım! Dirimize ve ölümüze, burada olanımıza ve olmayanımıza, küçüğümüze ve büyüğümüze, erkeğimize ve kadınımıza mağfiret eyle! Allahım! Bizden kimi yaşatırsan onu İslam üzere yaşat, kimi de öldürürsen iman üzere öldür. Allahım! Ona vereceğin ödülden bizi mahrum etme ve bizleri ondan sonra saptırma.”[542]

"Rabbimiz! Sana iman ediyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla. Bizi ateşin azabından emin kıl!"[543]

"Ey Rabbimiz! Bizi imana çağıran, 'Rabbinize gönülden iman edin!' diyen bir ses duyduk: Ve böylece imana geldik. Rabbimiz! Günahlarımız­dan ötürü bizi affet ve kötülüklerimizi sil ve iyilerle birlikte olduğumuz halde canımızı al."[544]

"Ey Rabbimiz! Biz sana iman ettik. Öyleyse bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı. Çünkü gerçek acıyanımız, esirgeyenimiz Sensin."[545]

"(Ey Rabbimiz!) Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla!"[546]

"Ey Rabbimiz! Bizi kafirler için bir fitne (oyun ve eğlence aracı) yapma. Ve günahlarımızı bağışla. Ey Rabbimiz! Çünkü Sensin tek kudret ve hikmet sahibi."[547]

Ey Rabbimiz! Sana gönülden iman ediyoruz. Bizi affet, günah­larımızı bağışla ve bizi ateşin azabından emin kıl! Yalnız Sana iba­det eden, yalnız Senden yardım dileyenlerin yakarışlarını boşa çı­karma! Dualarımızı karşılıksız bırakma!

Ey bizleri korku-güven, açlık-tokluk, fakirlik-zenginlik, hayat ve ölümle sınayan[548] Rabbimiz!

Şeytani değerlere teslim olmaktan başka çıkış yollarının her zaman varolduğu bilincinden bizi mahrum bırakmaya çalışan ga­fillerden bizi daima koru! Harici şartlar ne kadar ağır olursa olsun bizi hidayetten ayırma! Bizi günahlarımızdan arındır!

Ey hayatı ve ölümü 'büyük başarı'ya ulaşmada birer imtihan vesilesi olarak yaratan Rabbimiz! Ayaklarımızı doğru yolda sabit tut, zorluk­lara karşı dayanma gücü ver! İmandan sonra kalplerimizin eğril­mesine izin verme ve yüreklerimizi en güzel ürünlerin yeşerdiği verimli bir bahçe gibi güzelleştir.

Ey bağışlamayı seven, merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz! Dirilerimize ve ölülerimize, burada olanlarımıza ve ol­mayanlarımıza, küçüklerimize ve büyüklerimize, erkeklerimize ve kadınlarımıza rahmetini ve mağfiretini esirgeme!

Hidayetin yegane kaynağı olan Rabbimiz! Bizden kimi yaşatırsan onu İslam üzere yaşat! Kimi de öldürürsen iman üzere canını al! Hak yolcularımızın sevaplarından bizi mahrum etme ve bizleri mümin olarak ölen kardeşlerimizden sonra yolumuzdan saptır­mak isteyen cin ve insan şeytanlarına karşı doğruluk bilinciyle do­nat; yürekten bağlılık gösterebileceğimiz bir inançla ve sonsuz mutluluğumuzun teminatı salih amellerle hayatımızı süsleyip anlamlandırma fırsatları nasip eyle!

Zalimlerin hiçbir yardımcı bulamayacağı ahiret gününün yegane maliki olan Rabbimiz! Musibetler karşısında bize sabır ihsan et, kü­für düzenlerinin elinde değerlerimizin rezil rüsva olmasına izin verme ve lütfunu esirgemeyip yürekten Sana bağlanan kimseler olarak canımızı al! Bize ölmeden önce hakikatleri sonraki nesillere ulaştırabilme gücünü ve imkanını bağışla ve bizleri bitimsiz nimet­ler yurdu cennet bahçelerinin varislerinden biri kıl! Cennette bizim için köşkler inşa et![549]

Ey sonsuz rahmet kaynağı ve sınırsız şefkat sahibi olan Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla! Mü­minlere karşı yüreklerimizde en küçük bir kin dahi bırakma. Dün­ya sınavı devam eden müminlerle yüreklerimizi ve güçlerimizi birleştirmeyi, imtihanı sona ermiş müminlerle de onların örnek şahitliklerini sürdürerek gönül bağımızı diri tut!

Ey Rabbimiz! Yaşayan ve ölen bütün müminlere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri ise dünyada ve ahirette azabınla helake uğrat! Eksik yaptıklarımızdan ve yapamadıklarımızdan dolayı bize acıyıp esirge, eğer bize rahmetini göstermez, acıyıp esirgemezsen ebediyen kaybedenlerden oluruz. Gerçekten rahme­tinle acıyıp bağışlayacak tek güç Sensin.

Ey Rabbimiz! Senden hakkında bilgi sahibi olmadığımız her­hangi bir şey istemekten dolayı, sığınakların en güvenlisinin tek sahibi olarak Sana sığınırız. İstemeden yaptığımız günahlardan dolayı kendimiz ve tüm zamanlarda yaşayan ümmetimiz için af diliyoruz; bizleri affından mahrum bırakma! Rahmetini yağdır üstümüze... Bizim Mevlamız Sensin; hakikatlerin anlaşılmasına engel olup yeryüzünde örgütlü suçlar işleyen kafirlere karşı bize yardım et!

Ey âlemlerin Rabbi olan Allahımız! Yüreklerimizi namazın ve tüm ibadetlerin, hayatın ve ölümün sadece Senin için olduğu bilin­ciyle donat! Ve bizi hayatın içinde imkanlı olan nice salih amelin öncüsü, nice erdemli mücadelenin ilk şahidi kıl! Dürüst ve erdemli bir dünya inşa etmek için işlediğimiz amellerimizi boşa çıkarma, onları koru, bereketlendirerek çoğalt!

Ey Kur'an ile gözümüzü-gönlümüzü aydınlatan Rabbimiz! Bizi dünyada iken "ahiretin daha öncelikli ve hayırlı olduğu bilinci" ile yaşayıp, yüzümüzü karartabilecek suçlardan arınmış olarak, salihlerle birlikte olduğumuz halde huzuruna al! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateşin azabından emin kıl![550]

Ey tüm varlık alemlerinin Rabbi olan Allahımız! Şu dünya çölün­den Sana uğurladığımız, imtihanı sona ermiş milyarlarca mümini selam melekleriyle,[551] müjdeci meleklerle[552] karşılamanı diliyoruz. Salihlerle birlikteyken ölen müminler için ve emr-i bil ma'ruf nehyi ani'l-münker bilinciyle hareket eden yaşayanlarımız için Senden bizim için bağışlanma dileyen melekleri[553] çoğalt!

Gökyüzünden baharı, yazı ve kışı, bulutlardan yağmuru, ana kitap­tan ayetleri indiren Rabbimiz! Bize elli bin yıllık mesafeden melekle­rini gönder, yaşayanlarımıza ve ölenlerimize Senin katından sağa­nak sağanak rahmet taşıyacak, esenlik ve huzur kaynağı selam ta­şıyacak meleklerini[554] indir!

"Rabbimiz Allah" dediği için ateş çukurlarına atılan[555] en temel in­sani haklarından mahrum bırakılan, zulme uğrayan nice kadın, ihtiyar ve çocukların Rabbi olan Allahımız!

Kafir ve zalimlere karşı bize "görünmez ordular"ınla destek kuvvetleri indir![556] Azgınlık ve taşkınlık yaparak karayı, denizi, havayı ifsad eden yeryüzünün şımarık müstekbirlerini, rüzgârla­rınla, bulutlarınla, fay hatlarınla her zaman helake uğrat![557]

İnsanlığın tüm kuşakları üzerinde sınırsız hakimiyetiyle rahmetini kesintisiz bir şekilde indiren Rabbimiz! İnsanların pek çoğunu yoldan çıkaran putlara tapmaktan çocuklarımızı ebediyen uzak tut! Bizi ve soyumuzdan gelecek insanları namazında devamlı ve kararlı olan­lardan eyle! Bizi, annemizi, babamızı, gelmiş geçmiş tüm müminle­ri geleceğinde hiç şüphe olmayan o hesap gününde bağışlayıcılığından mahrum bırakma![558]

Ey meleklerle gönlümüze, sekîne nûrunu indiren Rabbimiz! Bizi imana çağıran "Rabbinize gönülden iman edin" diyen çağrıyı duyduk: Ve böylece imana geldik. Bizi şeytanların ordularına karşı yürekleri birleşen, kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf tutarak onurlu bir duruş sergileyen, Senin yolunda "hazır kıta" misali bek­leyen müminlerden eyle! Günahlarımızdan ötürü bizi affet! Kötülüklerimizi sil ve dürüstlüğü, erdemliliği şiar edinmiş müminlerle birlikte olduğumuz halde canımızı al.

"Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır; çünkü onun çektireceği azap gerçekten pek korkunç pek yaralayıcı olacaktır. Gerçekten o ne kötü bir yer ne kötü bir duraktır."[559]

Ey şefaatte bulunma yetkisinin tek sahibi olan Rabbimiz! Hesap günü bizi zalim oldukları için cehenneme doldurulmuş insanlar arasına katma! Sonsuz azap diyarını, en güvenli bir şekilde şefaa­tinle/yardım ve lütfunla geçmeyi nasip ve müyesser eyle! Cehen­nem azabını bizden uzak tut: Çünkü onun çektireceği azap, ger­çekten pek korkunç ve pek yaralayıcı olacaktır. Gerçekten orası insan için ne kötü bir duraktır.

"Rabbimiz! Cennetteki ışığımızı parlat ve günahlarımızı bağışla; Çünkü Sen her şeye kadirsin."[560]

Her şeye kadir olan merhameti sonsuz Rabbimiz! Elçilerin vasıta­sıyla va'd ettiğin ebedi nimetleri bize bahşet ve bizi kıyamet günü mahcup etme. Şüphesiz Sen sözünden caymazsın. Cennetteki ışı­ğımızı parlat ve günahlarımızdan tamamıyla arınmış olarak bitim­siz nimetler yurdunda sonsuza kadar konaklamayı bizlere nasip eyle![561]

 

9. Musibet ve Taziye Duası

 

"Nerede olursanız olun, ölüm gelip sizi bulacaktır, göğe yükselen kulelerde olsanız bile. Onlar haseneye/güzel şeylere kavuştuklarında, bazıları: 'Bu (başımıza gelen) Allah'tandır' derler. Ama başlarına bir seyyie/kötülük geldiğinde: 'Bu senin yüzündendir' diye feryad ederler. De ki: 'Hepsi Allah'tandır.' O halde bu insanlara ne oluyor da kendile­rine bildirilen hakikati kavramaya yanaşmıyorlar."[562]

Kur'an'da musibet karşısında ve taziye esnasında okuyabile­ceğimiz dua örnekleri vardır. İbrahim Peygamberin fitneden mu­hafaza duası, ölüm döşeğindeyken, musibet karşısında ve yakınını kaybetmiş bir mümine taziyede bulunurken Rabbimize yakarışı­mızı dillendirebileceğimiz bir muhtevaya sahiptir:

"... Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bü­tün yolların varışı Sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, çünkü tek kudret ve hikmet sahibi olan Sensin."[563]

 

Ölüm ve Musibetlerin Acısını Hafifleten "Allah'a Aidiyet Bilinci"

 

Allah'tan gelen musibet[564] karşısında takınılması gereken ideal tavır aşağıdaki ayete göre şöyle olmalıdır:

"Biz Allah'a aitiz. Ve elbette O'na doğrudur yönelişimiz."[565]

Müslim'den rivayet edilen bir hadiste, yukarıdaki ayetin kısa bir tefsiri yapılmış, yorumlanarak başına musibet gelenin şöyle demesi tavsiye edilmiştir:

"Biz Allah'a aitiz ve O'na doğrudur yönelişimiz. Allahım! Başıma gelen musibet nedeniyle bana ecir ver ve daha hayırlısını bağışla."[566]

Taziye duasıyla ilgili de Rasulullah (s)'ın şu hadisi rivayet edilmiştir:

"Allah ecrini büyük, sabrını güzel eylesin ve ölünü bağışlasın."[567]

 

B. Mücadele Duaları

 

1. Gaybî Yardım Duaları

 

Allah yolunda yaptığımız mücadeleyi kazanmanın tek yolu elimizdeki imkanları seferber etmek ve gaybî yardımları hak ede­cek bir inanç ve eylemlilik halinde bulunmaktır. Gaybî yardım al­mak ya da alabilecek bir zemin üzerinde bulunmak ise, sözlü ve amelî bir dua bilincine sahip olmakla mümkün olacaktır.

Mücadelenin sünneti gereği oluşabilecek başarı ve başarısızlık durumunda, nasıl bir dua ile Rabbimize yönelmemiz gerektiği Fa­tiha Suresi'nde şöyle dile getirilmiştir:

“Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz."[568]

Mücadelenin ister iman, ister hicret, isterse cihad aşamasında bulunalım; Ashab-ı Kehf gibi her zaman Allah'a tevekkül etmeli/O'na güven bağlamalı, O'ndan imdad dilemeliyiz:

"Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulundu­ğumuz harici şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat."[569]

 

a) Mücadelemize Yön Veren Diğer Gaybî Yardım Duaları

 

Nuh ve Hud peygamberler görevlerini başarıyla yapabilmek için Allah'tan nusret duasıyla yardım istemişlerdir. Biz de mücade­lemizin başında, ortasında ve sonunda onlar gibi Rabbimize yakarabiliriz:

"Ey Rabbim! Cahillerin beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!"[570]

Bütün peygamberler ve onların izinden giden öncüler, hatala­rına ve yapamadıklarına ilişkin Allah'tan af dilemişler ve istiğfarla birlikte gaybî yardım talep etmişlerdir:

"Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları bağışla. Adımlarımızı sağlamlaştır ve hakikati inkar eden kafirlere karşı bize yar­dım et."[571]

Lût (a), bütün mücadelesine rağmen tebliğ ve öğütle ıslah ol­maya yanaşmayan, günahın dibine kadar gömülmüş halkına karşı, Allah'tan şöyle yardım istemiştir:

"Ey Rabbim! Bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açan bu insanlara karşı bana yardım et."[572]

Musa Peygamber ırkçı ve ayrımcı Firavun'un zulmünden çekinerek hicret etmek zorunda kaldığında, sığınakların en gerçekçi ve en güvenlisi olan Yüce Allah'tan kurtuluşu için şöyle dua etmiş­tir:

"... Ey Rabbim! Zalimlere karşı beni koru..."[573]

 Ve Musa (a) Mısır'dan çıkıp kendisine yeni bir sığmak arar­ken, yeni bir hayata atmak istediği adımlarını hayırlarla bereket­lendirmesi, iyiliklerle taçlandırması için Yüce Allah'a şöyle yakarmıştır:

"Ey Rabbim! Bana bahşedeceğin her hayra öyle muhtacım ki.”[574]

Tevekkül; iman edip Allah'a bağlandıktan sonra "başa gele­cek her tür sıkıntıyı metanetle karşılayıp yalnızca O'na güvenmek" demektir. Firavun'un zulüm düzeninden korkmayıp, cesareti Al­lah'a iman etmekte bulan ve Allah'a güvenip dayanan, yardımı ve umudu sadece O'ndan bekleyen, kurtuluşu da tevekkülde arayan müminlerin[575] örnek yakarışı şöyle olmuştur:

"Ey Rabbimiz! Bizi zalim bir toplumun elinde rezil rüsva etme/fitneleriyle onurumuzu çiğnetme ve bizi lütfunla kafirler toplumunun elinden kurtar."[576]

İnsanın gücünü itiraf ederek tevazua yönelmesi ve yapama­dıklarından dolayı Allah'ı tespih edip O'ndan bağışlanma dilemesi gerekir. Tevazu; istiğfar, takat ve ihlasın birlikte dillendirildiği ör­nek bir yakarış:

“... Peygamberlerin getirdiği mesajları işittik ve itaat ettik, bize mağfiret et; ey Rabbimiz! Zira bütün yolculukların varış yeri Sensin…

Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorguya çekme. Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma. Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve rahmetini yağdır üstümüze. Sen bizim yüce mevlamızsın, hakikati inkar eden topluma karşı bize yardım et."[577]

Her şeyin kendisi ile anlam kazandığı merhameti sonsuz Rabbimiz! Nefsimizi yüceltmek, hevamızı ilah edinmekten Sana sığınırız. Bizi başarılarımızın ve yenilgilerimizin elinde tutsak kılma. Başa­rılarımızın gurura, yenilgilerimizin ye'se düşürmesine izin ver­me!

Dostların en güveniliri, sırdaşların en emini, korkularımızın tek gerçek güvencesi olan Rabbimiz!

Sen bizim tek gerçek velimizsin, bizi zalimlerin zulmüne, ha­inlerin işkencelerine maruz bırakma! Bize cihadı başlatma ve sür­dürme kararlılığı aşılayan gaybî yardımlar bağışla ve mücadele içinde de bizi yalnız bırakma!

Ey bizlere arınmanın yollarını tezkiye kaynağı olan Kur'an ile gös­teren Rabbimiz! Nefislerimizi kirlilikten, duygularımızı karışıklık­tan, ayaklarımızı kararsızlıktan, ümitlerimizi deprem gibi sarsıntı­lardan koruyup kurtar! Azgınlaşmış hasımlarımıza, tek cephede toplanmış şeytanın ordusuna, ağızlarından kin ve hased köpüren düşmanlarımıza, dost kılığında taarruza geçmiş münafıklara karşı bize inayet et! Eğer bize yardım etmezsen bunların hiçbiri ile biz başa çıkamayız.

Ey muîn olan Rabbimiz! İmanımızı elimizden almak isteyen tağutların tuzaklarına karşı bize yardım et; gönüllerimizi imanın heyecanıyla şahlandır ki, İblis'in ve askerlerinin körüklediği fitne ateşlerini söndürebilelim: Ruhumuzu hannasların vesveselerinden, medyumların-medyanın büyülerinden koru. Gözümüzde süsleye­rek bizi etkisi altına alan makam sevgisi, şöhret arzusu gibi yanlış hedeflerin varoluş gayemizden bizi uzaklaştırmasına izin verme! imanımızı kuşatma altına almak isteyen İblis'in askerlerine karşı bize, çevremizi ve öz benliğimizi Senin ayetlerinin rehberliğinde okuyan gözler, hakikati duyan kulaklar, evrenin uçsuz bucaksız ufuklarında ve yanı başımızdaki beyanlarını duyumsayan gönüller ihsan eyle!

Ey kimsesizlerin kimsesi olan Rabbimiz! Sen varken başkalarına içini dökmek ihanet, Sen varken başkalarından yardım istemek şirk, Sen varken başkalarından merhamet dilenmek aldanıştır. Şu ruhsuz dünyada Eyyub Peygambere hayat ırmağından verdiğin gençliği bize de ver ve gençliğimizi Senin uğrunda feda etmeyi nasip eyle![578]

 

b) Mustazafların Gaybî Yardım Talebi ve Bizim Görevimiz

 

Hangi dinden ve kimlikten olursa olsun, dünya üzerinde za­limler tarafından haksızlığa uğratılan mustazaflara elimizdeki im­kanlarla yardım etmeye çalışmak, mücadelemizin esaslarından biri olmalıdır. Çünkü zalimlere karşı cihad etmek İslami mücadelenin ana hedeflerindendir.

"Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu topraklardan kurtarıp öz­gürlüğümüze kavuştur ve rahmetinle bizim için bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder."[579]

Mustazafların dualarında Allah'tan istedikleri desteğin elçisi olmak, mücadelemizin temel gayeleri arasında yer almalıdır.[580]

 

2. Şahitlik/Şehitlik Duası

 

"Gerçek şu ki (ey Muhammed!) Biz seni bir şahid (hakikatin pürüz­süz tanığı), bir müjdeci, bir uyarıcı olarak gönderdik, ki siz (ey insanlar,) Allah'a ve Elçisi'ne inanasınız, O'nu(n davasını) destekleyesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabahtan akşama O'nun şanını yüceltesiniz."[581]

Görünür görünmez her şeyin şahidi olan Rabbimiz! Bizi temel ilkeleri Kur'an'da yer alan tevhid ve adaletin şahitleri kıl! Ve hakikatin ışık saçan meşalesi olan Peygamberimiz Muhammed (s)'in izini bütün içtenliğimizle sürdürmeyi, onun şahitliğini bizden sonraki kuşaklara olanca saflığıyla miras bırakabilmeyi bize kolaylaştır!

Ey hakimlerin hakimi olan Rabbimiz! Kur'an-ı Mubin'de adalet için çırpınan, takvayı kalbine yazan mümin mustazaflara vaad et­tiğin mirası,[582] yeryüzünde "namazın ikame edildiği, adaletin yay­gınlaştırıldığı" bir iktidarı gerçekleştirme sözünü bizlerin şahsında gerçekleştir!

Ey Rabbimiz! Bizleri Senin emirlerine saygılı olan, sözü dinle­yip en güzeline uyan, ahitlerini yerine getiren, müminlere karşı merhametli, kafirlere karşı sert duran bir ahlak sahibi kıl.

Şehid; Allah yolunda canıyla tanıklık yapandır. Bu yüce ma­kama erişebilmek için Kur'an'dan öğrendiğimize göre iki şart var­dır: Allah yolunda olmak ve bu yolda öldürülmek. Bunun dışında konunun, "vatan şehidi, toprak şehidi, spor şehidi" gibi esnetilerek çeşitlendirilmesi doğru değildir. Peygamberimiz (s) İslam'ın değer­lerinin dünya üzerinde yayılması ve yerleşmesi için bu makamı övüp şehadeti teşvik etmiştir.

