ANA SAYFA             SURELER    KONULAR

 

FATİHA SURESİ

 

3. BÖLÜM: AMİN DEMEK

 

Bu bölüme dair açıklamalarımızı sekiz başlık halinde sunacağız:

 

1- ."Amin" Deme Şekli:

2- ''Amin'' Deme Zamanı:

3- ''Amin"in Fazileti:

4- ''Amin"in Anlamı:

5- "Amin "i Söyleyiş Şekli:

6- İmam'ın "Amin'' Demesi:

7- "Amin"i içten Söylemek:

8- Bizden Öncekiler ve ''Amin''

 

1- ."Amin" Deme Şekli:

 

Kur'an okuyan bir kimsenin Fatiha süresini okuduktan sonra -Kur'an olanın Kur'an olmayandan ayırd edilebilmesi için- (veleddallin) kelimesinin "nun "harfi üzerinde sekte yaptıktan sonra "amin" demesi sünnettir.

 

 

2- ''Amin'' Deme Zamanı:

 

Ana kitaplarda (temel hadis kaynaklarında) Ebu Hureyre'den Resulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: "İmam amin dediğinde siz de amin deyiniz. Çünkü her kimin amin demesi meleklerin amin demesine rastlar ise geçmiş günahları affolunur."

 

Bizim ilim adamlarımız (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun) derler ki: Geçmiş günahların bağışlanması, bu hadis-i şerifin ihtiva ettiği şu dört şeyin gerçekleşmesine bağlıdır.

1) İmamın amin demesi

2) İmamın arkasında namaz kılanların amin demesi

3) Meleklerin amin demesi

4) Cematin amin demesinin meleklerin amin demesine denk düşmesi. Bu denk düşme ile ilgili; duanın kabul edilmesi hakkındadır, denildiği gibi, zaman hakkındadır, duanın -nitelik bakımından- ihlasla yapılması hakkındadır da denilmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Duanızın kabul edileceğini bilerek Allah'a dua ediniz. Ve bilin ki Allah gafil ve başka şeylerle oyalanan bir kalbin duasını kabul etmez."

 

 

3- ''Amin"in Fazileti:

 

Ebu Davud, Ebu Musabbih el-Makrai'nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ashab-ı kiramdan olan Ebu Züheyr en-Numeyri'nin yanında otururduk. Çok güzel bir şekilde konuşur idi. Bizden herhangi bir kimse bir duada bulundu mu: Onu amin sözü ile bitir, derdi. Çünkü amin bir sahifenin üzerindeki mühür gibidir. Ebu Züheyr dedi ki: Bunun neden böyle olduğunu size bildireyim mi? Bir gece Resulullah (s.a.v.) ile birlikte çıkmıştım. Israrla dua eden birisinin yanından geçtik. Peygamber (s.a.v.) onun duasını işi te cek bir şekilde durdu. Sonra Peygamber (s.a.v.): "Eğer mühürlerse duası kabul olunur" dedi. Orada bulunanlardan birisi: Ne ile mühürleyecek ey Allah'ın Peygamberi? diye sordu. Hz. Peygamber: "Amin ile" dedi. "Çünkü o amin ile duasını bitirirse (kabulünü) gerektirmiş olur." Peygamber (s.a.v.)'e bu soruyu soran adam dua eden adamın yanına gitti ve ona: Ey filan, duanı mühürle (amin diyerek bitir) ve (kabul olunacağına dair) müjde olsun, dedi.

 

İbn Abdi'l-Berr der ki: Ebu Züheyr en-Numeyri'nin asıl adı Yahya b. Nufeyr'dir. Peygamber (s.a.v.)'dan: "Çekirgeleri öldürmeyiniz. Çünkü çekirgeler Allah'ın en büyük ordusudur"  hadisini rivayet etmektedir. (Heysemi, Mecmauz-Zevaid, 4, 39)

 

Vehb b. Munebbih de der ki: Amin dört harftir. Allah her bir harften: "Allah'ım, amin diyen herkes için mağfiret buyur" diyen bir melek yaratır.