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölü' demeyiniz: Hayır, onlar yaşıyor­lar, ama siz farkında değilsiniz. Çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Ama zorluklara karşı sabredenleri müjdele; ki, onlar başlarına bir musibet ge­lince şöyle derler: Biz Allah'a aitiz ve muhakkak O'na döneceğiz."[583]

Hayatın ve ölümün tek yaratıcısı, evrenin uçsuz bucaksız ufuklarında ve tüm yaşam alanlarında her şeyin bilgisine şahid olan Allahımız! Senin yolunda şehadeti bize nasib et![584]

 

3. Vasat[585] Ümmet Duası

 

"Ve böylece sizin vasat ümmet (dengeli ve ölçülü bir toplum) olma­nızı istedik ki, (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Rasulullah da sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın..."[586]

Maddi ve manevi her şeyin kendisi ile anlam kazandığı, bizi insanla­ra hakkın tanıklığını yapmamız için orta ümmet olarak görevlendiren Rabbimiz! Bize orta yolun evrensel ölçülerini kavrat ve Furkan'ı anlama gücü ver!

Ey her varlığın yegane yaratıcısı ve yöneticisi olan Rabbimiz! Selim aklımızla zıtların eşsiz uyumunu kavrama yeteneği ile bizi donat ve uyumları ifsad eden müşriklere karşı derin ve kesintisiz bir ci­hadı nasip et!

Ey günleri aramızda dolaştıran, iktidarları evirip çevireni Bize ba­ğışladığın irademize bilgi ve sağlam inancı, insan ve cin şeytanla­rına karşı isyan ve boyun eğmezliği, tağutlara başkaldırış yöntem­lerini ve Sana itaati öğret! Ve Süleyman Peygamber gibi, yeryü­zünde namazı yaygınlaştırıp adaleti ikame edebileceğimiz bir ikti­dar kurmayı nasib eyle!

Ey kadir olan Allahım! Sorumsuzlarımıza sorumluluk; sorumlu­larımıza dünyayı kitap, mizan/adalet ve demirden oluşan sağlam temeller üzerinde yeniden kurmayı; bilginlerimize yakînî imanı; kesin inançlılarımıza derin tefekkürü; önderlerimize olayları doğru yorumlama yeteneğini, doğru yorumlama yeteneği olanlarımıza kararlılığı, sebat üzere olanlarımıza büyük başarıyı lütfeyle!

Ya ilahi! Hakikati kavramışlarımıza tutuculuk, tutucularımıza kavramıştık; merhametli, ince mizaçlı, latif ruhlu müminlerimize pervasız bir direniş, cesareti pervasızlık telakki edenlerimize uslu bir şehadet; muhafazakarlarımıza hakka doğru hareket; hareket halinde olanlarımıza ilkeleri muhafaza kararlılığı, maneviyatçılık hastalığına müptela olanlarımıza hayatın gerçekliğini kavramayı; realizm hastalığına yakalananlarımıza manevi olgunluk ve fıtrî özgürlük hasletlerini bahşeyle!

İlahî! Düşünsel olgunluğumuzu taassuptan koru; bizi faziletin nurlarından mahrum eyleme! Bize sağlam bir tutamak olan Kur'an'a yaslanarak bu uğurda karşılaşacağımız zorluklara sabırla tahammül etmeyi kolaylaştır! Ve bizi en küçük zorluk esnasında inancını terk eden ucuzculardan koru!

Lütfu ve merhameti sonsuz olan latîf Allahım! Kadınlarımıza mantıklılık, erkeklerimize duygusallık; şairlerimize şuur, şuurlula­rımıza İslâmî endişe; ihtiyarlarımıza direniş bilinci, gençlerimize soylu bir inanç; gaflet uykusunda olanlarımıza dirilik, uyanıkları­mıza azimli bir irade; tecrübelilerimize genç coşkular, coşkunları­mıza olgun tecrübe; zayıflarımıza demirden güç, güçlülerimize eşsiz merhamet, merhametlilerimize kesin kararlılık, kesin kararlı­larımıza dosdoğru hedefin yönünü göster!

Ey Rabbimiz! Körlerimize görme; suskunlarımıza feryad; üm­metimize birlik, birlikte olanlarımıza hakk; hakkı bulanlarımıza cömertlik, cömertlerimize sabır, sabırlılarımıza izzet ve direniş ah­lakı; direnenlerimize fırsat, fırsat elde edenlerimize basiret, basiret­lilerimize imaret ve imamet; önderlerimize ıslah şuuru ve merha­met, merhametlilerimize sebat şuuru; ıslahatçılarımıza çalışma gü­cü, çalışanlarımıza sekine azığı lütfeyle!

Ey yüceler yücesi vedûd olan Allahım! Hüzünlülerimize sevinç, sevinçlilerimize Hira endişesi; karamsarlarımıza ümit, ümitlerimi­ze engin ufuk, zekamıza eş bir kalp, öfkemize eş bir sevgi lütfeyle!

Ey din gününün yegane sahibi, alemlerin Rabbi olan Allahımız! Dünyevileşen kardeşlerimize ahiret bilinci, uhrevileşenlerimize dünya hilafeti lütfeyle! Bize ölüme kadar özlem duymayacağı­mız bir hayat, boşu boşuna matem tutmayacağımız bir ölüm bağışla!

En güzel övgülerin kendisine yaraştığı güzel Allahım! İmanımız bize şöhret, ekmek, makam, mevki kazandırmasın diye merhamet eyle! Bizi dinden kazanıp dünyaya harcayanlardan değil, dünya­dan kazanıp dine harcayanlardan eyle!

Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de ve bizi ateşin azabından koru.[587]

Ey muîn olan Allahım! Sadece tehlikeler karşısında değil, onlar­la yüzleşmede korkusuz olmak için, onları yenecek cesareti bul­mak için bize yardım et! Bizi, rahmetini sadece başarıda gören bir korkak olmaktan koru ve bize başarısızlıklar ardından da rahmet dolu yardımlarına sığınacak bir inanç bahşet!

Ey melekleri sekine sağanakları ile Bedir ashabının üstüne indiren Allahım! Bizi rahmetini sadece başarıda gören bir korkak olmaktan ve ihtiyacı olmadan hatırlamayan bir nankör olmaktan koru. Bize başarısızlığımızda da el açacak bir inanç diriliği nasip eyle!

Hidayet ve ittikanın sağlam dayanaklarını Kur'an'ı indirerek bize gösteren Rabbimiz! Bize kavgacı, inatçı ve cihadcı bir takva ver ki, sorumluluklarımızı yerine getirebilelim ve bize sorumluluktan ka­çan inanç ucuzluğuna karşı dayanma gücü ver! Bizi perhizkar, münzevi ve mistik bir takva yorumundan koru ki, tenhalık ve uz­let köşelerinde gizlenerek hayatımızı boşa tüketmeyelim!

Alîmu'l-habîr olan Rabbimiz! Duamızı kurtarılmak için endişe ve korku içinde öylece bekleyen sorumsuzların ümitsiz, karamsar yakarışına benzetme! Bizim yakarışımız, özgürlüğü sarp yokuşlara tırmanmak gibi olan zor zamanların eylemleriyle taçlanmış, sabır ve namazla süslenmiş olsun.

Varlık alemlerinin tek sahibi, sonsuz kudret ve hikmet sahibi Rabbimiz! Şu dünyanın geçici nimetlerine tapınan, inançlarımızı ve salih amellerimizi kuşatma altında tutmaya çalışan nankörlere kar­şı kesintisiz bir cihadı bize nasip eyle! Ya Rabbi! İnançlarını sorun­larının kucağına atan gafillerden değil, sorunlarını cihadla çözen mücahidlerden olmayı bize kolaylaştır! Rabbimiz! Dönemsel koşul­ların dayatmalarını din edinerek şirke düşen, böylece iki tanrılı ve çok tanrılı putperestliğin yakıcı kucağına düşen gafiller gibi değil, Senin yakınlığını kazanmak için her tür fedakarlığa hazır bir nefer gibi onurlu duruşlar sergileyen peygamberler gibi olmayı nasip eyle!

Rahmeti de kahretmesi de güzel olan Allahımız! Bizi cihadı hayatı­nın tüm evrelerinde sürdüren bahtiyar kullarının arasına kat. Ci­hadımız, Filistinimizin, Mekkemizin özgür oluşunu gerçekleştirsin.

Görünen görünmeyen tüm alemlerin eksiksiz bilgisine sahip olan Allahımızl Bilgisizliğimizin dostlarımıza karşı savaş ve saldırı aracı ve düşman için bir fırsat olmasından Sana sığınırız. Dar görüşlü aklımızı Kur'an'ın hikmetli öğütleriyle ve yolunda gayret etmemi­zin bir ödülü olacak sekine desteği ile eğit.

Ey merhametlilerin en merhametlisi ve en adili olan Allahımız! Gü­nahlarımızı itiraf eder, gazabının önünde olan rahmetine gönülden bir yakarışla bağışlanma dileriz. Bizi affet. Bize iyiliğin dorukların­da gezinen İslami bir şahsiyet ve tüm nimetlerin için şükreden bir kalp ve tüm mümin kardeşlerimiz için ebedi cennetlerde huzur dolu, esenlik içinde bir hayat lütfeyle!

Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz; çünkü bü­tün yolların varışı Sanadır. Ey Rabbimiz! Bizi hakikati inkar eden kafirler için bir oyun ve eğlence aracı yapma! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz, çünkü tek kudret ve hikmet sahibi olan Sensin.[588]

Ey Rabbimiz! Adaletin ve dengenin şahidi olması gerekir­ken, büyük bir çözülüş ve yıkım içinde bulunan ümmetimize yeniden diriliş imkanı vermeni diliyoruz ve Sana, kardeşliğin ve dayanışmanın tarihteki ender numunelerini ortaya koyan, muhacirlere kucak açarak kol kanat geren ensarın diliyle yakarmak istiyoruz:

"Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla ve müminlerden hiçbirine karşı kalplerimizde, kin -—nefret, yersiz düşün­ce ve duygulara— yer bırakma, ey Rabbimiz! Sen sonsuz şefkat sahibisin ve sınırsız rahmet kaynağısın."[589]

Ya Rabbi! Yaşayan cemaatlerimize ve ümmetimize de Ensar’ın duyarlılığını, fedakarlığını, dayanışma ve kaynaşma azmini nasip eyle! 'Ensar'ı ve 'Muhacir'i eylemlerimizde yaşatmayı, çocukları­mızda çoğaltmayı istiyoruz, bunu bize kolaylaştır!

Ey bütün sevinçlerin ve hüzünlerin nihai yaratıcısı olan Rabbimiz! Ümmetimize yağdırdığın hüzünler kadar sevinç de tattır! Bize Mekkemizi, Kudüsümüzü özgür göreceğimiz bayramlar nasip ey­le! Ve bayramların en büyüğü, en şereflisi olan cennete giriş gü­nünde bizleri mahzun eyleme![590]

 

4. Salih Nesil Duası

 

Rahman Rahim Allah'ın adı ile..,

Hamd, bize O'nun yolunda çektiğimiz acı ve üzüntülerin karşılığını kat kat verecek olan, çok çok bağışlayıcı, şükredenlere karşı sonsuz merhametli, nankörlere karşı adaletli, rahman ve muntakim olan Allah'a mahsustur.

Bütün övgüler bize gözler aydınlığı olacak nesiller lütfeden Allah'a yakışır.[591]

Ey sonsuz egemenlik sahibi olan Allahım! Sen hükümranlığı dile­diğine verir dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Bütün iyilikler senin elindedir. Doğrusu sen istediğini yapmaya kadirsin. Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısal­tarak gündüzü uzatırsın. Ve dilediğine her türlü hesabın üstünde rızık bağışlarsın.

Ya Rabbi! Bize, çocuklarımıza, ailemize ve ümmetimize, azdı­rıp zulme yöneltmeyen rızıklar ve yeryüzünde adaleti hakim kıla­cak hükümranlıklar nasip eyle!

Toprağa giren ve ondan çıkan, varlık sahnesinde debelenen ve ondan göçen, gökten inen ve ona yükselen her şeyin eksiksiz bilgisine sahip olan Rabbimiz! Dünyada ve ahirette izzetli bir hayatı bize bağışla! İslam­'ın, onurlandıran salih amelleriyle şereflenmeyi, cehennem azabın­dan berî kalmayı nasip eyle![592]

Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin gerçek sahibi olan yüceler yüce­si Rabbimiz! Unutkanlıktan ve güç yetirememekten kaynaklanan hatalarımızdan dolayı bizi, ailemizi ve ümmetimizin tüm fertlerini affet!

Rahman ve adil olan Allahımız! Güç yetiremeyeceğimiz imtihan, bela ve fitnelere bizi maruz bırakma!

Gafuru'r-rahim, çokça bağışlayıcı olan afüvvün kerim Allahımız! Günahlarımızı affet, rahmetinle bizi bağışla, üzerimize selam için meleklerini indir, kalplerimizi sekine esintileri ile doldur! Gaza­bından da sığınacak tek merci Senin arşındır, Senin gazabından Sana sığmıyoruz; kusurlarımızı rahmetinle karşılayarak bağışla!

Bütün fetihlerin gerçek sahibi nasır olan Allahımız! Dupduru ha­kikatin bile bile inkarcıları olan zalimlere ve kurdukları tuzaklara karşı bize yardım et![593]

Her şeyin gerçek sahibi olan Rabbimiz! Bize ve anne babamıza lütfettiğin nimetler için daima şükretmemizi, Senin kabulüne mazhar olacak şekilde doğru ve yararlı eylemler yapmamızı nasip et! Soyumuzdan gelecek olan nesillere de iyilikler bağışla, onları şeytanın yanılgıya düşüren çağrılarından koruyup kolla!

Bildiğimiz bütün güvence kaynaklarının en sağlam ve koru­naklısı olan dinimizin lütfedicisi mümin olan Allahımız! Dinimizin kıymetini bilmeyerek onun hayat veren inançlarını terk eden İslam ümmetini, yetişen nesillerle birlikte yeniden kurmayı bizlere nasip eyle!

Hatalarımızı ve günahlarımızı arz edebileceğimiz tek şanlı kudret tahtının sahibi tevvab olan Rabbimiz! Bizi, "Hayatımızda şu ana kadar işlediğimiz günahlarımızdan dolayı pişmanlık içinde sana dön­dük. Elbette sana teslim olmuş Müslüman ve salih kullarındanız." diyen erdemli müminlerden eyle![594]

İstemeden bulaştığımız tağutların pisliklerinden dahi arınmayı bize vahyin rehberliği ile öğreten Rabbimiz! Şüphesiz sen çok acıyan, esir­geyen, gerçek bağışlayansın.

Kullarının hidayetini kolaylaştıran Rabbimiz! Soyumuzdan yeti­şen kuşakları da salih, erdemli insanlarla dayanışan, şeytanların ayartmalarına kanmayan, sadece Rabbine teslim olmuş kimseler olmakla şereflendir!

Azimet sahibi/işinde kararlı ve başarılı olan İbrahim Pey­gamber, seçkin Kabe ve çevresini putlardan beri kılmış, yalnızca Allah'a ibadet etmek isteyenlere tahsis etmek için imar ettiği bel­deyi, kendisi ve gelecek muvahhid kuşaklar için karargah olarak ilan ettikten sonra Rabbine yalvarmıştı. Biz de onun gibi, yaşadı­ğımız her beldeyi gözümüzün nuru çocuklarımız için Mescid-i Ha­ram kılmayı diliyor ve şöyle dua etmek istiyoruz:

Ey Rabbimiz! Yaşadığımız her beldeyi, kendimiz ve çocukla­rımız için Mescid-i Haram gibi emin kılmayı bize kolaylaştır! Bizi ve çocuklarımızı putlara tapmaktan ebediyen uzak tut! Şehirlerin her bir köşelerinin ifsad hortlakları tarafından işgal edilmiş oldu­ğunu gördüğünde, ümitsizliğe kapılmadan hicreti bir imkan ve ibadet bilerek kendi güvenli bölgelerini kurup oralara göç eden, bu şuurla vasat ümmetin nüvesini oluşturacak mümin/güvencede bir kuşağın imamı olmayı bize nasip eyle!

Rabbimiz! Put kırıcı İbrahim Peygamber, soyundan türeyecek nesiller için tekrar tekrar, bıkıp usanmadan namazlarında devam­lı olmalarını ve tevhidi duyarlılık taşıyan kuşaklar yetiştirmeleri­ni dilemişti. Biz de namazlarında devamlı ve duyarlı olan, şeytani işlere meyledip ilanı aşk etmeyen, peygamberleri örnek alan evlatlar istiyoruz. Gönlümüzü bütün içtenliğimizle Sana açtık İbrahim Peygamber, kendisine kocamış haliyle iki salih evlat — İsmail ve İshak'ı— lütfeden Allah'a hamd, tezkiye, istiğfar, şirkten beraat ve serden emniyet ve namaz unsurlarının öne çıktığı şu duayı yapmıştı. Biz de aynı hisleri paylaşarak Sana yakarmak istiyoruz:

"Ey Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyen uzak tut! Çünkü ey Rabbim, bu tapınma nesneleri gerçekten insanların pek çoğunu yoldan çıkardı. Bunun içindir ki, (tebliğ ettiğim dinde) bana uyan kimse gerçekten bendendir; bana başkaldırana gelince, şüphesiz Sen çok acıyan, esirgeyen, gerçek bağışlayansın.

Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını ekilebilir toprağı olmayan bir vadiye —senin kutsal evinin yakınına— yerleştirdim ki, ey Rabbimiz, namazı devamlılık ve duyarlılık içinde yerine getirsinler; öyleyse insanla­rın kalplerini onlara meylettir ve onlara verimli, bereketli rızıklar bahşet ki şükretsinler.

Ey Rabbimiz! Şüphesiz gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bi­len Sensin: Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. En içten övgüler, kocamış halimle bana İsmail'i ve İshak'ı armağan eden Allah'a özgüdür. Duaları/yakarışları eşsiz bir şekilde işiten elbette benim Rabbimdir.

Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelen insanları namazda devamlı ve duyarlı kıl. Ve ey Rabbimiz, bu duamı kabul buyur. Hesabın görüleceği gün, beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla."[595]

Ey Rabbimiz! Lût (a)'un taşıdığı endişeyi paylaşarak, çocukla­rımızı toplumsal hayatta yer alan bozgunculuktan korumanı dili­yoruz:

"Ey Rabbim! Beni ve ailemi bu (bozguncu insanların) yapageldikleri kötülüklerden kurtar."[596]

Ey alemlerin Rabbi olan Allahımız! İlerlemiş yaşına rağmen Zekeriyya Peygamber Senden hem de risalet davası için mirasçı bir oğul istemiş, kesintisiz nübüvvet davasını sürdürecek bir oğul isterken sessizce şöyle dua etmişti: "Ey Rabbim! Beni çocuksuz bırakma! Fakat beni varissiz bıraksan da yeryüzü zalimlere kalmaya­cak. Çünkü herkes göçüp gittikten sonra kalıcı olan biricik varlık Sensin.”[597]

Biz de, çocuklarımızın, davamıza gönül verecek, yolumuzu sürdürecek Yahya Peygamber gibi İslam yolunda başına gelecek her sıkıntıya hazır "şehadet bilinci"ne sahip nesiller olmasını niyaz ediyoruz. Şu, putların kol gezdiği dünyada bizi ve çocuklarımızı sahipsiz koyma, tek gerçek dostumuz da yegane vekilimiz de sen­sin. Bize emaneti devredebileceğimiz "imar ve zikir ehli kuşaklar" ihsan eyle ya Rabbi!

Bütün kirliliklerden ve noksanlıklardan uzak olan ve nefislerimiz­de taşıdığımız illetlerle nasıl baş edeceğimizin yollarını bize öğreten Rabbimiz! Soyumuz içinden insanlara tezkiyenin kaynağı olan vahiy ve hikmeti öğretecek ve onları arındırıp tertemiz kılacak "alim imamlar" çıkar! Biliyoruz ki, yalnız Sensin, dilediğine rahmet hazinelerinin kapılarını açacak olan sonsuz kudret ve hikmet sahibi.[598]

Bize arınmanın berrak yollarını gösteren Allahımız! Ashab-ı Kehf gibi, Rablerine yürekten inanan, zalim toplumun kirliliklerinden hicret eden, mücadelenin tıkandığı dönemlerde zalimlere değil, Sana sığınan, münafıklardan değil, Senden yardım uman adanmış çocuklar ve gençler istiyoruz. Tağutlara ve yardakçılarına benzemektense, onları terk ederek mağaraya sığınan ve hicreti her za­man bir yol ve imkan olarak görmek gerektiği konusunda örnek olan bu gençler gibi dua etmek istiyoruz:

"Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulundu­ğumuz harici şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat!"[599]

Darlıkta ve genişlikte başvurulması gereken en ihanet etmeyen dost­luğun tek sığmağı olan Rabbimiz! Hakikate karşı bir gözü kör olan, taşlanmış, rahmetten kovulmuş şeytanın şerrinden bizi, çocukla­rımızı ve soyumuzu koru!

Rabbimiz! İffeti ile alemlere örnek olan Meryem (a)’nın an­nesi, rahminde taşıdığı henüz doğmamış çocuğunu Rabbine ada­mıştı. Biz de onun örnekliğini takip etmek istiyor, çocuklarımızı adanmışlık bilinci ile yetiştirmek istiyoruz. İmran'ın eşi gibi biz de yakarmak istiyoruz:

"Ey Rabbim! Rahmimdeki çocuğumu senin hizmetine adayacağıma söz veriyorum. Benden bunu kabul buyur... Lanetlenmiş şeytana karşı onu ve soyunu korumanı diliyorum![600]

Yeryüzünü fesada vermeyen, bozgunculuk yapmayan mütevazı kul­larının imdadına yetişen Rabbimiz! Senden rahmetini uman, ümitsiz­liğe düşmeyen, gecelerin derinliklerinde kıyama durarak, rükuya ve secdeye vararak gönülden ibadet eden, adaletin şahidi, insanlı­ğın iyilikte öncüsü olacak salih evlatlar diliyoruz.

Ey muntakim olan Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaş­tır! Çünkü onun çektireceği azap gerçekten pek korkunç ve pek ya­ralayıcı olacaktır. Gerçekten o ne kötü bir yer, ne kötü bir duraktır.

Ey rahman olan Rabbimiz! Ebedi mutluluk diyarı olan cennetini hak edebileceğimiz ameller işlemeyi nasip eyle! Bizi, ailemizi ve İslam ümmetini cennetine vasıl kıl!

Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlık sahibi, el-âhir olan Allahımız! "Ebedileşme tutkumuz"u güzellikle; emaneti tevdi edebileceğimiz, din olarak sadece İslam'a gönül veren, yüreğinde Allah'tan başka­sına nihai bağlılık hisleri taşımayan kuşaklar yetiştirmek suretiyle ve va'dettiğin cennetine girerek sükûna erdirmek istiyoruz. Bizim için kolaylaştır![601]

Ya Rabbi! Çocuklarımızı Senin yolunda, her Kur'ani görevi azimle yapmaya çalışan "hazır neferler gibi" İslam'ın nuruna ba­ğımlı kıl! Evlatlarımızı yeryüzünün haddini bilmezleri tarafından üretilen hortlaklarına, putlarına karşı "İbrahim gibi" savaşan, dün­yanın cihadla ıslahının ve bozgunculardan temizlenmesinin insani teminatı olan ceyşullaha asker olarak veriyoruz. Bizden kabul bu­yur. Onları "ateş" ile ayrılmaz bir dostluk kuran adalet düşmanı şeytanlara ve onların gönüllü askerlerine ve bozgunculuklarına kar­şı yılmadan mücadele eden salihler arasına kat!

Cihada hayat veren bir imkan olarak izin veren Allahımız! Çocuk­larımızı, insan şeytanları tarafından bunca kuşatılmış sokaklarımı­zı, caddelerimizi, şehirlerimizi ve ülkelerimizi yeniden fitnelerden tezkiye edecek "imar için cihad bilinci" ile donat!

İlahi! Evlerini, sokaklarını, caddelerini, şehirlerini karşılıklı mescidler edinen; hayatı ile dini arasında zıtlıklar bulunmayan bir nesil yetiştirmek istiyoruz. Sorunlarının çözümünü Kur'an'da ara­yan, dünyanın geçici güzelliklerine çağıran şeytanların adımlarını izlemeyen, asrın kalbinde İslam'ın ışık saçan meşalesi ile alemlere örnek numuneler yeşerten; asrı saadeti yeniden kuracak bir neslin emektarları olmak istiyoruz. Bizlere nasip eyle!

Yeryüzünün puthane değil, mescid olmasını dileyen Rabbimiz! Besmele ile büyüttüğümüz çocuklarımızın, “secde”yi madedlere hapsedenler, evlerini namazlardan mahrum bırakarak mezarlıklara benzetenlerden[602] olmasını istemiyoruz. Onları yaşamın her bir zerresine ibadet hazzı ile sıbğatullahı kazıyan, her yeri İslam'ın boyası ile boyayıp tevhid ve adalet ile damgalayan peygamberler gibi sabikûndan/öncülerden kıl!

Ölümle mukayyet varlığın tek sahibi, baki olan Allahımız! Bize gözler aydınlığı, gönüller açan eşler ve çocuklar lütfeyle! Çocuk­larımıza insanlığa tevhid ve adalette şahitlik yapacak ümmetimi­zi yeniden inşa etmede, değerlerimizi yeniden ihya etmede yar­dımını esirgeme! Gözümüzden bile sakındığımız çocuklarımızı, dev gibi zannedilen putların dumandan gücünü hiçe sayıp onla­rın örümceğin evine benzeyen, suyun üzerindeki köpük gibi olan düzenlerinin zayıflığını gösteren mangal yürekli öncüler arasına kat!

Dostların en güveniliri, yegane velimiz olan Rabbimiz! Düşmanı bol, tehlikelerle dolu şu dünya çölünde çocuklarımızı dostlarınla dost, düşmanlarınla düşman olan; sevmesi de buğzetmesi de tev­hidi bir bilinçle anlamlandırılmış kıyam ehlinin sahih ve onurlu duruşuna benzeyen peygamberlerin izinden, istikametten ayırma! Üzerimize sabır yağdır! Haktan, hakikatten ayrılmama konu­sunda ayaklarımızı sabit kıl! Bizi ebedi huzur ve mutluluktan mahrum etmek için çalışan cin ve insan şeytanlarına karşı yardım eyle!

Rabbimiz! Bizlere ahlakı Kur'an olan nesiller lütfeyle![603]

 

5. Salih Neslin Yakarışı

 

İlahi! Sana dürüstlüğü ve erdemliliği şiar edindiği için övgüy­le andığın bizden önceki salih müminlerin yakardığı gibi dua et­mek istiyoruz:

"Ey Rabbim! Bana ve anne-babama lütfettiğin nimetler için ebedi­yen şükretmemi ve Senin kabulüne mazhar olacak şekilde doğru ve yararlı işler yapmamı nasip et. Benim soyuma da iyilik bağışla. Gerçek şu ki, pişmanlık içinde Sana döndüm: elbette ben Sana teslim olanlardanım."[604]

Ey bütün nimetlerin asıl sahibi olan Rabbimiz! Anne-babamızın ve bizden önce iman eden mümin kardeşlerimizin emeklerine kar­şı nankörlükten bizi koru. Anne-babamıza ve diğer büyüklerimize şefkatle davranabilmeyi bize kolaylaştır![605]

 

6. Sabır, Direniş ve Cihad Duası

 

Sabır ve Direniş Duası

 

Firavun'un çevresindekilerden bazıları Allah'a iman ettikleri zaman, ellerinin ayaklarının çaprazlama kesilmesi tehdidi karşı­sında bu yeni müminler, doğru yolda başlarına gelebilecek zorluk­lardan yılmayacaklarını, direneceklerini ifade ederek, dönemin zalimine karşı Allah'tan şu sözlerle yardım istemişlerdir:

"... Ey Rabbimiz! Dar zamanda bize sabır ihsan et ve yürekten sana bağlanan kimseler olarak canımızı al!"[606]

 

Cihad Duası

 

Allah yolunda karşılaşılan zorluklara direnmek, sebatkar müminlerin başarabileceği yüce bir salih ameldir. Talut ile birlik­te direnen az sayıdaki mümini Rabbimiz Kur'an'da bize örnek olarak göstermektedir. İşte imanını fitnelerden muhafaza etmiş, sabır, direniş ve cihad konusundaki kararlı tutumlarıyla sözlü ve fiili duayı birleştiren Talut'un ordusundaki mümin askerlerin yakarışı:

"Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla. Adımları­mızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu kafirler güruhuna karşı bize yardım et."[607]

 

C. Peygamberimizden Rivayet Edilen Örnek Dualar

 

1. Kunut Duaları

 

Yaşadığımız coğrafyada yaygın olarak bilinen Kunut duaları[608] iki bölümden oluşmaktadır. Birincisini, “istiâne duası”, ikincisini ise “taabbud duası” diye isimlendirebiliriz. Çünkü birincisinde "sadece Allah'tan yardım dilenmesi gerektiği"ne ilişkin vurgular ağırlıkta­dır. İkincisinde ise, "sadece Allah'a ibadet etmek gerektiği"ne iliş­kin vurgular ağırlıklı olarak yer almaktadır.

 

a) İstiâne Duası

 

"Allahım! Yalnız Senden yardım diler, günahlarımızı bağışlamanı, bizi dosdoğru yola iletmeni dileriz. Allahım! Sana iman eder, tövbe edip Sana döneriz. İşlerimizin başarısı için Sana dayanır ve Sana güveniriz. Tüm övgülerimizi Sana yöneltir, bütün hayırların Senden kaynaklandı­ğım itiraf ederiz. Verdiğin bunca nimetlerden dolayı, Sana şükrederiz ve nankörlük etmeyiz. Sana karşı nankörlük edenlerden ayrılır, onları terk eder, tüm ilgimizi keseriz."

 

b) Taabbud Duası

 

"Allahım! Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senin için namaz kılar, ancak Sana secde ederiz. Yalnız Sana koşar, sahip olduklarımızı Senin yolunda severek feda ederiz. Senin rahmetini diler, azabından korkarız. Çünkü Senin azabın kafirlerin tümünü kuşatır."[609]

 

2. Taif Duası

 

Allah'ın Elçisi Muhammed Mustafa (s) Taif'ten üzgün olarak dönüyordu. Taif’teki görece başarısız olan davetinden sonra, yaşa­dığı sıkıntılı halini Allah'a arz etmiş, tevekkül ile ellerini göğe kal­dırıp şöyle yakarmıştır:

"Ya Rabbi! Kuvvet ve kudretimin en zayıf haliyle, elimdeki çarelerin en basitiyle, insanların gözündeki en hafif şahsiyetimle Senin huzurunda Sana yalvarıyor ve Sana sığınıyorum.

Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen yeryüzünde hakları elle­rinden alınan mustazafların Rabbisin. Sen benim Rabbimsin. Sen beni kimlere bırakıyorsun, beni sert ve haşin bir şekilde karşılayan bir yabancı­ya mı? Yoksa bir düşmana mı? Şayet bana öfkeli ve dargın değilsen ben hiçbir şeye aldırış etmem, tahammül ederim. Fakat Senin himaye ve koruyuşun benim için daha hoştur. Dünya ve ahireti düzene koyan, ka­ranlıkları aydınlığa boğan nurunun altında inecek olan gazabından veya bana musallat olacak öfkenden sığınılacak tek varlık Sensin. Yeter ki Sen benden razı ol, tüm niyazım Sanadır; zaten Senin dışında ne bir güç ne de bir sığınak vardır."[610]

 

Helakten Muhafaza Duası

 

Peygamberimizin Taif'ten kovulması, hakaretlere uğrayıp aşağılanması ve aynı yıllarda Mekke'de karşılaştığı sıkıntılar, on­da bir musibet ya da helakin kapıda olduğu hissini doğuruyordu. Şirk ve zulüm işledikleri için, müminleri kızgın kumlarda işken­ceye yatırdıkları için Mekke müşriklerinin sünnetullah yasaları gereğince bir ilahi helak emriyle karşı karşıya oldukları hissini Peygamberimizde uyandırmış olacak ki, bir helak esnasında zalimlerin içinde bulunmamayı dilemiştir. Allah'ın Elçisi Muham­med (s)'in, örgütlü suçun liderleri olan müşriklerin sebep olabile­ceği muhtemel bir musibet ya da helakten emin olmayı ve azap­tan muhafaza edilmeyi dileyen yakarışı Kur'an'da şöyle beyan edilmiştir:

"Ey Rabbim!' Sana ortak koşarak baş kaldıranların vaad edildikleri azabın gerçekleşmesine tanık olmamı diliyorsan, Rabbim o zaman, benim de bu zalim insanlardan biri olmama izin verme."[611]

 

3. Ezan Duası

 

Ezandan sonra okuyabileceğimiz duayla ilgili hadislerin ortak paydasını şöyle özetleyebiliriz:

"Bu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allahım! Muhammed'e vesileyi, fazileti ve katında yüksek bir dereceyi ver; ve onu vaad ettiğin makâm-ı mahmûd'a eriştir! Şüphesiz Sen vaadinden asla caymazsın."[612]

Yukarıdaki ezan duasında Peygamberimiz —ve onun ümme­ti— için vesile, fazilet ve makam-ı mahmûd istemekteyiz. Bu duada geçen "vesile" aracılık anlamında değildir. Aracılık anlamında "ve­sile" talep edilmesi, sahih bir duada yer alması gereken ilkelere aykırıdır. Vesile kavramı Kur'an'ın sadece iki ayetinde geçmekte ve "Allah'ın yakınlığını kazanmak için fırsat kollamak" manasına gel­mektedir. Yoksa bazı geleneksel tasavvurlarda yer aldığı gibi, "Al­lah ile kul arasında aracılık yapmak" değildir.

Kur'an'ın bize öğrettiği muhteva zaten bazı hadislerde de bir tefsir olarak yer almıştır. Mesela Müsned'de vesile, yaptığı ameller­le Allah'ın yakınlığını kazanmış salih bir kulun ulaşabileceği "fazi­let, makam-ı mahmûd/övülmüşlerin makamı" gibi en yüksek ma­nevi derece olarak tarif edilmiştir.[613]

 

4. Telbiye Duası

 

Telbiye duası, hac ibadetine özgü bir yakarıştır. Muhteva­sında Yüce Allah'ı övgüyle tespih etmek ve Rabbimizin hac çağ­rısına "buyur" demek vardır. Neredeyse bütün hadis kaynakla­rında yer alan telbiye duası yüzyıllardır önceki Müslüman kuşak­lar tarafından, mütevatir olarak bize kadar sahih olarak ulaşmış­tır. Hac ve umre için ihrama giren her Müslüman, aşağıdaki telbiye duasını on dört asırdır Peygamberimizden duyulduğu şekilde okur:

"Buyur, ey Allahım! Buyur! Senin ortağın yoktur, buyur! Şüphesiz hamd/bütün övgüler ve bütün nimetler Sanadır. (Tüm kainatta) egemen­lik Sana aittir. (Hakimiyetinde) hiçbir ortağın da yoktur."[614]

 

 

BİBLİYOGRAFYA

 

1-       Derveze, İzzet; Tefsiru'l-Hadis, Ekin Yayınları, İstanbul, 1998.

2-       Derveze, İzzet; Kur'an'a Göre Hz. Muhammed'in Hayatı, Ekin Yayınları, İstanbul, 1998.

3-       Esed, Muhammed; Kur'an Mesajı, İşaret Yayınları, İstanbul, 1999.

4-       Güler, İlhami; Özsoy, Ömer; Konularına Göre Kur'an (Sistematik Kur'an Fih­risti), Fecr Yayınevi, Ankara, 1997.

5-       Kur'an-ı Kerim Lügati, Timaş Yayınları, Mütercim; Mahmud Çanga, İstan­bul, 1989.

6-       Isfehani, Rağıb; el-Müfredât Fî Garîbi'l-Kur'an, Kahraman Yayınları, İstan­bul, 1986.

7-       el-Mu'cemü'l-Müfehres Li elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebeviyyi, Çağrı Yayınları, İstan­bul, 1986.

8-       Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, Müellifi; Zeynü'ddîn Ahmed b. Ahmed b. 6-Abdi'l-Lâtîfi'z-Zebîdî, Mütercimi ve Şârihi; Kâmil Miras, Emek Ofset Matbaacılık San., Ankara, 1984.

9-       Şeriatı, Ali; Dua, Bir Yayıncılık, 2. baskı, İstanbul, 1995.

10-    el-Kahtâni, Saîd; Hısnu'l-Müslim (Kur'an ve Sünnette Müslümanın Sığınağı) Dua ve Zikirler, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999.



[1] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 2.

[2] Bakara: 2/152

[3] Ahzab: 33/41-42

[4] Mümin: 40/60

[5] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 13-17.

[6] Furkan: 25/77

[7] Peygamberimize nispet edilen bir hadiste, "duanın ibadetin özü olduğu" belir­tilmiştir. Tirmizi, Sahih, Da'vât, 1; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v maddesi.

[8] Zâriyat: 51/56.

[9] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 19-22.

[10] İsfehani Rağıb, et-Müfredât Fî Garîbi'l-Kur'an, Kahraman Yayınları, İstanbul, 1986, s. 244-245.

[11] Dua ve nida Bakara suresi 171. ayette birlikte geçmektedir: "Böylece kafirlerin durumu çobanın haykırışını işiten ama onu yalnız bir nida/ses ve dua/çağrı şeklinde algılayan sürünün durumuna benzer. O kafirler sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Zira akıllarını kullanmazlar." Dava da dua ile aynı kökten türetilmiş bir kelime olup "kendisine çağrılan şey" demektir. Türkçe'de çok kullanılan id­dia da aynı kökten olup, dava sahibi olmaya denilir. Sözlük anlamıyla dua ile nida arasında anlam yakınlığı vardır; ikisi de aynı anlam alanı içinde yer alır.

[12] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 23-24.

[13] Yunus: 10/25

[14] Allah'ı gereğince takdir etmeye yanaşmayan putperestler batıl bir dava­nın/çağrının peşindedirler. Müşriklerin ve peygamberlerin çağrısını karşılaştı­ran Kur'an'dan bir bölüm okuyalım: "Ey halkım! Nasıl olur da ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz beni Allah'ın birliğini inkara ve hak­kında belki de hiçbir bilgim olmayan şeyleri Allah'ın uluhiyetine ortak koşmaya çağırı­yorsunuz. Ben ise sizi O kudret sahibi ve çok bağışlayıcı olanı tanımaya çağırıyorum. Si­zin beni çağırdığınız şey açıkçası ne bu dünyada ne de öteki dünyada çağrılmaya layık bir şey değil. Şüphesiz dönüşünüz Allah'adır ve kendi kişiliklerini kirleterek harcayıp tü­ketenler, ateşe gireceklerdir. İşte o zaman şimdi söylediklerimi ister istemez hatırlayacaksı­nız. Bana gelince ben kendimi Allah'a adıyorum. Çünkü Allah kullarının kalbinde olan her şeyi bilir." Mümin: 40/41-44. Benzer ayetler için bkz. Enfal: 8/24; Sa'd: 38/4-7.

[15] Ra'd: 13/14

[16] "Öyleyse Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Bana şükredin ve Bana karşı nankörlük et­meyin." Bakara: 2/152

[17] Yunus: 10/12. İnsanın bencilliğini, çıkar düşkünlüğünü ve part-time dua etme eğilimini kına­yan diğer ayetler için bkz. Yunus: 10/21-23; Rum: 30/33-34; Zümer: 39/49; Fecr: 89/15-16. vd.

[18] Tevhidin bir gereği olarak sadece Rabbine yakarış ve O'na sığınış eğitimine salih kulların ihtiyacı vardır. "... Allah'a şükreden kişi, yalnızca kendi iyiliği için şükretmiş olur, nankörlük yapan kimse ise (bilsin ki) Rabbim hem sınırsız cömert hem de Ga­ni/mutlak manada kendi kendine yeterlidir." Neml: 27/40.

[19] Ahkaf: 46/5.

[20] Neml: 27/62. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 24-27.

[21] Bakara: 2/152.

[22] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 27.

[23] Ebû Musa'l-Eş'âri'den gelen hadis, Buhari'de geçmektedir; Sahih-i Buhari Muhta­sarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, Müellifi; Zeynü'd-dîn Ahmed b. Ahmed b. Abdi'l-Lâtîfi'z-Zebîdî, Mütercimi ve şârihi; Kâmil Miras, Emek Ofset Matbaacılık Sn. Ankara, 1984, cilt XII, s. 353, 2160 numaralı hadis.

[24] Ra'd: 13/28. "Nefsi arındırmanın tek yolu, Allah'ı anarak hayat boyu O'na ibadet etmek" olduğunu beyan eden diğer ayetler için bkz. A'la: 87/14-15. Allah'ı zikretmekle manevi doyum arasında doğru ilişki kuran bazı hadisler için bkz. İbn Mace, Edeb: 53; Tirmizi, Da'avât: 7. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 28.

[25] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 28.

[26] "Nimete ulaşma ve azaptan kurtulma"ınn duanın amaçları arasında yer aldığına ilişkin bir hadis için bkz. Tirmizi, Da'avât: 60; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. H, D-a-v maddesi. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 28 -29.

[27] Mina'da Peygamberimizin H. 10. yılının Zilhicce ayında gerçekleştirdiği Veda Haccı sırasında —yani vefatından yaklaşık iki ay önce— Zilhicce'nin 10'unda nazil olan bu sure, O'nun insanlığa duyurduğu son tam suredir. Peygamberimi­zin Nasr Suresi'nden sonra aldığı tek vahiy, Bakara Suresi, 281. ayet olmuştur. Esed Muhammed, Kur'an Mesajı, Çev.: Koytak, Cahit-Ertürk, Ahmet, İşaret Ya­yınları, İstanbul, 1999, s. 1317.

[28] Nasr: 110/1-3.

[29] Namaz vakitli bir ibadet iken, dua namazı da kapsayan insanın hayatının her anını içine alan bir özelliğe sahiptir. İlah olarak Allah'ı benimseyenler ayakta, otururken ve yanları üzerine uzanırken —kısaca uyanık oldukları her an— Rablerini söz!ü ve fiili dualarla anarlar. İlah olarak hevasını benimseyenler ise, dün­ya hayatının cazibesine kapılarak bencilce arzularının peşinden sürüklenerek Al­lah'ı unuturlar. Daha geniş malumat için bkz. Al-i İmran: 3/191; En'am: 6/52; Kehf: 18/28. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 29-30.

[30] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 30-31.

[31] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 31-32.

[32] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 32-33.

[33] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 33-34.

[34] Her salih amel gibi duanın da başında tevekkül bulunmalıdır; bkz. Al-i İmran: 3/159.

[35] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 35-36.

[36] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 36.

[37] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 36-37.

[38] Allah'tan başka yalvarılanların hepsi bir araya toplansalar "bir sineği dahi yarata­mazlar" Hacc: 22/73. Dua yardımda bulunma makamında ve kudretinde bulu­nabilene yapılır, sanal ve geçici olan iktidar sahiplerinden yardım dilemek bu yüzden şirktir; bkz. Araf: 7/197; Yasin: 36/71-75; Mülk: 67/1; Tin: 95/8.

[39] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 37.

[40] Nisa: 4/105-106.

[41] Yüce Allah, Peygamberimize müminler için bağışlanma dilemesini istemiştir, o halde müminlerin müminlere dua etmesi gerekir; bkz. Muhammed: 47/18-19.