 

Haberde şöyle denilmiştir: "Cebrail bana Fatihatu'l-Kitab'ı bitirdiğim vakit amin demeyi telkin etti ve: Bu mektubun üzerindeki mühür gibidir, dedi." Bir diğer hadiste şöyle denilmiştir: "Amin alemlerin Rabbinin mührüdür."(İbn Esir en-Nihaye)

 

el-Herevi der ki: Ebu Bekir dedi ki: Bu, Allah'ın kulları üzerindeki mührüdür, demektir. Çünkü Yüce Allah onun vasıtası ile onların üzerinden afet ve musibetleri bertaraf eder. Tıpkı himaye eden ve bozulup içindekinin dışarıya çıkmasına engel olan mektup üzerindeki mühür gibidir. Diğer bir hadiste de şöyle denilmiştir: "Amin cennette bir derecedir." Ebu Bekr der ki: Bunun anlamı şudur: Amin öyle bir kelimedir ki bunu söyleyen bu vesileyle cennette bir derece kazanır.

 

 

4- ''Amin"in Anlamı:

 

İlim ehlinin çoğuna göre "amin" kelimeSi, dua anlamında kullanılan bir kelime olarak "Allah'ım duamızı kabul buyur" demektir. Bazıları da: "Amin" Yüce Allah'ın isimlerinden birisidir, demiştir. Ca'fer b. Muhammed Mücahid ve Hilal b. Yisaf'tan rivayet edildiği gibi İbn Abbas da bunu Peygamber (s.a.v.)'dan rivayet etmekle birlikte bu sahih bir rivayet değildir. Bunu İbnu'l-Arabi söylemiştir.

 

"Amin"in anlamının: Böyle olsun demek olduğu da ileri sürülmüştür.

Bunu da el-Cevheri'nin görüşüdür. el-Kelbi'nin, Ebu Salih'ten, onun İbn Abbas'tan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.)'e: Amin ne demektir? diye sordum, o: "Rabbim yap" demektir, dedi. Mukatil der ki: Bu dua için bir güç ve bereketin indirilmesine bir sebeptir. Tirmizi der ki: Aminin anlamı, "sen bizim umutlarımızı boş çıkarma"dır.

 

 

5- "Amin "i Söyleyiş Şekli:

 

"Amin" kelimesi iki şekilde söylenir. Birincisi Yasin gibi "fail" vezninde med ile ("Amin" şeklinde), ikincisi ise "yemin" vezninde kasır ile ("emin" şeklinde) söylenir. Medli söyleyişini şair şu beyitinde kullanmıştır: "Rabbim, ebediyyen onun sevgisini benden alma Amin diyen bir kula Allah rahmet buyursun." Bir başkası da şöyle demiştir: "Amin amin diyorum, razı olmam, bir tanesine Ta ki ikibin amin diyene kadar."

 

Bir başka şair de kasr ile şöyle kullanmıştır: "Ondan istekte bulununca Futhul benden uzaklaştı Allah aramızdaki uzaklığı artırsın, emin."

 

Mim'in şeddeli okunması hatadır. Bunu el-Cevheri söylemiştir.

 

el-Hasen ve Ca'fer es-Sadık'dan şeddeli okunduğuna dair rivayet de gelmiştir. el-Hüseyn b. el-Fadl'ın görüşü de budur. O vakit bu kelime kasdetmek için kullanılan (...) den türemiş olur. Bizler sana yönelmeyi kastediyoruz, demektir. Yüce Allah'ın: "Beyt-i haramı kast ederek gelenlere de saygısızlık etmeyin" (el-Maide, 2) buyruğu da bu kökten gelir. Bunu Ebu Nasr b. Abdurrahim b. Abdülkerim el-Kuşeyri nakletmektedir. el-Cevheri der ki: Amin kelimesi iki sakin harfin birarada gelmesi dolayısıyla (...) kelimeleri gibi feth üzere mebnidir. "Amin dedi" ve "amin demek" anlamında: (...) filan kişi amin dedi" denilir.

 

 

6- İmam'ın "Amin'' Demesi:

 

İmam amin'i söyler mi ve açıktan söyler mi konusunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Şafii ve Medinelilerin rivayetine göre, Malik bu görüştedir. Kufeliler ve kimi Medineliler de: İmam amin'i açıktan söylemez, demişlerdir. Taberi'nin görüşü de budur. Bizim ilim adamlarımızdan İbn Habib'in de görüşü budur. İbn Bukeyr de: İmam muhayyerdir, demiştir. İbnu'l-Kasım'ım İmam Malik'ten rivayetine göre: İmam amin demez. Onun arkasındakiler yani ona uyanlar amin, der demektedir. Bu İbnu'l-Kasım'ın ve İmam Malik'in mezhebine mensup Mısırlıların görüşüdür. Bunların delilleri ise

 

Ebu Musa el-Eş'ari'nin rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: Resulullah (s.a.v.) bize hutbe irad etti. Bize sünnetlerimizi açıkladı, nasıl namaz kılacağımızı öğretti ve şöyle dedi: "Namaz kıldığınız vakit saflarınızı doğru tutunuz. Daha sonra sizden herHangi bir kimse imam olsun. İmam: Allahu ekber dediği vakit siz de tekbir getiriniz. "Ğyril mağdubi aleyhim veleddallin (= Gazaba uğramış olanların ve sapıtanlarınkine değil)" dediğinde siz de "amin" deyiniz. Allah sizin duanızı kabul buyurur." dedikten sonra hadisin geri kalan kısmını da zikretti. Bunu Müslim rivayet etmiştir.

 

Sumeyy'in Ebu Hureyre'den rivayet ettiği hadis de bunun gibidir. Bunu da İmam Malik rivayet etmiştir.

 

Sahih olan ise birincisidir. (yani imam "amın"i açıktan söyler) Vail b. Hucr'un rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: Çünkü Resulullah (s.a.v.) "ve leddallin"i okuduğunda: Amin der ve sesini yükseltirdi. Bunu Ebu Davud ve Darakutni rivayet etmiştir. Darakutni şunu da eklemiştir: Ebu Bekr der ki: Bu, Kufe halkının yalnız başlarına rivayet ettikleri bir sünnettir. Bu hadis ve bundan sonraki hadis sahihtir. (Darakutni, 1, 334)

 

"Buharı de: İmamın amin lafzını açıktan söylemesi" diye bir başlık açmıştır. 

 

Ata der ki: "Amin" bir duadır. İbn ez-Zübeyr ve onun arkasından namaz kılanlar öyle bir amin dediler ki mescidde bir ses kalabalığı işitildi. Tirmizı der ki: Peygamber (s.a.v.)'ın ashabından ve onlardan sonrakilerden ilim ehlinden birçok kişi bu görüştedir. Bunlar kişinin amini yüksek sesle söyleyeceğini ve gizlemeyeceğini kabul ederler. Şafii, Ahmed ve İshak da bu görüştedir.

 

Muvatta'da ve Buharı ile Müslim'de İbn Şihab'ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Resulullah (s.a.v.) "amin" derdi.

 

İbn Mace'nin Sünen'inde Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmektedir: İnsanlar "amin" demeyi terketti. Resulullah (s.a.v.) ise "Gazaba uğramış olanların ve sapıtanlarınkine değil" dediğinde "amin" derdi. Onun amin deyişini birinci saftakiler işitir ve bu ses ile mescid dolardı."

 

Az önce kaydettiğimiz Ebu Musa ile Sumeyy yoluyla gelen iki hadis ise "amin" lafzının söyleneceği yeri göstermektedir. Bu da imamın "veleddallin" demesi sırasında olur. Böylelikle imam ile cemaatin amin deyişleri birlikte olur ve cemaat ondan önce amin demiş olmaz. Buna sebep ise az önce belirttiğimiz hususlardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Diğer taraftan Peygamber efendimiz de: "İmam amin dediği takdirde siz de akabinde amin deyiniz" diye buyurmuştur.

 

İbn Nafi' de "Kitabu ibn el-Uaris"de şöyle demektedir: İmama uyan bir kimse imamın "veleddallin" dediğini işitmedikçe bu sözü (amin'i) söylemez. Eğer uzak olup da onun amin dediğini işitmiyor ise demez. İbn Abdus der ki: O takdirde oKuma miktarını kendisine göre tesbit etmeye çalışır ve bitirdiğine kanaat getirdiği yerde "amin" der.