[42] Tevbe: 9/84-85.

[43] “'Ey babamız!' dediler, 'Bizim için Allah'tan günahlarımızı bağışlamasını dile, çünkü biz gerçekten günahkar kimseler olmuştuk.' 'Rabbimden sizi bağışlamasını dileyeceğim. Çünkü çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı O'dur.'" Yusuf: 12/97-98.

[44] Muhammed: 47/18-19.

[45] Gıyaben yapılan dualar için bkz. İbrahim: 14/41; Haşr: 59/10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 37-39.

[46]"İlkel kabilelerde dini ayin ve törenlerle meşgul olan rahipler ve sihirbaz hekimler vardır. Bunlardan başka çoğu zaman kendinden gerçek ruhlar alemine aracılık yapmaya yetenekli sayılan kimseler de bulunur. Bunlara Şaman denilir. Şaman'ı vecd halinde ata ruhlarından bilgiler aldığı kabul edilir." Tümer Günay, Dinler Tarihi, Ocak Yayınla­rı, Ankara, 1988, s. 45

[47] Nahl: 16/20-21. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 39.

[48] Al-i İmran: 3/159.

[49] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 40.

[50] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 40.

[51] Ra'd: 13/14. Benzer ayetler için bkz. A'raf: 7/29,197; Hacc: 22/73; Mümin: 40/14, 65; Ahkaf: 46/6.

[52] Bakara: 2/186.

[53] Kaf: 50/16.

[54] Araf: 7/53. Şefaat ilahi bir yardım anlamında ahirete ait bir kavramdır ve Kur'an'da bu yetkiyi alabilmiş hiçbir insanın ismi geçmemektedir. O halde duada Allah'tan başkasından şefaat istenemez, hiç kimsenin şefaat için aracılığına başvurulamaz. İnsanın dua edebileceği, aracılığına başvurarak haksız kazanç elde edebileceği hiçbir şefaatçinin olmadığına ilişkin ayetlerden bazıları: "De ki: Şefaat (hakkını verme yetkisi) yalnız Allah'a aittir. Gökler ve yer üzerindeki hakimiyet yalnız O'nundur ve sonunda O'na döneceksiniz." Zümer: 39/44.

"Siz ey iman edenler! Pazarlığın, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı bir gün gel­meden önce size rızık olarak bağışladığımız şeylerden harcayın. Ve bilin ki, kafirler za­limlerin ta kendileridir. Allah —O'ndan başka ilah yoktur— her zaman diridir. Bütün varlıkların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu ne de uy­ku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan kimdir?..." Bakara: 254-255.

[55] Allah yeryüzünde bulunan her şeyi işitir; bir yaprağın kıpırtısından, evrenin eşsiz bucaksız her bir köşesindeki en küçük hareketi dahi görür, duyar. Bkz. Al-i İmran: 3/35-36.

[56] Şefaat etme hakkı bütünüyle Allah'a aittir; Zümer: 39/44. Ancak Yüce Rabbimiz yardımlarını çeşitli elçiler kullanarak yapabilir; bu anlamda yaratılan her şey ilahi bir lütuf olmasının yanında bir yardım aracıdır da. Ancak biz tevhid inancı­na sahip müminler olarak hiçbir zaman yardımı, eşyanın kendisinden dilemeyiz, direk Allah'tan dileriz. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 41-42.

[57] "Ve Eyyub'u da an ki o, 'Ey Rabbim! Dert beni buldu, ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin.' diye yakarmıştı. Bunun üzerine onun bu yakarışına olumlu karşılık verdik ve onu çektiği dertten kurtardık. Ayrıca ona katımızdan bir rahmet ve Bize kulluk edenlere bir ders olmak üzere sayılarını bir kat artırarak yeni bir zürriyet verdik." En­biya: 21/83-84.

[58] Al-i İmran: 3/26-27.

[59] Süleyman, Musa ve Zekeriyya peygamberlerin duaları için bkz. Sad: 38/35; A'raf: 7/151; Al-İ İmran: 3/38.

[60] Maide: 5/114. Hz. İsa'nın bu duası Allah tarafından kabul edilmiştir; Maide: 5/115. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 42-44.

[61] Lokman: 31/12.

[62] Fussilet: 41 /49. İnsanın bencilce çıkarlarının peşine düşmesi, bollukta şükredip darlıkta Yaratı­cı'ya karşı nankörlük ermesine yol açabilmektedir; bu zaafın bilinip aşılmaya ça­lışılması duanın tekamül etmiş bir vaziyette yücelere yükselmesi için şarttır; benzer ayetler için bkz. Fussilet: 41/50-54.

[63] Mümin: 40/60. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 44-45.

[64] Mümin: 40/14. Samimi bir yönelişle, kibirden arınarak el açanların duasını kabul etmeye Allah söz vermiştir; benzer ayetler için bkz. Bakara: 2/152,186.

[65] A'raf: 7/55-56. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 45-46.

[66] Buhari, Da'avât, 23; Tirmizi, Da'avât, 11; el-Mu'cemü'1-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v maddesi.

[67] Al-i İmran: 3/195. İbrahim (a)'ın ölümden sonra dirilişin dünyada bir numunesini görmek amacıy­la, samimi bir niyetle yaptığı yakine ulaşma duası kabul edilmiştir. Bakara: 2/260. Zekeriyya Peygamberin karısının da çocuk doğuramayacak halde olduğu halde, "salih bir evlat için" yaptığı samimi ve içten yakarışı kabul edilmiştir: Meryem: 19/7; Enbiya, 21/90.

[68] A'raf: 7/55. Manevi bir atmosfer oluşturarak, yapmacıklıktan uzak, için için, yalvara yakara, sessizce yapılan dualar ihlaslı oluşun bir teminatıdır: A'raf: 7/205-206. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 46-48.

[69] Kasas: 28/16-17.

[70] Kasas: 28/35.

[71] Kasas: 28/22-25.

[72] Yunus: 10/88-89. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 48.

[73] A'raf: 7/89-92. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 48-49.

[74] Bakara: 2/153. Duanın sabır ve namazla yapılması gerektiği Kur'an'ın başka ayetlerinde de yinelenmektedir; bkz. Bakara: 2/45; Mümin: 40/55.

[75] Allah her şeyi bir süreye bağlamıştır, o süre gelmeden hiçbir şey olmaz; bu yüz­den rahmetin de gazabın da hemen gerçekleşmesini beklemek doğru değildir; Yunus: 10/11; Enbiya: 21/37.

[76] İnsanoğlu aceleden yaratılmıştır, bkz. Enbiya: 21/37.

[77] Bakara: 2/216.

[78] İsra: 17/11.

[79] Fussilet: 41/30.

[80] Yusuf: 12/33, 34, 39, 51, 54, 56.

[81] Sâd: 38/44.

[82] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 49-50.

[83] Yunus: 10/12.

[84] Nisa, 4/103. Dua, namazdan farklı olarak insanın bütün hareketlerini içine alan bir kapsamlılıktadır: Ayaktayken, otururken, yatarken... Bkz. Al-i İmran: 3/191.

[85] İsra: 17/67. İnsanın sıkıntı esnasında Allah'ı hatırlayıp ihtiyaçları giderilince yüz çevirmesi yaygın ama kınanan bir davranış tarzıdır. Benzer ayetler için bkz. Yunus: 10/22-23; Fussilet: 41/49-51. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 51-52.

[86] Allah'a yapılacak yakarışlarda seher vakitlerinin seçilmesi gerektiğine ilişkin Rabbimizin tavsiye için bkz. Al-i İmran: 3/17.

"Rabbimiz! Sana iman ediyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla. Bizi ateşin azabından emin kıl!" Al-i İmran: 3/26.

"Ey Rabbimiz! Biz sana iman ettik. Öyleyse bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı. Çünkü gerçek acıyanımız, esirgeyenimiz Sensin." Müminûn: 23/109.

[87] Özel ibadet vakitleri olmasının yanında beş vakit namaz ve diğer nafile namaz­lar, Ramazan ayı, hac ayları dua etmek için önemli fırsatlar sunmaktadır, bkz. Bakara: 2/125, 158, 198-204; Cuma: 62/9-10; Kadir: 97/1-5.

[88] "Ey Rabbimiz! Şüphesiz gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilen Sensin. Çünkü yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz." İbrahim: 14/38.

[89] Peygamberimizin kendine has ve sürekli olarak yerine getirdiği gece ibadeti için bkz. İsra: 17/79.

[90] Zariyat: 51/17-19. Benzer ayetler için ayrıca bkz. Furkan: 25/64; Kaf: 50/40; Müzemmil: 73/6-7, 20. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 52-53.

[91] Firavun'un ümitsizlik anı olan ölüm halinde yaptığı yakarış kabul edilmemiştir; Yunus: 10/90-92.

[92] A'raf: 7/5. İstiğfar mutlaka kişinin kendi ölümünden önce ve tüm insanlığın toplu helaki ile neticelenecek olan kıyametten önce gerçekleşmelidir; ilgili ayet­ler için bkz. Muhammed: 47/18-19.

[93] Müminlerin cennetin kapısında yapacakları dua: "Ey Rabbimiz! Cennetteki ışığı­mızı ebediyen parlat ve günahlarımızı bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin." Tahrim: 66/8.

[94] Kafirlerin ölüm döşeğinde ve öldükten sonra yaptıkları hiçbir dua kabul edil­meyecektir; İbrahim: 14/43-47; Müminûn: 23/99-107; Ahkaf: 46/34. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 53-54.

[95] "Evet, ama o bütün kalpleriyle inanıp bağlanmaktan uzak duranlar yalnızca kendi şüpheleriyle oyalanıp duruyorlar. Öyleyse gökyüzünde (kıyametin başladığını) haber veren bir duman tabakasının belireceği günü bekle. Bütün insanlığı sarıp kuşatan (ve günahkârları) 'Bu azap ne acı!' (diye feryat ettiren ve:) 'Ey Rabbimiz! Bizi azaptan uzak tut, çünkü biz (artık Sana) inanıyoruz' dedirten. Ama bu hatırlatma (kıyamet sahnesindeki ümitsizlik anında) onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık or­taya koyan bir elçi gelmişti. Ama yüz çevirip uzaklaşmışlar, ve 'O (başkaları tarafından) öğretilmiş biridir, bir delidir!' demişlerdi." Duhan: 44/9-14.

[96] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 54-55.

[97] Sec­de: 32/16.

[98] Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatır: Araf: 7/156; Allah merhametlilerin en merhametlisidir: Enbiya: 21/83. Affedicidir, affetmeyi sever; Nisa: 4/110.

[99] Peygamberimize nispet edilen bir hadise göre o, "kabul olmayacak duadan Al­lah'a sığınmıştır", bkz. Tirmizi, Da'avât, 69; Nesâî, isti'âze, 13; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadisi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v maddesi.

[100] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 55.

[101] İnsanı özgür iradeli olarak yaratan Allah, adil sınama sözü gereğince isteyenlere dünyayı verir, fakat onların ahiretten bir nasibi olmayacaktır; bkz. İsra: 17/18-19.

[102] Bakara: 2/200-201. Bu dünyanın keyfi ve rahatlığı kısa ömürlüdür; asıl kalıcı olan ahiret yurdudur: Nisa: 4/77. Dualarda daima ahirete öncelik verilmelidir: Bakara: 2/201; Tahrim: 66/11. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 55-56.

[103] Araf: 7/155.

[104] Bir hadiste istiğfar; insanın Allah ile olan münasebetinde "yeniden barış anlaş­ması yapma"ya benzetilmiştir; Müslim, Birr, 14; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, B-r-r maddesi.

[105] A'raf: 7/155. Bu yakarış kabul edilmiştir: "... Azabıma dilediğim kimseyi uğratabilirim. Ama rah­metim her şeyi kuşatır. Bunun içindir ki, onu (rahmetimi) Bana karşı sorumluluk bilin­cine sahip olan muttaki, arınmak için verilmesi gerekeni (zekatı) veren ve ayetlerimize inanan kimselere pay olarak ayıracağım." Araf: 7/156. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 56-57.

[106] İ'sar, mümin kardeşlerimizi öz nefislerimize tercih edecek ahlaki duyarlılıktır; bkz. Haşr: 59/9.

[107] Fatiha: 1/5-6. “Bize yardım et” Bakara: 2/286; “Kalplerimizi hidayetten kaydırma” Al-i İmran: 3/8; “Bizi Allah'a ve Elçisi'ne iman edenlerle beraber şahit olarak yaz” Al-i İmran: 3/53.

[108] Aişe validemizden gelen bir rivayete göre Peygamberimizin dualarının ortak temaları şunlardır: Fitnenin önlenmesi, birlik beraberlik isteği, insanın kalbini çürüten tembellik, cimrilik vb. hastalıklardan kurtulmayı dilemek vd. Müslim, Zikr, 73; Nesai, İsti'âze, 12, 56; el-Mu'cemü't-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986.

[109] Ensar'ın Muhacir'e yaptığı bu evrensel İslami dayanışma duası, gelmiş geçmiş ve de gelecek tüm Müslüman kuşaklar için dua ile kıpır kıpır bir İmani duyarlı­lığın ideal ifadeleridir. Haşr: 59/10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 57.

[110] Ra'd: 13/14. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 58.

[111] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 59.

[112] Bakara: 2/186. Varlık alemindeki her şeyi en ince ayrıntısına kadar duyan Yüce Rabbimiz, dua edenin duasına mutlaka karşılık vermeye söz vermiştir. Benzer bir ayet için bkz. Mümin: 40/60.

[113] Hz. Musa'nın makbul duası için bkz. Bakara: 2/60.

[114] İsrailoğullarının tevazudan yoksun küstahça talepleri, makbul olabilecek bir duada bulunması gereken hiçbir şartı taşımadığı için ters tepmiştir; bkz. Bakara: 2/61. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 60-61.

[115] Mümin: 40/51-52.

[116] Kafirlerin, zalimlerin ya da müşriklerin yakardığı güçler aslında kendilerini bile koruyacak güce sahip değildirler; bu yüzden Allah'tan başka güçlere yalvaran­lar Kur'an'da "ellerini suya doğru uzatan ama hiçbir zaman suyun kendilerine ulaşması mümkün olmayan kimseler"in durumuna benzetilmiştir; bkz. Ra'd: 13/14.

[117] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 61.

[118] Kelime-i tevhid, Kur'an'da "Lâ ilahe illallah" şeklinde, Allah ismiyle birlikte sadece iki ayette geçmiştir. Birisi Mekke döneminin ortalarında indirilen Saffat Suresi, 35. ayettir. İkincisi ise, Medine döneminin ilk yıllarında indirilen Muhammed Suresi, 19. ayettir. Ancak değişik ifadelerle —mesela Allah lafzı yerine O'na işaret eden "Hüve/O" zamiriyle— tevhid vurgusu onlarca ayette tekrar edilmiştir. Mesela nüzul sırası itibariyle Müzzemmil: 73/9. ayette "Hüve/O" zamiriyle kelime-i tevhid ilk defa yer almıştır: "O'dur doğunun ve batının rabbi; O'ndan başka ilah yoktur; öyleyse kaderini belirleme gücünü yalnızca O'na izafe et!" Kelime-i tevhidin değişik ifadelerle ve çeşitli bağlamlar içinde geçtiği diğer ayetler ise şunlardır: Bakara: 2/163; Al-i İmran: 3/2,6,18; Nisa:4/87; En'am: 6/102, 106; A'raf: 7/158; Tevbe: 9/31, 129; Hud: 11/14; Ra'd: 13/30; Nahl: 16/2; Taha: 20/8, 14, 98; Enbiya: 21/25, 87; Müminûn: 23/116, 117, 118; Neml: 27/26; Kasas: 28/70, 88; Fatır: 35/3; Zümer: 39/6; Mümin: 40/3, 62, 64, 65; Duhan: 44/8; Haşr: 59/22-23; Teğabün: 64/13.

[119] Tehlil; kelime anlamı itibariyle yeni doğmuş çocuğun çıkardığı seslere denilmiş­tir; bkz. el-Mu'cemü'l-Vasit, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, s. 992.

[120] Enbiya. 21/87.

[121] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 227. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:61-63.

[122] Tespih; Allah'ı yüceltmek maksadıyla salih kulların takdim ettikleri sözlü ve fiili yakarışlardır; zaten O'nu sözle ve ortaya koyacağımız salih amellerle yüceltmek manevi huzurun tek yoludur.

Tevazu ise yine salih kullara ait güzel özelliklerden olup, alçakgönüllülük göster­mek —gurur ve kibirden uzak durmak— demektir. Peygamberimiz sayılı tespih için tüm zamanını mabedlerde geçiren din adamları gibi tüm vaktini harcamamış­tır. O, saatlerce Allah'ın bir ismini lalettayin tekrar etmek yerine, "yaratıklar sayı­sınca, Allah'ın arşı sayısınca" gibi ifadeler kullanmıştır; bkz. Ebu Davud, Salat, 359; Müslim, Zikr, 79; Tirmizi, Da'avât, 89, 114, 121; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v maddesi.

O'nun tespihindeki ölçü; "toplumsal yaşama teslim olmakla, toplumsal yaşam­dan kopmak" arasındaki ölçüdür.

[123] Tevhidle tespih arasındaki kopmaz ilişki için bkz. Nisa: 4/171.

[124] Al-i İmran: 3/191. Kur'an'da müsebbihat sureleri ismiyle ma'ruf Hadid, Saff, Cum'a, Teğabün sureleri Allah'ı tespih eden ifadelerle başlamıştır. Ancak bu ifadeler sadece in­sanların tespihatından değil, kainattaki varlıkların tümünü kuşatan bir içeriğe sahiptir:

"Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ın sınırsız kudretini yüceltir: çünkü yalnız O'dur güç sahibi, hikmet sahibi! O'nundur göklerin ve yerin mülkü; O'dur öldüren ve yaşatan; ve O'dur dilediğini yapmaya muktedir olan!" Hadîd: 57/1-2.

"Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ın sınırsız şanını yüceltir. Çünkü yalnız O'dur kudret ve hikmet sahibi!" Saf: 61/1.

"Göklerde ve yerde olan her şey, mülkün sahibi, mukaddes, kudret ve hikmet sahibi Al­lah'ın sınırsız şanını yüceltmektedir." Cuma: 62/1.

"Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ın sınırsız şanını yüceltir, bütün otorite O'nundur ve bütün övgüler O'na mahsustur; dilediğini yapmaya kadirdir." Teğâbün: 64/1. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 63-64.

[125] Al-i İmran: 3/26-27.

[126] Kehf: 18/39. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 64-66.

[127] Enbiya: 21/87. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 66.

[128] Bakara: 2/131. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 66.

[129] Yusuf: 12/108. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 66.

[130] İsra: 17/108. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:  66-67.

[131] Yasin: 36/36. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 67.

[132] Zuhruf: 43/14. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 67.

[133] Tenzih; Allah'ı, noksan sıfatlardan uzak tutarak, gereğince takdir edecek şekilde tavsif etmektir.

[134] İhlâs: 112/1-4.

[135] Haşr: 59/22-24.

[136] Bakara: 2/255. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 67-69.

[137] Al-i İmran: 3/9. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 69.

[138] A-v-z kök harflerinden türetilmiş ilk masdar 'avz'dır. Fakat Kur'an'da yalın mas­tar halinde bir kullanıma rastlayamadık. Türetilmiş mezid bir mastar olan istiâze ise; "sığınmayı talep etmek, sığınmaya çalışmak" demektir. Eûzü-besmelenin başında yer alan fiil de bu kökten türetilmiştir. Ayz, ıyâz, meâz ve istiâze şeklin de mastarları bulunan fiilin Kur'an'da geçen bütün türevlerinde sığınılması ge­reken makam olarak Yüce Allah gösterilmiştir. Bu ayetlerdeki hitaplar doğrudan Allah, Rab, Rahman ismine yapılmış, bir ayette de ayetin bağlanımdaki "Ke/Sen" zamirinin işaretiyle yapılmıştır. Allah ismi ile O'na sığınmayı öğreten ayetler için bkz. Bakara: 2/67; A'raf: 7/200; Yusuf: 12/79; Nahl: 16/98; Mümin: 40/56; Fussilet: 41/36. Rab ismiyle O'na sığınmayı öğreten ayetler için bkz. Hûd: 11/47; Müminûn: 23/97-98; Mümin: 40/27; Duhan: 44/20; Felak: 113/1; Nâs: 114/1. Rahman ismiyle O'na sığınmayı öğreten ayetler için bkz. Meryem: 19/18. Meryem (a)'in annesi lanetlenmiş şeytana karşı kızını "Allah'a ısmarlar­ken" "Ke/Sen" zamirinin işaretini kullanmıştır; bkz. Al-i İmran: 3/36. Toplam on altı ayetin biri hariç diğerlerinde sığınmak tamamıyla olumlu bir muhteva ta­şımıştır; istisnayı oluşturan Cin Suresi, 72/6. ayette ise Allah'ın dışında başka bir güçten —cin şeytanlarından— söz edildiği için bu tür bir sığınma tevhid inancı açısından onay alamamıştır. On altı ayetin ortak mesajı; "Allah'tan başka sığınacak hiçbir güç yoktur" şeklinde özetlenebilir. Allah'a sığınmanın en sahih yöntemleri de ya kavli ya da fiilî dua şeklinde olabilir.

[139] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 69-70.

[140] Müminûn: 23/97-98.

[141] Felak: 113/1-5.

[142] Nas: 114/1-6. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 70-71.

[143] Hûd: 11/47. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 71.

[144] Bakara: 2/67. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 71.

[145] Mümin: 40/27. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 72.

[146] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 72-73.

[147] Fatiha: 1/5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 73.

[148] Kehf: 18/10. Ashab-ı Kehf olarak bilinen bir grup gencin zalimlerle iş tutmaktansa mağarada yaşamayı seçen örnek tercihleri dua ile eşsiz bir anlam bulmuş, bize ve tüm alemlere numune olmak üzere ilahi kelamda yerini almıştır. Onlar tevhidi bilin­cin ender numunelerinden biri ile anılmayı hak etmiş müminlerdir. Çünkü onlar "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir, biz asla O'ndan başkasına yalvarıp yakarmayacağız. Çünkü böyle bir şeyi yapmak çok çirkin şeyi dile getirmektir." demişlerdir; Kehf: 18/14.

[149] Nuh: 71/21-24. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 73-74.

[150] Maideyi/sofrayı isteyen havarilerin niyetlerinin "kalplerini sükunete ulaştırmak olduğu" beyan edilmiştir: Maide: 5/119-120.

[151] Maide: 5/114. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 74-75.

[152] Nisa: 4/75.

[153] Kasas: 28/33.

[154] Yusuf: 12/33. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 75-76.

[155] Şuara: 26/117-118.

[156] A'raf: 7/89. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 76.

[157] Kasas: 28/21. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 76.

[158] İstihâre; hayrı/iyiliği istemektir: Bir işe başlarken bize göre onun doğru olduğu­nu bilmek yetmez; bereketlendirmesi, en güzel şekilde sonlandırması için Al­lah'a dua etmeliyiz. Zaten bu Kur'an akaidinin de bir gereğidir. Çünkü Kur'an ile bize kendisini tanıtan Rabbimiz, O'nun kudretinin yetmediği hiçbir alanın söz konusu olmadığını beyan etmektedir. Dolayısıyla tüm kainatta gaybi yardım ve iznullah olmaksızın hiçbir başarı söz konusu edilemez.

[159] Kasas: 28/24. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 77.

[160] Nuh: 71/5-10.

[161] Taha: 20/45. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 77-78.

[162] İnşirah kalbi sıkan, gönülleri bunaltan sıkıntılardan ferahlığa ulaşmayı temenni etmek demektir. İsar ise zorluklardan kurtulabilmek için kolaylıklar talep etmektir.

[163] Taha: 20/25-35. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 78.

[164] A'raf: 7/126. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 79.

[165] Müminûn: 23/26.

[166] Ankebut: 29/30. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 79.

[167] Şuara: 26/169. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 79-80.

[168] Mümtehine: 60/4-5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 80.

[169] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 80

[170] Mümtehine: 60/4-5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 80.

[171] Bu müminler Musa (a)'nın kavminden birkaç kişidir. Zaman iman etmek için büyük bedellerin ödenmesi gereken bir zamandır. Bu nedenle inancını giz­lemeden, korkmadan izhar eden Musa (a) ile bu yeni müminler arasında sonu "Allah'a tevekkül"le biten şu konuşma geçmiştir; "Musa: 'Eğer Allah'a inanıyorsanız, eğer gerçekten O'na bağlanıp kendinizi bütün varlığınızla tes­lim etmişseniz, öyleyse artık O'na tevekkül edin' dedi. Bunun üzerine onlar: Biz Allah'a tevekkül etmişiz/güvenimizi O'na bağlamışız' dediler..." Yû­nus: 10/84-85.

[172] Yunus: 10/85-86. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 81.

[173] Tevbe: 9/129.

[174] Ra'd: 13/30. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 81.

[175] Al-i İmran: 3/173. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 82.

[176] Enbiya: 21/112. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 82.

[177] Bakara: 2/129.

[178] İbrahim: 14/37-41. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 82-83.

[179] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:83-84.

[180] İbrahim: 14/39. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 84.

[181] Fatiha: 1/2-4.

[182] Enam: 6/1.

[183] İsra: 17/111.

[184] Kehf: 18/1.

[185] Sebe: 34/1-2.

[186] Fatır: 35/1-2. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 84-85.

[187] Ahkaf: 46/15. Allah kendisine karşı nankörlük yapmayan kimseleri ebedi nimetler yurdu olan cennetlere yerleştireceğine dair söz vermektedir. Bu duanın siyak sibakı Allah'a karşı müteşekkir olmakla, anne-babaya ve üzerimizde emeği geçen tüm insanla­ra karşı müteşekkir olup nankörlük etmemeyi aynı bağlamda dile getirmiştir; bkz. Ahkaf: 46/13-16. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 86.

[188] Neml: 27/19. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 86-87.

[189] Fatiha: 1/6-7. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 87.

[190] Râsihûn vahyin bilinç ve inanç aşılayan bilgisi konusunda derinlik sahibi alimlerdir.

[191] Al-i İmran: 3/8. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 87-88.

[192] A'raf: 7/126. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 88.

[193] Yusuf: 12/101. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 88.

[194] Al-i İmran: 3/191-194. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 88-89.

[195] Al-i İmran: 3/35.

[196] Saffat: 37/100.

[197] Kurban, tevhidin en önemli göstergelerinden biri olup, "sevdiklerimizden Rabbimizin hoşnutluğunu gözeterek vazgeçebilirle bilinci"ne ermektir. Kur'an'da anlatılan Adem'in iki oğlu kıssasından, Rabbimize olan sevgi ve bağlılık derecemizin nasıl olması gerektiğine dair hikmetli dersler çıkarabiliriz: Adem'in iki oğlu (bütün insanlar) yeryüzünde tabi tutuldukları sınavda "sevdiklerinden Allah için vazgeçebileceklerini" ispat eden duyarlılığı gösterip göstermeyecekleri konusunda denenmektedirler. İlahi denetim altında bir yarışa sokulmaktadırlar. Bu bakımdan kurban ibadeti; Allah için sevip O'nun için vazgeçme konusunda bir simge, bir numune-i imtisaldir. Yüce Rabbimiz muttaki kullarının kurban müsabakasına/O'na yakınlaşma yarışına girmelerini beklemektedir. Buna göre; Adem'in iki oğlundan biri, "en sevdiklerini Allah için kurban ederek, onlardan vazgeçerek" kârı sona ermeyecek olan bir ticaret yapmış, Rabbinin rızasını ka­zanmıştır. Fakat Yaratıcı ile olan irtibatını koparan, bencil, müstağni ve müstekbir diğer oğul, en sevdiklerini kendine saklamış, hoşlanmadıklarını Al­lah'a sunmuştur. Böyle yapmakla şeytani olan bir şeye ilan-ı aşk ederek şirke düşmüştür. Allah'tan uzaklaşmakla, karganın rehberliğine muhtaç olmak gibi iz zetsiz bir duruma düşmüştür. Bu kıssada Yüce Rabbimiz, değinmeye çalıştığı­mız hakikati Kur'an'da 'hak ile' dile getirmektedir. Yani bu konudaki iddia ve varsayımlara açıklık getirecek şekilde, bizlere beyan etmektedir. Buna göre Adem'in oğullarına "Allah'a yakın olma yarışı"na girmeleri emredilmiştir. Kıssa­nın tamamı için bkz. Maide: 5/27-31.

[198] Saffat: 37/102. İbrahim-İsmail peygamberlerin kurban kıssasının tamamı için bkz. Saffat: 37/ 102-111.

[199] Enbiya: 21/89. Zekeriyya Peygamberin bu zürriyet ve tespih duası, çocuğu olmayan olgun bir müminin zürriyet sahibi olmak için Allah'a nasıl yakarması gerektiğine ilişkin bir numune olarak kıyamete kadar yaşayacaklara takdim edilmiştir. Zekeriyya Peygamberin bu duayı yaparken takındığı samimi tutumu ve ihlaslı ruh halini hissetmek için bkz. Al-i İmran: 3/38; Meryem: 9/3-6. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 89-92.

[200] Bakara: 2/250. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 92.

[201] Peygamberimizin örnek mücadelesinde gerçekleşen hicret ve beraatin aşama aşama ayetlerin iniş sırasından takip edilmesi mümkündür. Önce Mekki ayetlerde telkin edilen manevi hicretin daha sonra Medeni ayetlerde nasıl somut tekliflerle tekamüle ulaştığını görmek için bkz. Müddessir: 74/1-5; Tevbe: 9/1-3. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 92-93.

[202] Kasas: 28/55. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 93

[203] Maide: 5/25. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 93-94.

[204] Tahrim: 66/11. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 94.

[205] Kehf: 18/10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 94.

[206] A'raf: 7/47. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 95.

[207] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 95.

[208] Bakara: 2/136. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 95.

[209] Maide: 5/83-84. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 95-96.

[210] Al-i İmran: 3/53. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 96.

[211] Maide: 5/111. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 96.

[212] Baka­ra: 2/256-257. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 97.

[213] Furkan: 25/74. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 97-98.

[214] İsra: 17/24. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 98.

[215] Hûd: 11/90.

[216] Müminûn: 23/103-108.

[217] Peygamberimizden rivayet edilen bazı hadislerde "Allah'ı güzel isimleriyle anıp özür dileyenlerin, denizlerdeki köpükler kadar dahi olsa günahlarının af­fedileceği" belirtilmiştir; bkz. Buhari, Da'avât, 65; Ebu Davud, Salât, 359; eî-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v, S-l-y maddeleri. Bir hadiste işlenen günahların insanı ümitsizliğe sevk etmemesi için istiğfarın tüm hayatımız boyunca sürekli olarak başvurul­ması gereken bir zikir olduğu belirtilmiştir; bkz. Müslim, Tevbe, 29; Tirmîzi, Da'avât, 66; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadisi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v, T-e-b maddeleri. İnsan ne kadar sakınırsa sakınsın ufak tefek hatalar yapmaktan kendini koruyamaz, bu yüzden istiğfarın gün­lük hayatımızın tüm anlarını kuşatan bir süreklilikte yapılması gerekir. Pey­gamberimizden rivayet edilen bir hadiste —gelmiş geçmiş bütün günahları bağışlandığı halde— o, şu sözlerle istiğfar yakarışı yapmıştır: "Allahım! Hata­larımı kar ve dolu suyu ile temizle, beyaz elbiseyi kirden arındırdığın gibi, kalbimi de günahlardan öylece arındır!" İbn Mâce, Du'â, 3; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Eifâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986, c. II, D-a-v maddesi.

[218] Al-i İmran: 3/135.

[219] Müminûn: 23/118.

[220] Al-i İmran: 3/17.

[221] Al-i İmran: 3/16.

[222] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 98-100.

[223] Al-i İmran: 3/147. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 100.

[224] A'raf 7/23. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 100-101.

[225] Nuh: 71/28. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 101.

[226] İbrahim: 14/41.

[227] Mümtehine: 60/5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 101-102.

[228] Kasas: 28/16-17.

[229] Mümin: 40/55.

[230] A'raf: 7/151. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 102.

[231] Sâd: 38/35. Süleyman (a) istiğfar ve iktidar duasını tevhid dini İslam'ın hizmetinde kullanacağı büyük bir hükümranlık için yapmıştır; Dünyevi iktidarı tevhid ve adaletin emrinde kullanmayı hedefleyen onun bu ihlaslı duası kabul edilmiştir. Bu yakarışta ilginç olan bir husus, Süleyman (a)'ın iktidar istemeden önce, iktidarın insanı azdırıp saptırması da mümkün olduğundan dolayı, istiğfar dilemiş olmasıdır. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 102-103.

[232] Haşr: 59/10.

[233] Tahrim: 66/8. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 103.

[234] "O, kalpleri hakikati anlamaya karşı duyarsızlaşanlar son saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Şüphesiz onun geleceği şimdiden haber verilmiştir. O bir kez başla­rına geldikten sonra geçmiş günahlarını hatırlamalarının onlara ne faydası olacak? O halde bil ki Allah'tan başka ilah yoktur. Ve (hâlâ vakit varken) kendi günahları­nın ve öteki bütün mümin erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Çünkü Allah bütün geliş gidişlerinizi ve bütün kalkışlarınızı bilir." Muhammed: 47/18-19.

[235] Nisa: 4/106. Hadislerde Peygamberimizden çok sayıda istiğfar duası örneği rivayet edilmiş­tir; Örnek olarak bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, Müellifi; Zeynü'd-dîn Ahmed b. Ahmed b. Abdi'l-Lâtîfi'z-Zebîdî, Mütercimi ve Şârihi; Kâmil Miras, Emek Ofset Matbaacılık San. Ankara, 1984, cilt XII, s. 349, 2156 numaralı hadis. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 104.

[236] Al-i İmran: 3/193. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 104.

[237] Müminûn: 23/109. Ahirette kafirlerin yapacakları istiğfar kabul edilmeyecektir (Müminûn: 23/106-109). Rabbimiz onların ahirette yapacakları tövbeyi reddederken, dünyada iken müminlerin yaptıkları İstiğfarı örnek gösterecektir; (Müminûn: 23/109.) Bu yakarışı "İstiğfar ve Rahmet Duası" olarak isimlendirebiliriz.

[238] Bakara: 2/285-286.

[239] Nisa: 4/110-111. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:105-106.

[240] Eyyub Peygambere şifa veren mucizevi su olayı için bkz. Sad: 38/41-43.

[241] Enbiya: 21/83. Allah'ın merhametine sığınan bu yakarıştan sonra Eyyub Peygamber hem fizik­sel sağlığına kavuşmuştur, hem de aile çevresi öncekinin iki katına ulaşarak ge­nişlemiş, Allah yolunda sarf edebileceği büyük bir güç sahibi olmuştur; bkz. En­biya: 21/84. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 106.

[242] Tahrim: 66/11.

[243] Hayatı bir imtihan alanı olarak telakki edişimiz, bizim dünyanın geçici menfaat­lerini sonsuz nimetler yurdu olan ahirete karşılık takas etmeyi gerektirmektedir; bize bu perspektifi kazandıran konuyla ilgili çok sayıda ayetten ikisi için bkz. Bakara: 2/200; Al-i İmran: 3/148.

[244] Bakara: 2/201. Bu dua benzer şekillerde Peygamberimize nisbet edilen hadislerde neredeyse aynı ifadelerle yer almıştır; bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, Kitâu'd-Da'avât, Müellifi; Zeynü'd-dîn Ahmed b. Ahmed b. Abdi'l-Lâtîfi'-Zebîdî, Mütercimi ve Şârihi; Kâmil Miras, Emek Ofset Matbaacılık San. Ankara, 1984, cilt XII, s. 348, 2155 numaralı hadis. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 106-107.

[245] Tevbe: 9/59. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 107-108.

[246] Musibet insanın başına gelen her tür sıkıntıyı ifade etmektedir. Mesela zamanını ve şeklini belirleme konusunda hiçbir yetkiye sahip olmadığımız ölüm bir musi­bettir; bkz. Bakara: 2/156. Musibetler karşısında takınmamız gereken tutum; "Allah'a tevekkül ederek O'na sığınmak" şeklinde olmalıdır. Musibetten söz eden ayetlere baktığımızda insanın başına gelen sıkıntıların iki sebeple gerçekleş­tiğini görmekteyiz: Birincisi, insanların kendi elleriyle yaptıkları suçlara karşılık olarak gelen cezalardır. İkincisi ise ilahi imtihanın bir parçası olarak, ölüm gibi, cin ve insan şeytanlarının musallat edilmesi gibi irademiz dışında gerçekleşen musibetlerdir. Musibetler konusunda Rabbimizin öğrettiği bakış açısı şöyledir: Birincisi; Rabbimizle olan münasebetlerimizde özeleştiri yaparak, suçu kendi­mizde arayarak yeniden tevazu temelli bir ahlaki münasebet kurmanın yollarını aramaktır. İkincisi ise; bir imtihanla karşı karşıya olduğumuzu düşünerek O'na karşı isyan emareleri gösteren taşkınlıklardan kaçınmaktır.

[247] Baka­ra: 2/156. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 108.

[248] A'raf: 7/155-156. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 108-109.

[249] Müminûn: 23/93-94. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 109.

[250] Al-i İmran: 3/16.

[251] Al-i İmran: 3/191. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 110.

[252] Duhan: 44/12. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 110.

[253] Furkan: 25/65-66. Bu duanın sahibi olan Rahman'ın has-salih kullarının özellikleri için bkz. Furkan: 25/63-67. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 110-111.

[254] Al-i İmran: 3/194. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 111.

[255] A’raf: 7/47. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 111.

[256] Sağın simgelediği dürüstlük ve erdemlilik ashab/arkadaşlar ve yemin/sağ ifadelerini buluşturmuştur; bkz. Müddessir: 74/39; Beled: 90/18.

[257] Tahrim: 66/8. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 112.

[258] En'am: 6/1.

[259] A'raf: 7/43.

[260] Fatır: 35/34-35. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:112-113.

[261] Yunus: 10/10. Ayetin tamamı şöyledir: "O mutluluk makamında onlar: 'Ey Allahım! Sınırsız kudret ve izzetinle ne yücesin!' diye dua ederler. Ve onlara, 'size selam olsun!' diye karşılık ve­rilir. Bunun üzerine onlar da son söz olarak 'bütün övgüler âlemlerin Rabbi olan Allah'a özgüdür' derler." Yunus: 10/10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 113.

[262] Hûd: 11/45-47.

[263] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 113-114.

[264] Şuara: 26/86-87.

[265] İbrahim Peygamberin babası için yaptığı yakarış, onun babasına verdiği bir söze dayanıyordu; o sadece sözünü yerine getirmek için Allah'a dua etmiştir; olayın anlatıldığı siyak-sibak için bkz. Meryem: 19/41-48; Mümtehine: 60/4-5. Günah içinde ölüp giden cehennem ehline akrabamız bile olsa dua etmek haramdır; hem Peygamberimiz (s)'i hem de İbrahim (a)'i muhatap alan ve ikaz eden ilahi uyarılar için bkz. Tevbe: 9/113-114.

[266] Bakara: 2/126. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 114-115.

[267] A'raf: 7/143.

[268] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 115.

[269] Yûnus: 10/90-91.

[270] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 116.

[271] Duhan: 44/12.

[272] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 116.

[273] Tevbe: 9/80.

[274] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 117.

[275] Eğer peygamberlerle uyarılmasaydılar, başlarına musibet gelen kafirler Allah'a: "Bize bir uyarıcı gönderseydin iman ederdik." derler; bkz. Kasas: 28/47. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 117.

[276] İbrahim: 14/44. Kafirlerin dünyaya yeniden kısa bir süre için de olsa dönüş istekleri kabul edil­meyecektir; ayetin devamı ve bağlamı için bkz. İbrahim: 14/43-47.

[277] Ra'd: 13/14.

[278] Müminûn: 23/100. Dünya hayatına geri dönmek için yapılan hiçbir dua kabul edilmeyecektir; bkz. Müminûn: 23/99-107.

[279] Ahkâf: 46/34.

[280] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 117-119.

[281] Müminûn: 23/106-107. Cehennem ehli oluşlarından kör talihi sorumlu tutmaya kalkan suçluların bu yaklaşımı ahiret günü kabul görmeyecektir; Müminûn: 23/108. Yeryüzünde za­yıf bırakılmış olan mustazafların, yöneticilere uyarak şirk koşmaları da affedil­meyecektir; doğru yol tutmak herkesin kendi elindedir; bkz. Kasas: 28/61-64; Ahzâb: 33/66-68; Sâd: 38/61; Fussilet: 41/29. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 119.

[282] Mümin: 40/11-12. Günahı itiraf ahiret günü bir işe yaramayacaktır; bkz. Nahl: 16/86. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:119-120.

[283] Cehennemden çıkışın ve hele hele dünyaya geri dönüp ikinci bir şans kullanma­nın imkansızlığına ilişkin bkz. Fatır: 35/36; Mümin: 40/10.

[284] Fatır: 35/37. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 120.

[285] Bakara: 2/153. Duanın sabır ve namazla yapılması gerektiği Kur'an'ın başka ayetlerinde de yinelenmektedir; bkz. Bakara: 2/45; Mümin: 40/55.

[286] Yusuf: 12/33, 34, 39, 51, 54, 56.

[287] Sâd: 38/44.

[288] Bakara: 2/250. Cihad için hazırlık yapmak, mücadelenin kazanılmasını kolaylaştıran bir tür fiili duadır; yoksa hiçbir mücadelede bulunmayanlara Allah'ın yardım etmesi söz konusu değildir, zaten hazırlık ve tedbir O'nun bir emridir: "Ey iman edenler! İs­ter küçük gruplar halinde isterse toplu halde, savaşa giderken tehlikelere karşı hazırlıklı olun." Nisa: 4/71.

[289] İçki, şans oyunları gibi kötülüklerden (seyyielerden) Allah için kaçınmak gerekir. Bu çaba bir tür fiili duadır; çünkü şeytani fiiller zikrullahı/Allah'ın takdir ettiği değerleri unutturur; bkz. Maide: 5/90-91. Dünyanın temiz ve meşru nimetlerinden yarar­lanırken, onları yaratanı anıp teşekkür etmek gerekir; bu da bir tür fiili duadır; Müminûn: 23/51. Allah'ın verdiği rızıkları gerektiği yerlere, gerektiği miktarda harcamamak bir israftır/taşkınlıktır; dengesiz hareketler de fiili duaya engel teşkil eder, küfür barajlarına biriken pislikler için set görevi üstlenir; Taha: 20/81. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 120-122.

[290] K-h-r kök harflerinden türeyen mübalağa bir isim olarak kahhâr; "çok üstün, ebedi hakimiyet sahibi, her şeyi saltanat ve idaresi altında tutan, otoritesinde boşluk bulundurmayan" anlamına gelir. Sadece bir ayette insana nispet edilen kahir kelimesi Firavun’la alakalı olumsuz bir muhtevaya sahip olup, adaleti hiçe sayan "diktatör'' manasında geçmektedir (A'raf: 7/127); diğer bütün ayetlerde Allah'a nispet edilmektedir; Kâhir için bkz. En'am: 6/18, 61; Mübalağa sigasındaki kahhâr için bkz. Yusuf: 12/; Ra'd: 13/16; İbrahim: 14/48; Sad: 38/65; Zümer: 39/4; Mümin: 40/16. Sonuç olarak görece başarısızlıklardan ve zulme uğradıktan sonra müminler, sığınılacak en güvenli merci olan Allah'a kahhâr sıfatını anarak yakarabilirler. Bu kötü bir dua değildir, bir toplumun tü­müyle helak olmasıyla da sonuçlansa adalet gerçekleştiğinden dolayı kahhariye duası bir beddua değildir.