 

 

7- "Amin"i içten Söylemek:

 

Ebu Hanifenin mezhebine mensup olanlar derler ki: Amin'i içten söylemek açıktan söylemekten daha iyidir. Çünkü amin bir duadır. Yüce Allah da şöyle buyurmuştur: "Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin." (el-A'raf, 55) Buna delil ise, Yüce Allah'ın: "ikinizin de duası kabul olundu" (Yunus, 89) buyruğunun tevili ile ilgili olarak gelen rivayettir. Burada denildiğine göre Hz. Musa dua ediyor, Hz. Harun da amin diyordu. O bakımdan Yüce Allah her ikisine de: Dua edenler adını vermiştir.

 

Buna cevap: Duanın gizlenmesinin daha faziletli oluşu riyakarlığın sözkonusu olması dolayısıyladır. Cemaat namazı ile ilgili hususlara gelince bu cemaate katılmak zaten İslam'ın açık bir şiarını açıktan yerine getirmektir. Ve kulların açıktan yapması mendup olan bir hakkı izhar etmeleridir. İmamın duayı ve sonunda amin demeyi kapsayan Fatiha'yı açıktan okuması teşvik edilmiştir. Buna göre duanın açıktan yapılması sünnettir. Sünnet olan dualardan ise bu duaya amin demek de ona tabidir ve onun gibidir. Bu da açıkça bilinen bir husustur.

 

 

8- Bizden Öncekiler ve ''Amin''

 

"Amin" kelimesi bizden önce yalnızca Musa ve Harun (ikisine de selam olsun)'a verilmiş ve öğretilmiştir. Tirmizı el-Hakim "Nevadirut-Usul'' adlı eserinde şunu zikretmektedir: Bize Abdu'l-Varis b. Abdüssamed anlattı, dedi ki: Bize babam anlattı. Dedi ki: Bize Hişam b. Hassan'ın mescidinin müezzini olan Rezin anlattı, dedi ki: Bize Enes b. Malik anlattı dedi ki: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şanı Yüce Allah benim ümmetime kendilerinden önce kimseye verilmemiş üç şeyi verdi. Selam. Bu cennet ehlinin kendi aralarındaki selamlaşmalarıdır. Meleklerin saf saf dizilmesi (gibi namazda dizilmek) ve amin demek. Musa ile Harun'un söyledikleri dışında("amin" öncekilerden kimseye verilmemiştir.) Ebu Abdullah der ki: Bunun anlamı şudur. Musa Fir'avn'a beddua etmiş Harun da amin demiş idi. Şanı Yüce Rabbimiz de Kitab-ı Kerim'inde Hz. Musa'nın duasını bize zikrettiğinde: "Sizin duanız kabul olundu" (Yunus, 89) dediğini bize bildirmekte ve Harun'un söylediğini zikretmemektedir. Hz. Musa: Rabbimiz, diye dua etti. Harun (a.s) da "amin" diyordu. Bu şekilde ona da dua eden kişi adını vermiştir. Çünkü onun amin demesini de onun dua etmesi olarak değerlendirmiştir.

 

Şöyle de denilmiş bulunuyor: Amin bu ümmete hastır. Çünkü Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Yahudilerin selam ve amin demekten dolayı sizi kıskandıkları kadar hiçbir şeyden dolayı kıskanmamışlardır." Bunu İbn Mace Hammad b. Seleme'den, o Süheyl b. Ebu Salih'ten, o babasından, o Aişe (r.anha)dan rivayetle Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki .. senediyle rivayet etmiştir. Yine İbn Mace İbn Abbas'tan Peygamber (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Yahudiler sizleri amin dediğiniz için kıskandığı kadar hiçbir şeyden dolayı kıskanmamıştır. O bakımdan çokça amin deyiniz." (2)

 

Bizim ilim adamlarımız -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- derler ki: Kitap ehlinin bizleri kıskanma sebepleri şudur: Çünkü bunun (Fatiha Suresi'nin) başı Allah'a hamdetmek, O'na senada bulunmaktır. Daha sonra O'na itaat etmek, O'na yönelmektir. Arkasından bizi dosdoğru yola iletmesi için bir duadır. Sonra da amin demekle birlikte onlara beddua ediyoruz.

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN

 

4. BÖLÜM: FATİHA SURESİ'NİN ANLAMLARI, KIRAATLER, İ'RAB VE HAMDEDENLERİN FAZİLETİ

 

 

 

ANA SAYFA             SURELER    KONULAR