[291] İsra: 17/11. İnsanın aceleci oluşuna bağlı tepkisel yapısı beddua etmesine yol açabilmekte­dir; bu toy yapının ilahi vahyin eğitimine tabi kılarak olgunlaştırılması gerek­mektedir; konuyla ilgili diğer ayetler için bkz. İsra: 17/18; Taha: 20/131; Kıyame: 75/20; İnsan: 76/27; Naziat: 79/38; A’lâ: 87/16-17.

[292] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 122-123.

[293] Nuh peygamberin yaptığı zalim toplumu helak etmesi için Allah'a yalvardığı duanın bağlamı için bkz. Nuh: 71/9-28. ayetler.

[294] Nuh: 71/ 26-28.

[295] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 123-124.

[296] Müminûn: 23/39. Hûd Peygamberin nusret duasının bağlamı için bkz. Müminûn: 23/31-41.

[297] Bkz. Hûd: 11/58-59; Hakka: 69/7-8. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 124-125.

[298] Şuayb Peygamber ve arkadaşlarının kabul olan yakarışını anlatan ayetler için bkz. A'raf: 7/89-92.

[299] A'raf: 7/89. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 125.

[300] Yunus: 10/88. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:125- 126.

[301] Peygamberimizin, gerçek adı Abdü'1-Uzza olan amcası, Ebu Leheb sıfatı ile Kur'an'da işaret edilmiş olumsuz bir şahsiyettir. İki elinin kuruması için yapıl­ması istenen bu yakarışın gayesi, onun Mekke ve çevresindeki güçlü nüfuzunun yok olmasını talep etmektir. Çünkü o Allah'ın kelimesinin yücelmesini engelle­mek için fiilen gece gündüz çalışan şer odaklarına liderlik yapmıştır. Ebu Leheb parlak yüzlü demektir. "Parlak yüzlü" sıfatı, sure bütünlüğünde yüzleri yalayan parlak cehennem ateşi tasvirleriyle uyumlu bir nitelemedir. Ebu Leheb onun Mekke toplumundaki statüsünün parlaklığına, kendini beğenmişliğine, insanla­rın imrenişlerine de işaret eder. Öte yandan Kur'an'da onun asıl isminin değil de sıfatının kullanılması, ilahi mesajın tarihsel bağlamla sınırlandırılamayacağına da işaret eder.

Karısının "odun hamalı" benzetmesiyle kahhariye duası içinde yer alışı ise, onun İslam'a karşı oluşan nefret ateşini tutuşturması ile cehennem ateşi arasında­ki benzerliğin ahenkle tabloda yer almasını sağlamıştır.

[302] Leheb: 111/1-5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 126-127.

[303] Veyl kelimesi Kur'an'da 36 defa geçmekte ve bir kınama ifadesi olarak kullanıl­maktadır; ancak yer yer bu kınama ifadesi "helak-kahr" anlamına da meyletmiştir. Kur'an'da şu insan grupları "veyl" ifadesiyle kınanmıştır: Allah'a ait olma­yan sözleri O'na aitmiş gibi gösteren İsrailoğulları (Bakara: 2/79); Allah'a çeşitli ortaklar yakıştıran her tür müşrik (Enbiya: 21/18); Hz. İsa'nın tanrısal bir tabiata sahip olduğunu iddia ederek itikada zulüm karıştıran Hıristiyanlar (Meryem: 19/37; Zuhruf: 43/65); kainatın amaçsız olarak yaratıldığını iddia eden nihilist­ler (Sad: 38/27); kendisine hakikati hatırlatan anne-babasına karşı isyan eden hayırsız evlatlar (Ahkaf: 46/17); Allah'ı anmaya karşı kalbi katılaşmış olan ön­yargılarını din edinenler (Zümer: 39/22); Allah'tan başkasına ilahlık yakıştıran­lar (Fussilet: 41/6); ısrarla hakikati yalanlayarak kendi kendini aldatanlar/effâk (Câsiye: 45/7); ahireti inkar eden, bu nedenle başlarına sonsuz felaketler zinciri gelecek olan kafirler (İbrahim: 14/2; Zâriyat: 51/60; Tûr: 52/11; Mürselât: 77/15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 47, 49; Mutaffifîn: 83/10); Karun gibilerin haksız kazançla elde edilmiş, hiçbir hayra vesile olmayan servetine özenenler (Kasas: 28/80); Allah'ın mesajını bile bile inkar eden Firavun gibi kafirler (Taha: 20/61); dürüst ve erdemli insanlara iftira atan, dillerine dolayıp karalama kampanyalarıyla yıp­ratmaya çalışan hümeze, lümeze gruplan (Hümeze: 104/1); infaktan bağımsız, gayesiz, bilinçsiz namaz kılmanın insanı nihai kurtuluşa götüreceğini zanneden ahmaklar (Mâûn: 107/4); ölçüyü eksik tutarak çeşitli hilelerle ekonomik zulüm yapan sömürgeciler (Mutaffifîn: 83/1, 6).

[304] El sıkmak, kırmak, dürtmek, vurmak anlamına gelen hümeze, kalp kırmayı, gönül incitmeyi ve gammazlığı ahlak edinmiş zalimlerin bir sıfatıdır. Hümeze grubu sahip olduğu her şeyle; eliyle, diliyle, malıyla mazlumları incitmeyi, itip kakmayı adet haline getirmiş olan kimselerdir. Mızrak saplamak anlamına gelen lümeze ise kaş göz hareketleriyle dürüst insanları eğlenceye alan, müminleri ayıplayan, kendini beğenmiş, kibirli insanların sıfatıdır.

[305] Hümeze: 104/1-9. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 127-128.

[306] İsra: 17/44. Kainatın uçsuz bucaksız ufuklarına serpiştirilmiş her bir varlığın kendine özgü dua ve ibadet biçimi vardır; bunlardan bazılarını idrak edebilmekte, bazılarıyla ilgili ise çok sınırlı bilgi sahibi olmaktayız. Allah'ın yaratıp emir ve boyunduru­ğu altında tuttuğu tüm varlıkların O'nun sonsuz kudret ve şanını yücelten ayet­ler olarak ibadet ettiğine ilişkin diğer ayetler için bkz. Al-i İmran: 3/83,190-191; Nisa: 4/126; Enam: 6/13; Ra'd: 13/13; Nahl: 16/68-69; Ankebut: 29/4; Fussilet: 41/11-12; Duhan: 44/38-39; Hadid: 57/1; Haşr: 59/1; Saf: 61/1; Cum'a: 62/1. vd. Müminlerin kainattaki bu bilinçsiz ibadetin farkına varması birçok ayette övül­müştür; bkz. Al-i İmran: 3/191-194; Fatır: 35/28.

[307] Rum: 30/26. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 128-129.

[308] Ra'd: 13/13. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 129.

[309] Bakara: 2/32. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 129-130.

[310] Şura: 42/5.

[311] Allah'ın kudret tahtını taşıyan melekler Allah'ı hamd ederek yüceltir; müminler için de istiğfar dilerler; bkz. A'raf: 7/54; Neml: 27/8; Zümer: 39/75; Şura: 42/5; Hakka: 69/16-17.

[312] Mümin: 40/7-9. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 130-131.

[313] Ahzâb: 33/56. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 131.

[314] Hicr: 15/36-40.

[315] Şeytan insanı süren, sürükleyen biridir. Bunun için Kur'an'da süren, yöneten anlamında "saik" olarak isimlendirilmiştir. Yakın arkadaş olarak şeytanı seçenin sapması baştan bellidir. Şeytanın mutlak gücü yoktur, insanın kendisi sapkınlığı tercih eder, şeytan da bu tercihi güçlendirir o kadar. Örnek olarak bkz. Kaf: 50/27-29.

[316] Şeytanların fitne/ayartma vesilesi olarak imtihan halindeki insanları kandırmaya çalışmaktan öte bir gücü yoktur; zaten onlar da Allah'ın izin verdiği yere ve zamana kadar etkileme olanağına sahiptirler, daha fazla değil; bu yorumun il­ham kaynağı olan diğer ayetler için bkz. A'raf: 7/14-15; İbrahim: 14/22; Nahl: 16/99; Hicr: 15/26-43.

[317] Sâd: 38/79. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 131-132.

[318] Al-i İmran: 3/147.

[319] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 133.

[320] Araf: 7/23. Adem ve eşinin ilk sınavdan başarısız çıktıktan sonra aczi itiraf, pişmanlık ve bağışlanma dileyen mütevazı tavırları İblis ve avenesinin yaptıklarından farklı bir muhteva taşımaktadır. Şeytan ve dostları yanlış yaptıklarını itiraf etmezler; dolayısıyla istiğfar da dilemezler. Fakat hataya düşseler de insanların dürüst ve erdemli olanları şeytandan farklı olarak acizliğin bir ifadesi olarak Allah'tan bağışlanma dilerler. İşte Adem ve eşininki gibi bir dua, alçakgönüllülüğün dürüst bir kulluğun ifadesi olarak takdim edildiğinde makbul olacaktır. Nitekim Adem ve eşinin bu duası kabul edilmiştir: "Derken Adem, Rabbinden yol gösterici sözler aldı. Ve Allah onun tövbesini kabul etti. Çünkü yalnız O'dur tövbeyi kabul eden, rahmet dağıtan." Bakara: 2/37. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 134.

[321] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 134.

[322] Nuh: 71/5-10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 134-135.

[323] Şuara: 26/117-118. Nuh (a) 950 yıllık bıkıp usanmayan mücadelesinden sonra kafirlerden nihai kopuş ve kurtuluş isteyen tevekkül sahibi bir peygamber olarak Kur'an'da tüm insanlığa örnek gösterilir; bkz.; Ankebut: 29/14. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 135.

[324] Müminûn: 23/26. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 135.

[325] Nuh: 71/21-24. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 136.

[326] Kamer: 54/10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 136.

[327] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 136.

[328] Nuh: 71/26-27. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 137.

[329] Nuh: 71/28. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 137.

[330] Hûd: 11/47. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 137.

[331] Müminûn: 23/29. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 137-138.

[332] Müminûn: 23/28. Nuh Peygamberin fiili dua ile birlikte yaptığı sözlü yakarış Allah katında kabul gören özellikler taşımaktadır, makbul olma şartlarını taşıyan böyle dualara ica­bet ettiğini Rabbimiz Kur'an-ı Mubin'de ilan etmiştir; bkz. Saffat: 37/74-76. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 138.

[333] Müminûn: 23/39. Hûd (a)'un Allah'tan yardım talep ettiği bu nusret duası kabul edilmiştir. Muntakim olan Allah, elçisini yalnız ve çaresiz bırakmamış, kudret elini uzata­rak ifsada boğulmuş toplumu helak etmiştir. Âd kavminin sayha/korkunç ses­lerle tezahür eden ani bir darbe ile onları bulundukları yere serip çer çöp haline getiren kuru dondurucu bir rüzgâr göndererek cezalandırılışını anlatan diğer ayetler için bkz. Müminûn: 23/40-41; Zariyat: 51/41-42; Kamer: 54/18-21. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:138.

[334] Hûd: 11/56. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 139.

[335] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 139.

[336] Ankebut: 29/30. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 139.

[337] Şuara: 26/169. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 140.

[338] Neml: 27/59. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 140.

[339] Rabbimiz İbrahim (a)'in bu duygusal çağrısına "affedilmez şirk günahını işle­yenlere ahd verilmeyecektir" diyerek cevap vermiştir; Bakara: 2/124. Gelen ilahi yanıt da göstermektedir ki, duada soy ve kan bağının din bağının önüne geçi­rilmesi doğru değildir. Bu genel esastan dolayı Rabbimiz İbrahim Peygamberin babasına yaptığı duayı da kabul etmemiştir, çünkü o müşriklerdendir; bkz. Meryem: 19/47-48; Mümtehine: 60/4. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 140.

[340] Mümtehine: 60/4-5. Kafir bir toplumda müminlerin ilkleri-öncüleri olan erdemli insanlarla birlikte İbrahim Peygamberin Allah'a inayet için yakarışları; Mümtehine: 60/4-5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 141.

[341] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 142.

[342] Saffat: 37/100. Bu duasından sonra Yüce Allah İbrahim (a)'e "yumuşak huylu bir erkek çocuk” olarak nitelediği İsmail (a)'i lütfetmiştir; Saffat: 37/101. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 142.

[343] İbrahim: 14/35-36. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 142.

[344] İbrahim: 14/37. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 143.

[345] İbrahim: 14/38-39. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 143.

[346] İbrahim: 14/40. İbrahim Peygamber bu duasında kendi soyundan gelecek nesiller için Allah'tan tevhide bağlılık göstermeleri için yalvarmış, O'ndan müminler için dünya yaşa­dıkça güvenliğinden hiçbir şey kaybetmeyecek "şeytanlardan arındırılmış bir bölge" olarak Mekke ve çevresini koruyup bereketlendirmesini niyaz etmiştir; İbrahim: 14/35-41. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 143.

[347] İbrahim, 14/41. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 144.

[348] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 144.

[349] Bakara: 2/126. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 144.

[350] Baka­ra: 2/127-128.

[351] Bakara: 2/131. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 145.

[352] Bakara: 2/129. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 145.

[353] Bütün peygamberler gibi İbrahim (a) de cenneti Allah'ın sonsuz merhametinin ve lütfunun bir tezahürü olarak istemiştir; bkz. Şuara: 26/69-82.

[354] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 145-146.

[355] İbrahim Peygamber babasına verdiği sözden dolayı onun için dua etmiştir; daha geniş olarak bkz. Meryem: 19/41-48.

[356] Şuara: 26/83-89. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 146.

[357] Yusuf: 12/97-98. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 146-147.

[358] Yusuf: 12/33. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 147.

[359] Yusuf: 12/101. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 147-148.

[360] Eyyub Peygambere şifa veren mucizevi su olayı için bkz. Sad: 38/41-43.

[361] Enbiya: 21/83. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 148.

[362] A'raf: 7/89. Şuayb Peygamber ve arkadaşlarının bu toplu yakarışını Allah kabul etmiştir. Ticarette yaptıkları hileleriyle kötü bir ün bırakmış olan Medyen halkı racfe dep­remi ile helak edilmişlerdir; A'raf: 7/89-92. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 149.

[363] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 149.

[364] Kasas: 28/16-17. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 149-150.

[365] Kasas: 28/21-22. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 150.

[366] Kasas: 28/24. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 150.

[367] Maide: 5/25. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 150-151.

[368] Şuara: 26/12-14. Dönemin güçlü iktidar sahibi Firavun'dan başlaması gereken tebliğ öncesi Musa Peygamber derdini ve tüm korkularını Allah'a açmıştır. Onu Harun (a)'la des­tekleyen ve korkulardan arındıran Rabbimiz yakarışını cevapsız bırakmamıştır; Şuara: 10-17.

[369] Kasas: 28/33-34.

[370] Taha: 20/45. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005:151-152.

[371] Taha: 20/25-35. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 152.

[372] Yunus: 10/88. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 152-153.

[373] A'raf: 7/155-156. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 153-154.

[374] A'raf: 7/143. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 154.

[375] A'raf: 7/151. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 154.

[376] Baka­ra: 2/67. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 154.

[377] Mümin: 40/27. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 154-155.

[378] Sad: 38/35. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 155.

[379] Neml: 27/15. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 155.

[380] Neml: 27/19.

[381] Süleyman Peygamber Allah'ı çok zikreden bîr kul olarak ün kazanmıştır; Sâd: 38/30. "Güzel olan her şey onda Allah'ı unutturan değil, hatırlatan bir işlev görmüştür" bkz. Sâd: 38/32. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 156.

[382] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 156-157.

[383] Enbiya: 21/87. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 157.

[384] Bu olayın anlatıldığı tablodan öğrendiğimize göre, o yolculuğu esnasında başına gelen belaları doğru bir şekilde yorumlayıp hikmetli sonuçlar çıkarmış ve iş iş­ten geçmeden sığınılacak tek hakiki merci olan Allah'a sığınmıştır; daha geniş olarak bkz. Saffat: 37/139-145. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 157.

[385] Meryem: 19/4-6. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 157-158.

[386] Al-i İmran: 3/38. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 158.

[387] Enbiya: 21/89. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 158.

[388] Maide: 5/114. İsa Peygamber kendisini ilahlaştıran —Allah'ın oğlu ilan eden— Hıristiyanlar aleyhinde dua formunda şehadet edecektir; bkz. Maide: 5/11-117. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 159.

[389] "Sültan (ilahi destek) duası" olarak da isimlendirebileceğimiz bu yakarış örneği girişeceğimiz herhangi bir iş öncesi veya herhangi bir işten vazgeçmek üzerey­ken söylenmeye çok uygundur. Yüce Allah bu duanın gündüze manevi hazırlık amacı taşıyan ibadetlerden teheccüd namazında okunmasını emretmiştir; bkz. İsra: 1/79-80.

[390] İsra: 17/80.

[391] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 159-160.

[392] Al-i İmran: 3/26-27. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 160.

[393] Tevbe: 9/129.

[394] Ra’d: 13/30. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 160-161.

[395] Fatiha: 1/1-4.

[396] En’am: 6/1.

[397] İsra: 17/111.

[398] Kehf: 18 /1.

[399] Sebe: 34/1-2.

[400] Fatır: 35/1-2. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 161-162.

[401] Zümer: 39/46.

[402] Enbiya: 21/112. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 163.

[403] Felak: 113/1-5.

[404] Nas: 114/1-6. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 163-164.

[405] Müminûn: 97-98. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 164.

[406] Haşr: 59/22-24.

[407] Al-i İmran: 3/26-27. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 164-166.

[408] Yusuf: 12/108. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 166.

[409] Bakara: 2/255. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 166-167.

[410] Taha: 20/114. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 167.

[411] Furkan: 25/30. Peygamberimiz Kur'an'a karşı duyarsız halkını "Ey Rabbim, bunlar inanmaya­cak bir kavimdir" diye Allah'a şikâyet ermiştir; Zuhruf: 43/88. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 167.

[412] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 167-168

[413] "Allah'tan başka ilah yoktur" anlamına gelen "lâ ilahe illallah" dua şeklinde söylendiğinde tehlil olarak nitelendirilir.

[414] Sâd: 38/65-66. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 168.

[415] Hümeze: 104/1-9. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 168-169.

[416] Leheb: 111/1-5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 169.

[417] Müminûn: 23/93-94. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 169.

[418] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 171.

[419] Al-i İmran: 3/147. Bütün peygamberler görevlerinde sebat edip, ilahi nusreti talep ederken bu ortak yakarışla dua etmişlerdir. İstiğfar, sabır/direniş ve inayet talep eden sebat duası. Sabır ve salih amellerle takviye edilmesi bakımından yukarıdaki dua hem kavli/sözlü hem de fiili/eylemsel bir duadır. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 171.

[420] A'raf: 7/23. Adem Peygamber ve eşinin cennetteki yasak ağaçtan yedikten sonra yaptıkları istiğfar duası. Adem ile eşinin/kadın ve erkek tüm günahkarların önce itiraf, sonra tevazu ile gönülden yakarıp, kararlı bir bağlılık yemini etmesi durumunda ilahi mağfiret kapıları açılacaktır. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 172.

[421] Nuh: 71/5-10. Uzun soluklu bir tebliğ mücadelesinden sonra Nuh Peygamberin görece başarı­sızlıklarını Rabbine itiraf ederek O'ndan yardım isteyip O’na sığınışını dillendi­ren itiraf ve tevekkül duası. Duanın bağlamı için bkz. Nuh: 71/5-20.

[422] Şuara: 26/117-118. Nuh (a)'un iftitah ve necat/kurtuluş duası: İftitah; aranın açılması demektir; kafirlerle her zaman varolması gereken mesafeyi ifade eder. Duanın sonu iftitah için necat/kurtuluş talebi içermektedir. 950 yıllık bıkıp usanmayan mücadele­sinden sonra kafirlerden nihai kopuş ve kurtuluş isteğini tevekkül ile Allah'a arz edişi. Nuh Peygamber bu dualarında Allah'a teslimiyetin cahilliyye toplumun­dan uygun bir kopuşla kopmayı gerektirdiğini, tevazu sahibi bir gönlün en gü­zel yakarış örnekleriyle takdim etmiştir.

[423] Muminûn: 23/26. Görece başarısızlıklarını Rabbimize arz eden Nuh (a)'un nusret duası.

[424] Nuh: 71/21-24. Nuh (a), durumlarını düzeltmek için hiçbir çaba göstermeyen onulmaz hatalar içinde yüzen müşrik halkının Allah'a koştuğu ortaklara, hüsrana/manevi iflasa ve dalalete/yolu şaşırmaya karşı Rabbimize sığınmıştır: Hüsrandan ve dalalet­ten kurtuluş duası.

[425] Nuh: 71/26-27. Nuh Peygamberin küstahça hakikati reddeden halkını cezalandırması için Allah'a yönelişini dillendiren helak duası.

[426] Nuh: 71/28. Nuh Peygamberin müminler için bağışlanma, kafirler için teber/düzenlerin yıkılıp çöküşünü talep eden istiğfar ve helak duası.

[427] Hûd: 11 /47. Nuh Peygamber oğlunun kurtuluş gemisinde olmasını gönülden arzu etmişti, fakat oğlu küfrü bir kimlik olarak kendi iradesiyle seçmiş ve helak edilenlerle birlikte boğulmuştu. Yüce Allah Nuh Peygamberin oğluyla ilgili içinden geçen düşüncelerini "O senin ailenden sayılmazdı, çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey yaptı" (Hûd: 11/45-46) diyerek cevaplandırdı. Bunun üzerine Nuh (a) da bağışlanmayı ve sığınıkların en güvenlisi olan Allah'a sığınışı dillendiren yukarıdaki istiâze ve istiğfar duasını yaptı.

[428] Müminûn: 23/29. Nuh (a)'un maddi ve manevi bakımdan güvenli bir dünya hayatını yeniden inşa edeceği bir mekana konuşlanmak isterken Allah'a yaptığı mübarek menzil duası. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 172-175.

[429] Müminûn: 23/39. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 175.

[430] Ankebut: 29/30. Lût (a)un tebliğ ve öğütle ıslah olmaya niyeti olmayan, günaha dibine kadar batmış halkına karşı Allah’tan destek isteyişi bu nusret duası ile olmuştur.

[431] Şuara: 26/169. Lût Peygamberin tüm toplumu etkisi altına almış ahlaki çöküşten uzak durabilmek, onlardan bulaşabilecek manevi kirlerden kurtuluş için necat duası ile Allah’a sığınışı. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 175-176.

[432] Şuara: 26/83-89. İbrahim Peygamberin Allah’a hikmet ve salihlerle dayanışmada destek isteyen yakarışı cennete vasıl olmayı da içeren taleplerle süslüdür. Bu yakarışı hikmet duası olarak isimlendirebiliriz.

[433] Saffat: 37/100. İbrahim Peygamber ilerlemiş yaşına rağmen çocuk sahibi olamamış; fakat sonsuz güç ve merhamet sahibi olan Allah’tan ümidini kesmemiş, içten yakarışlarla salih nesiller sahibi olmak için yalvarmıştır. Onun bu yakarışlarını salih nesil duası olarak isimlendirmek mümkündür. Kendisine gönülden yönelen yakarışları karşılıksız bırakmayan Rabbimiz, onu risalet görevini devredebileceği İshak ve İsmail gibi salih evlatlarla ödüllendirmiştir.

[434] İbrahim: 14/35-36. İbrahim (a) Allah!tan müminler için dünya yaşadıkça güvenliğinden hiçbir şey kaybetmeyecek ‘şeytanlardan arındırılmış bir bölge’ olarak Mekke ve çevresini koruyup bereketlendirmesini niyaz etmiştir. Mescid-i Haram ve çocukları için yaptığı bu putlardan ve her tür şirkten beraat yakarışını emniyet duası olarak isimlendirebiliriz.

[435] İbrahim: 14/37. İbrahim peygamber yakın ailesi ve kuşaklar boyu tüm salih nesiller için kaldır­dığı elleriyle namaz ve rızkın öne çıktığı bir yakarışta bulunmuştur; bunu namaz ve rızık duası olarak adlandırmak mümkündür.

[436] İbrahim: 14/38-39. İbrahim (a) bu hamd duasıyla kendisine mucizevi yardımlarda bulunan Allah'a hamd ve şükrün en güzel örneklerinden birini sunmuştur.

[437] İbrahim: 14/40. İbrahim Peygamber bu duasında kendi soyundan gelecek nesiller için tevhide bağlılık göstermeleri için Allah'a yalvarmış, O'ndan, namazda devamlı ve kararlı salih nesiller talep etmiştir; bu duayı namaz duası olarak isimlendirebiliriz.

[438] İbrahim: 14/41. İbrahim Peygamber istiğfar duasında kendisi, ana-babası ve tüm müminler için Allah'tan bağışlanma dilemiştir.

[439] Bakara: 2/126. Bu duada İbrahim (a) Yüce Allah'tan Mekke'nin içinde barındırdığı Mescidi Haram'ı müminler için ebediyen "güvenli bir bölge" kılmasını niyaz etmiş ve soyun­dan gelecek salihler için güzel rızıklar talep ermiştir. Bu yakarışı emniyet ve rızık duası olarak isimlendirebiliriz. İbrahim (a)'in bu yakarışı her müminin kendi bel­desi ve halkına yönelik olarak da yapabileceği muhtevadadır. Misafiri bulundu­ğumuz bir eve ve halkına, yahut yaşadığımız çevreye yönelik olarak "Mescid-i Ha­ram gibi şirkten temizlenmesi, fitneden arındırılması, müminlere ebedî bir güven­lik kuşağı, sürekli bir korunak olması" için Rabbimize yakarabiliriz.

[440] Baka­ra: 2/127-128. İbrahim ve İsmail peygamberler bu yakarışlarında kendileri ve soylarından ge­lecek salihler için Allah'tan istiğfar dilemişler ve ilahi bağışla taçlandırdıkları yakarışlarında gelecek nesiller içinden kesintisiz olarak tevhid mücadelesini sürdürecek bir İslam ümmeti çıkarmasını Rabbimizden dilemişlerdir. Duada öne çıkan en önemli unsur Allah'a teslimiyet olduğu için teslimiyet duası olarak ad­landırabiliriz.

[441] Bakara: 2/129. İbrahim ve İsmail peygamberlerin birlikte yaptıkları bu dua, salih amellerimi­ze bereket ihsan edecek yegane gücün Allah olduğunu açıkça ilan etmektedir; ayrıca gelecek nesillere yapılan hazırlıkların çoğaltılıp berkitilmesinin nihai güvence kaynağının sadece alemlerin yaratıcısı ve Rabbi olan Allah'a ait oldu­ğu yakarış diliyle en güzel ifadelerini bulmuştur. Gelecek kuşakları arındırıp manevi olarak tertemiz kılacak hikmet ehli öncüler talep ettikleri bu yakarışları kabul edilmiştir. Çünkü onların soyundan Yakup, Yusuf, Davud, Süleyman, Musa (a) ve Peygamberimiz Muhammed (s) gibi nice salih öncüler çıkmıştır. Bkz. Cuma: 62/2. Duada hikmet, risalet ve tezkiye konuları öne çıkmaktadır. Bu nedenle risalet, hikmet ve tezkiye duası olarak isimlendirmek mümkündür.

[442] Mümtehine: 60/4-5. İbrahim Peygamber ile kafir bir toplumda müminlerin ilkleri-öncüleri olan erdemli insanlar birlikte, Allah'a inayet/yardım için yakarışta bulunmuşlar­dır. Bu yakarışlarında onlar, kafirlerin ellerinde onurlarının çiğnenmemesi için tevekkül ile Allah'a yönelmişler, geçmiş günahlarından af dilemişler ve ardın­dan fitneden muhafaza duası diye adlandırabileceğimiz ilahi yardımlar talep etmişlerdir. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 176-180.

[443] Yusuf: 12/33. Yusuf Peygamber ahlaksız teklifle karşılaşan iffet sahibi her Müslüman erkeğin takınması gereken bir tutumla hareket etmiş ve sığınakların en güvenlisi olan Allah'a nasıl bir tevekkül ile yöneleceğimizin alemlere örnek tanıklığını yapmıştır. O, günahların cazibesine karşı Allah'tan yardımını işte bu insıraf ve imdad duası ile dilemiştir. Terk etmek, yüzünü çevirmek, uzaklaşmak anlamına gelen insıraf eylemi, Yusuf Peygamberin yaptığı gibi ahlaksız bir teklif karşısında her müminin takınması gereken doğru tutumu temsil etmektedir. İmdad ise; olağanüstü durumlarda Yüce Allah'a sığınarak O'ndan acil yardım istemektir.

[444] Yusuf: 12/101. Yusuf Peygamber bu duasında olayları yorumlama ilmini kendisine öğrettiği için Yüce Allah'a şükrünü ifade etmiştir. Ayrıca "hayatın yegane amacının Al­lah ile yakınlık kurup, adanmış biri olarak canı sahibine teslim etmek olduğu"nu örnek bir yakarışla dile getirmiştir. Rabbimiz bu yakarışı tüm zaman­larda yaşayacak müminler için örnek olarak Kitab'da anmıştır. Bu yakarışı muhtevasından hareketle, şükür ve ebedi hidayet duası olarak isimlendirebiliriz. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 180-181.

[445] A'raf: 7/89. Şuayb Peygamber ve az sayıda müminin kendilerini öldürmek veya sürgüne göndermek için hazırlık yapan zalim topluma karşı ifritah duasıyla durumlarının açıklığa kavuşturulması için Allah'a sığınışlarını ihtiva etmektedir. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 181.

[446] Kasas: 28/16-17. Musa peygamberin risaletinden önce sebep olduğu kaza ölümünden dolayı, Allah'tan af dileyen yakarışı: İstiğfar duası.

[447] Kasas: 28/21. Musa (a)'nın sebep olduğu ölümcül kazadan sonra, maktulün Firavun ırkından olması, Mısır adaletine güvenmemesi sonucunu doğurmuş ve idam fermanı ve­rilmiş bir suçsuz olarak korkuyla bu necat duasını yaparak Allah'a sığınmıştır.

[448] Kasas: 28/24. Musa (a)'nın Medyen'de bir sığmak ararken, hayatını idame ettirebilmek için her şeye muhtaç olduğu bir durumda Allah'tan yardım istemek maksadıyla yaptığı yakarış: Hayr duası.

[449] Maide: 5/25. Musa Peygamber, bu tevazu ile mevcut kısıtlı imkanlarını Rabbine itiraf ettiği duasında, manevi olarak kirlenmiş bir cahiliyye toplumuyla arasında varolması gereken perdeyi —daimi hicret ve beraat halinde yaşama bilincini dile getirmiş, kalbini arınmaya açık tutan müminlere örnek yakarışını miras olarak bırakmış­tır: Dalalete düşenlerden iftirak duası.

[450] Şuara: 26/12-14. Musa peygamber dönemin güçlü iktidar sahibi Firavun'dan başlatması gereken tebliği öncesi derdini ve tüm korkularını itiraf ve inayet duasıyla Allah'a açmış­tır. Onu Harun (a)'la destekleyen ve korkulardan arındıran Rabbimiz yakarışını cevapsız bırakmamıştır. Duanın bağlamı için bkz. Şuara: 26/10-17. Musa (a)'nın ilk tebliğle görevlendirildiği andaki ruh halini anlatan diğer bir ayet de şudur: "Ey Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm, bu yüzden onların da beni öldürmelerinden korkuyorum." Kasas: 28/33.

[451] Taha: 20/45. Musa ve Harun (a)'un tebliğ ve inzar için Firavun'a gitmeden önceki ruhi sıkın­tılarını, insanın her halinden tüm detaylarıyla haberdar olan Allah'a açarak O'na dayanmayı öğreten itiraf duası.

[452] Taha: 20/25-35. Musa (a) bu duasında zorlu bir görev öncesi her müminin yönelmesi gerektiği gibi Allah'a yönelmiş, O'ndan kalbini genişletmesi için inşirah, işini kolaylaştır­ması için îsar, dilindeki düğümleri çözmesi, sözünü anlaşılır kılması için tefekkuh duası yapmıştır. Musa peygamberin bu duasından bir salih amelin na­sıl yapılması gerektiğine ilişkin şu dersler çıkarılabilir: İşe Allah'ın yardımını ta­lep ederek O'nun adı ile başlamak; kendimiz gibi olanlarla dayanışma içinde olmaya çalışmak-bireysel hareket etmemek/güç birliği yapmak; başarıda da başarısızlıkta da Allah'ı anmaktan asla vazgeçmemek.

[453] A'raf: 7/126. Müslüman olmanın tüm zorluklarına direnmede Allah'ın yardımım talep ettiği bu yakarışıyla Musa (a)'nın getirdiği mesaja iman eden müminler (Firavun'un bürokratları) direniş ve ebedi hidayet duası örneklerinden birini tevhid dini İs­lam'ın tarihine silinmez harflerle yazmış, tüm zamanlarda yaşayacak müminlere miras olarak bırakmışlardır.

[454] Yunus: 10/85-86. Musa (a) başarıya ulaşmış, ilahi yardımların mucizevi etkileri tesirini göstermiş­tir; kavminden küçük bir topluluğun iman ettikten sonra ebedi hidayet talep edişleri tevekkül ve necat duası ile olmuştur. Bu yeni müminler Allah'a bağlılık­larını izhar ettikten sonra ciddi bir can güvenliği sorunuyla karşılaşmışlardır ve kafir toplumun elinden kurtulup yeni bir sürecin inşasına geçmek için, içinde bulundukları harici şartların olumsuzluklarına karşı Allah'tan yardım talep etmişlerdir. Musa (a)'nın tebliğ ettiği hakikate ilk teslim olan müminlerin kar­şılaştıkları güçlükler ve onurlu duruşlarını dillendiren bazı ayetler için bkz. A'raf: 7/125. Şuara: 26/50-51. Böyle olağanüstü şartlarda, toplumsal hayatın imkanlarından yararlanamayan müminlere Yüce Allah "evlerini karşılıklı mescid/karargah edinmelerim" tavsiye etmiştir; bkz. Yunus: 10/87.

[455] Yunus: 10/88. Musa Peygamberin, Firavun ve çevresinin iflah olmaz tutumlarını gördükten sonra, Allah'tan onları helak etmesini dilediği helak duası.

[456] A'raf: 7/151. İstiğfar duası. Musa Peygamber bu duasında Allah'a karşı sorumluluğunu tam olarak yerine getirememiş olmanın pişmanlığı içinde yakarışını dile getirmiştir. Çünkü kardeşi Harun İsrailoğulları içinde olduğu halde, Musa (a)'nın yoklu­ğundan istifade eden Samiri, bir buzağı heykeli yapmış ve halkı ona değer ver­meye, hatta tapmaya ikna etmiştir. Bu olayda altın buzağıya tapmayanlar doğ­rudan sorumlu olmasalar da, "engel olmamak, nemelazımcılık yapmak, zulme göz yummak" ona ortak olmak anlamına geleceği için şirke doğrudan bulaşmayanlar dahi toplu bir helak esnasında cezalandırılmaktan kurtulamayacaklardır. Sünnetullahtaki bu değişmez yasayı bilen Musa (a) önce kendisi ve kardeşi için, daha sonra da yetmiş dürüst insanla birlikte bütün toplum için Allah'tan bağış­lanma dilemiştir; bkz. A'raf: 7/151, 155.

[457] A'raf: 7/155-156. Tur'dan döndükten sonra kavmini buzağıya taparken görmesi Musa Peygambe­ri çok üzmüştü; kavmi içinden seçtiği yetmiş adam ve kardeşi Harun'la toplam yetmiş iki duyarlı insan ruhlarını saran büyük bir sarsıntı eşliğinde helaktan muhafaza duası yapmışlardır. Sünnetullah yasasını dikkate alarak şirke karşı mücadeleden vazgeçmeyen bu yetmiş iki salih adama Allah rahmetini indirmiş, onları affetmiştir. Böylece helak yasalarının işleyiş süreci durmuştur. Çünkü "Helak edilmeye layık olan kafirler, onların yardakçıları münafıklar ve zulme seyirci kalan kalbi hastalıklı kimselerdir". Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 182-186.

[458] Tahrim: 66/11. Firavun'un mümin olan hanımına ait olan necat ve beraat duası tüm imkansız­lıklara rağmen imana erişmenin özgür iradenin tercihiyle ilgili olduğunu ispat eden ilginç bir örnektir. Bu mümin kadın, dünyanın bütün nimetleri ayaklarının önüne serildiği halde, ahireti tercih ettiğini bu duasıyla ortaya koymuş, zalimle­rin yaptıklarından hicret ederek, onlardan ve yaptıkları çirkinliklerden ebediyen kopmayı niyaz etmiştir.

[459] Sâd: 38/35. Süleyman (a) istiğfar ve iktidar duasını tevhid dini İslam'ın hizmetinde kullanaca­ğı büyük bir hükümranlık için yapmıştır. Dünyevî iktidarı tevhid ve adaletin em­rinde kullanmayı hedefleyen onun bu ihlaslı duası kabul edilmiştir. Bu yakarışta ilginç olan bir husus, Süleyman (a)'ın iktidar istemeden önce, iktidarın insanı azdı­rıp saptırması da mümkün olduğundan dolayı, istiğfar dilemiş olmasıdır.

[460] Neml: 27/19. Allah'ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmekten sakındırılmayı, salihlerle ciddi bir dayanışma içinde bulunmayı ihtiva eden şükür duası. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 186-187.

[461] Bakara: 2/250. Talut'un mümin askerlerinin, Calut'un ordusuna karşı savaşa hazırlanırken Al­lah'tan inayet dilemesi: Cihad duası. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 187.

[462] Meryem: 19/4-6. Kesintisiz risalet duası.

[463] Al-i İmran: 3/38. Zürriyet duası.

[464] Enbiya: 21/89. Zekeriyya Peygamberin bu zürriyet ve tespih duası, çocuğu olmayan olgun müminin zürriyet sahibi olmak için Allah'a nasıl yakarması gerektiğine ilişkin bir numune olarak kıyamete kadar yaşayacaklara takdim edilmiştir. Zekeriyya Peygamberin bu duayı yaparken takındığı samimi tutumu ve ihlaslı ruh halini hissetmek için bkz. Al-i İmran: 3/38; Meryem: 19/3, 4, 5, 6. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 188.

[465] Al-i İmran: 3/35. İmran'ın eşi, iffet abidesi Meryem (a)'in annesi, bu adayış duasıyla hamile bir mümin kadının göstermesi gereken en saygı değer duyarlılığı gösterdiği için, alemlere örnek bir Müslüman olarak Kur'an'da anılmayı hak etmiştir. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 189.

[466] Al-i İmran: 3/53. İsa Peygamberin bembeyaz kıyafetli, yürekleri de dışları kadar pak olan havari­lerinin Allah'a teslimiyetlerini izhar eden iman ve şehadet duası. Havariyyun, beyazlık anlamına gelen "havar"dan türetilmiştir. Bir unvan olarak İsa (a)'nın arkadaşlarına bu sıfatın verilmiş olması, onların yüreklerini arındırmış olmala­rından kinayedir. Ayrıca kıyafetlerini de kalplerine uygun olarak temizliğin simgesi olan beyazın tonlarından seçmiş olmaları muhtemeldir.

[467] Maide 5/114. İsa Peygamber, bu maide/sofra duasıyla insanların sahip olabildikleri bütün nimetlerin asıl sahibi olan Allah'tan kalpleri pekiştiren, sonsuz bir güvene erişti­ren maddi manevi rızıklar istemiştir. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 189-190.

[468] Kehf: 18/10. Ashab-ı Kehf olarak bilinen, dürüstlüğü ve erdemliliği şiar edinmiş bir grup muvahhid gencin "zalimlerle iş tutmaktansa mağarada yaşamayı seçen örnek tercihleri" bu ebedi hicret duasıyla eşsiz bir anlam bulmuş, bize ve tüm alemlere numune olmak üzere ilahi kelamda yerini almıştır. Onlar tevhidi bilincin ender numunelerinden biri ile anılmayı hak etmiş müminlerdir. Çünkü onlar "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir, biz asla O'ndan başkasına yalvarıp yakarmayacağız. Çünkü böyle bir şeyi yapmak çok çirkin şeyi dile getirmektir demişlerdir; bkz. Kehf: 18/14. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 190.

[469] İsra: 17/80. Peygamberimiz Muhammed (s)'in bu duası, gecenin derinliklerinde, teheccüd ve Kur'an kıraati için kıyam ettiğinde, güne diri bir ruh ve tevhidi bilinçle baş­laması için Yüce Allah tarafından öğretilmiştir. Duada öne çıkan en önemli öge, "Allah'ın yardımı olmadan hiçbir işi başaramayacağımız"dır. Her işe dua ile ve Allah'ın adı ile başlanması gerektiğine ilişkin vurgular taşıyan bu teheccüd dua­sı, bütün eylemlerimizde Rabbimizin rızasını asla hatırdan çıkarmamamız ge­rektiğini işlemektedir.

[470] Taha: 20/114. Peygamberimize ilminin arttırılması için, Rabbimizin tavsiye ettiği bu ilm duası tüm bilgi hazinelerinin esas itibariyle kaynağının Allah Teâlâ olduğu hakikatinin bir beyanıdır.

[471] Furkan: 25/30. Peygamberimiz, Kur'an'ı terk edenleri, onun hayatla ilgisini kesip koparanları, aleyhlerine yapacağı şahitlikle kıyamet günü bu şikâyet duasıyla Allah'a havale edecektir.

[472] Zuhruf: 43/88. Rasulullah görece başarısızlıklarını bu itiraf duasıyla Allah'a arz etmiştir. Yüce Rabbimiz de onu bir sonraki ayette "zamanı geldiğinde onlar hakikati anlaya­caklar" diyerek teselli ermiştir; Zuhruf: 43/89.

[473] Müminûn: 23/93-94. Peygamberimiz, şirk ve zulüm işledikleri, mümineleri kızgın kumlarda işkence­ye yatırdıkları için Mekke müşriklerinin sünnetullah yasaları gereğince bir ilahi helak emriyle karşı karşıya olduklarını düşünmüştür; işte bu ihtimale karşı be­raat ve helakten muhafaza duasıyla Allah'a sığınmıştır.

[474] Müminûn: 23/97-98. İnsanı doğru yoldan çıkarmak maksadıyla fısıldanan tüm şeytani dürtülerden Allah'a sığınmayı öğreten bir istiâze duası.

[475] Enbiya: 21/112. Kıyametin zamanı gibi gaybî konular sınırlı bir şekilde —Allah'ın bildirdiği kadarıyla— bilinebilir; bu yüzden insan idrakiyle bilinemeyecek olan alanlara ilişkin çabalar boşunadır. Bu dua ile, Peygamberimiz Muhammed (s)'e gayb ko­nusunda sınırı aşmaya kalkan haddini bilmezlere tahkim duasıyla cevap verme­si istenmiştir.

[476] Al-i İmran: 3/8. Ebedi hidayet duası.

[477] Al-i İmran: 3/9. Tenzih-tespih duası.

[478] Al-i İmran: 3/16. Cehennem azabından sığınılabilecek tek merci olan Allah'a sığınışı öğreten ebe­di azaptan muhafaza duası.

[479] Haşr: 59/10. Ensarın muhacire yaptığı bu evrensel İslami dayanışma ihtiva eden isar duası gelmiş geçmiş ve de gelecek tüm Müslüman kuşaklar için kıpır kıpır bir imânî duyarlılığın ideal ifadeleridir. Ensarın bu duaya da yansıyan kadirşinas — kardeşini kendisine tercih eden— fedakarca tutumunu öven bir ayet için bkz. Haşr: 59/9.

[480] Bakara: 2/285. Allah'a itaat ve O'ndan istiğfar duası.

[481] Bakara: 2/286. İnsanın gücünü itiraf ederek tevazua yönelmesi ve yapamadıklarından dolayı Allah'ı tespih edip O'ndan bağışlanma dilemesi. Takat ve istiğfar duası. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 190-194.

[482] Nisa: 4/75. Yeryüzünde zayıf bırakılmışların/mustazafların imdad duası. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 194.

[483] Al-i İmran: 3/191. Kainattaki hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını, varoluşun bir amaç ve gayesinin bulunduğunu ilan eden gayelilik ve azaptan muhafaza duası.

[484] Al-i İmran: 3/192. Allah'ı yücelten ifadelerle yüklü tespih duası.

[485] Al-i İmran: 3/193. İman ettikten sonra sahip olunan bu tükenmez hazineyi ancak kendimiz gibi müminlerle birlikte dayanışma içinde yaşayarak koruyabilir, yaygınlaştırabiliriz; ebrar ve istiğfar duası bu duyguların yakarış formunda Rabbimize takdim edil­mesi için güzel bir örnek olarak Kur'an'da anılmıştır.

[486] Al-i İmran: 3/194. Kalplerini imanın nurlarıyla süsleyen bütün müminlerin ortak dualarının ana temaları: İmanı itiraf, Allah'a tam teslimiyet, uhrevi hüzünden ebedî muafiyet dilekleriyle doludur; bu duada olduğu gibi: Ebedi hüzünden muafiyet duası.

[487] A'raf: 7/47. A'raf'ta cennete giriş izni bekleyen günahkar müminlerin, cehennemdeki zalim­lerle birlikte tutulmamak için Allah'a yapacağı ebedi beraat duası.

[488] Maide: 5/83-84. İlahi hakikatin bir kısmını tanıyan Hıristiyanlardan göz yaşlarına boğulacak kadar duyarlı ve Allah'a bağlı müminlerin şahitlik duası: İlahi hakikat karşısın­da inatçı kesilmeyip, doğru olana teslim olarak salihlerle dayanışma içinde ola­cağımıza dair Allah'a verebileceğimiz bir ahd'dir. İsa Peygamberin getirdiği ha­kikate gönülden teslim olan havarilerin şehadeti de böyle bir duyarlılığın ürü­nüdür; bkz. Al-i İmran: 3/53. Benzer bir ayet de İsra Suresi'nde geçmektedir: "De ki: Ona ister inanın ister inanmayın. Kendilerine önceden doğru bilgi ve kavrayış yeteneği verilmiş olan (Hıristiyanlar)a bu Kur'an okunduğu zaman onlar hemen secdeye kapanırlar; ve şöyle derler: 'Sınırsız kudretiyle ne yücedir Rabbimiz. İşte Rabbimizin va­adi apaçık gerçekleşti." İsra:17/107-108.

[489] Bakara: 2/201. Dünyadan tamamıyla kopmadan ahirete öncelik vermenin, her iki alemde de ihsan ile bütünleşme talebinin yakarış olarak beyan edildiği ihsan duası.

[490] Furkan: 25/74. Müminlerin nasıl bir aile ve nasıl bir gelecek tasarımı kurmaları gerektiğine ilişkin, göz nuru olacak yeni nesilleri irşad ederke, Allah'tan istenecek olan yardımlar için göğe doğru yükselen ihlasla süslenmiş mütevazı sözler yumağı: İmamet duası.

[491] Ahkaf: 46/15. Kendini, ailesini ve hayatını tek gerçek hakikat olan Yüce Allah ile anlamlandı­ran, kişiliğini ilahi vahyin rehberliğinde tekamüle erdirmiş her olgun müminin yapması gereken ebedi şükür duası.

[492] İsra: 17/24. Ahlakı ilahi vahiyle oluşmuş bir müminin kendi yanında ihtiyarlayan anne-babasına karşı nasıl davranması gerektiği bir dua formuyla Kur'an'da yer almış­tır. Bu tevafuki durum anne-babalara karşı davranış şekillerini belirleyecek ince bir ruha kavuşmak için iki vurgu öne çıkarılmıştır: Birincisi, bizi besleyip büyüt­tükleri için onlara duymamız gereken minnet hissi; ikincisi İse dua formunda dillendirilen anne-baba hakkının ilahi güvence altında oluşunu dillendiren şef­kat duası.

[493] Müminûn: 23/118. Allah'ın sonsuz rahmetine sığınmayı öğreten sonsuz rahmet ve istiğfar duası.

[494] Furkan: 25/65-66. Rahman'ın yeryüzünde tevazu ile dolaşan, gecelerini kıyamda rüku ve secde­lerde geçiren, seccadeleri göz yaşlarına boğulan kullarının Allah'a sonsuz bağlı­lıklarını ve gayba kuşkusuz iman edişlerini gösteren örnek bir dua örneği: Azaptan muhafaza duası. Bu duanın sahibi olan Rahman'ın has-salih kullarının özel­likleri için bkz. Furkan: 25/63-67.

[495] Duhan: 44/12. Duhan duası: Kıyamet sahnelerinde yaşanacak azaplardan biri olan duhandan/acı dumandan Allah'a sığınışı öğreten örnek bir yakarış. Ancak bu dua, acı duman azabını görmeden önce yapılmalıdır; kıyamet sahnesinde yapılmasının bir değe­ri yoktur. Çünkü "ümitsizlik anında yapılan dualar" sünnetullah gereğince geri çevrilecektir.

[496] Müminûn: 23/109. Ahirette kafirlerin yapacakları istiğfar kabul edilmeyecektir (Müminûn: 23/106-109). Rabbimiz onların ahirette yapacakları tövbeyi reddederken, dünyada iken müminlerin yaptıkları istiğfarı örnek gösterecektir; (Müminûn: 23/109). Bu yaka­rışı "İstiğfar ve rahmet duası" olarak isimlendirebiliriz.

[497] Tahrim: 66/8. Cennette müminler, günahlarından bağışlanma ve ebediyen sonsuz nimetler yurdunda kalmak için tamamıyla kendilerinin arındırılmasını isteyeceklerdir; bu ifadeleri istiğfar ve sonsuz nur duası olarak isimlendirmek mümkündür. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 194-198.

[498] Mümin: 40/7-9. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 198-199.

[499] İsra: 17/80. Peygamberimiz Muhammed (s)'in bu duası, gecenin derinliklerinde, teheccüd namazı ve Kur'an tilaveti için kıyam ettiğinde, güne diri bir ruh ve tevhidi bi­linçle başlaması için Yüce Allah tarafından öğretilmiştir. "Allah'ın yardımı ol­madan hiçbir işi başaramayacağımız" gerçeği, duada öne çıkan önemli öğedir. Yine her işe dua ile ve Allah'ın adı ile başlanması gerektiğine ilişkin vurgular ta­şıyan bu yakarış, bütün eylemlerimizde Rabbimizin rızasını esas almamız gerek­tiğine, "ister başarıyla sonuçlansın ister yenilgiyle, bir mümin olarak eylemleri­mizi gaybi yardımların bereketlendireceği hakikati"ne dair işaretler taşımakta­dır. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 201.

[500] Furkan: 25/74.

[501] Saffat: 37/100.

[502] Al-i İmran: 3/38.

[503] Enbiya: 21/89. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 202-203.

[504] Al-i İmran: 3/35.

[505] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 203.

[506] Fatiha: 1/1-4. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 203-204.

[507] Buhari, Teheccüd, 1; Mu'cem. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 204.

[508] İb­rahim: 14/39-40.

[509] Şuara: 26/169.

[510] İbra­him: 14/35-36. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 205-206.

[511] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 206.

[512] Nevevi, el-Ezkâr, s. 349'dan nkl, Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, 145. dua, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999, s. 118-119. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 206.

[513] Sebe: 34/39.

[514] Bakara: 2/126. Bu duada İbrahim (a) Yüce Allah'tan Mekke'nin içinde barındırdığı Mescid-i Haram'ı müminler için ebediyen 'güvenli bir bölge' kılmasını niyaz etmiş ve so­yundan gelecek salihler için güzel rızıklar talep etmiştir. Bu yakarışı öne çıkan iki konudan dolayı emniyet ve rızık duası olarak isimlendirebiliriz.

[515] Ebu Davud, Sünen, Salat, 135,141; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, cilt 1, s. 180, 185, cilt: 2, s. 318; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İs­tanbul, 1986.

[516] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, cilt 3, s. 108, 188; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986.

[517] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 206-208.

[518] A'raf: 7/31.

[519] Ebu Davud, Sünen, libas, 1; Tîrmizi, Sahih, Deavât, 55; İbn Mace, Sünen, Et’ımeh, 16; el-Mu'cemü'l-Müfehres li Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986.

[520] Bu duanın esin kaynağı için bkz. Nuh: 71/28.

[521] Bu duanın esin kaynağı için bkz. Bakara: 2/126.

[522] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 208-210.

[523] Furkan: 25/74. Rabbimiz müminlerin nasıl bir aile ve nasıl bir gelecek tasarımına sahip olmaları gerektiğini bir dua formunda öğretmektedir. Gözler aydınlığı, gönüller açan manevi mutluluklar bahşedecek yeni nesilleri irşad ederken Allah'a böyle bir yakarışla —İmamet Duası— ellerimizi açmalıyız.

[524] Bakara: 2/127-128.

[525] Bu hadis Nesai hariç bütün Sünenlerde geçmiştir. Bkz. Tirmizi, 1/316'dan nkl-Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999, 190. hadis, s. 143.

[526] "Allah'ın ayetlerinden biri de sizi cezbeden kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranız­da sevgi ve şefkati yerleştirmesidir: Bunda kuşkusuz düşünen insanlar için dersler var­dır." Rum: 30/21.

[527] İbrahim ve İsmail peygamberlerin birlikte yaptıkları bu dua; salih amellerimize bereket ihsan edecek yegane gücün Allah olduğunu açıkça ilan etmektedir; ayrı­ca gelecek nesillere yapılan hazırlıkların çoğaltılıp berkitilmesinin nihai güvence kaynağının sadece alemlerin yaratıcısı ve Rabbi olan Allah'a ait olduğu yakarış diliyle en güzel ifadelerini bulmuştur; Bakara: 2/127-129.

[528] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 210-212.

[529] Enbiya: 21/83.

[530] Tirmizi, 2/210'dan nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İs­tanbul, 1999, 148. hadis, s. 120.

[531] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 213.

[532] Buhari, 7/10’dan nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İstan­bul, 1999, 150. hadis, s. 121. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 213.

[533] Müminûn: 23/29. Nuh (a)'un maddi ve manevi bakımdan güvenli bir dünya hayatını yeniden inşa edeceği bir mekana konuşlanmak isterken Allah'a yaptığı mübarek menzil duası. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 213.

[534] Zuhruf: 43/14. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 214.

[535] Mümtehine: 60/4.

[536] Müslim, 2/998'den nkl, Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İs­tanbul, 1999, 96. hadis, s. 153. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 214-215.

[537] Al-i İmran: 3/53.

[538] Müslim, 4/2072'den nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'i-Müslim, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999, 257. hadis, s. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 215.

[539] Ankebût: 29/57-59.

[540] Haşr: 59/10.

[541] Mümin: 40/7-9. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 215-216.

[542] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/368'den nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999, 157. hadis, s. 126.

[543] Al-i İmran: 3/16.

[544] Al-i İmran: 3/193.

[545] Müminûn: 23/109.

[546] İbrahim: 14/41.

[547] Mümtehine: 60/5.

[548] Bakara: 2/155.

[549] Tahrim: 66/11.

[550] Bakara: 2/201.

[551] Selam melekleri/cennette müminlere "hoş geldin" diyecek olan karşılama, me­rasim taburu: Ra'd: 13/23; İbrahim: 14/23.

[552] Müjdeci melekler: Hud: 11/69-74; Meryem: 19/17-19; Fussilet: 41/30.

[553] İstiğfar melekleri: Mümin: 40/7-9; Şura: 42/5.

[554] Melekler bize göre elli bin yıllık mesafeye bir günde ulaşır: Mearic: 70/4; Selam melekleri için bkz. Kadir: 97/5.

[555] Buruc: 85/4-8.

[556] Yardım melekleri: Al-i İmran: 3/124-125; Maide: 5/56; Enfal: 8/9, 12, 19, 26, 43, 50 vd.

[557] Helak ile görevlendirilmiş melekler: Hûd: 11/81.

[558] Hicr: 15/35-41.

[559] Furkan: 25/65-66.

[560] Tahrim: 66/8.

[561] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 217-221.

[562] Nisa: 4/78.

[563] Mümtehine: 60/4-5. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 221-222.

[564] Musibet, insanın başına gelen her tür sıkıntıyı ifade etmektedir. Mesela zama­nını ve şeklini belirleme konusunda hiçbir yetkiye sahip olmadığımız ölüm bir musibettir; bkz. Bakara: 2/156. Musibetler karşısında takınmamız gereken tu­tum; "Allah'a tevekkül ederek O'na sığınmak" şeklinde olmalıdır. Musibetten söz eden ayetlere baktığımızda insanın başına gelen sıkıntıların iki sebeple gerçekleştiğini görmekteyiz: Birincisi, insanların kendi elleriyle yaptıkları suç­lara karşılık olarak gelen cezalardır. İkincisi ise ilahi imtihanın bir parçası olarak, ölüm gibi, cin ve insan şeytanlarının musallat edilmesi gibi irademiz dı­şında gerçekleşen musibetlerdir. Musibetler konusunda Rabbimizin öğrettiği bakış açısı şöyledir: Birincisi; Rabbimizle olan münasebetlerimizde özeleştiri yaparak, suçu kendimizde arayarak yeniden tevazu temelli bir ahlaki müna­sebet kurmanın yollarını aramaktır. İkincisi ise; bir imtihanla karşı karşıya ol­duğumuzu düşünerek O'na karşı isyan emareleri gösteren taşkınlıklardan ka­çınmaktır.

[565] Bakara: 2/156.

[566] Müslim, 2/632'den nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İs­tanbul, 1999, 154. hadis, s. 123.

[567] Nevevî, e!-Ezkâr'dan nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999, 162. hadis, s. 130. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 222-223.

[568] Fatiha: 1/5.

[569] Kehf: 18/10. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 223-224.

[570] Müminûn: 23/26, 39.                                                                                         

[571] Al-i İmran: 3/147.

[572] Ankebut: 29/30.

[573] Kasas: 28/21.

[574] Kasas: 28/24.

[575] Bu müminler Musa (a)'nın kavminden birkaç kişidir. Zaman, iman etmek için büyük bedellerin ödenmesi gereken bir zamandır. Bu nedenle inancını gizle­meden, korkmadan izhar eden Musa (a) ile bu yeni müminler arasında sonu "Allah'a tevekkül"le biten şu konuşma geçmiştir: "Musa: 'Eğer Allah'a inanı­yorsanız, eğer gerçekten O'na bağlanıp kendinizi bütün varlığınızla teslim etmişseniz, öyleyse artık O'na tevekkül edin' dedi. Bunun üzerine onlar: 'Biz Al­lah'a tevekkül etmişiz/güvenimizi O'na bağlamışız' dediler..." Yûnus: 10/84-85.

[576] Yunus: 10/85-86.

[577] Bakara: 2/285-286.

[578] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 224-228.

[579] Nisa: 4/75.

[580] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 228.

[581] Fe­tih: 48/8-9.

[582] Yüce Allah yeryüzünün nihai mirasçılarının takva ehli müminler olacağı sözünü vermiştir: "Bilin ki bütün bir yeryüzü Allah'a aittir. Onu kullarından kimi dilerse ona miras bırakır ve gelecek Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan takva sahiplerinindir." A'raf: 7/128.

[583] Baka­ra: 2/154-156.

[584] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 228-230.

[585] Denge, vasat bir ümmet olarak insanlığa şahit olması gereken İslam ümmetinin daima göz önünde bulundurması gereken bir ilkedir. Yüce Rabbimizin İslam ümmetinin önüne koyduğu bir ufuk olan bu ilke, hayatımızın her yanına dam­gasını vurmalıdır.

[586] Ba­kara: 2/143.

[587] Dünyadan tamamıyla kopmadan ahirete öncelik vermenin —her iki alemde de ihsan ile bütünleşme talebinin— yakarış olarak beyan edilmesi; Bakara: 2/201.

[588] Kafir bir toplumda müminlerin ilkleri-öncüleri olan erdemli insanlarla birlikte İbrahim Peygamberin Allah'a inayet için yakarışları; Mümtehine: 60/4-5.

[589] Haşr: 59/10.

[590] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 230-234.

[591] Rabbimize hamd etmenin ideal örnekleri için bkz. Araf: 7/42; Fatır: 35/34-35.

[592] Namazlarımızın sonunda her gün defalarca okuduğumuz Rabbena Duaları'nın ilki, Bakara Suresi 201. ayette geçmekte olup birçok muteber hadis kaynağında Peygamberimizin yakarışlarının ilk sıralarında yer almaktadır. Dünyaya ahiretten daha çok ehemmiyet veren müşrikler, bir önceki ayette (200. ayette) ye­rilmekte ve müminlerin ahirete öncelik verdiklerini belirten bu samimi dua şekli Rabbimiz tarafından övülmektedir. Ayrıca Bakara Suresi 200-201. ayetlerden öğ­rendiğimize göre bu dua, özellikle hacc, namaz gibi ibadetlerimizin bitiminde ve ha­yatın her anında yapılmaya devam edilmelidir. Bu Rabbena Duası'na şu hadis kaynaklarında yer verilmektedir: Buharı, Kitabu'd Davet, c. VII, s. 163; Müslim, Kitabu'z Zikr,c. III, 2069.

[593] Bakara: 2/286.

[594] Bkz. Ahkaf: 46/15.

[595] İbrahim: 14/35-41.

[596] Şuara: 26/169. Lût Peygamberin tüm toplumu etkisi altına almış ahlaki çöküşten uzak durabil­mek, onlardan bulaşabilecek manevi kirlerden kurtuluş için necat duası ile Allah'a sığınışı.

[597] Enbiya: 21/89.

[598] Bu duanın ilham kaynağı olan ayet için bkz. Bakara: 2/129.

[599] Ashab-ı Kehf'in bu duası için bkz. Kehf: 18/10.

[600] İmran'ın eşi Meryem (a)'in annesinin bu adayış duası için bkz. Al-i İmran: 3/35-36.

[601] Şuara: 26/83-84.

[602] Peygamberimizden rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Evlerinizi (namazsız bırakarak) mezarlıklar kılmayınız." Bkz.: Ebu Davud, Sünen, Menasik, 96; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, cilt 2, s. 367.

[603] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 234-241.

[604] Ahkaf: 46/15.

[605] Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 241-242.

[606] A'raf: 7/126. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 242.

[607] Bakara: 2/250. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 242.

[608] Tüm İslam dünyasında bilindiği halde, meşhur hadis kitaplarında —dokuz ha­dis kitabında— yer almamaktadır. Meşhur sahihlerde ve sünenlerde yer alan Kunut duaları da vardır. Ancak yaşadığımız coğrafyada meşhur sünenlerde ve sahihlerdeki Kunut duaları bilinmemektedir. Eğer muhtevasının Peygamberimi­ze nispeti, Kur'an'la bir çelişki arz etseydi, bu meşhur rivayeti terk ederdik. An­cak yaşadığımız coğrafyada Kunut duaları olarak ezberlenen sözlerin içeriği Kur'an'ın genel mesajıyla çelişmemektedir.

[609] Sünenü'l-Kübra, 2/211'den nkl., Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayın­ları, İstanbul, 1999, 118. hadis, s. 103-104. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 243.

[610] İbn-i Hişam, Siret, cilt II, s. 48.'den nkl. Derveze İzzet, Kur'an'a Göre Hz. Muhammed'in Hayatı, Ekin Yayınları, İstanbul, 1998, s. 313. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 244.

[611] Müminûn: 23/93-94. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 244-245.

[612] Buhari, Sahih, 1/52'den nkl. Saîd el-Kahtâni, Hısnu'l-Müslim, Guraba Yayınları, İstanbul, 1999, 25. hadis, s. 30.

[613] Peygamberimizden gelen hadislerle ayetler arasında vesilenin tarifi bakımından benzerlikler bulunmaktadır. Ayetlerle hadislerin ortak tanımının, vesilenin "Al­lah'ın yakınlığını kazanarak ulaşılabilecek en yüksek manevi makama erişmek" şeklinde olduğunu görüyoruz. Konuyla ilgili hadisler için bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, cilt 2, s. 265, cilt 3, s. 83. Ve ayetlerle karşılaştırınız; vesile kav­ramı sadece iki ayette geçmekte ve "Allah'ın yakınlığını kazanmaya çalışmak" anlamındadır; bkz. Maide: 5/35; İsra: 17/57. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 245.

[614] Ahmed b. Hanbel, Müsned, cilt 2, s. 3, 41, 43, 47, 48, 53, 131; el-Mu'cemü'l-Müfehres Li elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebeviyyi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1986. Fevzi Zülaloğlu, Kur’an’da Dua ve Rasullerin Dua Örnekleri, Ekin Yayınları, İstanbul, 2005: 246.